Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun 09 Subat 2016 tarihli TBMM Grup Toplantisi konusmasinin tam metni

 

Sizlerin şahsınızda bütün vatandaşlarımızı büyük bir muhabbetle selamlıyorum. Milletimizle birlikte her günü bir öncekinden daha ileri bir seviyeye tamamlayarak hedeflerimize kararlılıkla yürüyoruz. 

Bir önceki Grup toplantımızdan bu yana hem iç, hem de dış gündem açısından çok yoğun günler geçirdik. Yine milletimize daha iyi hizmet etmek amacıyla gece-gündüz demeden durmadan çalıştık. Yurt dışı ziyaretlerimizden başlayarak yoğun bir trafiğin ana başlıklarını bugün sizlerle paylaşmak ve temel gündemlerimizle ilgili kanaatlerimizi aktarmak istiyorum.

Ocak ayının son günlerinde Başbakan sıfatıyla ilk kez dost ve kardeş Suudi Arabistan’a bir ziyarette bulundum. Ziyaretimiz sırasında Kral Selman bin Abdülaziz başta olmak üzere Suudi yetkileriyle önemli görüşmelerde bulunduk. Bu görüşmelerde bölgesel gelişmeler, özellikle de her iki ülkeyi ilgilendiren başta Suriye olmak üzere komşu ülkelerle ilgili gelişmeleri istişare yapma imkanı bulduk. 

BİZİM YÜREĞİMİZ DÜNYANIN BÜTÜN BÜTÇELERİNDEN DAHA BÜYÜKTÜR

Suudi Arabistan ziyaretinin ardından 3 Şubat’ta Suriye ve Bölgesine Destek Konferansına katılmak ve ikili temaslarda bulunmak üzere Londra’ya gittik. Bu destek programı çerçevesinde yapılan toplantıda da aziz milletimizin Suriyeli kardeşlerimize yapığı büyük hizmeti, insanlık adına yaptığı o ali cenap misafirperverliği dünyaya aktarma imkanı buldum. Herkes rakamlardan bahsederken, ben Suriyeli kardeşlerimize açtığımız gönülden, duyduğumuz muhabbetten bahsettim. Ve onlara hitaben şunu söyledim: Ben milletimle gurur duyuyorum, çünkü öyle bir millet ki bu 2,5 milyon kardeşini 5 senedir ağırlıyor, ama bu milletin içinden tek bir Suriye karşıtı, Arap karşıtı, mülteci karşıtı, göçmen karşıtı bir tavır söz konusu olmadı. Kilis’te Suriyeli kardeşlerimizin sayısı orada yaşayan Kilisli vatandaşlarımızın sayısını geçti, ama Kilisli bağrını açtı, bütün vilayetlerimiz bunu yaptı. Dönerek şunu ifade ettim: Biz bunu yapıyoruz, çünkü bizim yüreğimiz bütçelerimizden daha büyüktür. Evet, bizim yüreğimiz dünyanın bütün bütçelerinden daha büyüktür. Bu konuya tekrar döneceğim. 

Ziyaretimiz boyunca İngiltere Başbakanı Cameron, Almanya Başbakanı Merkel, Yunanistan Başbakanı Çipras, Norveç Başbakanı Solberg, Kuveyt Emiri El-Sabah ile biraraya geldik. Gerek bu görüşmelerde, gerekse Suriye ve bölgesine destek başlıklı donörler konferansında Suriye’de yaşananlara ilişkin görüşmelerimizi ifade etme imkanı bulduk. Uluslararası toplumun bu konuya yeterince duyarlı yaklaşmadığı maalesef hala bir gerçek. Türkiye olarak Suriye halkının yaşadığı acıları her zeminde dile getirerek bu duyarlılığı artırmaya çalışıyoruz. Gözler kör olmuşsa gönülleri açmaya çalışıyoruz, gönüller, yürekler daralmışsa onlar adına biz yüreklerimizi genişletmeye çalışıyoruz.

Aziz dava arkadaşlarım, biz baştan beri zulme uğrayan Suriyeli kardeşlerimizin yanında olduk, bugün de bu tavrımız değişmemiştir, değişmeyecektir. Türkiye Suriye iç karışıklıkların başladığı Mart 2011’den itibaren din, dil, ırk ayrımı gözetmeden tüm mağdurlara, mazlumlara kapısını, gönlünü, sofrasını ve yüreğini açmış. Bugün bu zenginliği dolayısıyla milletimizle gurur duyduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum. Bütün dünyayı ilgilendiren böyle bir meselede uluslararası toplum konuyu birçok yönleriyle görmezden gelirken, biz ısrarla onların vicdanına hitap etmeye devam ettik.

Maalesef yanı başımızda yaşanan acılar gün geçtikçe büyüyor, insanlar can vermeye, şehirler yıkılmaya, kitleler evlerinden olmaya devam ediyor. Esad rejimi ve Rusya mazlum ve masum insanların ocağını başlarına yıkmak için her gün bombalar yağdırıyor. Sınırımızda on binlerce insan binbir zorlukla hayata tutunuyor. Ne yiğit bir halktır Suriye halkı. Dün Sayın Merkel’le görüşürken Suriye muhalefetinin gücü üzerine yapılan spekülasyonları ele aldık ve kendilerine şunları ifade ettim: Bir halk düşünün ki, kendilerine zulümle, baskıyla gelen düzenli bir orduya, rejim ordusuna karşı 5 yıl direndi. Bu zalim rejim güçler varil bomlarıyla, kitle imha silahlarıyla bu halkın üzerine geldi, halk teslim olmadı. Arkasından bu yetmedi milisler geldi, Hizbullah milisleri, İran’ın gayrinizami harp güçleri devreye girdi, rivayetlere göre ve değişik bilgilere göre çok sayıda İranlı generalin öldüğü savaşlar yaşandı. Arkasından Rusya bütün gücüyle yüklendi. Düşünün, bir halk ve Halep, İran, Rusya, Suriye güçlerinin yoğun baskısı altında hala direnişini sürdürüyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana insanlık bu kadar zulüm ve acıya şahit olmadı arkadaşlar. Son günlerde Halep ağır saldırılara maruz kalırken, biz Halep’in acısını yüreğimizde hissediyoruz. 

BU CUMA KAHRAMANMARAŞ’A GİDECEĞİM

Bu Cuma inşallah kahraman şehrimize 12 Şubat vesilesiyle Kurtuluş Gününü kutlayacak olan Kahramanmaraş’a gideceğim. 1921 yılı şartlarında 4 şehir yabancı istilasına direniyordu, Kahramanmaraş, Gaziantep, o günkü adlarıyla Maraş, Antep, Urfa ve Halep. Üç şehir istiklalini kazanabildi ve bugün Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde özgür, gelişmiş, barış ortamında varlığını sürdürüyor. Onların kardeşi olan, Gaziantep’in, Kahramanmaraş’ın, Şanlıurfa’nın kardeşi olan Halep ise yanıyor arkadaşlar, yüzyıllar boyu kalbimizin, medeniyetimizin bir parçası olan Halep yanıyor ve dünya seyrediyor. Maraş ayağa kalktığında, Antep şahlandığında, Urfa bayrağına, istiklaline sahip çıktığında Halepliler onlar için dua ediyordu. Şimdi de biz tarihi borcumuzu ödeyerek direnen Halep’e, şanlı Halep’e, kahraman Halep’e, gazi Halep’e Gaziantep adına, Kahramanmaraş adına, Şanlıurfa adına sahip çıkacağız. 

