Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun, 27 Ocak tarihli TBMM Grup Toplantisi konusmasinin tam metni

 

İki hafta içinde, önceki hafta Aydın’da, Muğla’da, Tekirdağ’daydık. Bu hafta sonu Diyarbakır’daydık, Batman’daydık. Ve hafta içinde Brüksel’de, Zürih’te, Londra’da vatandaşlarımızla biraraya geldik. Düşünün Avrupa’nın her bir köşesinde ve Türkiye’nin üç köşesinde vatandaşlarımızla biraraya geldiğimizde sadece bu bir siyasi buluşma değil gönüllerin buluşmasıydı. Afyon’da bizi yiğit efeler karşıladı zeybeklerle Demirci Mehmet Efendi ve bütün Yörük Ali Efe’nin yiğitleri karşıladı, bağırlarına bastılar, biz de onları bağrımıza bastık. Çünkü Misaki Milli’yi andığımız bugünlerde eğer Egeli efeler olmasaydı istiklalimizin meşalesi de yanmayacaktı.

Oradan Muğla’ya geçtik, Muğla’da Yörük Türkmen obalarıyla bir kez daha buluştuk. Şairi Hazretlerinin huzuruna çıkarken hiç unutmadığım bir manzaradır, bir tekerlekli sandalyede yatarak 90 yaşında bir nine bizi yolda karşıladı, geçeceğimizi duymuş. Yaklaşık 1 saattir sizi bekliyorum kuzum dedi, Türkmen lehçesiyle kuzum dedi ve sarıldı ve dua etti.

Daha sonra Tekirdağ’a gittik, orada bizi evladı Fatihanın çocukları, torunları Rumeli lehçesiyle karşıladı, başımız üzerinde yerleri var. Tekirdağ’da Cumhuriyetçilik hususundaki yaklaşımımızı Tekirdağlılarımız üzerinden vatandaşlarımızla paylaştık. Diyarbakır’a ve Batman’a gittiğimizde de bu sefer seyit çocukları, evladı Resuller Kürtçeyle, Arapçayla bizi karşıladılar, onların da başımızın üzerinde yerleri var. Allah onlardan da, Egeli efelerden de, Muğlalı Türkmen obalarından da, Diyarbakırlı, Batmanlı Kürt, Zaza yiğitlerinden de razı olsun, hepsine de selam olsun buradan.

Bunun üzerinde biraz durmamız lazım. Ama Avrupa’ya gittiğimizde, Brüksel’de, Zürih’te vatandaşlarımızla buluştuğumuzda bütün salonlar Al Bayrakla doluydu ve Brüksel’de Afyon’dan, Emirdağ’dan çok vatandaşımız olduğu için onlara selam verdiğimde salondan tek tek Diyarbakır da burada, Trabzon da burada, Edirne de burada diye seslendiler ve bütün Türkiye’ye o salondan selam verdiler. Türkiye’nin her bir köşesinde vatandaşlarımızla buluştuk, her bir köşesinde onlarla dertleştik, Avrupa’nın her bir köşesinde ise onların ne kadar güzel bir birlik ve beraberlik içinde olduğunu gördük. Bizim siyasetimiz birlik siyasetidir. Bizim siyasetimiz vahdet siyasetidir. Bizim siyasetimiz yürek ve gönül siyasetidir. İşte bunu anlayamazlar, bunu anlayamazlar. Bir Yörük Türkçesiyle yapılan duayı, bir Horasan duasını, Diyarbakır’da Kürtçe seyidim diyerek orada belki gördünüz bana sarılan bir dedenin duasını birarada düşünemez onlar, onların zihinleri bunu idrak edemez. Bizim zihinlerimiz ve gönüllerimiz ise Türkiye’nin doğusunu, batısını, kuzeyini-güneyini birleştirir ve tek bir yürek, tek bir bilek yapar; işte Misaki Milli’nin gerçek anlamı budur.

Tekirdağ’daki evladı Fatihan ile Diyarbakır’daki evladı Resul arasında biz bir ayrım gözetmeyiz, onlarla karşılaştığımızda aynı yürekle konuşuruz, aynı dille konuşuruz. Ve onları tek bir hedefe, bu milletin gelecek vizyonuna yöneltme konusunda da hiçbir ayrım gözetmeyiz. Vatandaşlarımız arasında ayrım gözetmediğimiz gibi onların istikballeri konusunda da hiçbir farklı vizyon ortaya koymayız. Muğla’da ne söylersek Diyarbakır’da onu söyleriz. Aydın’da, Tekirdağ’da ne konuşursak Batman’da onu konuşuruz. Gördüğümüz tablo şu: Her yerde dua aynı, her yerde AK Parti kadrolarına beslenen ümit aynı, biz bu ümitleri boşa çıkarmayacağız. Kim ne ayrımcılık yaparsa yapsın, kim ne bölücülük yaparsa yapsın onun karşısında kale gibi, Toroslar gibi, Kaçkarlar gibi dimdik duracak ve milletin birliği, beraberliği, vahdeti, tevhidi demeye devam edeceğiz.

Nasıl dualar ortaksa, bakın dikkatinizi çekerim, nasıl dualar ortaksa semboller de ortaktı, sloganlar da ortaktı. O kadar memnun oldum ki büyük bir heyecanla döndüm bütün bu yurt dışı, yurt içi seyahatlerden. Biraz önce bir arkadaşımız sordu, epeyi yoğun bir tempo, inşallah yorgun değilsin. Yorulmak mümkün mü? Muğla’da, Tekirdağ’da, Aydın’da, Diyarbakır’da, Batman’da o heyecanı, o coşkuyu gördükten sonra yorulmak bize yakışır mı, durmak bize yakışır mı? Avrupa’daki Türkler ayaktayken, oturmak bize yakışır mı?

