Basbakan Davutoglu’nun ‘Egitim Toplantisi’ konusmasinin tam metni
Siyasi hareketler, partiler yaşayan organizmalar olarak uzuvlarının birbirleriyle ilişkileriyle geleceğe yürüyebilirler. AK Parti bu anlamda Türk siyasi tarihinin en dinamik, en uyumlu, en ahenkli ve birbiriyle en kenetlenmiş kadrolarına sahiptir. Her seviyede, her yerde biraz önce kongrelerimizde de izlediğiniz gibi biraraya geldiğimizde gördüğümüz şey açıktır; şevk, coşku, sevda, muhabbet ve kardeşlik. Bu kardeşliği Ankara’ya taşıyan sizlere ve sizlerin temsil ettiği bütün AK Parti teşkilatlarına bir kez daha buradan selamlarımı iletiyorum. Onlar ayaktaysa, onlar kararlı bir şekilde, vakur bir şekilde duruyorlarsa, tarihin bu ateş çemberinden Türkiye muzaffer bir şekilde onurla, vakarla çıkacaktır inşallah.
Onun için tam da bu kritik aşamada kongrelerimizi tamamlamışken, Kadın ve Gençlik kongrelerimiz devam ederken sizleri Ankara’da toplamak suretiyle aslında hem bir istişare, hem bir muhasebe, hem de Haziran seçimlerine giderken hedeflerimizi gözden geçirme imkanı bulmuş olacağız. Bu toplantıyı tertip eden arkadaşlarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum. İl koordinatörlerimiz, il başkanlarımız, il teşkilat başkanlarımız, seçim işleri başkanlarımız, SKM başkanlarımızın biraraya gelmesi demek; aslında biraz önce söylediğim uyumlu ve ahenkli yürüyüşün öncülerinin biraraya gelmesi demek. Biraz sonra bu konudaki kanaatlerimi ve teşkilatlarımıza sizin üzerinizden özellikle üzerinde durulması gereken temel ilkeleri, mesajları ileteceğim.
Ancak öncelikle iki konuda aziz milletimizin, kamuoyumuzun da yakın ilgisinin üzerinde olduğu iki konuda sizlerle bazı hususları paylaşmak istiyorum. Biraz önce dedim ki; Türkiye ve dünya bir ateş çemberinden geçiyor. 2008 krizinden bu yana ekonomik anlamda dünya bir ateş çemberinden geçiyor. Her an ekonomik krizin, küresel ekonomik krizin tetiklediği sorunlar bütün dünyayı etkisi altına alıyor. Diğer yandan özellikle Türkiye’nin çevresinde, Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Karadeniz havzasında, Orta Asya’da her an yeni krizlere gebe son derece hassas bir konjonktür var. Bütün bunların arasında, bütün bunların ortasında, merkezinde, ama bu ateş çemberinin içinde istikrarla geleceğe yürüyen bir Türkiye varsa bunun temel aktörü AK Parti’dir, AK Parti kadrolarıdır. Çevremizdeki birçok ülke ekonomik krizle boğuşurken biz kalkınmasını sürdüren, istihdamı artıran, gıptayla takip edilen bir ekonomik performans sergiliyoruz. Suriye, Irak, Ukrayna başta olmak üzere, Yemen başta olmak üzere birçok ülke siyasal çözülme sürecine girmişken Türkiye demokratik bir ortamda seçimlere yürüyüp 2023, 2053, 2071 planları yapabiliyorsa, bunun da temel dayanağı AK Parti kadrolarının Türkiye’nin bütün sathında ayakta, diri ve özgüven içinde kendilerini geleceğe hazırlıyor olmasıdır. Düşünün eğer AK Parti kadroları olmamış olsaydı ülkeyi bütünleştiren, ülkenin bütün kanatlarını biraraya getiren, bu kanatlardan uçacak bir kartal çıkaran o yüce ve kutlu yürüyüşü gerçekleştirmemiz mümkün olmazdı.
Ateş çemberi dedim, bu hafta sonu Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gece bir taraftan Meclis’te muhalefet son derece Meclis adabına yakışmayan, son derece edebe mugayir bir tavırla Meclis’i terör ortamını çevirmeye çalışırken bizler Genelkurmay Karargahında 9 saat süren bir operasyonla hem tarihi mirasımıza, hem insanımıza, hem de uluslararası haklarımıza ve hukukumuza sahip çıkma mücadelesi veriyorduk. Ben bir kez daha Şah Fırat Operasyonunu büyük bir başarıyla gerçekleştiren Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, onlara lojistik destek, istihbarat desteği sağlayan Milli İstihbarat Teşkilatımıza, bütün güvenlik birimlerimize teşekkür ediyor, milletim adına bu operasyona katkıda bulunan bütün vatandaşlarımızı, görevlilerimizi alınlarından öpüyorum.