Orada bugün Rus uçaklarının bombalar altında Rabbine ve tarihine sığınarak bekleyen Halepliler hiç masum olmasınlar, Türkiye bir bütün olarak arkalarındadır. Nasıl onlar Kahramanmaraş ayağa kalktığında Maraş’ın yanındaydılar, nasıl olanlar Gaziantep direnişine destek verdiler, nasıl onlar Şanlıurfa’nın şanlı yürüyüşüne dualarıyla, yürekleriyle katıldılar, bizim için de artık Halep bütün bu unvanlarla anılacaktır, gazi Halep’tir, karaman Halep’tir, şanlı Halep’tir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden şanlı Halep’e, kahraman Haleplilere, gazi Halep’e buradan selam ediyoruz. 

Dünya mirasının, İslam kültür birikiminin bir önemli şehri daha vandalca, barbarca saldırılarla karşı karşıya. Bir tarafta Cenevre’de taraflar barış için toplanırken, diğer taraftan Rus savaş uçakları Halep, Azez ve civar bölgeyi çok yoğun bombardımana tutuyor, oradaki sivil kamplar dahil olmak üzer çok büyük sivil zayiata sebep veren askeri operasyonlar yapılıyor. Çoğu İran ve Lübnan’dan gelen yabancı savaşçılar desteğindeki rejim güçleri Halep-Türkiye koridorunu kesiyor, insani yardımları engelliyor. Halep ve civarında yaşayan milyonlarca Suriyeli için yeni ve büyük bir insani trajedinin eşiğindeyiz.

Şimdi arkadaşlar, geçen gün Mardin’de yaptığım konuşmada bir hususa dikkati çekmiştim ve aziz vatanımız için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti mazlum milletlerin son kalesi demiştim. Şimdi muhalefet partileri de dahil herkes elini vicdanına koysun, Bayırbucak Türkmenleri sığınacak bir diyar aradığında arkalarında Türkiye’yi buldular, yönlerini Türkiye’ye döndüler. Haseke, Kobani Kürtleri DEAŞ zulmü karşısında sığınacak bir yer aradıklarında yönlerini Türkiye’ye döndüler, 197 bin Kürt kardeşimiz 3 gün içinde Türkiye’ye girdi. Şimdi Halepliler, İdlib Arapları yine sığınacak bir yer aradıklarında Hatay’a doğru yürüdüler. Şimdi Halepliler Halep-Azez arasında, Azez’le sınırımız arasındaki kampta yaşayan 70 bin kardeşimiz sadece Türkiye’ye, sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, sadece bu devleti idare eden Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine ve AK Parti kadrolarına güveniyorlar. Eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti müşfik bir el, herkese açık bir gönül ve kudretli bir ülke olarak bu kardeşlerimizin yanı başında olmasaydı bu kardeşlerimiz nereye gideceklerdi? Eğer Türkiye krize girseydi, eğer Türkiye koalisyonlar ya da başka birtakım güç kullanamayan yapılar elinde olsaydı acaba bu kardeşlerimiz nereye gideceklerdi?

İşte buradan, bir kez daha herkesin duymasını isteyerek ve bilerek Ankara’dan, istiklalimizin Başkentinden, Kahramanmaraş’ın Kurtuluş Yıl Dönümünde bütün müstevli güçlere haykırarak ifade ediyorum; hangi mazlum millet varsa ki,  müstevlilerin baskısı altındadır, biz onun yanındayız. Hangi halk varsa ki, Rabbim bize katından bir yardımcı gönder diye dua etmektedir, biz Rabbimiz adına onun rızası için o halkın yanındayız. Hangi halk var ki, tarih adına dönüp kardeşlerim nerede diye sormuşsa, kardeşleri olarak Türkmen, Arap, Kürt ayrımı yapmaksızın biz onların yanındayız, onların yanında olacağız.

BİZ HİÇBİR KARDEŞİMİZE KAPIMIZI KAPATMADIK

Askeri harekatın bu yoğunlukla devam etmesi halinde 70 bin Suriyeli göçmenin sınırlarımıza yönelme ihtimali var. Biz zorda olan, canını kurtarmaya çalışan hiçbir kardeşimize kapımızı kapatmadık, kapatmayacağız. Ancak uluslararası toplumun, başta Amerika Birleşik Devletleri ve Rus yönetimlerinin artık samimi davranması, gerçeklerle yüzleşmesi lazım. Suriye’de adil ve kalıcı bir barışın, bir çözümün gerçekleşmesi için artık çok fazla vaktimiz yok. Çözüm için bölgede bulunduğunu söyleyenler, maalesef bugüne kadar çözümü sağlamak yerine meselenin daha da düğümlenmesine sebep oldular. Rusya terörle hiç ilgisi olan sivil hedefleri acımasızca bombalamaya devam ediyor. Tek tek elimizde Rusya’nın attığı her bombanın nereye düştüğünün bilgisi var. 6 bini aşkın sortinin yüzde 90’ı sivillere ve ılımlı muhalefete atıldı, sadece yüzde 10’u DEAŞ’a, her bir bombanın düştüğü yerin bilgisi elimizde ve bunu Amerika Birleşik Devletleri de biliyor, Birleşmiş Milletler de biliyor, bütün uluslararası toplum da biliyor; artık bu gidişe bir dur demenin vakti gelmiştir. 

İnsanlığının vicdanının harekete geçmesini bekliyoruz, ama maalesef harekete geçemiyor. Uluslararası toplumun kalbi durmuş, yüreği donmuş, vicdanı kurumuş, tarih bugün bu zulme sesini çıkarmayanları, çıkaramayanları da zulmün ortağı olmaları anlamında da kara lekeyle kaydına geçirecektir. Bu mazlum coğrafyanın yangınını seyredenler insanlık önünde mahcup olacaklar, Suriye’yi, o canım Halep’i, Bayırbucak’ı kan gölüne çeviren zalimler, hiç merak etmeyin bu yaptıklarının hesabını bir gün mutlaka vereceklerdir. O soğuk savaş günlerinde muazzam bir süper güç olarak Afganistan’a giren Sovyet güçlerinin nasıl zelil bir şekilde Afganistan’ı terk etmiş olduklarını kimse unutmasın. Bugün Suriye’ye girenler de zelil bir şekilde Suriye’yi terk edeceklerdir. Bugün Halep’e bomba atanlar da tarih önünde hesap verecek ve mutlaka Suriye halkı nezdinde mahkum olacaklardır. Akdeniz’de ölü bedenleri sahillerimize vuran mazlum ve masum Suriyeli çocukların ahı bütün dünyada, Amerika’da, Avrupa’da, Asya’da, Ortadoğu’da herkesin yakasına yapışacaktır. Türkiye baştan beri ne zulmün, ne zalimin yanında oldu, ne de zulme ve zalime sessiz kaldı, sadece ve sadece mazlumların sığınağı olduk. Türkiye bugün bütün zorluklarına rağmen Suriyeli insanların hayat hakkına sahip çıkarak aslında insanlığın vicdanı oluyor, insanlığın sesi oluyor. Bizler insanlık görevimizi yapıyoruz, bizler tarihi görevimizi yapıyoruz, bizler Rabbimizin bize verdiği mazlumlara, yetimlere sahip çık emrinin gereğini yapıyoruz, insanlık görevinden daha ulvi bir görev de bilmiyoruz.

