Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun, Erzincan Il Danisma Meclisi Toplantisi’nda yaptigi konusmanin tam metni

 

Can Erzincanlılar, yiğit Erzincanlılar, etrafı dağlık, ortası bağlık, bereketli çocukların çocukları, her zaman gelip güç aldığımız, ilham aldığımız güzel Erzincan’ın yiğit insanları, sevgili yol arkadaşlarım, dava arkadaşlarım; her birinizi sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum, Allah’ın selamı üzerinize olsun.

Biz bütün ilçelerimizle, Erzincan’ın her köşesiyle gurur duyuyoruz, onun için teşekkür ziyaretlerimizden ilkini Erzincan’dan başlatıyoruz. Sizlerin şahsında 81 vilayetimizdeki bütün dava arkadaşlarımı da selamlıyorum.

1 Kasım seçimlerinden sonra yoğun hükümet çalışmaları ve genel Merkezdeki çalışmalar, yurt dışındaki çalışmalar dolayısıyla teşekkür ziyaretleri yapmamıştım. Geçen hafta Mardin’den başladık, dün Kahramanmaraş’ta olacaktık maalesef 11. Cumhurbaşkanımızın kayınpederinin vefatı dolayısıyla, Sayın Abdullah Gül’ün, partimizin ilk Cumhurbaşkanı, İstanbul’daydık oraya katılamadım. Ama elhamdülillah Erzincan’a katılmak nasip oldu, Erzincan’a teşekkür etmek nasip oldu, Rabbime hamdüsenalar olsun.

Buradan da hem Erzincan’ımızın Kurtuluş Gününü, hem Kahramanmaraş’ımızın Kurtuluş Gününü bir kez daha kutluyorum. Bu muhteşem salondan ana kademimizi, kadın kollarımızı, gençlik kollarımızı, ilçe ve mahalle teşkilatlarımızın mensuplarını tek tek selamlıyor, hepsini kucaklıyorum.

Çayırlı’yı, Çayırlılar burada, İliç’i, İliç burada… İliç ilçeler arasında birinci oldu, ayrıca teşekkürü hak ediyor değil mi? Kemah’ı, 1999’da ilk geldiğimde ziyaret edip aşık olduğum Kemah’ı, Kemaliye’yi selamlıyorum, zaferimizin ilçesi Otlukbeli’ni selamlıyorum, Refahiye’yi selamlıyorum, Tercan’ı selamlıyorum ve dahi Ahıska Türklerini bağrına basan Üzümlü’yü selamlıyorum.

Erzincan bizim manevi merkezimiz, coğrafyaların kesiştiği yer. Biraz sonra inşallah Erzincan’a olana hizmetlerimizden, gelecek planlarımızdan bahsedeceğim.

 Ama şunu söyleyeyim, Erzincan, ister kuzeyden güneye gidin, ister doğudan batıya, her yerin kesişim noktasıdır. Erzincan Kelkit Vadisi’nin, Gümüşhane’nin, Bayburt’un da kardeşidir, Fırat Havzası’nın da, Elazığ’ın, Malatya’nın, Diyarbakır’ın da kardeşidir. Erzincan bir kanadıyla batıda Sivas’ın da, doğuda Erzurum’un da kardeşidir. Yani nereden giderseniz gidin ha bu dağların üzerinden uçup mutlaka Erzincan’a selam vereceksiniz, selam duracaksınız. Onun için Erzincan yolların kesiştiği, canların buluştuğu, 24 ayar insanların diyarıdır Erzincan. Ve hep başarıların da mührünü vuran şehirdir. İlk kurtuluş hazzını yaşayan şehirlerimizden biri olduğu gibi, elhamdülillah 1 Kasım’da da 2’de 2 yapıp tarihi bir destana imza atmıştır.

Ben Başbakan olarak Erzincan’a bu 3’üncü gelişim. Hatırlayacaksınız kongrelerimizi de Erzincan’dan başlatmıştık. İlk merkez ilçe kongremizi Erzincan’dan başlatmıştık, hiç unutmayın, bakın ben unutmuyorum, siz de unutmayacaksınız. Sonra 7 Haziran seçimlerine giderken Erzurum’la birlikte ilk mitinglerimizden birini de Erzincan’da yapmıştık, buradan Gümüşhane, Bayburt’ta da ertesi gün geçmiştik. Dolayısıyla biz Erzincan’ı hep ilkler arasında yüreğimize koymuşuz ve hep Erzincan bizi başarılarıyla yüreklerinde hissediyor.

Erzincan bu güzel dağların eteğinde dediğim gibi yolların merkezinde, gönüllerin merkezinde bir şehir. Ayrıca manevi olarak bu diyarları İslam beldesi kılan büyük manevi önderlerin şehridir. Her geldiğimde huzurlarına varmaktan büyük bir manevi haz duyduğum bütün Erzincan erenlerine selamı da bir borç biliyorum. Buradan sizlerin huzurundan Terzi Baba’ya, Erzincani Hazretleri’ne, Piri Sami Hazretleri’ne, Dede Paşa Hazretleri’ne, Seyyid Abdurrahim Hazretleri’ne hürmetlerimizi, rahmetlerimizi iletiyoruz, dualarımızı iletiyoruz. Onların miras bıraktığı bu manevi birikimimiz ilelebet korunacaktır. Yine yüreğimize işleyen Aşık Daimi’ye, Aliekber’e selam ve hürmetlerimi sunuyorum. Erzincan’ın güzel dilini hikayelerinde nakış nakış işleyen değerli dostum Mustafa Kutlu’ya da selam ediyorum. Ve Erzincan’ımızın bütün fertlerine, bütün güzel insanlarına bağrımıza basarak selamlarımızı iletiyoruz.

İl Danışma Toplantımızın hayırlı olmasını diliyorum. Aziz yol arkadaşlarım, bugün 2 önemli gerekçeyle etrafı dağlık, ortası bağlık, 24 ayar Erzincan’dayız.

