Basbakan Ahmet Davutoglu’nun Erzincan Havalimani’nda basina yaptigi açiklamanin tam metni
Erzincan’ın 98. Kurtuluş Yıl Dönümü vesilesiyle can Erzincan’ımızı ziyaret ettik. Erzincan birçok açılardan çok sembolik bir şehrimizdir, hem tarihi mirasımız itibarıyla, hem de son dönemlerde, özellikle 1 Kasım’da 2 milletvekilinin ikisini de AK Parti’ye vermiş olması dolayısıyla teşekkürü her açıdan hak eden ve teşekkür ziyaretlerimizin en öncesine almak istediğimiz bir ildi.
Biliyorsunuz dün aslında Kahramanmaraş’a da gidecektim, Kahramanmaraş’ta da bir teşekkür ziyaretinde bulunup 12 Şubat Kahramanmaraş’ın kurtuluşuna katılacaktım. Ama maalesef mümkün olmadı, 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün kayınpederinin vefatı dolayısıyla oraya katılamadım.
Buradan da Kahramanmaraşlı vatandaşlarımızın Kurtuluş Gününü de kutluyorum.
Bugün sabah kurtuluş merasimlerinden sonra İl Danışma Meclisimizi yaptık. Ayrıca yine takip ettiğiniz gibi son dönemde merhametin sembolü haline gelmiş olan ülkemiz son zamanlarda, geçtiğimiz haftalar içinde Ahıska Türklerini de ağırladı bağrında, Ahıska Türklerini de ağırladığımız Üzümlü ilçemizde ziyaret ettim. Zaten Doğu ve Güneydoğu’da yaptığım her ziyarete mutlaka bir ilçeyi katacağımı da Mardin ziyaretimde ifade etmiştim.
Dolayısıyla, hem 1 Kasım seçimleri vesilesiyle teşekkür, hem Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da her hafta yapmaya söz verdiğim ziyaretleri tekmil etmek amacıyla bugün Erzincanlı kardeşlerimizle buluştuk.
Ayrıca, Güneydoğu’da sürmekte olan operasyonlar bağlamında şehit verdiğimiz 3 kahraman şehidimizin ailelerini ziyaret ettim. Yine bir cemevini de ziyaret ettim Erzincan’da da, orada da Erzincanlı Alevi vatandaşlarımızla birlikte olduk, inşallah biraz sonra da Ankara’ya döneceğiz.
Soru- Sayın Başbakan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin kuzeyinde Azez bölgesinde PYD noktalarını vurduğu yönünde iddialar var. Bu konuda bir değerlendirmeniz olacak mı efendim?
Davutoğlu- Evet, bugün gün boyu Genelkurmay Başkanımızla da iki kez görüştüm, zaten haftalık görüşmemizde de kendisiyle Suriye sınırındaki gelişmeleri yakından birlikte ele almıştık, hatırlayacaksınız Pazartesi günü de Bakanlar Kurulu’nda bu konuda değerlendirmeler yapmıştık.
Değerli arkadaşlar, Suriye bağlamındaki gelişmeler hem büyük bir insanlık trajedisine yol açıyor, hem de ulusal güvenliğimizi doğrudan tehdit edecek hale dönüşmüş durumda. Özellikle Rusya’nın yabancı bir güç olarak neredeyse fiili işgal gücü olarak Suriye’nin bütün şehirlerini ve DEAŞ dışında kalan bütün muhalif grupları bombalamasından, Bayırbucak’ta Türkmenlere, Halep’te Kürtlere, Araplara, Türkmenlere ve Mare-Cerablus hattında neredeyse DEAŞ’e yardım edecek şekilde muhalif unsurlara yönelik yaptığı hava operasyonları çerçevesinde maalesef geçtiğimiz hafta Türkiye’yle Halep arasındaki insani yardım koridoru kapatıldı. Halep şu anda aynen dün kurtardığımız Kahramanmaraş ve bugün Erzincan’da olduğu gibi fiili bir kuşatma ve işgal tehdidi altındadır. Oraya ulaşma koridorları kapandıkça binlerce, on binlerce Suriyeli kardeşimiz Türkiye’ye doğru tam bir mülteci, yani canlarını kurtarmak için bir mülteci akınına dönüşen bir hareketlilik içinde.