Değerli arkadaşlar, az önce de ifade ettiğim gibi Londra’da görüştüğümüz isimlerden biri Almanya Başbakanı Sayın Merkel’di. Sayın Merkel dün de ülkemize resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Kendisini Çankaya Köşkü’nde ağırladık ve iki ülke arasındaki ilişkilerin yanı sıra Suriye konusunu ve özellikle de mülteci sorununu ele aldık. Avrupa mülteci sorunu sebebiyle üzerinde en fazla baskı hisseden iki ülke varsa biri Türkiye’dir, biri Almanya’dır. Sayın Merkel ile konuyu bütün açıklığıyla ele aldık ve 10 önemli başlıkta, 10 önemli konuda birlikte hareket etme noktasında mutabakata vardık. Almanya’ya gösterdiği duyarlılık için, Merkel’e gösterdiği liderlik için teşekkür ediyorum. Mültecilere kapılarını açması ve bu konuda gereken adımları atması yönünde bütün baskılara rağmen gösterdiği kararlılık mutlaka tarihte hak ettiği yeri alacaktır. 

BÜYÜK ACILARLA YÜZ YÜZEYİZ

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra eşi görülmemiş büyük acılarla yüz yüzeyiz. Burada bütün ülkeler, bütün devletler, bütün devlet başkanları, bütün aydınlar, büzün yazarlar, bütün sanatçılar, insanlık adına söz alacak olan herkes insanlık sınavından geçiyor. Almanya’yla geliştirdiğimiz bu işbirliğinin diğer ülkelere de örnek olmasını diliyorum.

Dış politika bahsini kapatmadan önce son gerçekleştirdiğimiz Kazakistan ziyaretine de birkaç cümleyle değinmek istiyorum.

Kazakistan, Avrasya coğrafyasının merkezi ülkesi. Kazakistan, Türkiye’nin dost ve kardeş ülkesi. Kazakistan bizim ata diyarımız, ne zaman Kazakistan’a ve Orta Asya’ya doğru gitsem Hoca Ahmet Yesevi’nin nefesini, sesini, yüreğimde, gönlümde hissederim. Ve Hoca Ahmet Yesevi’den aldığımız ilhamla Anadolu’ya, Balkanlar’a doğru yürüttüğümüz o kutlu yürüyüşü bugün de sürdürmenin azmini, kararlılığını Kazakistan’da dost ve kardeş Kazakistan’la, Cumhurbaşkanı Sayın Nursultan Nazarbayev’le ve Başbakan Sayın Kerim Masimov’la görüştük. Yüksek düzeyli stratejik işbirliğinin kurulmasıyla Kazakistan ile ilişkilerimiz en üst düzeye çıktı. Bu ziyaretimizde Türkiye’yle Kazakistan arasında ticaret, ekonomi ve ulaştırmada işbirliği alanlarını geliştirme yolunda çok yararlı görüşmeler gerçekleştirdik. Özellikle Çin’den başlayıp bütün Orta Asya’yı geçip Kazakistan’dan Aktau Limanı’ndan Azerbaycan’ın Bakü Limanı’na, oradan Tiflis’e ve Kars’a, oradan da bütün Anadolu’yu boydan boya geçerek Marmaray’a, Marmaray üzerinden de Avrupa’ya gidecek olan orta koridor ya da modern İpek Yolu’nun geleceğini konuştuk ve bu demir raylarla döşenen bu yeni İpek Yolu üzerinden Avrasya’ya nasıl barış getirebileceğimizi kendileriyle paylaştık.

Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz hafta boyunca farklı gruplarla Doğu ve Güneydoğu’da terör olaylarının yansımalarını ele aldığımız bir dizi toplantı gerçekleştirdik, hepiniz de bunu takip ettiniz. Bir hafta boyu gece ve gündüz değişik toplum kesimleriyle biraraya gelerek teröre karşı mücadele yönünde attığımız adımları ve sonrasında atacağımız adımları istişare ettik. Terör örgütlerine karşı topyekun neler yapılabileceğimize ilişkin değişik kesimlerle yaptığımız bu görüşmelerde onların kanaatlerini alma yanında, bizim niyetlerimizi ve hedeflerimizi de paylaşma imkanı bulduk.

Öncelikle hafta başında Bakanlar Kurulunun hemen sonrasında geçtiğimiz hafta Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizden gelen oda temsilcileri ve iş adamları örgütleriyle biraraya geldik, gece saat 3’e kadar tek tek hep birini dinledim. Bu toplantılarda temsilcilerimizi tek tek dinlemek yanında, onların bölgedeki terör olaylarına ilişkin fikirlerini de aldık. Sonrasında Salı sabahı Doğu ve Güneydoğu bölgelerinden milletvekillerimizle görüştük, onları dinledim, AK Parti kadrolarından gelen sesi ve kaygıyı ve gelecek beklentilerini bizzat elde etme imkanı buldum. Daha sonra Salı günü öğleden sonra her siyasi görüşten sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve kanaat önderleriyle biraraya geldik, yine geç saatlere kadar onlarla istişare ettik. Çarşamba günü 81 vilayetten gelen il başkanlarımız Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında il başkanlarımız, belediye başkanlarımız, kadın ve gençlik kolları başkanlarımız, belediye meclis üyelerimizle görüştük. Hemen öğleden sonra sivil toplumdan gelen bütün bu bilgiler ışığında 22 vilayetimizden gelen valilerimiz, komutanlarımız, emniyet müdürlerimiz ve mülki amirlerimizle, kaymakamlarımızla biraraya geldik. Genelkurmay Başkanımızın, ilgili bakanlarımızın da katıldığı ve son olarak 31 Temmuz’da, yani huzur ve demokrasi operasyonunun başlamasının hemen sonrasında yaptığımız bir toplantıdan bu yana olan gelişmeleri de ele aldık, tek tek bütün illeri ve ilçeleri masaya yatırdık. Onlara Hükümetimizin perspektifini aktardım ve açık bir şekilde şunu ifade ettim: Sizlerin görevi milletin vicdanıyla devletin aklını buluşturmaktır. Bütün valilerimize de halkımızla yan yana olmak, teröriste karşı da en kararlı şekilde durmak talimatını ilettim. 

HALKIMIZA ŞEFKATLE; TERÖRE KUDRETLE DAVRANMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Evet, biz halkımıza şefkatle, Türkiye’yi tehdit eden kim olursa olsun, hangi terör örgütü olursa olsun ona da kudretle davranmaya devam edeceğiz. Bu tavrımız asla değişmeyecektir. Bununla beraber ülkemizi tehdit eden tüm terör örgütlerine karşı herhangi bir ayrıma gitmeden kararlı bir şekilde de mücadele etmeye devam ediyoruz.