İlk olarak seçimlerden sonra başta Doğu ve Güneydoğu bölgelerimiz olmak üzere ülkemizin dört bir köşesine ziyaret gerçekleştirme kararı almıştık. Erzincan 1 Kasım seçimlerinde yaklaşık yüzde 57 oranıyla bize Türkiye’nin ortalamasının üzerinde bir destek vererek, hem de iki milletvekilini beraber Ankara’ya göndererek teşekkürü ziyaretiyle hak etti. Erzincan halkının bu büyük desteğine, teveccühüne teşekkür ediyorum ve bu başarıda emeği geçen bütün dava arkadaşlarımıza bir kez daha huzurlarınızda tebriklerimi sunuyorum.

Bu vesileyle İl Başkanımız Orhan Bulut’u ve ekibini, gerçekten örnek bir il teşkilatımız var, örnek bir İl Bakanımız var, İl Başkanımızı da, ekibini de tebrik ediyorum.

Belediye Başkanımız Cemalettin Basra’ya teşekkürlerimi iletiyorum. 25. dönemde tek milletvekili olmasına rağmen Erzincan’ı çok iyi bir şekilde temsil eden Taha Erol Durmaz kardeşimize teşekkür ediyorum. Ve 1 Kasım seçimlerinde büyük bir destana imza atan milletvekillerimiz Sabahattin Karakelle, ki Erzincan siyasetinin büyük bir ismidir, Erzincan’a bu anlamda 1 Kasım seçimlerinde gerçekten çok büyük başarılara imza atmasına vesile olan aynı şekilde değerli milletvekilimiz Serkan Bulut’a, teşkilatımızın her kademesinde görev alan bütün dava arkadaşlarımıza ve tabi Erzincan deyince akla gelen ilk isimlerimizden değerli dava arkadaşım, kabine arkadaşım, şimdi de birlikte bu davayı yürüttüğümüz Sayın Binali Yıldırım’a da teşekkürü bir borç biliyorum. İnşallah nice uzun yıllarda Erzincanlılar hep omuz omuza olacak.

Şimdi şöyle düşünün: Vaktinde Erzincan’ımızın 4 milletvekili vardı değil mi? Şimdi siz zannediyorsunuz 2 milletvekiliniz var, öyle mi? Yok, ben geldiğimde demiştim ki, 2 milletvekilini verin, 3’üncüsü ben olacağım dedim mi? Ve 3’üncüsü benim. Yetmez, 4’üncüsü de Binali Bey, İzmir’de de olsa o her zaman Erzincanlı. Demek ki birileri Erzincan’ın milletvekili sayısı azaldı zannediyor ama, Erzincan şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 4 milletvekiliyle temsil edilmeye devam ediyor.

Can Erzincan’la biz gurur duyuyoruz, can Erzincan. Evet, bugün Erzincan’ımızın Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 98. Yıl Dönümü vesilesiyle biraradayız. Allah bize bir daha o acıları yaşatmasın. Ama Erzincan her seferde göstermiştir ki, ister işgal olsun, ister deprem olsun, Erzincanlı dirençlidir, Erzincanlı güçlüdür, Erzincanlı merttir, Erzincanlı omuz omuza verdi mi işgali de yener, deprem acılarını da sarar. Biz hep böyle gördük Erzincan’ı, hep böyle göreceğiz.

Bu vesileyle, Erzincan’ın düşman çizmesinden kurtuluşu için şehitlik mertebesine erişmiş bütün şehitlerimize, gazi olan geçmişteki ve bugünkü bütün büyüklerimizi rahmetle anıyor, hürmetlerimizi sunuyoruz. Bütün bir milli mücadele boyunca canlarını veren, yaralanan, her türlü fedakarlığa katlanıp bize bu güzel vatanı armağan bırakan fedakar ecdadımızı da minnetle, şükranla yad ediyoruz.

Bizim mazimizde Erzincan’ın kurtuluş efsanesinin benzeri çok efsaneler var. Birçok fedakarlıklar ve cesaret üzerine bu ülke özgürlüğüne, hürriyetine kavuştu. Bu millet gerektiğinde vatanı için, dini için, istiklali için, namusu için, hürriyeti için girdiği, girmek zorunda kaldığı her imtihandan Allah’ın yardımıyla yüzünün akıyla çıkmıştır. Bizi hiç kimse zelil kılamadı. Bizim boynumuzu, başımızı hiç kimse eğdirmedi, Allah eğdirmesin. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Bu millet değerlerine karşı ne zaman bir saldırı görse, hatta sadece böyle bir niyet dahi görse her defasında aynı tutumu sergilemiştir.

BU SON KALEYİ TESLİM ETMEYECEĞİZ

Bugün de istiklal ve istikbal mücadelemizin zorlu bir aşamasındayız. 100 yıl önce planlarını başaramayanlar, geçen hafta Mardin’de söyledim, Sykes-Picot 1916’ta 100 yıl önce ilan edilip Osmanlı Devleti’ni parçalamayı hedefleyip son kalemizi, Osmanlı’yı, Türkiye’yi, Anadolu’yu yok etmek istemişlerdi, son kaleye sığındık. Ve işte bugün 98. Kurtuluş Yıl Dönümünden bütün Türkiye’ye ve bütün dünyaya ilan ediyorum,  kim ne yaparsa yapsın, biz bu son kaleyi hiçbir şekilde terk etmeyecek, bu son kaleyi zillet içinde düşmana hiçbir zaman teslim etmeyeceğiz.

Doğu ve Güneydoğu bölgemizdeki bazı şehirlerimizde terör örgütüne karşı yürütülen kapsamlı operasyonlar arkadaşlar, büyük bir başarıyla devam ediyor. Okulları, camileri, hastaneleri bombalayarak, çocuk, yaşlı, hasta demeden herkesi, her canı hedef alan bu caniler asla amaçlarına ulaşamayacaklar. Vatandaşlarımıza hizmet için fedakarca çalışan memurlara pusu kuranlar, esnaflara hayatlarını zindan edenler mutlaka kaybedecektir. Allah’a şükür gün gün hayırlı neticeler alıyoruz.

Operasyonları bitirdiğimiz yerler var, bitirmek üzere olduğumuz yerler var. Ama bugün burada da, her hafta biliyorsunuz bir ilimizi ziyaret edeceğimizi söylemiştim, geçtiğimiz hafta Mardin’deydik, Midyat’taydık, Yeşilli’deydik, bu hafta Erzincan’dayız. Doğu ve Güneydoğu’da en güneyden en kuzeye geldik Doğu Anadolu’nun, Midyat’tan, en güneyden, Mardin’den Erzincan’a geldim, bilerek bunu yaptım. Her bir karış toprağında vatanın bulunacağız ve vatanın her ferdiyle kucaklaşıp birlikte aynı birlik sesini vereceğiz.