Ve dün hayretler içinde muhalefetin Şah Fırat Operasyonu hakkındaki kanaatlerini hepiniz takip ettiniz. Öyle anlar, öyle tarihi dönemeçler vardır ki milletler, liderler, hareketler imtihan edilirler. O tarihi dönemeçlerde alınan tavır, daha sonra insanların ya tarihe onurla kaydettikleri izler olurlar ya da hayat boyu ve hareketler ise hareketleri boyunca taşıdıkları kara lekeler olurlar. Bizim için Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gece bir onur gecesiydi, bunun detayı üzerinde duracağım. Ama Pazar günü muhalefetin bu konuda yaptığı yorumlar onlar açısından tarihe bir kara leke olarak geçecek niteliktedir. Son derece titiz bir operasyonla ve haftalardır süren hazırlıklar neticesinde muhkem mahfuz tutulan bir tarihte düğmeye basılmasıyla gerçekten kudretli bir devletin yürüyen temsilcileri olan silahlı kuvvetlerimizin Suriye sınırlarından içeriye girmesiyle başlayan operasyon ile sabaha kadar tarihimizde yeni bir şanlı sayfa açarken, maalesef muhalefet bunu takdir etmek yerine, yine Türkiye’nin yükselişinden rahatsız olan bazı dış aktörler ve Suriye rejimiyle birlikte aynı dili kullanma cihetine gittiler.
Biz bu operasyonla üç ana hususu korumayı ve bu üç ilkesel konuda açık ve net bir tutumla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kudretini dünyaya göstermeyi hedeflemiştik.
Bir; insanımıza sahip çıkmak. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın felsefesinin temsilcisi, öncüsü olan AK Parti hareketi ve AK Parti İktidarı için dünyanın neresinde olursa olsun bizim vatandaşlarımıza sahip çıkmak en ulvi görevdir. Şimdi bakınız günlerdir acaba Süleyman Şah’ta ne oluyor, oradaki askerlere niye sahip çıkılmıyor diye sorular soran, bunu Meclis gündemine taşımaya çalışan muhalefet, insanımıza sahip çıkan bu operasyon sonrasında da aynı küstah tavrını devam ettirdi. AK Parti iktidarları döneminde gurur duyduğumuz en önemli hususlardan birisi; çok zor şartlarda yurt dışındaki vatandaşlarımıza, askerlerimize, diplomatlarımıza sahip çıkmış olmamızdır. Musul’da Başkonsolosluk mensuplarımız kaçırıldığında aylarca onların hayatlarını tehlikeye atacak şekilde muhalefet Türkiye’de tahriklere kalkıştı. Biz ise sabırla çalıştık, geceyi gündüze kattık. Günlerce gecelerce uykusuz bir şekilde bütün birimlerimiz çalıştı ve o kardeşlerimizi, o vatandaşlarımızı aylar süren bir mücadeleden sonra Türkiye’ye getirdik, onurla getirdik. Vatandaşlarına sahip çıkan kudretli bir devletin varlığını dünyaya gösterdik. Ateş çemberinin içinden aldık ve çıkardık.
Libya’da iç savaş sürerken 25 bin vatandaşımızın Libya’nın her bir köşesinden, 15 bin bizim vatandaşımızı, 10 bin diğer ülkelerin vatandaşlarını 10 gün içinde tahliye etme kudretini gösteren tek devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ydi. Libya’da tek bir vatandaşımızı geride bırakmadık, tek bir vatandaşımızı mağdur, mahcup, garip bırakmadık. Daha sonra da nerede olursa olsun, bazen Afganistan dağlarından, bazen Ukrayna’dan, bazen Somali’den, Afrika içlerinden her bir vatandaşımıza sahip çıktık.
Bu anlamda Süleyman Şah Saygı Karakolunu ve aziz toprağımızı orada muhafaza eden askerlerimiz son 6 ayda kahramanca ve büyük bir dirençle bu mücadelelerini sürdürdükten sonra insanına, askerine, vatandaşına sahip çıkan bir devletin kudretli eliyle ülkemize geldiler. Bundan gurur duyuyoruz. Bir tek, bir askerimiz hayatını kaybetti, astsubay Halit kardeşimize bir kez daha buradan rahmet diliyorum. Bu Mehmetçiğin bu zor şartlarda ne kadar vakarla mücadele yürüttüğünü bizzat gözlemiş, izlemiş olmaktan da büyük bir gurur duyuyorum.