Aziz kardeşlerim, arkadaşlarım; biliyorsunuz her hafta sonunu bir başka şehrimizde geçireceğimi, öncelikle de Doğu ve Güneydoğu illerine gideceğimi ifade etmiştim. Bundan sonra her hafta sonu mutlaka en az bir Doğu ve Güneydoğu şehrinde, programım elverdiği ölçüde de bir başka şehirde teşekkür ziyaretleri yapacağım. Biraz önce zikrettiğim gibi bu Cuma inşallah Kahramanmaraş’ta Kahramanmaraşlılarla biraraya geleceğim ve Kurtuluş Gününü kutlayacağız, 13 Şubat’ta da hemen ertesi gün can Erzincanlılarla biraraya gelip onların Kurtuluş Gününü kutlayacağız.

Kardeşlik Buluşmaları çerçevesinde Mardin’de Mardinlilerle buluştuk. Mardin’de, Yeşilli’de, Midyat’ta vatandaşlarımızla hasret giderdik. Mardin’de ayrıca devletin vatandaşlarının yanında olduğunu gösteren ve bu anlamda hem psikolojik, hem de maddi açıdan birçok desteği içeren eylem planımızı açıkladık. Ülke olarak bir yandan terörle en etkin şekilde mücadelemizi sürdürüyoruz, diğer yandan da terörden zarar gören vatandaşlarımızın mağduriyetini giderecek her türlü tedbiri alıyoruz. 

Şimdi hazırladığımız bu eylem planının adını bundan sonra birlik, huzur ve demokrasi eylem planı olarak ilan ediyorum, bundan sonra da hep böyle anacağız. Bir olacağız, huzur içinde olacağız, demokrasiyle yaşayacağız. Bu eylem planıyla birliğimizi tahkim edeceğiz, huzurumuzu pekiştireceğiz, demokrasimizi derinleştireceğiz.

EYLEM PLANI İLE DEMOKRASİMİZİ DERİNLEŞTİRECEĞİZ

Şimdi hazırladığımız bu eylem planının adını bundan sonra birlik, huzur ve demokrasi eylem planı olarak ilan ediyorum, bundan sonra da hep böyle anacağız. Bir olacağız, huzur içinde olacağız, demokrasiyle yaşayacağız. Bu eylem planıyla birliğimizi tahkim edeceğiz, huzurumuzu pekiştireceğiz, demokrasimizi derinleştireceğiz.

Biz bu eylemleri kardeşlik, eşit vatandaşlık ve demokratikleşme mücadelemizin bir adımı olarak değerlendiriyoruz. Açıkladığımız paket sadece güvenlik paketi değil, huzur ve güven paketidir. Birliğimizi tahkim etmeyi, huzurumuzu korumayı ve demokrasimizi geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu adımlar yaraların sarılması, yıkılanın yapılması ve kardeşliğimizin pekiştirilmesi için atılıyor. Vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin önlenmesini ve tazmin edilmesini içeren bir yaklaşımı benimsiyoruz. 
Hükümetin kurulmasının hemen ardından ilgili bütün kurumlarımıza alınacak tedbirler üzerinde çalışma talimatını verdik. Bu çalışmalar doğrultusunda kapsamlı bir eylem planı 2 hafta önceki Bakanlar Kurulunda önce sunuldu, Bakanlar Kurulunda uzun istişareler sonucunda her bir bakanlığın görüşü alındı ve daha sonra bu plan tekrar revize edildi. Bu planının özünü Milli Güvenlik Kurulunda da Sayın Cumhurbaşkanımıza ve değerli kurul heyeti üyelerine de takdim ettik. Daha sonra sivil toplumdan gelen tepkileri de göz önüne alarak bu revize ettik ve şu anda elimizde çok kapsamlı bir çalışma planımız var.

Değerli arkadaşlar, bu çerçevede eylem planımız çok yönlü, çok kapsamlı bir hazırlığın ürünüdür. Eylem planımızda yer alan tedbirleri niteliklerine göre 10 başlıkta o gün bizzat tanzim ederek Mardinli kardeşlerimle paylaştım, onlar üzerinden de bütün vatandaşlarımla. Burada tekrar bunları hatırlatmak istiyorum, ta ki zihninde hala şüphe olanların zihnindeki şüpheler dağılsın, ta ki zihnimizin ne kadar berrak olduğu, milletimizin huzurunu temin etmek üzere kararlılığımızın ne kadar keskin, zihnimizin ne kadar berrak olduğunu herkes görsün.

MİLLETLE DEVLET ARASINDA UÇURUM OLUMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ

Birinci unsur; psikolojik unsur.

Bütün bu mücadelede en önemli dayanak halk ile devletin psikolojik olarak aynileşmesi, özleşmesi, birbirini anlamasıdır. Bu anlamda millet ile devlet arasındaki ihtilaf alanları tamamen bertaraf edilecek, millet ile devlet arasında hiçbir uçurumun oluşmasına izin verilmeyecektir. Başta da söyledim, mülki amirlerimize de ifade ederek söyledim, bütün bu paketin özü, esası milletin vicdanıyla devletin aklını buluşturmaktır. Parçalayıcı anlayış yerine birleştirici, bütünleştirici millet anlayışımızla insan ve vatandaş odaklı bir devlet anlayışını yerleştireceğiz. 

Orada da vurguladım, Alp Arslan’ın ordusunda nasıl bir ve beraber idiysek ve o ordu nasıl Anadolu’yu birleştirdiyse, Selahaddin’in ordusunda nasıl bir ve beraber idiysek ve ordu nasıl bütün Ortadoğu’yu haçlılardan arındırmış ise, Yavuz Sultan Selim’in, İdris-i Bitlisi’nin ordularında ve Osmanlı’da nasıl bir ve beraber idiysek ve o düzen nasıl bütün Ortadoğu’yu, Balkanlar’ı, Kafkaslar’ı biraraya getirmişse, Kut’ül Ammare’de nasıl Kürt, Türk, Arap, Keldani, Süryani, Sünni, Şii hep beraber idiysek ve nasıl ordu müstevli ordularına son büyük zaferi onlara karşı kazanmışsa, şimdi de AK Parti hareketinin temel felsefesi, birleştirici, bütünleştirici bir millet anlayışını egemen kılmaktır.

Ve nasıl Moğollar, Haçlılar bölgeyi bölme çabalarında başarılı olamamışsa, nasıl Moğollar bölgeyi tarumar etme çabalarında başarılı olamamışsa, nasıl sömürgecilik bölgeyi parçalayan Sykes-Picot dahil planlarını hala bize karşı uygularken dahi bu milletin ve bu toprakların çocukları tarafından tam bir dirençle karşılanmışsa, emin olunuz ki, nihai kertede zafer mutlaka ve mutlaka vahdet için, tevhit için, birlik için yola çıkanların olacaktır. Suriye’yi parçalayanlar, Irak’ı parçalayanlar, Ortadoğu’yu parçalayanlar ülkemizi parçalama planlarında mutlaka akamete uğratılacaktır. 

BÖLGE HALKINA TEŞEKKÜR EDERİM

Mardin’de ve daha sonra Yeşilli’de ve Midyat’ta hiç miting planlamamıza rağmen doğal olarak, sadece Yeşilli ve Midyat’ta değil, Kabala beldesinde geçerken bile halkımız toplanmıştı, küçük çaplı bir miting yaptık. Orada da zikrettim, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altından da bir kez daha zikrediyorum, bu ziyaretlerimin iki teşekkür sebebi vardır.
Birisi, 1 Kasım seçimlerinde bize verilen o muazzam desteğe teşekkür, tekrar 78 milyona teşekkür ediyorum. Her biri için gece-gündüz çalışacağımız sözünü bir kez daha ifade ediyorum ve Allah şahit, sizler de şahitsiniz bunun gereğini yerine getirmeye çalışıyoruz. 