Terör örgütünün şehirlerimizi yaşanmaz hale getirmek için kazdığı çukurları, kurduğu barikatları tek tek kaldırıyoruz, tek tek yıkıyoruz. O çukurlara bu milletin kaderini hapsetmek isteyenlere bizde diyoruz ki, biz bu çukurları kapatıp bütün bu diyarı gülistan yapacağız. Onlar yıkmak istese de biz imar edeceğiz, yangın yerinde gül yetiştireceğiz.

Silopi’den sonra Perşembe günü Cizre’de de beklenen sonuca ulaştık ve başarıyla operasyonlar tamamlandı. Bir kez de buradan ilan ediyorum, Silopi’den sonra Cizre’de de bir tek çukur kalmamıştır, bir tek barikat kalmamıştır, bir tek mayın kalmamıştır, Cizre sokakları da bugün vatanın diğer sokakları gibi emniyete, huzura kavuşmuştur.

AK gençler, bakınız biraz önce dedim ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti mazlum milletlerin son kalesidir. Bakın, etrafta kriz olduğunda herkes etnik ve mezhep ayrımı görmeden Türkiye’ye doğru yönlerini dönüyorlar, Kürtler, Araplar, Türkmenler Suriye’den, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Sünniler, Şiiler, herkes. Neden biliyor musunuz? Burada huzur bulacaklarını biliyorlar, burada onlara bağrını açan kardeşlerinin olduklarını biliyorlar.

Şimdi size söylüyorum AK gençlik, biliniz ki eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti Arakan’dan Somali’ye, Gazze’den ta Orta Asya içlerine kadar bütün mazlumların son kalesiyse, bu son kalenin son burcudur AK Parti kadrolarıdır, AK gençliktir, o burçları hiçbir zaman terk etmeyeceksiniz, o burçları hiçbir zaman terk etmeyeceksiniz.

Bildiğiniz gibi geçen hafta Mardin’de birlik, huzur ve demokrasi eylem planımızı açıkladık. Bu plan doğrultusunda terörden zarar gören bütün vatandaşlarımız için gereken her türlü desteği vermeye başlıyoruz, vermeye de devam ediyoruz. İnşallah kısa sürede bölgede hayatı tamamen normalleştirecek, terörün izini bütünüyle sileceğiz.

Terörle mücadelede çok önemli mesafeler aldık, bunları nihai hedefimize ulaştırmakta da kararlıyız. Ancak bunu yaparken meşruiyetten, hukuktan, insan hak ve özgürlüklerinden bir nebze dahi taviz vermedik. Bizim tek hedefimiz terörü ortadan kaldırmaktır.

Mardin’de ifade ettim, Erzincan’da da söylüyorum, bütün halkımıza teşekkür ediyoruz. Bu terör odaklarının ajitasyonlarına gelmedikleri için, onların çağrılarına kulak asmayıp milletin birlik çağrısına kulak astıkları için bütün Doğu Anadolu’ya, bütün Güneydoğu Anadolu’ya teşekkür ediyoruz.

Bölgede terörist odaklarca baskılara ve zulme uğratılan insanlarımızı huzura kavuşturuyoruz, kavuşturacağız. Bütün dünyada hukuk çerçevesinde teröre karşı nasıl bir mücadele verileceğinin yol ve yöntemlerini en iyi şekilde biz gösteriyoruz. Bizim bu çerçevenin dışına çıkan herhangi bir uygulamamız yok, olmayacak. AK Parti bütün bu alanlarda ülkeyi çok daha iyi noktalara taşımış, insan hak ve özgürlükleriyle emniyet ve güveni birarada gerçekleştirmiş bir siyasi harekettir. Özgürlükleri, demokrasiyi, hukuku derinleştiren, yaygınlaştıran politikalar ve uygulamalar bizim eserimizdir, kimse bu konuda bize hesap soramaz.

Zira bizim tek meselemiz, tek derdimiz milletin huzuru, milletin özgürlüğü, milletin güveni ve milletin geleceğidir, bu anlamda 78 milyon vatandaşımıza bakışımız birdir. Her türlü ayrımcılığı ret ederek yola çıktık. İnsanlık onurunu siyasetimizin mihveri kıldık. Siyaset üzerindeki vesayet odaklarını tavsiye ede ede bugünlere geldik. Devlet içindeki müstakil adaları, devlet içindeki kurtarılmış bölgeleri, vesayet odaklarını, devlete nüfuz etmek isteyen organize suç örgütlerini saf dışı bıraka bıraka bugünlere geldik ve sizden aldığımız emaneti, sizden aldığımız milli irade emanetini kimseyle paylaşmadık, paylaşmayacağız.

Üzerimize birtakım eski 28 Şubat kalıntısı yaklaşımlarla geldiler, Sayın Cumhurbaşkanımız 12 yıl boyunca bunlara direndi, bütün AK Parti kadroları direndi. Yetmedi, paralel çetelerle geldiler, direndik, direniyoruz, onları da saf dışı edeceğiz. Yetmedi, şimdi içimizdeki terör çeteleriyle üstümüze geliyorlar. Biz vesayet çetelerine, biz paralel çetelere, biz uluslararası odakların planlarına, oyunlarına boğun eğmemişiz, bu terör çetelerinin de haddini bildirmek boynumuzun borcudur. Bu kazanımlarımıza kimsenin gölge düşürmesine izin vermeyiz. Bu ülkede terörün, bölücülüğün asla bir geleceği olamayacak, bunu da herkesin bilmesi lazım.

BARIŞI, HUZURU TESİS EDECEĞİZ

Bölge insanı, Doğu ve Güneydoğu insanı terörden çok yoruldu, yeniden barış içinde, kardeşlik içinde, yeniden refah içinde yaşamak, işine, gücüne bakmak istiyor. Etrafına baktığında güneye doğru dönüp Suriye’nin halin görüyor, Irak’ın halini görüyor, elhamdülillah ki ülkemiz, vatanımız bir ve beraber ve emniyet içinde dua ediyor. Bu çeteler Türkiye’yi böylesine bir ateş çemberinin içine sürüklemek isterken, halkımız dimdik onların karşısında duruyor. Teröre destek vermeyen, elinde silah olmayan herkesle tek tek konuşacağız, barışı, huzuru tesis edeceğiz.