Bir sembol var ki tekrar burada vurgulayacağım. Sabah Bahçeli’yi dinledim. Bir sembol var ki vurgulayacağım, Al Bayrak. Evet Aydın’da, Muğla’da ve Tekirdağ’da Al Bayrak AK Parti kongre salonunu ne kadar güzel bir şekilde süslemişse, Diyarbakır’da da, Batman’da da aynı güzellikte süslemişti. Zürih’te, Brüksel’de de Al Bayrak her yerdeydi. Al Bayrağı her yere götüren tek bir kadro var, AK Parti kadrosu. O Al Bayrağa canımız feda, ruhumuz o Al Bayraktan beslendi, o Al Bayrağı ayağa kaldıracak. Kimse bize milliyetçilik dersi vermeye kalkmasın. Milliyetçilik dersi verecek olanlar o Al Bayrağı önce ülkenin her yerinde dalgalandıracaklar, sonra da dünyanın her yerinde dalgalandıracaklar. Cumhurbaşkanımız Somali’ye gidiyor, buradan eleştiriler geliyor. Ben Avrupa’ya gidiyorum, eleştiriler geliyor. Ey Bahçeli, biz hayatımızı o Al Bayrağa vakfetmişiz; Somali semalarında da, Zürih semalarında da, Brüksel semalarında da o Al Bayrağı biz dalgalandırıyoruz, biz; rahatsız olmuşlar. Evet, 28 Şubat gazetelerini açın bakın, hilal operasyonu diye Türk BAAS’çıları, Türk demekten de haya edeceğim şekilde bayrağımızdan hilali kaldırmak, hilal İslam’ın sembolü ya, kaldırmayı düşünenler çıktı, baksınlar kendi arşivlerine, kendi devri iktidarlarında yaşandı bunlar. 

Aynı şeklide bölücü örgüt de Kürt kardeşlerimizin gönlünden o Al Bayrağı silmeye çalıştı. Biz ise ne yaptık? Diyarbakır’da da, Batman’da da Kürt ve Zaza yiğitleriyle, Aydın’da, Muğla’da efelerle, Türkmenlerle, Yörüklerle, Tekirdağ’da evladı Fatihanla o Al Bayrağı göklere, semaya taşıdık, hiç kimse de bu konuda bizimle herhangi bir şekilde yarışma kalkmasın. Biz o Al Bayrağı her yerde…

Keşke Sayın Bahçeli, tabi gelemez ya… Şimdi gelme deyince Tunceli aklıma geliyor, bu sefer durmak istiyorum, çünkü yol açtığı sonuçlar belli. Diyarbakır’a hadi gelmedin ama, bari televizyondan seyret, o Diyarbekirli yiğitlerin Al Bayrağı AK Parti kongresinde, binlerce kardeşimizin katıldığı kongrede nasıl dalgalandırdıklarını gör. Batmanlı genç kızların Al Bayraktan nasıl bir koridor oluşturduklarını gör. Biz o sevdayı Türkiye’nin her yerine nakış nakış işlemişiz. Nasıl Alparslan’ın ordusunda Türk obaları, Kürt obaları, Zaza obaları, Anadolu’nun bütün obaları yan yana bu ülkeyi bize vatan kılmak için savaşmışsa, nasıl Selahaddin Eyyubi’nin ordusu Kudüs’e doğru yürürken aralarında Türkmen obaları, Kürt aşiretleri, Arap aşiretleri yan yanaysa, nasıl Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Yemen’de omuz omuza son nefeslerinde kelimeyi şahadet getirirken onlar yan yana durmuşsa, işte bir daha söylüyorum, Allah şahittir ki, bu vatanın bu evlatları arasına fitne sokulmasına izin vermeyeceğiz, hiçbir şekilde izin vermeyeceğiz.

Rahatsız olanlar çıktı Al Bayrağı tevhit bayrağı diye. Evet, tevhit birliktir, Al Bayrak bizim için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sembolü olmak kadar Alparslan’ın ordularının sembolüdür, Selahaddin-i Eyyubi’nin sembolüdür ve bugün de dünyanın her yerinde mazlumların sembolüdür, Avrupa’da onurun, izzetin, sembolüdür. Milliyetçilik, vatanperverlik, Cumhuriyetçilik, özgürlükçülük ancak ve ancak bu ülkenin sembolünü yüceltmekle olur.

IMF memuru karşısında müzakere masasına oturan Türk bürokratın arkasındaki Al Bayrak ne anlam ifade ediyordu? Somali’de bir kalemde Somali’yi inşa etmek için 300 milyon doları bir yılda vererek Somali’yi ayağa kaldıranların arkasındaki Al Bayrak neyi temsil ediyor; bunu düşünsünler ve ondan sonra bu konularda eleştiri getirsinler. Biz bu ortak ruhu, bu ortak bilinci harekete geçirmeye devam edeceğiz. Orta dua, ortak kader, ortak tarih, ortak gelecek.

Dikkatinizi çekerim, benim Diyarbakır konuşmamdan hem MHP oldu, hem HDP, hem de CHP. Doğru yolda olduğumuzun en iyi işareti budur, en iyi işareti, çünkü onlar Diyarbakır üzerinden veya bu konuşmalar etrafında aslında nasıl bölücü bir zihniyete sahip olduklarını ortaya koyuyorlar. HDP rahatsız oldu, çünkü 6-7 Ekim olaylarından sonra, Kobani kışkırtmasından sonra oraya gelen AK Parti Genel Başkanı olarak Diyarbekirlinin beni nasıl coşkuyla karşıladıklarını, binlercesinin salonu nasıl doldurduğunu, nasıl Al Bayrakları dalgalandırdıklarını Kürtçe ve Türkçe nasıl Türk-Kürt kardeştir, ayrım yapan kalleştir diye bağırdıklarını gördüler, rahatsız oldular. Evet, evvelsi gün Diyarbakır’da, Batman’da da bu slogan atıldı, geçen hafta Muğla’da, Aydın’da, Tekirdağ’da da bu slogan atıldı. Şimdi AK Parti siyasi olmamış olsaydı, biz milleti birleştirmemiş olsaydık, muhtemelen o sloganları atan gençler bir yerlerde karşılıklı olarak çatışıyor olacaklardı. Şimdi ise hepsi Al Bayrak altında kardeşlik sloganları atıyorlar. İşte bizim siyasetimizin kardeşlik prensibi budur.

Yine Kürtçe selamlamam dolayısıyla da MHP rahatsız olmuş.

Ayrıca, başka bir rahatsızlık daha var burada; HDP o bölücü anlayışın artık zemin kaybetmeye başladığını görmekten rahatsız, MHP de Kürtçe üzerinden sanki Türkçeye sahip çıkıyormuş gibi davranarak bazı yerleri tahrik ediyorlar. Kimse bize Türkçe dersi vermesin. Biz Karamanoğlu Mehmet Beyin diyarındanız, o Türkçeyi biz bilir, biz konuşuruz, dünyaya biz yayarız. Yunus Emre kültür merkezlerini dünyanın her yerine yayarak, Dışişleri Bakanı olarak ve Yunus Emre Vakfı’nın Mütevelli Heyeti Başkanı olarak 3 yıl kurulduktan sonra gece-gündüz Yunus Emre kültür merkezini dünyaya biz yaydık. Sizin döneminizde bırakın Türkçeyi dünyaya yaymayı, herhangi bir şekilde Türkiye içindeki Türkçe eğitim yapacak okullar konusunda bile bütçede eğitimde ne durumda olduğunuzu herkes biliyor.