Zaten PYD’yi kullanan güçlerin, piyon olarak kullanan güçlerin ifade edeyim, hedefleri de, çok yoğun bir mülteci akınına sebebiyet vermek, kuzey Suriye’de etnik demografiyi değiştirmek, yapıyı değiştirecek şekilde binlerce, yüz binlerce insanın oradan sürülmesini sağlamak, Halep’in kompozisyonunu değiştirmek ve Halep’te sadece rejim güçlerinin ve bu güçlerin piyonu olan örgütlerin olduğu bir yapı oluşturmak. Artık bunun şek ve şüphe götürür tarafı kalmamıştır. Bu sebeple sınırımızdaki bütün gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Bundan birkaç gün önce Halep-Türkiye koridorunun kesilmesi yanında, 2 gün önce gece Azez’e dönük olarak, yani Türkiye’nin çok yakınında, sınıra çok yakın olan ve yüz bin kişinin yaşadığı Azez’e dönük olarak da hem Rus hava kuvvetleri bombardımana geçtiler, hem de Afrin’den hareket eden PYD, YPG güçleri de Azez’e dönük bir saldırı başlattılar ve bildiğiniz gibi Minnak Havaalanı’nı, kullanılmayan eski bir havaalanını da ele geçirdiler. Dün ve bugün aynı işbirlikçi güçler, Suriye rejiminin uzantısı olan bu terör örgütü, Rusya’nın sivil halkı bombalamasıyla işbirliği yapan bu terör örgütü Azez’e dönük bir saldırıda bulundu. Bizim bu konulardaki tutumumuz açıktır.
Ayrıca bu saldırılar esnasında da sınırlarımıza da yönelik tacizler oldu, yani angajman kurallarını işletmemiz gereken bir durum ortaya çıktı. Ve daha önce aldığımız kararlar mucibince, gerek Türkiye’ye dönük mülteci akınına izin vermemek ve mültecilerin güvenli bir şekilde bulundukları yerde kalmalarını temin etmek, gerekse açık bir şekilde PKK uzantısı olan bu güçlerin Suriye’de kendi alanlarını oluşturma çabalarının oluşturduğu tehdit karşısında, evet, bugün angajman kuralları çerçevesinde Azez ve civarındaki tehdit oluşturan güçlere karşı mukabelede bulunulmuştur. Bir kez daha ifade ediyorum, bu angajman kuralları çerçevesinde atılan bir adımdır. Bütün taraflar çok net bir şekilde Türkiye sınırına düşen tek bir havan mermisinin dahi misliyle mukabele göreceğini söyledik.
Yine herkese mülteci akınlarına yol açacak şekilde, insani trajediye yol açacak şekilde saldırıda bulunulmaması yönünde uyarıda da bulunduk. Sayın Merkel buraya geldiğinde Türkiye ve Almanya’nın ortak görüşü olarak, Hollanda’da da Avrupa Birliği Dönem Başkanıyla konuştuğumuzda bu yapılan saldırıların, son dönemde Halep’e yönelik saldırıların hedefinde Türkiye’nin olduğu, Türkiye üzerinden de Avrupa’nın olduğu konusunda da müttefikiz. Bu yolla yüz binlerce daha insanın evinden, yurdundan edilmesi için hava bombardımanı yapanlara dur diyemeyen uluslararası toplum, bugün Suriye’de maalesef bu suçun ortağı durumuna düşmüşlerdir.
Türkiye, bir kez daha ifade ediyorum, kendi sınırlarını korumak için, sınırları üzerinde Türkiye’ye doğru yönelen mülteci akınlarında mültecileri korumak için ve Suriye’nin tek umudu halinde bulunan ve terör örgütleriyle de, rejimle de hiçbir şekilde işbirliği yapmamış olan ılımlı muhalif unsurların varlıklarının muhafaza edilmesi ve etnik bir kıyım yapılmaması için alınması gereken tedbirleri almaya kararlıdır.