22 vilayetimizin valilerini, kaymakamlarını, bütün güvenlik yetkililerini Ankara’da geçen hafta topladık biliyorsunuz, hepsine de açık ve net bir talimat verdik, devletin kudret ve şefkat elini aynı anda kullanacaksınız. Devlete meydan okuyan, bu milleti bölmek isteyen, bu ülkeyi parçalamak isteyen kim olursa olsun devletin kudret elini üzerlerinden hiç eksik etmeyeceksiniz, devletin kudret eli, kudret şamarı onların üzerindedir. Buna karşılık bu milletin her bir ferdi, bu halkın her bireyi etnik ve mezhebi kökeni ne olursa olsun devletin şefkat eline, devletin merhamet eline hep bakıp o elden istifade edecektir. Biz bu anlamda devletimizin kudret ve şefkatini kaim ve daim kılmaya kararlıyız.

Aziz kardeşlerim, Türkiye’nin birliğini, dirliğini, istikrarını korumak bizim en temel önceliğimiz. Çevremizde bir ateş çemberi var, güney sınırlarımızda birçok olumsuzluğu birarada yaşıyoruz, içeride terörle mücadele halindeyiz, bazı illerimizde kapsamlı operasyonlar yürütüyoruz. Türkiye böyle zorlu bir süreçte içeride, dışarıda, dört koldan 7 düvele -eskilerin tabiriyle- mücadele verirken, muhalefet partileri maalesef bu mücadeleye destek değil köstek oluyor. Onun için il danışma meclislerimiz önemli, dolaşacak ve her bir meclisimizde bütün AK Parti kadrolarıyla bulaşacağım. AK Parti, biraz önce zikrettiğim gibi son kalenin son burcudur, sizlere güveniyoruz. Muhalefet partilerinin duyarsızlıkları karşısında milletin duyarlılığına sahip çıkan AK Parti kadroları bu milletin geleceğinin yegane teminatıdır.

DOĞU VE GÜNEYDOĞU HALKI  TERÖRÜ KESİNLİKLE REDDETMİŞTİR

Bakınız, terör örgütü tarafından maksatlı şekilde üretilen birtakım gerçek dışı iddialarla muhalefet partiler siyaset yapmaya çalışıyorlar. Onların amacı, kafaları karıştırarak terörle mücadelenin arkasındaki büyük halk desteğini ortadan kaldırmak, çünkü Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde de halk terörü kesinlikle ret etmiştir, desteklemiyor. Hükümet hakkında, güvenlik güçlerimiz hakkında zihinlerde soru işaretleri üreterek kitleleri etkilemek istiyorlar. Her gün yeni bir yalanla, yeni dezenformasyon çalışmalarıyla ortaya çıkıyorlar, ama milletimiz onlara itibar etmiyor. Durmadan yalan haberler üretiyorlar, başka olaylara, başka yerlere ait görsel malzemeyi sanki bölgede yaşanmış gibi servis ediyorlar özellikle sosyal medya üzerinden. Cizre görüntüleri deyip resimler çıkıyor, seneler önce Gazze’de ya da şimdi Suriye’de yaşanan görüntüleri Cizre gibi yansıtıyorlar. Birtakım terörist yapılar bu yalanlara itibar etmeyen medya grupları üzerinde baskı oluşturmaya çalışıyorlar. Bu doğrultuda önceki gün Yeni Şafak ve Yeni Akit Medya gruplarına molotof kokteyli ve pompalı tüfekle saldırı düzenlendi. Tabi HDP Eşbaşkanının seçim meydanlarında bu gazeteleri ellerinde sallayarak hedef gösterdiğini de unutmayın.

Bir kez daha Yeni Şafak ve Yeni Akit çalışanlarına, sahiplerine, medya emekçilerine geçmiş olsun diyorum.

O Eşbaşkan mitinglerinde bu gazeteleri ağır sözlerle eleştirmiş, sonra da miting meydanına fırlatmıştı. Açıkça hedef gösterdiği bu gazeteler saldırıya uğradılar. Biliyorsunuz 6-7 Ekim olaylarında da sorumsuz bir şekilde bu Eşbaşkan halkı sokağa çağırmış, çağrısı üzerine meydana gelen olaylarda masum 50 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiş, gençler 4’üncü katlardan sokaklara atılmıştı. O gün de bu çağrısının sorumluluğunu üzerine almamıştı. Bugün de miting medyalarında hedef gösterdiği bu gazetelerin saldırıya uğramasından herhangi bir sorumluluk … etmiyor, herhangi bir şekilde kendisini sorumlu görmüyor. Ama hamdolsun herhangi bir can kaybı yaşanmadı, herhangi bir yaralanma da olmadı bu saldırılarda.

Buradan bir kez daha kendilerine geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, saldırganları da lanetliyorum.

CHP, İFTİRALAR ÜZERİNDEN SİYASET YAPIYOR

Basın özgürlüğü konusunda Türkiye’yi sürekli töhmet altında bırakmaya çalışan iç ve dış çevrelerin aynı duyarlılığı bu saldırılarda niye göstermediklerini de buradan sorgulamak istiyorum. Hatırlarsanız Sayın Merkel’le hafta başında yaptığımız basın toplantısında Türkiye kökenli olmakla birlikte Almanca konuşarak kendisine ve uluslararası basına şov yapmaya kalkan o salonda ve basın özgürlüğü konusunda sorgulayıcı ifadeler kullanmaya kalkan gazeteciye o gün cevap vermiştim, bugün bütün dünyaya da ilan ederek cevap veriyorum; Türkiye, demokratik, hukuk devleti kurullarını en iyi şekilde işletecek, terörle mücadelede de en kararlı tutumunu sergileyecektir, kimse Türkiye’yi herhangi bir başka ülkeyle bu anlamda karıştırmasın.