Ama rahatsız oldu, neden biliyor musunuz? Onların gönül dili yok, onların beden dili var. Biz Muğla’da, Toroslar’da Türkmen lehçesiyle konuşurken de, Tekirdağ’da Rumeli lehçesiyle o güzel Türkçemizi konuşurken de, Bingöl’de Zazaca ya da Diyarbakır’da Kürtçe selam verirken de beden diliyle değil, gönül diliyle selam veriyoruz, gönül diliyle, birlik, beraberlik diliyle. Kulakları ve gönülleri öylesine kapalı ki… Nihayet Sayın Bahçeli Kürtçenin ana dil olması dolayısıyla ve kullanılması dolayısıyla bunun doğru olduğunu söyledi, yine de bir ilerleme. Ama şunu unuttu: Yine kendi iktidarları döneminde bir anne ki Türkçe bilmiyorsa, birçoğu bilmiyor olabilir, hapishaneye gittiğinde oğluyla Kürtçe konuşması, Kürtçe muhabbet etmesi, sevgi göstermesi yasaktı bu memlekette, tercümanla konuşmalarına izin veriliyordu AK Parti iktidarlarına kadar.

Peki şimdi Kürtçede bu şekilde sosyal hayatta kullanılıyor diye vatan bölünüyor mu? Hayır, vatan bütünleşiyor, çünkü önemli olan Türkçe, Kürtçe, Arapça, herhangi bir dil değil, neyi ifade ettiğiniz, neyi söylediğiniz. Eğer nefret dili olarak konuşuluyorsa Türkçe de yanlıştır, Kürtçe de. Ama muhabbet dili, gönül dili olarak konuşuluyorsa hepsi mübarektir, hepsi azizdir. Yunus Emre’nin güzel Türkçesiyle Ahmed-i Hani’nin güzel Kürtçesi birbirinden ayrılabilir mi? Ama rahatsızlar. Çünkü HDP ister ki, Kürtçeyi istismar ederek Kürt milliyetçiliği yapsın, Kürtçe gerektiğinde yasak olsun, istismar etsin. Bu ülkenin Başbakanı olarak ben 77 milyonun Başbakanıyım, herkese istediği, irade ettiği, muhabbet duyduğu selam vermek benim borcum. MHP ister ki, bu zıtlık ve tezat üzerinden bir siyasi istismar yapsın.

Orada Kobani’den gelen kardeşlerimize selam ettim mazlumlara, masumlara. Biz, mazlum ve masum söz konusu olduğunda ayrım yapmayız. Dikkat edin, bundan HDP de rahatsız oldu, MHP de. Neden? Çünkü HDP Türkiye’nin, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin 197 bin Kobanili kardeşimizi 3 günde kabul ettiğini, her türlü imkanla onların yanında durduğunu unutturup, Kobani istismarı yaparak 6-7 Ekim olaylarını çıkardı. MHP de rahatsız, çünkü orada bu istismar ortadan kalktığında onların siyasi istismarının kapısı kapacak.

İşte buradan tekrar söylüyorum; hiç kimse gocunmasın, Kobani’deki Kürt de, Tel Abyad’daki Arap da, Bayırbucak’taki Türkmen de bize tarihin mirasıdır, sahip çıktı, çıkacağız, çıkmaya devam edeceğiz. Eğer birileri Suriye içinde ve dışında onları istismar ediyorsa, ister Arapları istismar eden IŞİD terör yapsın, ister Kürtleri istismar eden PKK terör yapsın, hepsine karşı çıktık, karşı çıkmaya da devam edeceğiz. Halka sahip çıkmamız, onları istismar edenlere sahip çıkmamız anlamına gelmez.

Ama şimdi sormak vakti değil mi, Sayın Bahçeli, konuşuyorsun, peki Bayırbucak Türkmenlerine yardım götüren MİT tırlarına bu ihanet çetesi operasyon yaptığında neredeydin? O tırlar Bayırbucak Türkmenlerine gidiyordu, mazlum, masum Bayırbucak Türkmenlerine gidiyordu, benim Toroslar’ımın devamı olan Türkmen obalarına gidiyordu, niye sesini çıkarmadın? Niye o ihanet çetesinin yanında, sonra da CHP’yle birleşip çatı aday gösterip o oyunlara girdin de bir kez dahi Suriye Türkmenlerine yardım konusunda bizim yanımızda durmadın?

İşte bir kez daha söylüyorum; evet, yeni bir Ortadoğu hedefliyoruz. Bu Ortadoğu’da bugünkü kardeş kavgası, bugünkü Suriye rejiminin zulmü veya IŞİD’in veya PKK’nın veya herhangi birinin terörü karşısında bizim Ortadoğu anlayışımız, birlik, beraberliğe, vahdete dayalı yeni bir kardeşlik coğrafyasıdır. Emperyalistler bunu engellemeye çalışacaklar, içerideki işbirlikçileri bu büyük vizyonu yok etmeye çalışacaklar, ama nihayette biz Ortadoğu’daki kardeşlerimizin davasına, Ortadoğu kardeşlerimizin acısına sahip çıkmaya, onlarla birlikte bu tarihi yürüyüşü devam ettirmeye kararlıyız.

Ülkemizin birliği ve beraberliği söz konusu olduğunda, vatandaşlarımızın arasındaki eşit vatandaşlık bağları söz konusu olduğunda hiçbir şekilde taviz vermemiz söz konusu olamaz. Bu ülkenin geleceği, istikbali ancak ve ancak 77 milyonun bir yürek, bir bilek olarak birleşmesiyle mümkün; AK Parti siyaseti bu birliğin adıdır. Onlar bölmeye, onlar tahrik etmeye devam edecek, biz birleştirmeye, bütünleştirmeye devam edeceğiz.

Evet, biz birlikte Türkiye’yiz.