Biraz önce de bu çerçevedeki gelişmeler bağlamında Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Sayın Joe Biden görüşme talebinde bulundu, içeride kendisiyle de bir görüşme yaptık ve kendisine de bu hususları açık bir şekilde ifade ettim. Kendisinin İstanbul ziyareti esnasında mutabık kaldığımız hususları da hatırlatarak, Türkiye için YPG ve PYD, PKK’nın uzantısı olmak itibarıyla bize dönük açık ve net bir tehdittir, buna karşı her türlü tedbiri alırız; bir.
İki; Halep’ten yönelen mülteci hareketlerini zorlayacak şekilde rejimin bazı yabancı milislerin ve YPG unsurlarının yapacağı her hamle karşısında da gerekli tedbirleri alırız ve Türkiye’nin sınır boylarında DEAŞ’ın da, rejimin de, YPG unsurlarının da olmadığı, Türkiye’nin güvenliğin sağlandığı bir ortamın temin edilmesi için de her türlü tedbiri alırız, bunları da kendilerine ifade ettim.
Türkiye’nin tutumu ilkesel bir tutumdur. 2 milyon 600 bin kardeşimizi ağırlıyoruz, daha fazlası gelirse bağrımız açık ama, birilerinin sırf Türkiye’yi ve Avrupa’yı rahatsız etmek için böylesine bir mülteci göçüne sebebiyet vermek adına binlerce, on binlerce insanı hava bombardımanına tabi tutması karşısında artık uluslararası toplumun bir ses vermesi gerektiğini düşünüyoruz.
Soru- Bu saldırıların uluslararası medyada sadece Kürtlere yönelik olduğuna ilişkin bir algı olduğu haberleri geldi, geliyor. Siz bu konuda ne diyeceksiniz?
Davutoğlu- Şimdi böyle bir algı operasyonu yapan çevreler var. Bakınız çok açık bir soru sormak lazım bunlara, DEAŞ Kobani’ye saldırdığında 197 bin Kürt nereye sığındı? Türkiye’ye sığındı. İdlibli Araplar da, Bayırbucaklı Türkmenler de, Kobanili Kürtler de, Halep’ten kaçan Araplar, Kürtler, Türkmenler de, hepsi Türkiye’ye sığındılar. Kürtler izim asli vatandaşlarımızdır; bir, bu bilinmesi lazım.
Sınır ötesindeki Kürtler aynen Türkmenler ve Araplar gibi tarihdaşımızdır, kültürdaşımızdır, bunun da bilinmesi lazım.
Nitekim, DEAŞ Erbil kapısına dayandığında, yani oradaki Kürt kardeşlerimizin oluşturduğu Bölgesel Yönetimin kapısına dayandığında da ilk yardıma koşan Türkiye’ydi. Saddam Kürtlere dönük kitle imha silahı kullandığında da o dönemde de ilk yardıma koşan Türkiye’ydi. Bizim politikamızda hiçbir zaman etnik ve mezhep merkezli bir tavır olmamıştır.
YPG bir Kürt örgüt değildir, PKK ve YPG bir terör örgütüdür, bunun herkes tarafından bilinmesi lazım. Ama Kürt halkın meşru temsilcileri söz konusu olduğunda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde olduğu gibi biz onların korumasını da üstümüze alırız, onların da hamisi olur onlara da yardımcı oluruz. Hiçbir şekilde, daha ben geçen hafta Mardin’deydim, ben nasıl Mardin’deki bir Arap, bir Kürt kardeşimi Erzincan’daki bir Sünni Türk ya da bir Alevi Türk kardeşimden ayırt ederim? Türkiye’de nasıl bütün bu etnik gruplar hepsi bizim öz ve asli vatandaşlarımızsa, yurt dışındaki onların akrabaları da bizim tarihdaşlarımızdır. Ama bu meseleye bir Türk-Kürt çatışmasına dönüştürmek isteyen çevreler, bazı uluslararası basın da buna çanak tutuyor, çünkü kolaycı bir tutum. Türk-Kürt çatışması diye tanımlayacaksınız, Ortadoğu’da bir kardeş kavgasına daha zemin hazırlayacaksınız. Bu tür Türkiye’yi rahatsız eden tutumlara yönelmediği zaman biz Suriye’de herhangi bir karşı tavır belirlemedik. PYD muhalefetle birlikte olmak istediğini ifade ettiğinde yardımcı da olmaya çalıştık rejimden onları uzaklaştırmak için.