Ama dikkat ediniz, o günlerde seslerini çıkaranlar, Yeni Şafak, Yeni Akit gazetelerine yapılan saldırılar karşısında sükut ettiler. Maksat üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olunca demek ki böyle oluyor. Kimse algı oyunları oymasın, bunlara artık kimse inanmıyor. Milletimiz nezdinde bu kara propaganda amacına ulaşamıyor, ulaşamayacak.

Biz HDP’nin bu tavrına alıştık, ama ne yazık ki Ana Muhalefet Partisi Cumhuriyet Halk Partisi de iftiralar üzerinden siyaset yapıyor. İki CHP milletvekili, bakınız böylesi kritik günlerde İngiltere’ye gittiler, orada bir programa katıldılar ve uzun uzun PYD’nin, YPG’nin, yani PKK’nın Suriye’deki uzantısı olan bu terör örgütlerinin terör örgütü olmadığını ispata çalıştılar.

O CHP’li milletvekillerinden biri o programda adeta kendine PYD’yi aklama misyonu biçmiş gibi konuşuyor. Şöyle diyor bu CHP milletvekili o toplantıda: PYD, Suriye’de kendi yaşamlarını korumaya çalışan, kendi topraklarını küresel bir vahşet örgütüne karşı korumaya çalışan bir örgüt, bir yapılanma. Demek istiyor ki, DAEŞ saldırıyor, PYD sadece topraklarını savunuyor.

Şimdi bu CHP milletvekilline sormak gerekmez ki, bu ağız belki HDP’lilerin ağzına yakışır ama, Ana Muhalefet Partisi milletvekillerinin ağzına yakışır mı? Gerekçeleri de hazır, Birleşmiş Milletler PYD’yi terör listesine almamış, PYD Türkiye sınırları içinde bir eylem yapmamış. Bu milletvekili Türkiye’ye dışarıdan bakıyor ve ne yazık ki bölgede etnik temizlik operasyonları yürüten güçlerin dilini kullanıyor.

Bakın, bir de biz anlatalım PYD’yi, YPG’yi. Bildiğiniz gibi PKK hem Avrupa Birliği, hem de Amerika Birleşik Devletleri için resmen bir terör örgütü. PKK’nın kanlı yüzünü, alçakça cinayetlerini dünyada bilmeyen yok. PYD ve YPG ise terör örgütünün bu yüzünü perdelemek üzere ortaya çıkardığı yeni oluşumlar. Bu PYD, YPG militanları eğitimlerini Kandil’de alıyorlar, Kandil’den Sincar üzerinden Suriye’ye koridor oluşturuyorlar, Türkiye’ye de birtakım silahlar sokulmasına, Türkiye’yi de terör kıskacına almaya çalışıyorlar. Yine bunlar Moskova’da açtıkları şubenin fotoğrafını, duvarda asılan Öcalan posterlerini görmüyor bu PYD’yi PKK’dan ayıranlar.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi bunu yaptığı gibi, bu aymazlığı, bugünlerde bazı müttefik ülkelerden de benzer yaklaşımlar geliyor. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Moskova’daki bu fotoğrafı görmediğini söylüyor, ama eminim sizler de gördünüz. Şimdi ben buradan bütün dünyayı takip eden bu küresel güce bu evrakları en kısa sürede göndereceğimizi ifade ediyorum.

Çok açık bir şekilde PYD, PKK’nın uzantısıdır ve hem Suriye için, hem Türkiye için, hem bölge için tehdit teşkil eden bir terör örgütüdür. PKK ile PYD’nin ideolojisi, kadroları, yönetim kademesi aynıdır. Aklı başında olan herkes, bölgeyi takip eden herkes bunu fark ediyor, bunu görüyor. PYD ve YPG’nin terör örgütü olmadığını söyleyen biri varsa, ya bölgede yaşananlar hakkında hiçbir bilgi sahibi değildir, ya da art niyetlidir.

Bu bölgeye uzak herhangi bir ülkenin milletvekili bu gerçeklerden habersiz olursa bu bir yere kadar anlaşılabilir. Ama bu ülkenin, hele hele Ana Muhalefet Partisi’nin iki milletvekili böyle bir mazeret üretirlerse bu anlaşılamaz, izah edilemez.

YA TÜRKİYE’NİN SAFINDA OLACAKLAR YA DA PKK VE PYD’NİN SAFINDA

Irak’tan Sincar üzerinden Suriye’deki terör örgütlerine sağlanan destekten ya da Kandil’de eğitilen Suriyeli teröristlerden habersiz olduğunu söyleyenler bu gerçeği görmek istemeyenlerdir. Bu gerçekleri biz Hükümet olarak defalarca kamuoyuna açıkladık, açıklamaya devam edeceğiz. Medyada bu bilgiler delilleriyle defalarca yayınlandı. Bu, CHP adına bir skandaldır. Özellikle de CHP’yi Cumhuriyetin kurucu partisi olarak ilan ettikten sonra bu yaklaşımı sergileyenlere karşı Cumhuriyet Halk Partisi’ne samimiyetle oy vermiş vatandaşlarımıza da bir çağrıda bulunuyorum, kendi partinize, Genel Başbakanına sorunuz, saflarını belirlesinler, ya Türkiye Cumhuriyeti saffında olacaklar ya da PKK ve PYD saffında, ikisi aynı anda olmaz.

Sayın Kılıçdaroğlu’na da bu anlamda açık ve net tutum alma çağrısında bulunuyorum. Sayın Kılıçdaroğlu’nun laf kalabalığı yaparak üste çıkma çabaları bu skandalı unutturamaz.

Kılıçdaroğlu diyor ki, madem PYD terör örgütüydü, siz neden PYD’nin lideriyle bazı bürokratların görüşmelerini sağladınız? Kılıçdaroğlu yine hep öyle güncellemeyi unutuyor, maalesef uzun yıllar sanki hiç olayları takip etmemiş gibi geriden takip ediyor. Hatırlarsanız, Esad’a karşı Esad kendi halkını katletmeye başladığında tavır aldığımız zaman da dönüp bize sormuştu, siz eskiden Esad’la dostunuz, şimdi niye bir sabah kalktık niye Esad’la düşman olduk diye. Onun bir sabah dediği aradan 3 yıl geçmişti ve 250 bin kardeşimiz katledilmişti. Bunlardan hiç haberi yokmuş gibi sanki o dönemde uyudu ve bir sabah kalktı 3 yıl sonra, 4 yıl sonra. Bütün bu tavrı sadece partimize dönük bir eleştiri zemini olsun diye yapıyor.