Bu yurt içi temaslar dışında, buradan AK Parti teşkilatımızın, ülkemizin her tarafındaki teşkilatlarımıza da hem teşekkür etmek, hem de kongrelerimizin hayırla devam etmesi yolunda iyi dileklerimi iletmek istiyorum. Gayet örnek bir teşkilat disipliniyle kongrelerimizi yürütüyoruz ve her yerde aynı heyecanı görmekten büyük mutluluk duyuyoruz.

Avrupa’daki vatandaşlarımızı bizimle buluşturan UEDT’ye de, Avrupa’daki kardeşlerimize de buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisi salonundan grup toplantısından selamlarımı iletiyorum. Bütün Avrupa’ya, bütün vatandaşlarımıza selamlarımı iletiyorum. Çünkü onlar tahta bavullarla çıktıkları yolculuklarda şimdi Avrupa’nın her yerinde başları dik, onurlu bir şekilde var olmanın gururunu yaşıyorlar. O kadar büyük bir heyecan gördüm ki Zürih’te, Brüksel’de, Avrupa’nın her yerinde, Berlin’de. İşte buradan söylüyorum, inşallah seçime kadar 81 vilayetimizin hepsine gideceğiz, Avrupa’da nerede vatandaşımız varsa, büyükşehirlerde hepsini ziyaret edeceğiz, birlik ve beraberlik mesajını her yerde vermeye devam edeceğiz. Ve Avrupa’daki vatandaşlarımızın başları dik olsun diye, onların kimse tarafından tahkir edilmesine izin vermemek için onları güçlü kılacak şekilde her türlü çalışmayı yapacağız.

Yine yurt dışı temaslar bağlamında geçtiğimiz hafta biliyorsunuz Brüksel’e gittik, Brüksel’e, Londra’ya ve Davos’a, her üçünün de özel anlamları var. Brüksel’de Avrupa Birliği’nin yeni yönetim kadrosuyla buluştuk, Konsey Başkanı Sayın Tusk, Komisyon Başkanı Sayın Junker ile kapsamlı görüşmeler yaptık. Bu, Avrupa’da iş başına gelen yeni yönetim kadrosuyla 62. Hükümetin Başbakanı olarak benim ilk kez buluşmamda. Bütün dosyaları detaylı bir şekilde ele aldık, kararlılığımızı bir kez daha vurguladık. Avrupa Birliği bizim için stratejik bir hedeftir, inşallah öyle veya böyle bir gün mutlaka Türkiye Avrupa Birliği’nin üyesi olacaktır. O vakte kadar da herkesin, Avrupa’daki her liderin, her siyasi kesimin bilmesini istediğim bir gerçek var; Türkiye Avrupa tarihinin bir parçasıdır, Avrupa geleceğinin de sadece bir parçası değil öncüsü olacaktır. Avrupa kıtasının tarihi de, geleceği de biz olmadan yazılamaz.

Avrupa kulislerinde, çok iyi hatırlıyorum, 2002’de iktidara geldiğimizde o zaman Başdanışman olarak, daha sonra Dışişleri Bakanı olarak, ama o yıllarda Avrupa’da Brüksel kulislerinde şu konuşulurdu, biz de bu tezi çürütmeye çalışırdık: Türk ekonomisi çok zayıf, sıkıntıları var, Avrupa Birliği’ne girerse Avrupa için yük olur. Kendi aralarındaki temel konuşma üslubu veya temel argümanı buydu. 12 yıl geçti, şimdi Brüksel kulislerinde şu konuşuluyor: Türk ekonomisi Avrupa’ya göre çok güçlü, Avrupa’ya girerse nasıl hazmedeceğimizi bilemiyoruz; geldiğimiz nokta bu. 12 yıl önce Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almayanlar çok zayıf diye almıyorlardı, şimdi çok güçlü diye almak istemiyorlar. Elhamdülillah, ister alsınlar, ister almasınlar, biz güçlü olmaya devam edeceğiz. Onların kapısında talepkar bir şekilde herhangi bir özel muamele istemeyeceğiz, dilenmeyeceğiz.

Ama bilsinler ki, eğer Avrupa Birliği bir gün küresel güç olacaksa, demografisiyle, ekonomisiyle, kültürel çoğulculuğuyla küresel güç olacaksa, bunun yolu Türkiye’den geçer, bunun geleceği Türkiye’de, İstanbul’da, Ankara’da yazılır. Bilsinler ki, Türkiye Avrupa Birliği üyesi olduğunda Avrupa Birliği hiçbir şey kaybetmeyecek. Ama üye olmazsa da Türkiye yoluna kararlı bir şekilde devam edecek ve bir gün Avrupa Birliği üyeleri bizden gelip bu talebi kendileri dile getirecekler, biz buna inanıyoruz. Kendi yolumuzda, tarihi yürüyüşümüzde tam bir doğru istikamet içinde yola devam edeceğiz.

Londra’da, Davos’ta çok sayıda uluslararası finans kuruluşlarıyla buluştuk, siyasi liderlerle görüştük. Londra’da İngiltere Başbakanı Sayın Cameron’la görüştüm,  Davos’ta da Ürdün Kralı Abdullah, Finlandiya, Yeni Zelanda, Sırbistan başbakanlarıyla, Malezya Başbakanıyla çok detaylı görüşmeler yaptık. Ama bu ziyaretlerin siyasi boyutu dışında en önemli boyutu, G-20 Dönem Başkanı olarak ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak hem Londra’da, hem Davos’ta finans kuruluşlarıyla yaptığımız toplantılar, yatırımcı şirketlerle, Türkiye’ye yatırım yapan şirketlerle yaptığımız toplantılar ve önemli kanaat önderleriyle, düşünce adamlarıyla yaptığımız toplantılar. Sadece Londra’da bu şekilde 11 toplantı yaptık bir günde, Davos’ta onlarca önemli büyük şirketin, yatırımcı şirketin liderleriyle görüştük, Wilton Park’ta konferans verdik.

Temel hedefimiz şuydu: Yaklaşık 1,5 senedir Gezi provokasyonlardan sonra ülkemize dönük tam bir tezvirat yapılıyor, tam bir kara propaganda faaliyeti yapılıyor, bu kara propaganda faaliyeti üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin AK Parti dönemindeki başarı hikayesi gölgelenmek isteniyor. Bütün arkadaşlarıma, bakan arkadaşlarıma, ilgili kurum yetkililerimize bir talimat verdim, biz de dünyada seferberlik ilan ediyoruz, birileri ülkemizi karalamak için bu ihanet çeteleri ne yapıyorlarsa onların karşısında dünyanın her yerinde dolaşıp gerçekleri anlatacağız ve Türkiye’nin başarı hikayesinin devam etmesi için elimizden gelen çabayı göstereceğiz.