Ama ikinci teşekkür, terör örgütünün bütün çabalarına, bütün provokasyonlarına, bütün ajitasyonlarına rağmen bölge halkının terör örgütüne değil, devletin şefkatli elini tutmuş olması dolayısıyla bölge halkına teşekkür etmek.
Bunların hesabı şuydu: Kalkışacaklardı, dışarıdan onların kulaklarına fısıldanan birtakım planlarla Türkiye’yi bölmeye çalışacaklardı ve zannettiler ki bölge halkı onların yanında duracak. Her zaman basiretine inandığımız, inancına inandığımız, tarihi şuuruna inandığımız bölge halkı bunlara yüz vermedi ve huzur ve demokrasi operasyonunda devletinin, milletinin yanında yer aldı. Bütün halkımıza buradan teşekkürü bir kez daha borç biliyorum ve bunun gereğini de yapacağımız sözünü huzurunuzda ifade ediyorum.

KAMU DÜZENİNİ TEHDİT EDEN MUTLAK SURETTE ENGELLENECEK

İkinci temel unsur bu birlik, huzur ve demokrasi eylem planında, kamu düzeninin sağlanmasıdır.

Açık ve net söylüyorum, kamu düzenini kim hangi gerekçeyle tehdit ederse etsin, mutlak surette durdurulacak ve engellenecektir. Terörist ile halk özenle ve dikkatle birbirinden ayrılacak, halka şefkat, teröriste ise kudretle muamele etmeye devam edeceğiz.

Dün Sayın Merkel’le yaptığımız görüşmede belki fark ettiniz bir gazetecinin, Türk olduğunu daha sonra anladığımız, ama Almanca Ankara’da hitap etmeyi tercih eden bir gazetecinin sorusuna muhatap olduk. Sorudan daha çok Türkiye’yi itham eden, Türkiye’yi ilzam eden bir karşı açıklama şeklindeydi. Eyvallah, Türkiye özgür bir ülke, herkes istediği açıklamayı yapabilir, ama hak ettiği cevabı da alır. 

Biz Avrupa standartlarında bir ülkeyiz, kimse bizden bu standartlardan vazgeçeceğimiz gibi bir vehim ya da algı operasyonuna kalkışmasın. Ama nasıl dün söylediğim gibi Paris saldırısından sonra Fransa Başbakanı Sayın Hollande Fransız ordusunu göreve çağırmıştır, nasıl Brüksel sokaklarında ve Avrupa sokaklarında her türlü tedbir alınmıştır, Türkiye’nin de insanının, vatandaşının canını, malını tehdit eden bir tehdit söz konusu olduğunda her türlü tedbiri alırız. Demokrasilerin olmazsa olmaz şartı kamu düzenidir. Dün de ifade ettiğim gibi, herhangi bir Avrupa ülkesinin iki komşusu boydan boya istikrarsızlık içinde olsaydı, oralardan silahlar içeriye sokulup bazı ilçeler, bazı kasabalar kontrol altına alınmaya, silah deposu haline getirilmeye çalışılmış olsaydı, acaba o Avrupa ülkesinin tutumu ne olurdu? Şundan emin olunuz ki; buna taviz vermezlerdi. Çünkü demokrasilerin bütün toplumu ilgilendiren özgürlüklerin yaşanmasının asgari şartı kamu düzenidir. Bakınız, devlet otoritesi demiyorum, bunu sivil toplum kuruluşlarımıza da söyledim, kamu düzeni, hepimizin düzeni. 

TEK BİR SİLAH KALMAYANA KADAR MÜCADELE DEVAM EDECEK

Van’ı nasıl inşa ve ihya ettiğimize baksınlar. Bunların gereğini yapacağız. 

Karayolu ve demiryollarındaki onarım işlemleri ivedilikle yapılacak. Terör saldırıları dolayısıyla tahrip olan içme suyu, isale hattı, arıtma tesisi gibi altyapı tesisleri süratle onarılacak, hizmete açılacak.
Yedinci önemli boyut, iletişim boyutu. İç ve dış kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için etkin bir iletişim stratejisini hayata geçireceğiz. Ankara dışında her bir valilikte, hatta kritik ilçelerde bu anlamda kamuoyunu bilgilendirecek birimler oluşturulacak. 

TÜRKİYE, BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SONUNA KADAR YAŞANDIĞI DEMOKRATİK BİR ÜLKEDİR

Bu hafta sonu da hem seçim sonrasında Hükümetimizin dört yıllık perspektifini anlatmak, hem de önemli kritik konularda görüşlerimizi paylaşmak üzere medya sahipleriyle biraraya geldim. Şunu bir kez de buradan ifade etmek isterim: Türkiye, basın özgürlüğünün sonuna kadar yaşandığı demokratik bir ülkedir ve böyle kalacaktır. Ama aynı şekilde bütün medyadan basın çalışanlarından da beklentimiz; Türkiye’nin ortak meselelerinde aynı geminin içinde olduğumuz gerçeğinden hareket etmeleridir. Ne 90’lı yıllarda olduğu gibi hükümet indiren-hükümet çıkaran bir basın söz konusu olacak, ne de baskı altında olan bir basın söz konusu olacak. Herkes işini yapacak, herkes işinin gereği dolayısıyla halk önünde, gerekirse hukuk önünde hesap vermeye hazır olacak. Biz bunu yapacağız. Herkesten de beklentimiz; özellikle bugünlerde Türkiye’nin algısını bozmak için yurt içinde ve yurt dışında harekete geçmiş çok geniş fırsat kollayan fırsat çevreleri varken, bizim Türkiye’nin algısını ve Türkiye’nin uluslararası itibarını ayakta tutacak şekilde birarada birlikte çalışmaya ihtiyacımız var. 

BÜYÜKŞEHİR YASASI MAALESEF İSTİSMAR EDİLDİ

Sekizinci boyut; yeni yasal ve idari tedbirler alınacak.

Büyükşehir Yasası, yerel yönetimleri güçlendirmek anlamında Tanzimat’tan bu yana gerçekleştirilen en kapsamlı yerinden yönetim yasasıydı. Ama maalesef özellikle büyükşehir belediye başkanının farklı partiden olduğu, muhalefetten olduğu birçok yerde bu istismar edildi. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da. Maalesef büyük hizmet aksamaları söz konusu oldu, bu kürsüden ifade etmiş ve rakamları vermiştim. Gittiğim Mardin’i tekrar hatırlatmak gerekirse; Mardin Büyükşehir Belediyesi’nin bütçesinin yüzde 96,7’si merkezden gidiyor, bu bütçenin sadece yüzde 7’si yatırıma gidiyor, yüzde 50’si neredeyse personel giderlerine gidiyor. Bunların hepsinin titizlikle takibi sağlanacak ve belediyelerin temelde yatırım ve altyapı hizmetlerine yönelmeleri için gereken tedbirleri alacak. Belediyeler hem kendilerine aktarılan kaynakları verimli ve adil bir şekilde kullanmadılar, hem de kendilerinden olmayan ilçe belediyelerine dönük demokratik anlayışla bağdaşmayan, orada yaşayan vatandaşlarımızı cezalandırmaya yol açan yaptırımlar, hizmet ve aksamalara yöneldiler.