İkincisi; tarihi mirasımıza sahip çıkmak. Süleyman Şah, bizim ecdadımızdır ve Süleyman Şah sadece bir fani olarak tarih içinde oynadığı rol itibariyle önemli değil, aynı zamanda milletimizin bu toprakları vatan kılma mücadelesinde sembol niteliği itibariyle de önemlidir. Süleyman Şah’ın mirasına sahip çıkmak, aslında tarihimize, kimliğimize, onurumuza sahip çıkmaktı. Orada kutsal bir emanet olarak muhafaza edilen o topraklarda bu emanetlerin sahip çıkmak için Şah Fırat Operasyonuyla büyük bir başarıyla bu emanetleri ülkemize intikal ettirdik. Süleyman Şah şehitliği tattıktan sonra o topraklarda defnedildikten sonra o günden bugüne özellikle de Sultan II. Abdülhamit’in 1883’te orada bir türbe inşa etmesiyle başlayan ve milletimizin bütün hissiyatının yansıdığı bir sembolik mekandır. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamelerinde bile Süleyman Şah’a ve o türbeye atıf vardır. Birinci Dünya Savaşı şartları sonrasında ülkemizin sınırları 1921 Anlaşmasıyla yeniden çizilirken güneyde, Süleyman Şah ve bu mübarek mekan Suriye topraklarında kaldığında, önce Fransa sömürge topraklarında, daha sonra Suriye topraklarında, bu topraklar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toprakları olarak uluslararası anlaşmalarla teyit edilmiştir. Daha sonra iki kez nakil yapılmış ve dolayısıyla toprağın muhteviyatı, niteliği değişmiş, ama Türkiye’nin Suriye içinde bir toprak sahibi olma hakkı baki kalmıştır. 1939’da, 1975’te yapılan değişiklikler bu anlamda bizim hakkımızın tescil edildiği, ama toprağın yerinin değiştirildiği örnekler olarak kalmıştır. Bu anlamda da biz uluslararası hukukumuzu korumak üzere Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gece tek ayaklı bir operasyon yapmadık, iki ayaklı bir operasyon yaptık. Mehmetçik Mürşitpınar’dan Süleyman Şah Saygı Karakoluna yürürken ve oradaki emanetleri ve askerlerimizi almak üzere 57 zırhlı araç, 40 tank, toplam 100 araç ve 572 personelle yürürken, ikinci bir kol Suriye’ye Eşme’den girdi ve Suriye tarafında yine bu topraktan daha büyük ölçekte bir toprağı kontrol altına alarak gece saat 21:02’de bayrağımızı o topraklara dikti.
Dolayısıyla üçüncü husus, yani tarihi mirasa sahip çıkmak dışında uluslararası hukukumuzu korumak ve vatan toprağının tesciliyeti anlamında da iki operasyon aynı anda yapılarak daha önce zaten taşınmış olan bu vatan toprağını bu kez Suriye’nin Eşme köyü civarında bir tepeye intikal ettirdi ve 21:02 itibariyle Suriye topraklarında iki ayrı bölgede iki ayrı bayrak, Türk Bayrağı, aziz bayrağımız dalgalanmaya başlamıştır.
Gece saat takriben 11’den itibaren sabaha kadar Genelkurmay Karargahında Genelkurmay Başkanımızla, Kuvvet Komutanlarımızla, ilgili bütün komutanlarla hem operasyonu bizzat yönettik, burada istişarelerde bulunduk, hem de Diyarbakır’da, Malatya’da, Suruç’taki karargahlarla da sürekli temas halinde, ayrıca Süleyman Şah Saygı Karakolu Komutanı Binbaşı Oğuzhan ile devamlı bir temas halinde an be an İHA’ların insanlı keşif uçaklarıyla insansız hava araçlarının gönderdiği görüntülerle bu süreci takip ettik. Sabah 04:45 itibariyle Süleyman Şah Saygı Karakolunda görevini tamamlayan askerlerimiz ayrıldı, 06.03 itibariyle de ilk kol Türkiye topraklarına girdi ve operasyon büyük bir başarıyla tamamlandı.
Bu yolla biz tarihi mirasa sahip çıktık. 12 yıllık AK Parti iktidarları nerede olursa olsun, Orhun Anıtları’ndan Balkanlar’daki camilere, mescitlere, Etiyopya’daki ecdat yadigarı mirastan Suriye’deki Süleyman Şah’a kadar her yerde tarihi mirası koruduk, korumaya devam edeceğiz. Kimse Türkiye’nin bu konuda kudretinden şüphe etmemelidir. Orhun Anıtları biz geldiğimizde metruk ve kendi haline bırakılmış şekildeydi, onları restore eden AK Parti iktidarıdır. Aynı şekilde Balkanlar’daki yüzlerce Sultan Murad Hüdavendigar Türbesi de olmak üzere tamiratını yapan, bakımını yapan AK Parti iktidarlarıdır. Bunlar bizim için sembolik mekanlardır. Yarın inşallah Budapeşte’de olacağız, orada da Gülbaba’nın huzuruna gideceğiz. Budapeşte’ye, Balkanlar’a, Orta Avrupa’ya mirasımızı, medeniyetimizi götüren Gülbaba’nın huzuruna varacağız. Onun diyarını da restore eden, bakan yine AK Parti iktidarları oldu. Yine Zigetvar’da Kanuni Sultan Süleyman’ın vefatı sonrasında oradaki türbenin yeniden ihyası için de gerekli talimatları verdik. Şu açık bir şekilde bilinmelidir: Nerede bizim mirasımızı temsil eden tek bir taş parçası olsa dahi onlara sahip çıkmak bizim boynumuzun borcudur. Buna da sahip çıktık, çıkmaya devam edeceğiz.