Bu tezviratların arkasında, aslında İslam dünyasında, doğuda tek başarı hikayesi olan AK Parti’nin başarı hikayesini gölgeleme çabası var. Birileri istiyor ki, İslam dünyası ya otoriter, zalim rejimlerle anılsın ya da teröristlerle. İşte dün İslam dünyasının öncü isimlerini, ilim adamlarını Diyanet İşleri Başkanımızla birlikte kabul ettik. Bir karşı hamle başlatıyoruz, İslam dünyasında kardeşlik için, mezhep ayrımcılığına karşı İslam dünyasının barış selamını dünyaya iletmek için her alanda mücadele etmeye devam edeceğiz.

Şimdi gördüğüm manzara, yani özellikle Londra’da ve Davos’ta, uluslararası finans çevrelerinde bütün bu tevziratlara rağmen Türkiye’ye olağanüstü bir ilgi var. Sadece bir örnek vereyim, İstanbul Borsası Londra Borsası’yla küresel ve bölgesel güç Türkiye diye bir toplantı tertip etti, orada konuştum ve Londra Borsası’yla İstanbul Borsası stratejik anlaşma imzaladı.

Orada da ifade ettim, İstanbul kadim ticaret yollarının merkezi bir şehirdir, İpek Yolu’nun merkez şehridir. Londra modern ekonominin, ama İstanbul modern ekonomiyi de öylesine yakaladı ki şimdi birlikte geleceğe dönük olarak küresel ekonomi anlamında İstanbul Borsası’yla işbirliği talepleri geliyor. Üç yıl içinde İstanbul Borsası dünya borsa indekslerinde 30 kademe, 30 sıra mesafe aldı.

Birçok toplantıda, finans kuruluşlarıyla yaptığımız toplantılarda, yatırımcı şirketlerle yaptığımız toplantılarda Türk ekonomisinin başarısı konusunda ortak bir yaklaşım gördük. İnşallah çok ciddi bir ilgiyle önümüzdeki dönemde yatırımlarda, dış yatırımlarda büyük bir artış bekliyoruz. Neden? İhracatımız 158 milyar doları aştı, dünyanın her yerinde ihracat düşerken Türkiye daralan pazarlara rağmen ihracatını arttırdı. Dış ticaret açığımız 10 ayda 18 milyar dolar azaldı, enflasyon düşüyor, faiz düşüyor, ortaya koyduğumuz sektörel dönüşüm programlarıyla çok geniş bir ilgi bütün dünya ekonomik çevrelerinden Türkiye’ye yöneliyor. İnşallah önümüzdeki dönemde bu reform faaliyetleriyle birlikte ülkemizin ekonomi çıtasını gittikçe daha ileri düzeylere taşımaya devam edeceğiz. Bu başarı hikayesi her surette devam edecek. Ve sadece Türkiye için değil, bütün mazlum milletler için Türkiye güzel bir örnek oluşturma yolunda çabalarını sürdürecek.

Kim ne derse desin, bizim yurt dışı temaslarımızda gördüğümüz gerçek şudur: Türkiye önümüzdeki dönemde dünyada yatırımları en çok çeken ülkelerin başında gelecektir. Onlar tezviratlarına devam etsin, biz yolumuza devam edeceğiz, ülkemizin geleceğini aydınlatmaya, bu aydınlık geleceği birlikte kurmaya devam edeceğiz inşallah.

Şimdi biz ülkemizin her bir köşesinde, bakınız 10 günde 5 vilayet, Avrupa’da 4 şehir gezdik, bu faaliyetleri yapıp vatandaşlarımızla buluşurken, dünyanın yatırım öncüleriyle, finans kuruluşlarıyla, önemli liderleriyle bir araya gelirken, Türkiye’de birileri Ankara’nın dar koridorlarında küçük hesaplar içine girdiler. Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanlığımızın Başkanlığında bakanlar kurulu topladık, bunu hemen istismara yöneldiler. Buradan hareketle birtakım tahrikleri, kendilerince küçük hesaplara dayalı tahrikleri başlatmaya, sürdürmeye çalıştılar. Bu kürsüden de, birçok kürsüden de birçok kürsüden de defaatle söyledim, Cumhurbaşkanımızla tam bir uyum içindeyiz ve Cumhurbaşkanımızla aramızdaki bu uyumun bozulmasına hiçbir şekilde izin vermeyiz. Bizim siyasetimiz vefa siyasetidir, bir dava ahlakı ve bir devlet geleneği içinde hareket ederiz.

Bu sabah dahi Bahçeli, muhtemelen de öğleden sonra Kılıçdaroğlu aynı konuda istismar yapmaya çalışacaklar. Biz bütün bu kadrolar olarak yola birlikte çıktık ve istikametimiz de bellidir, bu istikamet büyük ve yükselen güç Türkiye istikametidir. Bu istikametten bizi kimse koparamaz. Cumhurbaşkanımızın Bakanlar Kuruluna ihtiyaç hissettiğinde… Cumhurbaşkanımızın Bakanlar Kuruluna talep etmesi halinde başkanlık yapması anayasal bir yetkidir ve bu daha önceki cumhurbaşkanları tarafından da kullanılmıştır. Şimdi de aynı bizim Kurucu Genel Başkanımız ve bu kürsüden bize yıllarca hitap etmiş bir Cumhurbaşkanı olarak Cumhurbaşkanımızın bizimle bu kadar yakın bir temas ve çalışma temposu içinde olmasından daha doğal bir şey yok. Kıskanmasınlar, kıskanmasınlar. Kimse herhangi bir şekilde Cumhurbaşkanımızla benim, Cumhurbaşkanlığıyla Başbakanlık ya da Bakanlar Kurulu arasında ihtilaf çıkacağı ve buradan hareketle de Türkiye’de bir siyasi kriz olup onlara alan açılacağı hesabı içine girmesinler. Biz onların bildiği siyasetçiler değiliz, biz onların bildiği devlet adamları değiliz. Biz hem dava ahlakını, hem devlet geleneğini aynı kararlılıkla sürdürürüz.