Şimdi de 2,5-3 yıl önce PYD’ye çok açık bir ültimatomla rejim yanında yer almayın, Türkiye’yi rahatsız edecek faaliyetlere katılmayın, karışmayın ve muhalefet içinde yer alın ültimatomu vermek üzere yapılan bir görüşmeyi şimdi kullanmaya kalkıyor. Evet, bizim istihbarat birimlerimiz Türkiye’nin çıkarı gerektirdiği zaman bütün bu örgütlere en net ültimatomu vermek üzere görüşür, ama ondan sonra da kararlı tutumundan hiçbir şekilde taviz vermez.

Geçen zaman zarfında PYD halkına zulmeden, sivil hedeflere bomba yağdıran Suriye rejimiyle fiilen işbirliği içine girdi, PKK’yla kadro ve silah alış verişini yoğunlaştırdı, ABD ve Rusya’dan aldığı silahları terör örgütü PKK’nın hizmetine sundu. PKK o silahlarla ülkemizin birliğine, milletimizin huzuruna kasteden terör eylemleri gerçekleştiriyor, birçok sol örgüte de bu anlamda silah eğitimi veriyorlar. Oradaki kadrolarını bölücü terör örgütü saflarında Türkiye’ye karşı gerçekleştirilen saldırılarda kullandılar.

KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE BİLİYORUZ

Değerli kardeşlerim, şu açıkça bilinsin ki, bu terör örgütlerinin kimin eli kimin cebinde biz biliyoruz. 20 Temmuz’dan 23 Temmuz’a kadar önce DEAŞ, arkasından DHKP-C, arkasından PKK, üçü birden 3 gün vatandaşlarımıza dönük terör saldırıları yapıldığında 23 Temmuz’da demokrasi ve huzur operasyonu başlatma kararı aldığımızda tavrımız açık ve netti. Bütün güvenlik birimlerimize o gece şu direktifi vermiştik. Bütün Türkiye Cumhuriyeti topraklarını bu terör örgütlerinden arındıracaksınız. Türkiye’nin civarında, Suriye’de, Irak’ta veya diğer ülkelerde Türkiye aleyhine kim faaliyet yapıyorsa onlara hadlerini bildireceksiniz. Bu talimatımız bugün de geçerlidir. Ve bu talimatımız Türkiye’nin şehirlerinde, ilçelerinde, köylerinde, mezralarında, ovalarında, vadilerinde ve bütün her bir köşesinde tek bir silah kalmayıncaya kadar geçerlidir ve her bir silah gömülünceye, teslim edilinceye kadar da sürecektir.Biz milletimizin yanındayız, bu ülkenin menfaatleri noktasında asla bir yanlışın içinde olmayız, olmadık, olmayacağız. Siyasi menfaat hesaplarıyla bu ülkenin milli davası olan konularda asla gaflete düşmeyiz.

Türkiye için, milletimiz için PKK da, PYD de bir terör örgütüdür. PYD ve YPG de bu terör örgütünün aynı kirli davaya hizmet eden uzantılarıdır. Biz ABD yönetiminin PYD ile ilgili tutumunu eleştirirken, CHP adeta bu yanlışa destek veriyor. Kim PYD’nin terör örgütünün uzantısı olduğunu göremiyorsa vahim bir yanlış içinde ya da çok büyük bir art niyet içindedir. PYD hem Suriye rejimiyle, hem de Rusya’yla işbirliği halinde Suriyeli sivillere saldırıyor, kendisi gibi düşünmeyen Kürtlere, Araplara, Türkmenlere saldırıyor, gerçek bir etnik kıyım gerçekleştiriyor ve savaş suçu işliyor. Bunun bütün belgeleri ortada, uluslararası kuruluşlar da bunları belgeledi. Biz müttefik olduğuna inandığımız Amerika Birleşik Devletleri yönetiminden bu insanlık dışı kıyıma karşı açık ve net bir tavır sergilemesini bekliyoruz.

Burada açık olarak ifade ediyorum;  Türkiye’ye dönük herhangi bir tehdit olduğunda biz Irak’ta, Kandil’de aldığımız tedbirleri de Suriye’de alır, gereken tedbirleri uygulamakta da hiç tereddüt göstermeyiz. Ve böyle bir mücadele girdiğimizde de dost ve müttefiklerden yanımızda olmalarını bekleriz, karşımızda değil yanımızda olmalarını bekleriz.

Maalesef uluslararası toplum bölgedeki meselelere kendi menfaatleri üzerinden bakıyor ve problemleri çözmek yerine büyütüyor. Bir tarafta Cenevre’de taraflar barış için toplanıyor, diğer tarafta Rus savaş uçakları Halep, Azez ve civarını yoğun bombardımana tabi tutuyor, bölgedeki sivil kamplar da dahil olmak üzere çok büyük sivil zayiat ortaya çıkıyor. Terörle ilgisi olmayan sivil hedefler bombalanıyor, bununla terör arasında da hiçbir irtibatı olmayan şehirler yerle bir ediliyor.

İşte Erzincan’ın kurtuluş gününde bugün Erzincan’dan Halep’e bir selam iletmek istiyorum. Rus işgalciler Erzincan’a uzun süre kalmak için geldiler, ama terk edip gittiler, kalamadılar, çünkü kahraman Erzincan işgale hiçbir zaman izin vermedi. 1921’de bu kez dün Kahramanmaraş’ın kurtuluşunu kutladığımız gibi, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Gaziantep de müstevlililere aynı cevabı verdiler.

Şimdi buradan Halep’e sesleniyorum; ey Halepliler, ey kaderini Türkiye’nin ve milletimizin kaderiyle birleştiren Halepliler, masun olmayın, üzülmeyin, inanıyorsanız zafer mutlaka sizindir.

98 yıl önce müstevlileri, Rus ordularını Erzincan’dan çıkaran yiğit Erzincanlılar Halep’e selam ediyor. Halepliler de inşallah Suriye’yi işgal etmek isteyen güçlere karşı sürdürdükleri o onurlu direnişi zaferle taçlandıracak ve Suriye, Şam, Halep, Hama, Humus, Deyrizor, Rakka hem bu dış işgalcilerden, hem rejimin zulmünden, hem de DEAŞ, PKK benzeri terör örgütlerinin zulmünden kurtulacak. Biz de her zaman Suriye kardeşlerimizin yanında yer alacağız.