Ama gelin görün ki Osmanlıcaya yabancı dil muamelesi yapan Cumhuriyet Halk Partisi bir anda Osmanlı’nın ecdadı adına konuşmaya kalkıyor. O senin haddin değil Kılıçdaroğlu, o mirasa sahip çıkmak bizim gücümüz, bizim haddimiz.
Öbür tarafta iktidarları olduğu dönemde Orhun Anıtlarına sahip çıkmayan Sayın Bahçeli, ecdat toprağının terkinden bahsediyor. Biz hiçbir toprağı terk etmedik, daha da tahkim edilmiş bir şekilde Suriye toprakları içinde aziz Bayrağımız ebediyete kadar Süleyman Şah’ın kutsal mekanında dalgalanmaya devam edecektir. Bu, 1921’de Caber Kalesi’ydi, 1939’da Caber Kalesi7nin içinde bir değişiklikti, 1975’te şimdiki Karakozak Köyü’ydü düne kadar, şimdi de Eşme’dir. Ama ebediyete kadar bu hakkımız korunacaktır, hiçbir şeklide Türkiye’nin sahip olduğu hakları herhangi bir tarzda ihlal edilmeyecektir, edilmesine izin verilmeyecektir.
Ben bütün bu operasyonda emeği geçen subaylarımıza bir kez daha teşekkürü bir borç biliyorum. Askerlerimize, güvenlik görevlilerimize yürüttükleri disiplinli çalışma dolayısıyla takdirlerimi ifade ediyorum.
Bu başarı milletin bağrından çıkmış Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yurt dışı operasyonu kabiliyetini göstermek bakımından da dünyaya örneklik teşkil etmiştir. Birçok spekülasyonlar yapıldı, tekrar burada bir kez daha teyiden söylüyorum, bu operasyon, Şah Fırat Operasyonu Ankara’da Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin direktifleriyle ve Sayın Cumhurbaşkanımızın onanıyla uygulamaya geçmiştir. Böyle bir operasyon için uluslararası hukukumuzu, insanımızı ve tarihi mirasımızı koruma yönündeki böylesi bir operasyon için hiçbir yerden izin almayız, hiçbir yerden yardım ve destek istemeyiz. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti her zamankinden daha müşfik, her zamankinden daha kudretlidir ve bu kudretini icap ettiğinde de göstermek konusunda da hiçbir tereddüt söz konusu olmayacaktır.
İkinci husus sizlerle paylaşmak istediğim… Eminim bu gururu, bu onuru sizler de Türkiye’nin her bir köşesinde yaşadınız, bu onuru da, özellikle Şah Fırat Operasyonundan kaynaklanan bu kudreti de inşallah Türkiye’nin her yerine yayacaksınız.
İkinci önemli husus ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde özgürlüklerin korunması ve iç güvenlik reformu bağlamında yaşanan gelişmelerdir. Bakınız, Türkiye’de özgürlük ve güvenlik birbirini destekleyen iki ana ilke olarak AK Parti iktidarlarında hakim kılınmıştır.
Yine biraz önce ateş çemberi dedim. Biz bir taraftan Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun manevi mirasını ve oradaki askerlerimizi koruma altına almak için büyük bir gayret gösterirken, diğer taraftan da Türkiye’yi Suriye ve Irak şartlarına döndürmek isteyenlere karşı da ülke içinde mücadelemizi sürdürüyoruz.
6-7 Ekim olayları Türkiye’de bütün halkımız açısından ibretle takip edilen dersler ortaya çıkarmıştır. Bu özgürlüklerin korunması ve iç güvenlik reformu bir anda boşlukta ortaya çıkmamıştır. 6-7 Ekim olaylarında şehirlerimizi yakıp yıkan vandallara karşı tedbir almak ihtiyacı söz konusu olduğunda, 62. Hükümetin daha ilk ayında İçişleri Bakanlığımıza ve güvenlik birimlerimize, Adalet Bakanlığımıza gerekli çalışmaları yapma talimatı verdik. Yani İç güvenlik reformu bugün Şubat ayında ortaya çıkmış bir paket değil. 6-7 Ekim olaylarını hepiniz televizyonlardan seyrettiniz, özellikle Doğu ve Güneydoğu’daki kardeşlerimiz, vatandaşlarımız alanda yaşadılar, nasıl bir şiddet ve terör ortamının Türkiye’ye egemen kılınmak istediğini hepimiz gözlerimizle izledik. Böyle bir tablo karşısında sorumlu bir hükümet olarak biz sessiz kalabilir miyiz? Kalmadık, kalmayacağız, kimse Türkiye’yi başka komşu ülkelerde görülen şekilde güvenlik kaosu ortamına sokamayacaktır, buna izin vermeyeceğiz.