Bakınız, Yeşilli’ye gittim, içme suyunun normalde Büyükşehir Belediyesi tarafından sağlanması lazım, Büyükşehir Belediyesi Yeşilli’ye Yeşilli Belediye Başkanı AK Parti’den olduğu için bu imkanı sağlamamış, biz merkezden sağlıyoruz; talimat verdim, içme suyu sağlanacak. Ama, Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne bunun için ayrılan kaynak da kesilecek, merkezden hizmeti yapacağız, o kaynak da kesilecek. Aynı şekilde Midyat ile Ester arasında biliyorsunuz Midyat’ta şehir içi yollar tek tek baktık yollar harap olmuş, çünkü Büyükşehir’in yapması gereken yol çalışması yapılmamış. Orada da Ulaştırma Bakanımızla görüştük, orada da talimat verdik; bu yollar yapılacak, Büyükşehir Belediyesi’nin bütçesinden de gereken kesinti yapılacak. Bu kaynaklar kimsenin babasından miras kalan kaynaklar değildir. Nasıl bugünlerde bütçe görüşülüyor, bu bütçenin her bir kuruşu milletindir, her bir kuruşu. Başbakan olarak ne benimdir, ne Hükümetindir, ne bakanlıklarındır, her biri sadece millete aittir. Alnının teriyle toplandı bu bütçenin her bir kuruşu. Biz büyük petrol zengini bir ülke değiliz. Birileri bize hadi krizdesiniz, işte başka bazı ülkeleri yaptıkları gibi, şöyle bırak 100 milyar avroyu, 1 milyar avro dahi, bizim için değil biliyorsunuz Suriyeli mülteciler için 3 milyar avro verildi de aylardır lafı ediliyor. Türkiye’nin kimseden böyle bir dileğe temennisi olmadı da, Türkiye’ye dönüp kimse de herhangi bir şeyi karşılıksız vermedi. Biz ne yaptıysak alnımızın teriyle yaptık. 14 yıl içinde bu bütçe rakamları buraya ulaşmışsa alnımızın teriyle ve milletin malına sahip çıkmamızla ortaya çıktı. Dolayısıyla milletin bu kaynakların har vurulup harman savrulmasına izin vermeyiz. 

Bu çerçevede edilen tecrübeler ışığında yerel yönetimlerin yetkileri genişletilecek, ama yerel yönetimlerin istismar edilmesine de asla izin verilmeyecek. Bazı belediyeler tarafından terör örgütüne verilen desteğin engellenmesi ve yürütülen hizmetlerde yaşanan aksamaların giderilmesi için Belediyeler Kanununda gerekli değişiklikleri de yapmaya hazırlanıyoruz. 

Patlayıcı yapımında kullanılan gübrelerin ve diğer girdilerin satış ve kullanımını izleyecek bir gübre takip sistemi kuracağız. Terör olaylarının yaşandığı yerlerde soruşturma yürüten savcılık ve kolluk birimlerinin ihtisaslaşması ve merkezileşmesi sağlanacak. Operasyonlar ve sokağa çıkma yasağı nedeniyle aksayan eğitim ve sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesi sağlanacak ve bu konudaki yeni oluşabilecek engellemelere karşı da tedbir alınacak. 

Teröre destek verdiği hukuken ispatlanmış kamu personelinin kamuyla ilişkisi kesilecek. İster doğrudan teröre destek versin… Bazı maalesef öğretmenlik mesleği gibi ulvi bir mesleğe yakışmayacak şekilde propaganda faaliyetleri yapıldığını da bazı yerlerde bilgisini aldım ben Mardin’de ve her gittiğim yerde de bu bilgileri alacağım. Doğu ve Güneydoğu’ya gittiğim her yerde halktan doğrudan bilgilendirmeleri alacağız ve bunun gereğini yapacağız. Kim olursa olsun, milletin bu kaynağını eğer terör örgütleri için doğrudan ya da dolaylı kullanıyorsa, doğrudan terör örgütüne yardım yapıyorsa ya da dolaylı bir şekilde paralel çete üzerinden terör olaylarına sessiz kalınmasını sağlıyorsa, bu kamu personeline dönük olarak da her türlü işlem yapılacak. Bunu valilerimize, kaymakamlarımıza, mülki amirlerimize de söyledim. Devletin koruma zırhını, 657 zırhını üstüne alıp da bu zırhın arkasında devletin temellerini oymaya, milletin birliğini bozmaya çalışan kim olursa olsun o zırhı kırarız, kimse böyle bir tasarruf içinde olamaz. 

Terör eylemleri nedeniyle hasar gören okullar hızlı bir şekilde onarılacak, hizmete açılacak. Vatandaşımızın gündelik yaşamının sürdürülmesi için eğitim, sağlık gibi temel kamu hizmetlerinden faydalanması için öncelikle belediye makamlarınca karşılanması gereken, ancak yerine getirilmeyen hizmetler doğrudan valilikler tarafından yerine getirilecek. 

 

Dokuz; demokratik açılım, milli birlik ve kardeşlik süreci, çözüm süreci gibi şu ana kadar sürdürdüğümüz, demokratikleşmeyle pekiştirdiğimiz süreç hızlanarak devam edecek. Ve bugün bu sürece birlik, huzur ve demokrasi süreci adını veriyoruz. 

Bölgede faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, sektör temsilcileri ve kanaat önderleriyle ilişkiler geliştirilecek. Valilikler bünyesinde sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri, meslek odaları ve sektör temsilcilerinden oluşan bir danışma ve koordinasyon meclisi kurulacak. 

Burada çözüm süreci bağlamında iki istismarın yapıldığını açık bir şekilde gördük. 
Birincisi, sanki çözüm süreci kamu düzeninin alternatifiymiş gibi çözüm süreci yürüyor diyerek kamu düzeni için gerekli tedbirlerin alınmaması veya bunun için mazeret teşkil edilmesi. Böyle olmayacak, bundan sonra hiçbir süreç kamu düzeninden taviz verilmesini mazur göstermeyecek. 

İkincisi de, öyle bir algı oluşturuldu ki sanki bütün bu süreçlerde muhatap tek bir taraftır. İşte burada tekrar söylüyoruz, tekrar tekrar muhatap kim? Muhatap bütün bir millettir, muhatap bölge halkıdır, muhatap Ulu Cami’den çıktığında elleriyle bana dua edip sarılan yaşlı ninedir. Muhatap Mardin’de yolda yürüdüğümüzde, biz gelmeden önce bir patlama olmuş, özellikle o patlamanın olduğu yerde indim ve halkla birlikte yürüdüm,  işte o sokakta bizi kucaklayan ve aman ne olur durmayın, bir daha bu eşkıyaların buralara gelmesine izin vermeyin diyen vatandaşımızdır muhatap. Muhatap genç yaşlarında beyinleri şartlandırılarak barikat arkasına götürülen, dağlara çıkarılan gençleri kurtarmak için bize yalvaran analardır. Muhatabımız bütün halktır, sivil toplumdur, kanaat önderleridir. Ama elinde silah olan kim olunsa olsun kesinlikle muhatap alınmayacaktır. Elinde silah olanın muhatabı milletin bileğidir, yüreğidir. O silahı alana kadar o bileği çalıştıracağız, kudretimizi göstereceğiz. 