Ama şu anda YPG ve PYD herkesin bilmesi lazım ki PKK’yla, yani Kandil’le irtibatlı bir terör örgütüdür; bir.
Suriye rejiminin kuklasıdır ve Suriye rejimi adına katliamlar yapan bir örgüttür; iki.
Rus hava desteğiyle oradaki Araplara, Kürtlere, Türkmenlere, kendisi gibi düşünmeyen Kürtlere de işbirlikçi bir şekilde baskı yapan, barbarca etnik kıyım yapan bir örgüttür; üç. Uluslararası örgütler de, … birçok uluslararası örgüt de bunu teyit etmiştir. Dolayısıyla YPG’nin eli kanlıdır, terör örgütüdür, rejim işbirlikçisidir ve Rusya’nın, işgalci Rus güçlerinin karadaki işbirlikçi, tamamlayıcı örgütüdür.
YPG’nin sınırımızda Türkiye’yi rahatsız eden her adımını, bunu daha önce de söyledim, Hollanda dönüşü uçakta da söyledim, her adımına aynen mukabele ederiz. YPG’nin ve arkasındaki güçlerin de Türkiye’nin bu konudaki tutumunu bilmesi lazım. YPG derhal Azez ve çevresinden uzaklaşacak, Azez’in yakınına dahi yaklaşmayacak, koridoru tekrar kırma çabalarında bulunmayacak, Minnak Havaalanı’nı Türkiye’ye karşı veya muhalefete karşı kullanma hevesine kapılmayacak, o havaalanını da boşaltacak. Bunları Sayın Biden’a da ifade ettim, burada da ifade ediyorum.
Bunları yapan bir örgüt bizim için Kürtleri temsil eden bir örgüt değildir. YPG ne Kürtleri temsil ediyor, ne Suriyelileri. Kürtlerin demokratik hakları konusunda Suriye rejimine ilk uyarıları daha 2011 Nisan’ında benim Dışişleri Bakanı olarak yaptığım ziyarette ifade etmiştim. Bugün Suriye rejimiyle işbirliği yapan YPG’nin o zamanki uzantıları bizden Suriye rejimi nezdinde haklarının takibi için, HDP milletvekili, o zaman BDP milletvekili ricacı oluyorlardı. Şimdi bir anda Suriye rejiminin kuklası, işbirlikçisi bir terör örgütü haline dönüştüler, işledikleri her katliamın, yaptıkları her barbarca tutumun, sürdükleri her Türk, Türkmen, Arap ya da kendileri gibi düşünmeyen Kürtlerin sürdürüldüğü yerlere dönemsini de sağlayacağız ve bunların da hesabını verecekler. Türkiye’nin sınır boylarında böyle herkesin at oynattığı bir ortamda Türkiye’nin sessiz kalacağını da kimse beklemesin.
Soru- Efendim, Biden’le görüştüğünüzü dile getirdiniz biraz önce, biraz daha detaylandırabilir misiniz? Siz kendisine söylediklerinizi aktardınız ama, o taraftan ne?
Davutoğlu - Şimdi Biden Türkiye’ye geldiğinde çok başarılı bir ziyaret gerçekleştirmiştik. Hatırlayacaksınız saatlerce, 3-4 saat harita üzerinde kendisiyle bütün detayları paylaşmıştık ve Türkiye’yle Amerika arasında çok yakın bir işbirliği olmasının bir zaruret olduğunu, iki müttefik ülkenin birbirini doğru anlaması gerektiğini de ifade etmiştik. Daha sonra Sayın Cumhurbaşkanımızla görüştüğünde Cumhurbaşkanımız da kendisine bu görüşleri ifade etti.
Ve burada mutabık kaldığımız bazı hususlar vardı, bunlar prensip olarak sır değil. Nedir bu?
Birincisi; YPG’nin Fırat’ın batısına geçmemesi ve Türkiye’yi rahatsız edecek hiçbir eylem içine girmemesi.