Şimdi 6-7 Ekim olayları olduktan sonra 15 Ekim’de, bakınız tartışmanın yeni olmadığını göstermek için siz söylüyorum, 15 Ekim’de bugün iç güvenlik reform paketinin içinde yer alan unsurları İçişleri Bakanlığı’ndaki brifingden sonra kamuoyumuzla başladım. Tarih 15 Ekim İçişleri Bakanlığı’ndan brifing aldım, gerek uyuşturucuya karşı mücadele, nüfus işlerinde yapılacak devrim mahiyetindeki adımlar konusunda, gerek jandarmamızın İçişleri Bakanlığı’na özellikle tayinler, sicil bağlamında bağlanması konusunda, gerekse 6-7 Ekim olaylarından sonra elde edilen tecrübelerle toplantı ve gösteri yürüyüşleri anlamında özgürlüklerin korunması, ama genel kamunun hukukunun da korunmasını sağlayacak bir reform yapılması için 15 Ekim’de İçişleri Bakanlığı’nda brifing aldık ve daha o gün molotof kokteylinin kesin bir şeklide yasaklanacağı ve bir şiddet unsuru olarak kabul edileceği, maske takarak yürüyüş yapmanın yasaklanacağı, gözaltı şartlarının yeniden düzenleneceği, özellikle toplantı ve gösteri yürüyüş hakkını istismar ederek toplumu terörize eden gruplara karşı alınacak tedbirlerin yeniden düzenleneceğini kamuoyuyla paylaştık. 21 Ekim’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısında bunları tekrar anlattım.
Ve Kasım ayında kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevk edildi, o günden bugüne, 15 Ekim’den Şubat ayına, 20 Şubat’a kadar sessiz kalanlar, alternatif hiçbir teklif getirmeyenler, bir anda Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunu tam bir şiddet ortamına dönüştürmeye çalıştılar. Hadi bu noktada HDP’nin niye gocunduğunu anlıyoruz, ama HDP’ye destek çerçevesinde Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi de bir haftadır Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, ki Gazi Meclistir, kurucu Meclistir, vakarın, adabın, edebin hakim olması gereken, hakim olan bir Meclistir, her türlü tahrikle bu Meclis ortamı kirletmeye çalıştılar. Meclisin İç Tüzüğüne aykırı engellemeler, engellemelerin ötesine giden şiddet uygulamaya yöneldiler.
Bu kanunu biz Genel Kurulda iki kez erteledik, hep çağrıda bulunduk ve dedik ki, eğer buralarda, herhangi bir şekilde bu kanunda Avrupa Birliği standartlarına, evrensel demokrasiye aykırı bir husus varsa bize bildirin, her türlü konuyu istişare etmeye hazırız, her türlü maddeyi tekrar görüşmeye hazırız. Ama şunu diyorsanız: Bu kanunu geri çekin ve tam seçime giderken 6-7 Ekim olaylarında olduğu gibi birtakım vandallar, teröristler ve şiddet yanlıları sokaklara egemen olsun, onlara bu hakkı verelim diyorsanız işte biz bunu yapmayacağız, bunu da bir kez daha buradan söylüyorum, her ne surette olursa olsun özgürlüklerin korunması ve Türkiye’de güvenlik şartlarının sağlanması amacıyla bu kanun Meclisten çıkacaktır, her ne surette olursa osun çıkacaktır.
Ama bir teklifiniz varsa görüşmeye hazırız. Yani diyorsanız ki, açık bir şekilde ortaya koyalım, molotofu serbest bırakalım, bunu görüşmek herhalde hiç kimsenin, hiçbir akıllı insanın harcı değildir. Molotof kokteyli dünyanın her yerinde bir suç unsurudur, yakıcı ve patlayıcı madde niteliğindedir. Daha bundan birkaç sene önce İngiltere’de molotof kokteyli kullanan 3 PKK’lı kadın 14 yıla kadar varan hapis cezalarına çarpılmışlardır. Yine Amerika Birleşik Devletleri’nde, Almanya’da molotof kokteyli kanunlarla suç sayılmıştır, Amerika’da Michigan’da 2 milyon dolara, 4 yıla kadar varan ağır hapis ve para cezasıyla cezalandırılması gereken bir suç olarak görülmüştür. Dolayısıyla, bunları bu husustan hareket ederek molotof kokteyline serbestlik getirecek hiçbir düzenlemeyi kabul etmeyiz.