Değerli kardeşlerim, şimdi Suriye’deki krizin çözümü için kılını dahi kıpırdatmayan bazı çevreler hallerine, takındıkları ilkesiz tutuma bakmadan bize akıl vermeye kalkıyorlar, buna maalesef Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de dahil. Rusya’ya yeter artık diyemeyenler, Suriye rejiminin yaptıklarına göz yumanlar bize akıllarınca ne yapacağımızı söylemeye kalkıyorlar. Biz tarih biliriz, biz coğrafya biliriz, biz dost ve kardeş ülkeleri biliriz, ama en önemlisi biz insanlık ne demek onu biliriz. Biz insanlığı size öğretiriz, ama sizden insanlık adına ders almayız. Suriye’de bu mülteci akınına yol açan Rus bombardımanına dur diyemeyenler, bize kapınızı açın diyorlar. Sanki kapımız kapalıydı da 2,5 milyon kardeşimiz bacadan girdiler. 2,5 milyon kardeşimiz kapılardan girdiler, gönüllerimize girdiler, gönüllerimizdeler.

Bugün Erzincan’a bir kez daha teşekkür ediyorum, kurtuluş günümüzü kutlamamızın hemen sonrasında bir sivil toplum örgütümüz bu sefer Bayırbucak Türkmenlerine Erzincan’dan 13 tır yardım malzemesi gönderdi. Bu ne zengin yürekli bir millettir, uzakta demez, yakında demez, birinin derdi var mı bu millet, bu Anadolu o derdi sahiplenir gereğini yaparlar. Bu yardıma katkıda bulunan bütün Erzincanlılara da bir kez daha teşekkür ediyorum.

Biz hiçbir zaman, Londra’da Donörler Toplantısında söylediğim gibi, hiçbir zaman kapımızı kapatmadık, son 4 yılda hiçbir ülkenin yapmadığı bir fedakarlığı yaparak üstümüzdeki ağır yüklere rağmen Suriye sınırını hep açık tuttuk; aynı fedakarlığı bugün de yapıyoruz, yapmaktayız.

Emin olunuz, son yıllarda hiçbir gece yok ki Suriye’den gelen bir haber üzerine uykumuz bölünmemiş olsun. Daha iki gün önce hainler, alçaklar bir taraftan hava bombardımanıyla, diğer taraftan PYD unsurlarıyla ve birtakım yabancı milislerle Azez’e saldırdıklarında gece saat 1’de bütün devlet zirvesi, Sayın Cumhurbaşkanımız, Genelkurmay Başkanımız, MİT Müsteşarımız hep beraber istişare etme ihtiyacı hissettik Azez’e nasıl sahip çıkarız diye, Türkiye’yle Halep arasındaki koridoru nasıl diri tutarız diye.

Biz bu kardeşlerimizi kaderine terk etmedik, etmeyeceğiz. Bilsinler ki, 4 yıldır mazlumun yanında, zalimin karşısında kararlılıkla duran bir ülke olarak biz kimseden nasihat almayız. Nasıl kimseye sormadan 2 milyon 600 bin Suriyeli kardeşimizin yardımına koştuysak, şu anda kapımızda olan 60 bir Suriyeliyi de ortada bırakmayız. Halen sınır ötesinde her türlü imkanımızı seferber ederek bu kardeşlerimize yardım ediyoruz. Ama sınır ötesinde onlara bu imkanı sunmadan hemen sınırın içine alırsak tam da işte o Halep’i bombalayanların istedikleri gerçekleşmiş olur. Onun için bu kardeşlerimizi sınır ötesinde her türlü destekle destekleyeceğiz, tabi gerek olduğunda da kapımızı açıp onları gönlümüzün en mutena yerinde ağırlayacağız.

HALEPLİ KARDEŞLERİMİZE YARDIM EDECEĞİZ

Burada her şeyden önce görülmesini istediğimiz tablo, Suriye’deki insanlık trajedisinin herkes tarafından fark edilmesidir. Bunun için birinci önceliğimiz Suriyelilerinin Suriye sınırları içindeki kamplarda barınmasını temin etmektir. Bu kampların da bütün imkanları Türkiye tarafından karşılanıyor. İşte dün Başbakan Yardımcımız Suriye sınırındaydı ve bu kampların koordinasyonunu orada yaptı. Şu anda 9 kamp kurulu vaziyette ve bu kamplar Rus uçaklarınca bombalanıyor. Türkiye-Halep arasındaki insani lojistik koridoru da bu güçlerce kapatılmış durumda. Bunun adı barbarlıktır, zorbalıktır, Ortaçağ zihniyetiyle yapılan bir savaş stratejisidir. Bu lojistik koridor açılmazsa Halep’in kalan kısmı ve Türkiye’ye gelme imkanı bulunmayan yüz binlerce Suriyeli açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Biz her türlü imkanlarımızla Halepli kardeşlerimize yardım edeceğiz, ihtiyacı olanları alacağız, ama asla Halep’in etnik kıyım yoluyla boşaltılmasına izin vermeyeceğiz. Türkiye sorumluluğunun gereğini her zaman fazlasıyla yaptı, yapmaya da devam edecek. Hem sorumluluğunun gereğini yapmayıp, hem de Türkiye’ye nasihat verebileceğini zannedenler varsa bu gerçekleri yüzlerine vurmayı da biliriz, onlara insanlık dersi vermeyi de biliriz.

Uluslararası toplumun artık gerçeklerle yüzleşmesi ve hatalarını görmesi lazım, bunu beklemek, bunu istemek bizim hakkımız. Şu anda rejim yanlısı olmayan bütün Suriyelilerin Suriye’den çıkarılması için bilinçli bir etnik kıyım hazırlığı yapılıyor. Halep ve Suriye’de sadece rejim yanlılarının kalması, diğer herkesin de Suriye’den sürülmesi hedefleniyor. Bu, açık bir etnik temizlik harekatıdır. Başta Rusya olmak üzere rejimi destekleyen devletlerce yürütülüyor bu faaliyet.