Yine bu çerçevede bir yetki çatışması olduğundan bahisle birtakım istismarlara kalkıştılar. Cumhurbaşkanımızla yaptığımız Bakanlar Kurulu toplantısı tam bir istişare, fikir zenginliği içinde cereyan etmiştir. Ama bütün hesap sorma ve sorumluluk anlamında muhatap Bakanlar Kuruludur. Bu konuda da ola ki -olmaz ama- eleştirilecek bir husus olursa hiçbir şekilde Cumhurbaşkanımıza ilzam edilemez. Hesap verecek olan biziz. Cumhurbaşkanımızla istişare ederek bu kararlı yola devam edecek olan da biziz. Buradan herhangi bir şekilde siyasi istismar konusu çıkarmaya kimse yeltenmesin. Biz Olağanüstü Kongremizde 27 Ağustos’ta ifade ettiğimiz gibi bu kutlu yolun yolcuları arasında hiçbir fitneye izin vermeyiz, kararlı bir şekilde yolumuza devam ederiz.  

Konya’ya da, bütün Türkiye’ye de selamlar. Artık benim için Konya’yla herhangi bir vilayet arasında hiçbir ayrım yoktur. 81 vilayetin hepsindeniz, hepsine canımız feda.

Geçen bir arkadaşımız bir mesaj getirdi bir yakınınızmış diyerek. Ona şunu söyledim: Bundan sonra benim 77 milyon yakınım var, hiç kimse özel yakınım değildir. 77 milyon yakınım, 77 milyon kardeşim var. Herhangi birisi yakınım derse yanlış yapar. Bu anlamda Konya’ya da, bütün güzel vilayetlerimize de selam olsun.

Yine bir başka istismar konusu olarak da Soruşturma Komisyonu Raporunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda oylanması hususunda spekülasyonlar yapıldı. Bakınız Soruşturma Komisyonu Raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda teyit edildi. Bu ne anlama geliyor? Bir kere şu anlama geliyor: 17 Aralık-25 Aralık operasyonlarının bir darbe teşebbüsü olduğunun Genel Kurulumuzca da tescil edildiği anlamına geliyor. Birincil mahkemede alınan takipsizlik kararının Genel Kurulumuzca da tescil edildiği anlamına geliyor. Birincil mahkemelerde alınan takipsizlik kararında herhangi bir siyasi boyut olmadığı gibi, Soruşturma Komisyonu raporunda da, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kurulunun bu raporu onaylamasında da herhangi bir siyasi boyut yoktur, tamamıyla hukukidir. Peki, bu konuda kim hukuka uygun davranmıştır? AK Parti davranmıştır. Yasal ve anayasal çerçeve der ki; soruşturma komisyonunda bulunanlar herhangi bir ihsas-ı reyde bulunamaz. Yine bu yasal çerçeve der ki; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oylama yapılırken kimse herhangi bir grup kararı alamaz, yönlendirmede bulunamaz ve herkes kendi özgür iradeleriyle karar verir.

Şimdi biz Soruşturma Komisyonu esnasında hiçbir AK Partili yetkili, ne Komisyon üyesi, ne Genel Başkan olarak ben veya Parti yetkilimiz ihsas-ı reyde bulunmadı hiçbir şekilde. Halbuki diğer partilerin üyeleri ihsas-ı reyde bulundular, suç işlediler. Soruşturma komisyonu neden vardır? Bir olayın olup olmadığını veya bir suçun işlenip-işlenmemiş olduğunu araştırmak için vardır. Baştan kararınız belliyse niye o komisyona katılıyorsunuz? Bizden bir ihsas-ı rey olmadı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda da oylamada da hiçbir şekilde baskı, yönlendirme yapmadık, çünkü bu bir yasal suç olurdu. Ama diğerleri baskıyla, yönlendirmeyle, birtakım kendi aralarındaki çalışmalarla belli bir kanaate doğru Genel Kurulu yönlendirme çabası içerisine girdiler. Dolayısıyla bizim Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda çıkan bu karar, Genel Kurulun ortak aklını temsil eden bir karardır. Ama bakınız burada bir şeye daha dikkatinizi çekmek istiyorum nasıl bir koalisyonla karşı karşıya kaldığımız hususunda; hani şu Hazreti Peygambere hakaret eden karikatürü basan gazete var ya, hani Ergenekon, Balyoz davalarına sahip çıkan o gazete var ya, birkaç gündür dönemin savcısı… Dönemin Başbakanı dedikleri Sayın Recep Tayyip Erdoğan bugünün Cumhurbaşkanıdır, ama o dönemin savcıdır. O dönemin savcısıyla röportaj yapıyorlar. Nasıl bir koalisyon? Ergenekon, Balyoz, paralel çete yan yana ve arkalarında CHP. Bu röportajı bir ibret vesikası olarak saklanmasını tavsiye ederim. Son 1,5 yıldır işte böyle bir koalisyonla biz mücadele içindeyiz. Biz milletle beraberiz, onlar ise sadece AK Parti’ye zarar vermek için bütün şer odakları yan yana. Bütün şer odakları yan yana olsun, biz hayır yolundan ayrılmayacağız. Biz memleketin hayrı ve doğruluğu istikametinden ayrılmayacağız.

Herhangi bir şekilde Grubumuz içinde bunun bir ihtilaf konusu olduğu hususunda da kimse spekülasyona kalkışmasın, AK Parti Grubu doğru olanı yapmıştır. Eğer AK Parti Grubu blok olarak bir yönde hareket etmiş olsaydı, bu seferde diyeceklerdi ki; talimatla oy kullandılar. Hayır, bu grubun değerli mensupları, onurlu milletvekillerimizin hepsi kanaatlerini beyan ettiler, oylarını kullandılar. Hepsine de buradan saygıyla, selamla bu kararları dolayısıyla takdirlerimi ifade ediyorum. Nihayetinde de AK Parti Grubu çoğunluğuyla bütün bu teşebbüslerin bir ihanet teşebbüsü olduğunu, bir darbe teşebbüsü olduğunu ortaya koydu. Daha çok hesap soracağımız husus var onlardan, daha hesap soracağız. 12 yıl birileri, tabii Türk siyasi hayatı için uzun bir iktidar dönemidir, ama tarih için daha bizim yolumuzun önsözündeyiz. İnşallah daha nice 10 yıllar bu kervan yürüyecek ve hesap sorulması gereken herkesten de gerekli hesaplar sorulacak. Şimdi bir taraftan yurttaşı temaslar, yurt içi vatandaşlarımızla buluşma, bir taraftan Ankara’da bu fitne odaklarıyla mücadele dışında ekonomik ve sosyal hamlelerimize de devam ediyoruz.