Valililere, kaymakamlara, bütün illerde ve ilçelerde sivil toplum kuruluşlarından, kanaat önderlerinden, o bölgede herkesin saygı duyduğu isimlerden oluşan istişare meclisleri kurma talimatı verdik. Gittiğim her yerde de bizzat onlarla görüşeceğim, bakanlarımız gittiğinde onlarla muhatap olacak, onların derdini dinleyecek ve onlarla birlikte bu ülkenin birliğini tahkim etmek, huzurunu pekiştirmek, demokrasisini tabana yaymak için çalışacağız. 

Sivil toplum kuruluşlarıyla görüştüğümde devlet sizi yönetmeyecek, ama siz kendi aranızda örgütlenin, kendi aranızda biraraya gelin, biz sizi muhatap almak istiyoruz dedik. Biz onları yönlendirmeyeceğiz, devlet onların benimsediği ortak kamu düzenini yönetecek, ama kesinlikle onlarla istişare ederek yönetecek. Herkesi muhatap alacağız, ama elinde silah olan kimseyi asla muhatap almayacağız. 

Bu eylem planı 10’uncu ayağı; çevre bölgelerdeki tarihdaşlarımıza sahip çıkacağız. Bu kavramı ısrarla kullandım, kullanmaya devam edeceğim. İki kavram bizim için esastır. Vatandaş, demokratik hukuk devletinin eşit vatandaşları olmak, ikincisi de bu milleti biraraya getiren büyük bir harmanın oluşması esnasında yaşadığımız tarihdaşlık, aynı tarihi paylaşmak. 

Onun için başladığım söze tekrar dönüyorum, Bayırbucak Türkmenlerini de, Kobani Kürtlerini de, İdlib Araplarını da, Halep’ten gelen her ırktan kardeşimizi de aynı ölçüde tarihdaş görüyoruz, birini diğerinden ayırt etmiyoruz, birini diğerini üstün görmüyoruz. Bu çerçevede hatırlayacaksınız Arap baharına kadar çok kapsamlı politikalarla vizeleri kaldırdık, Doğu Akdeniz serbest ticaret bölgeleri oluşturduk, Sykes-Picot’u bir üst birlikte ve ekonomik ve kültürel birlikte aşmaya çalıştık. Ama bizi engellediler ve mezhepçiliği, etnik bölücülüğü, Stalinist anlayışı yaymaya çalıştılar. Şimdi yeni bir dönem başlatıyoruz, Allah’ın izniyle bütün bu tuzaklara karşı Türkiye’nin birliğini, Mezopotamya’nın, Balkanlar’ın kardeşliğini, Kafkasya’nın, Anadolu’nun kardeşliğini tesis edeceğiz. Sadece Türkiye’de değil, bütün Ortadoğu’da yeni bir kardeşlik döneminin başlaması için kapsamlı bir Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar bütün bu bölgelerde kapsamlı ve kapsayıcı bir birleştirici ruhu harekete geçireceğiz. 

TÜRKİYE HER ZAMAN BİRLEŞTİRİCİ RUHU HAREKETE GEÇİRECEK

Sykes-Picot’un o parçalayıcı anlayışı ve onun sömürgeci takipçileri olan bugünkü piyonları karşısında Türkiye her zaman birleştirici ruhu harekete geçirecek. Onun için Mardin konuşmamda söyledim, ya Sykes-Picot kazanacak ya Kut’ül Ammare, ya Harçlılar kazanacak ya Selahaddin Eyyubi, ya modern Bizans zihniyeti kazanacak ya Alp Arslan. Emin olsun ki, Alp Arslan kazanacak, Selahaddin kazanacak, Kut’ül Ammare kazanacak. 

Bu sene 2016.  Sykes-Picot’nun da 100. yılı, Kut’ül Ammare’nin de. Kut’ül Ammare’de biliyorsunuz Bağdat’ın yakınlarında Arap, Kürt, Türk, Sünni, Şii, Hıristiyan, hep beraber müstevlilere karşı direnilmiş ve büyük bir başarı kazanılmıştı, aynı günlerde Sykes-Picot haritası çizildi. Buradan şunu ifade edeyim: AK Parti’nin 14 yıldır takip ettiği dış politikadaki temel hedef bölgeye dönük olarak, Sykes-Picot’un parçaladığı, cetvellerle çizdiği, Nusaybin’i Kamışlı’dan, Akçakale’yi Tel Abyad’dan, Ceylanpınar’ı Resulayn’dan ayıran o suni çizgiyi barışçı yöntemlerle ekonomik ve kültürel birliktelikle aşmaktı, Bayırbucak’ı Yayladağı’ndan ayıran o çizgiyi aşmaktı. Onun için halkına zulmetmediği dönemde Suriye’yle bütün vizeleri kaldırdık rejimle, onun için Irak’la ortak hükümetler kurduk Musul’la Mardin’i buluşturmak için, Erbil’le Diyarbakır’ı, Kerkük’le Konya’yı buluşturmak için, hep bunları yaptık. Ama bir el bizim bu büyük planımızı, büyük kardeşlik projemizi engellemek için hayata geçti ve bütün bu şehirler parçalandı. Şimdi biz azmimizi kaybetmedik, kararlılığımızdan hiçbir şey eksilmedi, çünkü biz bu toprakların çocuğuyuz, biz dışarıdan gelmedik, biz buralarda harmanlanan bir kültürün, bir medeniyetin çocuklarıyız, onun için her zorluğa karşı tekrar tekrar küllerimizden doğmaya devam edeceğiz. Haçlılar geldiğinde artık İslam medeniyetinin sonu geldi diye düşünenler olmuştu, Moğollar geldiğinde artık bu topraklar ayağa kalkmaz bir daha, Bağdat yandı yıkıldı diyenler olmuştu. Birinci Dünya Savaşı sonunda bunların bellerini büktük, bir daha doğrulamaz diyenler oldu. Bunların inançlarını ellerinden aldık, bir daha o yüreklere bu inançlar giremez diye düşününler oldu tek parti döneminde. 12 Eylül’de bunların üzerinde bir baskı şeyi yönetimi kurduk, bir daha doğrulamaz diyenler oldu. 28 Şubat’ta bu ruh bir daha artık toparlanamaz, bin yıl sürecek 28 Şubat diyenler oldu. Ve bölge halkına Marksist, Leninist, faşist yöntemleri dayatan PKK’nın komploları oldu, ama bunlar karşısında milletin özü, milletin direnen ruhu hep ayakta kaldı ve işte AK Parti bu direnen ruhun bugünkü siyasal adıdır. Onun için kumpaslar kuruyorlar, onun için Türkiye üzerinde oyun oynayanlar AK Parti üzerinde de oynamaya çalıştılar. Onun için Gezi olaylarından bu yana ne badireler atlattık, ne senaryolar kuruldu bu hareket üzerine. Bizim hepimizin en öncelikli vazifesi nefislerimizi aşarak inandığımız davayı bütün nefsi özelliklerimizin üstüne çıkararak o dava için sadece başımızı değil, önce nefsimizi kurban ederek yola devam etmektir.