Eğer gözaltı süreleriyle ilgili sorularınız varsa, yine Avrupa Birliği standartlarını açalım ve Avrupa Birliği ülkelerinde bunun nasıl düzenlendiğini hep beraber bakalım. Şu anda Türkiye’de polisin tek başına gözaltı yapma hakkı yok, savcı izniyle 24 saatlik hakkı var. Getirdiğimiz düzenlemeyle özellikle kitle gösterilerinin yoğun olduğu durumlarda polise 24 saat savcılık izniyle 48 saate çıkan izin veriyoruz. Peki, Avrupa’da bu nasıl? İngiltere’de polisin tek başına 36 saat gözaltı yetkisi var. Almanya’da 24 saat 48 saate kadar uzatılan polisin gözaltı yetkisi var. Avusturya’da polisin gözaltı yetkisi 48 saat. İtalya’da polisin gözaltı yetkisi 24 saat, savcının gözaltı yetkisi 96 saat. İspanya’da polisin gözaltı yetkisi 72 saat 3 gün. En minimum, en asgari olan Fransa’dır polis 24 saat, savcı 48 saat. Bizde en asgari düzenlemeyi esas alarak bu teklife koyduk.
Yine uyuşturucuyla mücadele, bonzai konusunda özellikle uyuşturucu ve bonzai kullanımının okul ve mescit gibi gençlerimizin yoğun olduğu ve halkımız için önem taşıyan merkezlere yakın yerlerde yapılması halinde cezaların arttırılmasına karşı çıkmak veya buralarda özel tedbirler alınmasını istememek herhalde kimsenin tasvip edeceği bir husus değildir. Aylardır bu soruyu soruyoruz, bir kez daha buradan söylüyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni şiddet ortamına sürüklemektense muhalefet liderlerinin yapması gereken bize somut tekliflerle gelmektir. Neyse teklifiniz getirin, neye karşı çıkıyorsanız söyleyin. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde muhalefet yapmak hakkınızdır şiddet kullanmadan, hakaret etmeden çıkın ve görüşlerinizi söyleyin. Bu görüşler çerçevesinde bizde makul gördüğümüz düzenlemeleri yaparız, ama bu kanun çıkmayacak deyip halkı direnişe çağırıyorsanız, hatta bazı muhalefet CHP milletvekilleri Meclis’te kavga çıkmamasını neredeyse eksiklik olarak görüyorlarsa işte o zaman size durun derin, durun kalabalıklar durun derin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin vakalarını çiğnetecek hiçbir tavra izin vermeyiz.
Aynı şekilde bizim özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının halkı direnişe çağırma ve sokağa dökme çabaları karşısında da tutumumuz açık ve net olacaktır. Herkes toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahiptir, bunu kanunların belirttiği yerlerde ve kanunların belirtildiği ölçülerde sağlamak, bu güvenliği temin etmekte bizim görevimizdir. Bize muhalif olanların dahi gösteri hakkını kullanmalarını teminat altına almaya hazırız. Zaten bu bizim Hükümet olarak görevimizdir, asli görevimizdir. Yeter ki bu özgürlükler kullanılırken etraf yakılıp, yıkılmasın, insanlar tahrik edilmesin, gencecik canlar 4.-5. kattan atılıp katledilmesinler. Seçimlere doğru giderken özellikle bütün teşkilatlarımıza buradan AK Parti teşkilatlarımıza çağrıda bulunmak istiyorum. Her biriniz bulunduğunuz şehirlerde siyasi mücadeleyi vakar içinde yapınız, hiçbir tahrike kapılmayınız, tahrike kaptırmak için çağrıda bulunanlara karşı da halkımızı uyanık ve diri tutunuz. AK Parti teşkilatları çok sınavdan geçmişlerdir, seçim güvenliği bağlamında da Hükümetimiz gerekli tedbirleri alacak, fakat bu ortamda seçime giderken hiçbir şekilde şiddetin tekrar 6-7 Ekim olaylarında olduğu gibi sokaklara hakim olması yönündeki çabalara izin vermeyeceğiz. Muhalefet partileri de şu ana kadar herhangi bir makul teklif getiremediler, şimdi de bugün tekrar Meclis’imiz açılacak, çalışmalar başlayacak. Arkadaşlarımıza söyledim, herhangi bir makul teklifle gelinirse görüşürüz. Ama kesinlikle bu engellemelere boyun eğmeyiz, eğmeyeceğiz.
Eğer muhalefet partileri bu kanunu beğenmiyorlarsa işte 7 Haziran’da seçim var, seçimde halka anlatırlar, sokaklarda anlatırlar, mitinglerde anlatırlar, halktan oy isterler ve seçimlerde iktidara gelerek kendi istedikleri türden bir kanun çıkarabilirler Türkiye demokratik hukuk devletidir. Herkes demokratik hukuk devleti kuralları içinde davranmak durumundadır. Bu açıdan muhalefet partilerinin akli selime gelmelerini, akli selim içinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuralları içinde davranmalarını beklemek hepimizin hakkı. Her ne surette olursa olsun özgürlük, güvenlik dengesinden de vatandaşlarımızın hukukunu korumaktan da feragat etmeyeceğiz.