Sektörel dönüşüm programları çerçevesinde inşallah yarın 25 sektörel dönüşüm programının son 7, insan ve sosyal odaklı son 7 eylem alanını ilan edeceğiz. Onlar bu karanlık yolda devam ederken biz Türkiye’nin geleceğini yapısal reformlarla aydınlatma konusundaki kararlı yürüyüşümüzü devam ettireceğiz.

Yine geçen hafta şeffaflık paketi açıkladık, bu konudaki çalışmalarımızda da sürdürüyoruz. İlgili bütün taraflarla görüşerek Türkiye’de hukuk devletinin ve her bir sürecin en şeffaf şekilde yürümesi için 12 yıldır sürdürdüğümüz çabaları bundan sonra da arttırarak devam ettirmeye kararlıyız. 2015 kamu yatırım programını ilan ettik. 53 milyar Türk Liralık bu yatırım programında yüzde 27.1’le ulaştırma, yüzde 19 ile eğitim, yüzde 12.8 ile tarım ön sıralarda. Bilim, teknoloji, ar-ge çalışmalarını bu yatırım programlarında öne alacağız.

Her grupta artık bazı müjdeleri paylaşmak bir gelenek haline geldi. Yine burada değişik toplum kesimlerimize vatandaşlarımızın her birine değişik müjdelerimiz olacak. Geçen Grup Toplantısında ailenin ve dinamik nüfus yapısının korunması hususunda çalışan kadınlarımıza ve özellikle de yeni anne olmuş hanım vatandaşlarımıza müjdeler vermiştik. Yine geçen grup toplantısı sonrasında esnaflarımızla buluştuk ve esnaflarımıza dönük çok önemli müjdeleri kendileriyle paylaştık. Bu çerçevede inşallah zaten Halk Bankası kredilerinin yüzde 50’si hibe, devrim mahiyetinde bir adım atıyoruz ve kaybolmaya yüz tutmuş meslek alanlarında krediyi faizsiz kılıyoruz. Sıfır faizle esnaflarımıza yaklaşık 75 alanda kredi vereceğiz sıfır faizle. Yine 3 yıllık ustalık belgesine sahip olup yeni iş yeri açan bütün esnaflara sıfır faizli kredi veriyoruz. İşte bereketlenen Türkiye bu. Düşünün biz iktidara gelmeden hemen önce esnaflar Başbakanlık önünde yazarkasa fırlatıyorlardı, onların iktidarlarında oydu. Şimdi ise binlerce esnafımız Ankara’da salonları doldurup Hükümetimize teşekkür mesajları ilettiler, biz de onlarla müjdelerimizi paylaştık.

Yine 600 milyon lira kaynak ayırdık faizlerin sübvansiyonu konusunda, bunu 750 milyon liraya çıkardık. Bu milyarlarca dolarlık, yaklaşık 12-13 milyar dolarlık bir kredi hacminin esnaflarımızca kullanılması anlamına geliyor.

Ayrıca, Genel Kurulda sizlerin değerli çalışmalarıyla kabul ettiğimiz perakende ticaretin düzenlenmesi hakkındaki kanunla esnaflarımıza çok önemli katkılar sağladık. Bundan sonra herhangi bir alışveriş merkezi açıldığında bunun yüzde 5’i esnaflara ayrılacak ve rayiç bedelin 4’te 1’i kadar kira karşılığında ayrılacak. İsteriz ki büyük alışveriş merkezleri esnaf geleneğimizi boğan, tehdit altına alan yeni büyük binalar haline dönüşmesin. Her yerde esnaflarımız kendi mesleklerini sürdürme imkanını devam ettirsinler.

Yine esnaflarımız dışında özellikle tarım alanında Tekirdağ ziyaretimizde bazı müjdeleri paylaşmıştık. Şimdi bir liste halinde bu müjdeleri, sadece Tekirdağ’da paylaştıklarımızı değil, yeni unsurlarıyla sizlere iletmek istiyorum.

Tekirdağ’da pirincin KDV oranını yüzde 8’den yüzde 1’e düşürme kararımızı açıklamıştık. Dün Bakanlar Kurulu kararıyla bunu uygulamaya geçiyoruz.

Soya, kanola ve aspirde sözleşmeli üretime yönelik 2014 yılında başlattığımız dönüm başına 10 Türk Lirası ilave desteğini bu sene 15 Türk Lirasına çıkartıyoruz. Ayçiçeğini de bu destek kapsamına alıyoruz.

Mazot ve gübre desteğini artırıyoruz. Bu sene mazot desteğini yüzde 5, gübre desteğini yüzde 10 arttırıyoruz. İlk defa bizim dönemimizde başlanan sertifikalı fidan hibe desteğini bu sene yüzde 50 daha arttırıyoruz.

İyi tarım uygulamaları kapsamında süs bitkileri, ıtri ve tıbbi bitki üretimi yapan çiftçilerimize dönüm başına 100 Türk Lirası destek veriyoruz.

Kırmızı mercimek, nohut, kuru fasulyeye verdiğimiz prim desteğini bu sene yüzde 100 arttırıyoruz.

İktidarımız döneminde başlatılan sertifikalı tohum kullanım desteğini de yine bu sene arttırıyoruz. Kırmızı mercimek, nohut ve kuru fasulyede yüzde 20, buğdayda yüzde 13, arpada yüzde 42, yoncada yüzde 25, korunga ve fiğde ise yüzde 40 arttırıyoruz.

Meyve üreticilerimize sağladığımız fidan desteğini sanayi ve ihracata yönelik yeni çeşitlerde yüzde 50 arttırıyoruz.

42 ilimize IPARD Hibe Fonu kapsamında 3 milyar lira kaynak aktardık ve vatandaşlarımız bunları kullanmaya devam etti. Önümüzdeki dönemde gelecek 5 yıl için 3 milyar daha kaynak aktarmaya karar verdik ve bu çalışmaları da tamamlıyoruz.

Süt ve et üreten işletmelere yatırımda hibe oranını yüzde 70’e çıkarıyoruz.

Arıcılık, seracılık, yerel tarım gıda ürünleri, el sanatları, kırsal turizm, kültür balıkçılığı yatırımlarında yüzde 50 olan hibe oranını yüzde 65’e çıkarıyoruz.

Belediyeler, il özel idareleri, organize tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgelerinin yenilenebilir enerji yatırımlarını yüzde 100 hibeyle destek kapsamına alıyoruz. Dolayısıyla tarımda büyük bir hamlenin yeniden başlaması için çaba sarf ediyoruz.