Aziz kardeşlerim, bu eylem planıyla demokrasimizi, vatandaşlarımızın güvenlik ve özgürlük alanlarını korumayı amaçlıyoruz. Ülkemizdeki huzur ve kardeşlik ortamını bozmaya çalışanlara asla fırsat vermeyeceğiz. Terör örgütünün verdiği tahribattan dolayı vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi için gereken tüm tedbirler ivedilikle alınıyor ve alınacak. Biz bir yandan terörle mücadele ederken, bir yandan da insanlarımızın bu süreci mümkün olduğunca sıkıntısız atlatabilmeleri için gayret sarf ediyoruz. Biz bölgede yaşayan insanlarımızı yalnız bırakmadık, bırakmayacağız. Onlarda teröre karşı vakur ve kararlı duruşlarıyla bizim mücadelemize güç katıyorlar, Türkiye terörden arınacak, terörden kurtulacak. Bütün şehirlerimiz, ilçelerimiz terörün yol açtığı tahribattan kurtulacak, bütün vatandaşlarımız huzura kavuşacak. Milletle, devlet arasında mesafeleri, yanlış anlamaları tümüyle ortadan kaldıracak, ihtilaf alanlarını tümüyle bertaraf edeceğiz eylem planımız bu irademizin yazılı beyanıdır. 

ARTIK MALİ DİSİPLİNİ SAĞLAM BİR YÖNETİM VAR

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi bütçe görüşmeleri halen Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda devam ediyor. Ekonomik güven ve istikrarın en önemli unsurlarından biri hiç şüphesiz mali disiplindir. Biz daimi bunun bilincinde olarak mali disipline büyük bir önem veriyoruz. 2014 ve 2015 yıllarında ikişer seçim yaşanmasına rağmen mali disiplinden asla taviz vermedik. Bu disiplin sayesinde Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere, dünya ülkeleri arasında kamu maliyesi açısından son derece başarılı bir performans sergiledik. 2016 bütçesinde de aynı disiplinli ve tutarlı anlayışı sürdürüyoruz. 2016 bütçesi AK Parti Hükümetlerinin hazırladığı 14. bütçe olacak, Allah daha nice bütçeleri hayırla, hayır dualarıyla ve alın teriyle hazırlamayı bize nasip eylesin. Bu vesileyle bu bütçeye vergileriyle katkıda bulunan bütün vatandaşlarımızı da teşekkür ediyorum. Vergi bir vatandaşın devlete olan asli bir borcudur, ama vergi nihayetinde her vatandaşın kendisine yaptığı bir yatırımdır, çünkü devlet ne kadar kudretliyse vatandaş o kadar emin olur. Devlet ne kadar zenginse vatandaş o zenginlikten o kadar daha fazla istifade eder. Vergisini ödeyen her vatandaşımız nihayetinde kendisine dönecek bir hizmeti finanse etmektedir. Yine insanı odağına alan ve sadece bir yılı değil, 10 yılları hesaba katan güzel bir bütçe hazırlıyoruz. Yine kaynakları en iyi şekilde kullanan, her kuruşun hesabını ince ince yapan bir bütçe ortaya koyuyoruz. Biz tutamayacağımız sözleri vermedik, verdiğimiz bütün sözleri de tek tek yerine getirdik, getiriyoruz. 

Geçtiğimiz 14 yıl boyunca ülkemizin kaynaklarını ve imkanlarını büyüttük ve bunları en etkin şekilde milletimizin hizmetine sunduk, milletin kaynaklarını yine milletin istifadesine sunduk bu bazen eğitim oldu, bazen sağlık oldu, bazen yol, bazen köprü, bazen tünel oldu, ama hep milletimiz için, hep milletimizin geleceği için bunları yaptık. Bakınız sadece şu rakamlar mali disiplinin ne kadar önemli olduğunu, devlet imkanlarının ne kadar büyüdüğünü ortaya koyuyor. 2002 yılında yüzde 11,2 olan bütçe açığının gayri safi yurt içi hasılaya oranı 2016 yılında yüzde 1,3 seviyesine indi 10 misli azaldı. 2002 yılında toplam bütçemiz 119,6 milyar olan merkezi yönetim bütçe giderleri 2016 yılında 570,5 milyar Türk Lirası oldu. Benzer şekilde 2002 yılında 79,4 milyar Türk Lirası olan bütçe gelirleri 2016 yılında inşallah 540,8 milyar Türk Lirası olacak. Artık daha geniş imkanları olan, bu imkanları etkin kullanan mali disiplini sağlam bir yönetim var. 2016 yılı bütçe kanun tasarısı önümüzdeki haftalarda Genel Kurula gelecek. Tüm milletvekillerine çalışmaları ve katkıları dolayısıyla teşekkürlerimi sunuyorum. Bütçe çalışmalar sürerken ekonomiden de iyi haberler almaya devam ediyoruz. 

Dün açıklanan ve bizleri ekonominin dinamizmi ve reel sektör açısından çok sevindiren bir veriyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Aralık ayında takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,5 oranında önemli bir artış gösterdi. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış endeks ise bir önceki aya göre yüzde 0,8 arttı. Hatırlayacaksanız, Ekim ayı mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış endeksi 2005 yılından bu yana en yüksek değerine ulaşmıştı. Çok şükür Aralık ayı endeksi Ekim ayındaki seviyenin de üstüne çıktı. Sanayi yönetimindeki bu performansın 2016 yılında daha da iyileşerek devam edeceğine inanıyoruz. Milletimize vaat ettiğimiz icraat ve reformlarımızı birer birer hayata geçirdikçe inşallah iyileşme daha da görünür olacak ve reel ekonomideki canlanma daha da artacak.

Aziz yol arkadaşlarım, dava arkadaşlarım, hiç şüpheniz olmasın Türkiye demokratik istikrarını sağlam temellere oturtacaktır. Yapmak istediğimiz anayasanın da, eylem planlarımızın da yegane gayesi Türkiye’de demokrasiyi, hukuku sağlam temeller üzerine oturtmak, milletimizin huzur ve refahını arttırmaktır. Anayasa Uzlaşma Komisyonu da değerli Meclis Başkanımızın Başkanlığında çalışmaya başladı. Ben hayırlı uğurlu olmasını ve yeni, sivil tamamıyla milletin mührünü taşıyan bir anayasayı yapmayı bu yüce Meclis’e nasip etmesini Cenabı Hakk’tan niyaz ediyorum. Devlet ile millet arasında hiçbir ihtilaflı alanın kalmasını istemiyoruz, bütün ihtilaf alanlarını bertaraf etmeye kararlıyız. Vatandaşlarımız arasında hiçbir ayrım yapmaksızın hepsinin onurunu ve haysiyetini kendi onurumuz ve kendi haysiyetimiz olarak görüyoruz. Hedeflerimiz belli hızlı adımlarla o hedeflere doğru yürüyoruz. Türkiye bu sıkıntıları mutlaka aşacak, bu kara bulutlar dağılacak ve yine güneş açacak. Bütün vatandaşlarımızın huzur, emniyet ve refah özlemi gerçek olacak. Türkiye’yi her insanımızın yüzünün güldüğü, gelecek hayalleri kurduğu huzurlu, mutlu, aydınlık bir ülke haline getireceğiz. Allah bu yolda milletimizin yolunu açık etsin, bahtını açık etsin, Allah birlik ruhumuzu ebedi kılsın, Allah huzurumuzu daim kılsın.

Allah yar ve yardımcımız olsun, Allah’a emanet olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.