Eğer çevredeki ateş çemberi, çevre bölgelerdeki ve ekonomik krizler Türkiye’yi bugün bir kaos ortamını sokmamışsa bunun en önemli garantörü AK Parti teşkilatlarıdır, AK Parti iktidarlarıdır. Aslında muhalefet partileri tam da seçime giderken birbirleriyle son derece çelişik tutum içindeki Milliyetçi Hareket Partisi’yle, HDP eğer aynı çizgide buluşuyorlarsa işte bunu sorgulamak lazım. Ve bunu sorgulamak içinde sizler bütün Anadolu sathında bu soruları sormaya şimdiden başlayınız. 6-7 Ekim olaylarında devlet nerede diyen Milliyetçi Hareket Partisi’nin bugün HDP’yle birlikte omuz omuza kamu düzenini tahkim edecek bu kanuna niye karşı çıktığını sorgulayın. JİTEM’den şikayet eden ve geçmişte bazı faili meçhulleri buna bağlayan HDP’nin Doğu’da ve Güneydoğu’daki bu istismarına karşı Jandarmamızın, şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları olarak demokratik bir disiplin içinde yeniden yapılandırılmasına niye karşı çıktıklarını özellikle HDP’li seçmenlere dönük olarak sorunuz. Ana Muhalefet Partisi olması hasebiyle Türkiye’nin kamu düzeninden birinci derecede sorumlu olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin neden halkı tahrik ederek sokaklara dökmek istediğinde Cumhuriyet Halk Partili seçmenlerimize, değerli vatandaşlarımıza sorunuz. Bunları seçimlerde birer birer her yerde anlatacağız. Kimin molotof kokteylini savunduğunu, kimin uyuşturucuya karşı mücadeleyi engellemeye çalıştığını, kimin kamu düzenini temin etmek isteyenlere karşı kamu düzenini bırakın, Meclis düzenini dahi tahrip etmeye çalıştığını hep soracağız. Mitinglerde soracağız, halkımıza anlatacağız ve inşallah 7 Haziran seçimlerinde AK Parti özgürlük, güvenlik dengesini koruyan Türkiye’yi ateş çemberi içinden çıkaran kadrosuyla yoluna kararlı bir şekilde devam edecek.
Türkiye’nin bu kararlı yürüyüşünde en büyük güç kaynağımız AK Parti teşkilatlarımızdır, sizlersiniz. Çünkü AK Parti dışında toplumun bütünü kuşatan herhangi bir siyasi yapı yoktur. Türkiye’de AK Parti ölçeğinde topluma, toplumun kılcal damarlarına kadar inmiş herhangi bir başka siyasi yapıda yoktur. 9 milyon 550 bin 398 üyemizle biz her zaman demokrasinin, milli iradenin, özgürlüklerin ve kamu düzeninin yanında olduk olmaya devam edeceğiz. 9 milyon 550 bin 398 AK Partili üye önümüzdeki dönemde de Türkiye’nin geleceğinin en önemli teminatıdır. 4 milyon 39 bin 104 kadın üyemiz, 5 milyon 511 bin 294 erkek üyemiz ve 1 milyon 735 bin 433 genç üyemizle bugün AK Parti sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en iyi örgütlenmiş siyasi yapılarından biridir. Bizi ve bu yapıyı sarsmaya kimsenin de gücü yetmez. Çünkü bu yapı muhabbet üzerine, sevda üzerine, şevk, coşku ve milli irade üzerine oturmuştur. Bu özelliği itibariyle de tarihin önünde yürüyen, tarihe şekil veren bir siyasi hareketin bugünkü tecessüm etmiş halidir. Selam olsun AK Parti kadrolarının bu şerefli neferlerine, her birine selam olsun.
1070 kongreyi büyük bir başarıyla tamamladık, 1700 kadın ve gençlik kongresini yaptık. Bu kongrelere katıldığımda emin olunuz, AK Parti’nin Genel Başkanı olmak dışında AK Parti’nin bir üyesi olarak da gördüğüm coşkudan, şevkten, azimden, kararlılıktan büyük bir onur duydum. Aynı bu dönemlerde Cumhuriyet Halk Partisi ve MHP, HDP toplumla iç içe geçmek yerine, toplumla halleşmek yerine Meclis’te ve sokaklarda tahrik içine girmişken bizler tam bir demokrasi şöleni, tam bir düğün edasıyla 7 Haziran seçimlerine doğru büyük bir kan tazelemesi yaşadık. Bu salonda bulunan il başkanlarımızın çoğu ilk kez seçim yönetecekler. Yine seçim işleri başkanlarımız, teşkilat başkanlarımız, SKM başkanlarımız hepsi yeni göreve geldiler, büyük bir aşkla ilk sınavını vermeye hazır haldeler. Bu sınav belki de 12 yıllık iktidarımızın en önemli sınavlarından biri olacak sizlere güveniyoruz.