Şimdi bugün sabah tarım politikamızı Sayın Bahçeli eleştirdi ve desteklerin yetersiz olduğunu ifade etti. Bir belgeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Onların iktidarı döneminde iki MHP’li bakan ve Kemal Derviş imzalı olarak Dünya Bankası’na yazılan bir mektup var. Bu mektupta tarım desteklerinin tamamıyla kaldırılacağına dair, durdurulacağına dair ifadeler var. Onların iktidarları döneminde tarımın hali budur, tarım destekleri yok mesabesine inmiştir. Ve ayrıca tarımsal gayrisafi yurt içi hasıla MHP iktidarı döneminde 33.8 milyardan yüzde 34 azalarak 23.7 milyar dolara düşmüştü. Biz aldığımızda 23.7 milyar idi, bizim dönemimizde 61.8 milyar dolara çıktı; işte aradaki fark bu. Onlar aldıklarının çok gerisinde teslim ettiler, biz ise aldığımızın yaklaşık üç misline çıkardık. Gayrisafi milli hasıladaki payı itibariyle de tarımsal kişi başına düşen geliri 1450 dolardan 1064 düşürüldü MHP iktidarı döneminde, bizim dönemde ise Avrupa’da dördüncü büyük ülkeden en fazla tarım üretimi gerçekleştiren birinci ülke konumuna geldik. Türkiye’nin bu konuda eriştiği, ulaştığı güç onların iktidarları döneminde hayal edemeyecekleri bir güçtür.

Tarım çalışanlarımıza, çiftçilerimize buradan bir kez daha şu mesajı iletmek istiyorum: Önümüzdeki dönemde çiftçilerimize dönük müjdelerimiz devam edecek. Bütün bu ürünlerde ve diğer kapsamlarda çiftçilerimizin geleceği anlamında hangi adımlar atılması gerekiyorsa bunları da atmaya kararlıyız.

Bugün tarım, esnaf kesimi dışında önemli bir müjdemiz de denizcilik sektörüne. Denizcilik sektörümüze yönelik hazırladığımız iki yeni ve önemli desteği sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu desteklerle Deniz Ticaret Filomuzu güçlendirmeyi, navlun bağımlılığımızı azaltmayı ve ihracata yönelik gemi inşasını arttırmayı planlıyoruz. Biliyorsunuz Akdeniz ve Karadeniz’de kıyısal taşımacılıkta kullanılan koster gibi gemilerde bir zamanlar ticari hakimiyet kurmuş, çok önemli bir aşamaya gelmiştik. Ancak filomuzdaki 235 adet kosterin yaş ortalaması 28’e yükseldi ve bu gemiler ekonomik ömrünü tamamladı. Denizciliğin KOBİ’leri niteliğindeki koster işletmeciliğini teşvik etmek amacıyla hurda desteği verme kararı aldık. Buna göre filosunu yenilemek amacıyla eski gemisini hurdaya çıkaran işletmelere geminin hurda değeri kadar ilave bir hibe desteği sağlayacağız.

Gemi sanayimizin ihracata yönelik almış olduğu siparişlerin teminat sorununu da, Kredi Garanti Fonu kefaletini devreye sokarak çözeceğiz. Bu uygulamayla 1 milyar Türk Liralık ilave destek sağlayarak 5 milyar Türk Liralık projeye teminat vermiş olacağız.

Bakanlar Kurulunda her hafta bir sektörü özellikle mercek altına alıyor, onun üzerinde çalışıyoruz. Önümüzdeki günlerde de iki sektörümüzle ilgili çok güzel çalışma yapma kararı aldık. Bugün öğleden sonra inşaat sektörünün bütün önemli firmalarıyla bir araya geleceğiz. Önü açık olarak inşaat sektörümüzün sorunlarını tartışacağız, ne ihtiyaç varsa inşaat sektörü ki lokomotif sektörlerimizdendir özellikle istihdam konusunda, ne ihtiyaç varsa onları onlarla birlikte görüşecek ve inşaat sektörü bağlamında atılacak adımları da kararlaştıracağız.

Ayrıca, dün akşam Bakanlar Kurulundan sonra turizm sektörümüzün bazı temsilcileriyle bir araya geldim. Cuma günü de turizm sektörümüzün önemli temsilcileriyle tekrar bir araya geleceğiz. İnşallah turizm sektörümüze de çok önemli müjdeleri Cuma günü vereceğiz. Özellikle Rusya’da yaşanan kriz, Avrupa’daki ekonomik daralma dolayısıyla turizm sektörümüzün olumsuz etkilenmemesi için alınacak tedbirler konusunda çok ciddi adımlar atacağız. Aramızdaki fark bu, onlar acaba Ankara’da hangi oyunlarla AK Parti’nin hızını kesebiliriz diye planlarken, biz Türkiye’nin her yerinde vatandaşlarımızı nasıl buluştururuz? Aynı sembolleri, aynı ruhu, aynı dili nasıl geliştiririz, Avrupa’daki vatandaşlarımıza nasıl sahip çıkarız, Avrupa Birliği’yle ilişkilerimizi nasıl geliştiririz, dünyaya Türkiye’yi daha iyi nasıl anlatırız diye bir çaba içindeyiz. Ama en önemlisi de müjdeler veriyor. Onlar kara haberler veriyor, biz müjdeler veriyoruz. Onlar karanlık bir gelecek için oyunlar kuruyor, biz ak bir geleceğe AK Parti kadrolarıyla yürüyoruz.

Haziran seçimleri yaklaştıkça bu oyunlar artacak. Biz bunları bilerek bu yola çıktık. Haziran seçimleri yaklaştıkça onların kara planları çerçevesinde tezviratları artacak, fitne çalışmaları artacak ve kendi aralarında koalisyon kurarak AK Parti’yi bir şekilde başarısız kılmaya çalışacaklar. Biz de onlara inat birliğimizi, beraberliğimizi koruyacağız. AK Parti’nin çelik yürekli grubu önümüzdeki dönemde de destanlar yazmaya devam edecek. AK Parti Teşkilatının Türkiye’nin her bir köşesine yayılmış o yiğit neferleri şimdikinden daha fazla çalışacaklar. Dediğim gibi, onlar kara bir gelecek planlaması yaparken ak bir geleceğe AK kadrolarla yürümeye devam edeceğiz.

Allah’a emanet olunuz.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.