İkincisi; Halep’e dönük Rus saldırılarının yeni bir mülteci akınına yol açacak şekle dönüşmemesi.
Üçüncüsü; Mare-Cerablus hattında DEAŞ’a karşı muhalefetin başlattığı harekatın birlikte desteklenmesi.
Sayın Biden bu konuda son gelişmeleri sorup kanaatimi sorduğunda, kendisine bu 3 temel prensipte maalesef istediğimiz yönde olayların gelişmediğini ifade ettim. Yani PYD, YPG Fırat’ın batısına geçmedi diye, Afrin’in doğusuna geçip Azez’i işgal etmeye kalkmalarını mazur görmemiz mümkün değil. YPG bu çatışmalar öncesi sınırında kalacak Afrin’de, Haseke’de de kalacak. Bunları çok dostane bir şekilde paylaştık.
Aynı şekilde Rusya’yla Amerika arasında görüşmeler devam ediyor ve bir bakıyorsunuz her görüşme sonrasında Halep etrafındaki kuşatma daralıyor ve Halep’ten gelen mülteci sayısı artıyor. Bizim için Amerika Birleşik Devletleri hem müttefik bir güçtür, hem de küresel bir güçtür. Bu gelişmenin yol açtığı insani trajedi konusunda önce Amerika Birleşik Devletleri’nin en açık ve net tavrı almasını bekleriz. Hadi Türkiye’nin stratejik çıkarını biz koruruz, ama peki Halep’ten kaçan yüz binlerce insanın hayatını kim garanti edecek? Birleşmiş Milletler susmuşsa, müttefik ülkelerin susması gerekir mi? Birinin Rusya’ya artık bu sınırı çizmesi, sesini yükseltmesi lazım.
Yine Mare-Cerablus hattında muhalefet dikkat ederseniz 9-10 köyü birkaç gün içinde DEAŞ’tan kurtardı, ama sonra ne oldu? İlk 4-5 günlük başarıdan sonra Rus uçakları geldi, o bölgede DEAŞ’ı değil onlara saldıran, onlardan bölgeyi kurtarmak isteyen muhalif güçlere saldırdı. Hatta kısa bir sınır boyu bir ihlal olduğu için de Türkiye’ye dönük de bir hamlede bulundu, biz de bunu NATO’da değerlendirdik. Ayrıca, Halep’e yönelik saldırılar dolayısıyla da Mare-Cerablus hattında ilerleyen muhalifler Halep’i savunmak için oradan geri dönmek zorunda kaldılar.
Yani DEAŞ’a karşı mücadele ediliyorsa hep beraber edilsin ve bir hamlede ne yapılacaksa yapılsın. Ama DEAŞ’a karşı mücadele ediyoruz diyerek eğer orada her aktör kendi alanını genişletmeye kalkarsa, DEAŞ’a karşı mücadele ediyoruz diyerek Rusya Suriye rejiminin önünü açarsa ya da Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri son dönemde YPG’ye verdiği yardımlarla YPG’nin önünü açarsa, bu DEAŞ’a karşı mücadele etmek değildir. Bu doğrudan Suriye halkına karşı mücadele etmektir ve DEAŞ’a karşı mücadeleyi de samimiyetle herkesin yapması lazım. Biz DEAŞ’a karşı mücadelede herkesten daha fazla samimi bir şekilde işbirliğine hazırız, çalışmaya hazırız. Ama aynı kararlılığının Suriye’nin katliamlarına, YPG’nin, PYD’nin PKK’yla işbirliği halinde Kuzey Suriye’de işlediği suçlara da yönetilmesi lazım. Bütün bunları çok samimi bir şekilde paylaştık.
Dolayısıyla gezisi sonrasındaki gelişmeleri değerlendirme imkanı bulduk. O da Türkiye’nin kaygılarını anladığını, bu süreç içinde taraflara gerekli mesajları ileteceklerini; hangi taraflara ne mesajlar iletilmesi gerektiği konusu müsaadenizle bizde kalsın, ama bunları ileteceklerini ifade ettiler.
Teşekkür ediyorum.