Üç hususa dikkatlerinizi çekmek istiyorum önümüzdeki siyasi dönemde ve seçime giderken. Birincisi, özgüvenimiz ve bu özgüvene dayalı olarak çalışma azmimiz. AK Parti teşkilatları kongrelerden sonra yeniden şekillenen yapısıyla tek bir kelimeyle ifade edilebilirse özgüven üzerine oturmuştur. Milletimize özgüveni kazandıran AK Parti’nin iktidar dönemi, teşkilatlarımıza özgüven kazandıran üç genel seçim, üç mahalli seçim, iki referandum zaferi 7 Haziran’a doğru giderken bizim en önemli güç kaynağımızdır. Vakar içinde Türkiye’nin her yerinde Ankara’daki özgüveni, kudretli ve şefkatli bir devletin, onurlu bir milletin ferdi olma özgüvenini bütün ülke sathına yayınız.
İkincisi; iletişim bağlamında toplumun her kesimiyle bulunduğunuz zeminlerde en hayırlı dille, güzel bir iletişimle temas halinde olunuz. 7 Mart’ta sandık kurullarımız toplanacak, 14 Mart’ta mahalle teşkilatlarımız, yönetim kurulları toplanacak ve 173 bin 374 toplam sandık sayısı, 50 bin 124 toplam mahalle sayısının yönetim yapısıyla toplumun kılcal damarlarına inen teşkilat özelliğimiz daha da tahkim edilecek. Bu toplantılarda her mahallede ve sandıkta yaşayan bütün vatandaşlarımıza ulaşmayı bir prensip haline getiriniz. Türkiye’nin her yerinde siyaset yapan tek parti olarak, Türkiye’nin her kesimiyle konuşabilen tek parti olarak sizlerden beklediğimiz, sandıklardan mahallelere, beldelere, ilçelere, ile ve genel merkeze kadar işleyen bir makine gibi bir mekanizma olarak tıkır tıkır saat şeklinde çalışmanızdır. Güzel bir dille ve Türkiye’nin vizyonunu anlatarak bize en muhalif olanlara dahi tatlı dille ve güzel dille yaklaşarak AK Parti’nin felsefesini, aşkını, düşüncesini, sevdasını anlatınız. İletişim dili siyasette en önemli ayırt edici vasıflardan biridir. Bırakınız onlar şiddet dilini kullansınlar, biz muhabbet dilini kullanacağız. Bırakınız onlar nefret dilini kullansınlar, biz kardeşlik dilini kullanacağız. Bırakınız onlar ayrıştırıcı, bölücü dil kullansınlar, biz birleştirici, bütünleştirici bir dil kullanacağız. Türkiye’nin her yerinde, Hakkari’de de, Edirne’de de, Erzurum’da, Kars’ta da, Muğla’da, Aydın’da, İzmir’de de, Konya’da da, Kayseri’de de, Samsun’da da, Trabzon’da da, her yerde aynı dili, aynı muhabbet dilini kullanmanızı bekliyorum. Bu muhabbet dili şimdiye kadar bizi Türkiye’de iktidar yapan dildir, bu muhabbet dili bundan sonra da bizi geleceği doğru yürürken halkımızla bütünleştiren dil olacak.
Nihayet özgüven, iyi iletişim yanında hiçbir zaman fedakarlık etmeyeceğimiz 3’üncü prensip ise disiplin. AK Parti teşkilatlarının ayırt edici vasfı disiplinidir, birbirlerine kenetlenmesidir, en küçük birimden genel merkeze kadar bu disiplin içinde süreci yönetmesidir.
Seçimlere doğru giderken sizlere güveniyoruz. Buradan bugünkü toplantılar sonrasında daha birçok konularda istişarelere devam edeceksiniz öğleden sonra da, bu toplantılar sonrasında da gittiğiniz illere, ilçelere, beldelere, mahallelere Ankara’da yeni Türkiye’nin büyük heyecanını gördük mesajını iletiniz. Yeni Türkiye özgürlükler Türkiye’sidir. Yeni Türkiye müşfik ve kudretli bir devletin yönettiği Türkiye’dir. Yeni Türkiye hem Türkiye içinde, hem çevre bölgelerde, hem de gönül coğrafyamızda ve dünyada adaleti ikame etme, adaleti hakim kılmanın öncülüğünü yapan Türkiye’dir. Biz bu yolda 7 Haziran seçimlerini kritik bileşik, ama aynı zamanda büyük bir zaferin habercisi olarak görüyoruz. Bu zaferin öncüleri olarak hepinizi tebrik ediyorum.
Allah yar ve yardımcımız olsun, Allah 7 Haziran günü milli iradeyi hakim kılmayı bize nasip eylesin.