Biz bir taraftan mültecileri kabul ederken, diğer taraftan da bu etnik temizliğin hedefine yardım eden bir duruma düşmek istemiyoruz. Suriye’nin demografik yapısının korunması noktasında herkes dikkatli olmak zorundadır ve mutlaka bu etnik kıyımı yapanlar da bir gün uluslararası mahkemeler önünde hesaplarını vereceklerdir. Türkiye olarak bu konuda çok duyarlıyız. Suriye sınır boylarındaki demografik dengenin değişmesini hedefleyen her türlü stratejiye karşı uluslararası toplumu uyarıyoruz. Bunlar Suriye’de zulmün durmasına ve barışın tesisine yardım eden planlar değildir. Sadece bu zorbaca planları yapanlar değil, her fırsatta insan haklarından söz edenler de bu etnik temizliğe karşı ayağa kalkmalıdır.

Değerli dava arkadaşlarım, Türkiye içeride ve dışarıda bu sorunlarla uğraşırken, AK Parti ülkemizi ve milletimizi bu badirelerden çıkarmak için gece-gündüz demeden çalışırken muhalefet partilerin haline de bir bakın Allah aşkına.

Haziran ve Kasım seçimlerinde Türkiye partisi olacağız diyen HDP’nin halini görüyorsunuz. Terörle arasına mesafe koymak şöyle dursun, terör örgütünün hamisi, sözcüsü kesildi. Gayrimeşru bir nefret diliyle, şiddeti öven bir dille her gün milletin karşısına çıkıyorlar, utanmıyorlar, sıkılmıyorlar bu dili sürdürüyorlar. Milletten, seçmenlerinden aldıkları vekaleti gidiyorlar Kandil’deki eli kanlı katiller adına sokakları hendeklerle, tuzaklarla yaşanmaz hale getirmeye çalışan teröristler adına kullanıyorlar.

CHP’NİN EMSALİ GÖRÜLMEMİŞ BİR GÜNDEMİ VAR

Ya CHP’ye ne demeli? Durumları daha da içler acısı. Bakınız tam 2 aydır… Bakın seçim bitti, 10 Aralık’ta Hükümetimiz kurar kurmaz 3 aylık, 6 aylık, 1 yıllık planlamalar dışında 1 haftalık, 1 aylık dahi programlarımızı verdik ve her hafta grup toplantımızda ben vaatlerimizin gerçekleşen kısımlarını anlatıyorum. Elhamdülillah, 3 aylık vaatlerimizin yüzde 66’sını yerine getirdik, reformlarımızın da yüzde 30’unu yerine getirdik.

Ama bakın, CHP 2 aydır neyle uğraşıyor, tam 2 aydır siyasi tarihimizde emsali görülmemiş bir gündemleri var, parti yukarıdan aşağı kavga ediyor, kaynıyor, kimin kiminle niçin kavga ettiği belli değil. Ülkenin Ana Muhalefet Partisi Atatürk posteri indirildi mi, indirilmedi mi diye kendi grubu içinde kıyıcı bir tartışma yapıyor. Biz istiklal meşalesini yükseltip Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti daha da kudretli kılmak için çalışırken, onlar 2 aydır Atatürk posterini kim indirdi, kim yerine koyacak, onunla uğraşıyorlar. Onların bütün meselesi sadece gösteri. Ve bir milletvekilini disipline sevk ettiler, soruşturmalar açtılar, daha çözemediler.

Allah aşkına, 2 aydır kendi içindeki bir meseleyi çözemeyen bir muhalefet partisi ülkenin meselelerini çözebilir mi? 2 aydın bu posteri kim indirmiş onu bulamayan birisi yolunu bulabilir mi, millete yol gösterebilir mi, milletin önüne geçebilir mi? Bakalım daha ne kadar uğraşacaklar ama, onlar uğraşa dursunlar. Onlar Atatürk posterini kim indirdi onu tespit edene kadar biz vaatlerimizin tamamını da gerçekleştireceğiz, reformlarımızı da yapacağız. 2019 seçimlerine giderken eminim Sayın Kılıçdaroğlu -o zaman kadar tabi kaç kongre yapacaklar bilmiyorum- hala bu soruyu soracak, Atatürk posterini kim indirdi?

Allah akıl fikir versin ne diyelim, Allah akıl fikir versin. Millet onların bu halini de görüyor, bizim gece-gündüz yorulmadan, bıkmadan, tükenmeden koşturmamızı da biliyor.

Bakın 1 haftalık programımızı biliyorsunuz, Suudi Arabistan’daydık, geldik Kazakistan’a gittik, Mardin’e gittik, Londra’ya gittik, şimdi son olarak Hollanda’ya gittik geldik, elhamdülillah Türkiye içinde de geziyoruz, milletimizle buluşuyoruz her yerde, ama onlar Ankara’da hala bir poster tartışması yapıyorlar. Allah selamet versin, akıl fikir versin ne diyelim.

Tevekkeli değil Erzincan bu sefer onlara bir milletvekili vermedi. Erzincanlı ne yapacağını bilir, bilir vallahi.

Kendi meseleleriyle uğraşırken arada bir kafalarını kaldırıp bize saldırıyorlar. Zahmet buyurmayın, siz önce bir partinizi düzeltin, şu dedikodulara doyun, kongrelerinizi doyun iyice, sonra da bir vakit ayırıp bizimle yüzleşebilirsiniz. Ama bizim size ayıracak vaktimiz yok, biz meşgulüz, bizim yapacak çok işimiz var.

MHP’ye bakalım, Sayın Genel Başkanları önemli bir sağlık sorununun ardından görevi başına döndü. Bu vesileyle bir kez daha, telefonla kendisine geçmiş olsun demiştim, yine geçmiş olsun dileklerimi huzurunuzda tekrarlıyorum. Ama döndü de ondan hemen sonra yaptığı konuşmalara yaptığımızda MHP cephesinde bir değişiklik olmadığını görüyorsunuz. Sayın Bahçeli nekahet devresinde bile bizlere yönelik olarak hakaretamiz bir üsluptan vazgeçmedi. Kendisine buradan ifade ediyorum, bu üslupla 1 Kasım’da dersinizi aldınız, bu üsluba devam ederseniz millet size daha çok ders verir.

Ülkenin şehirlerinde, ilçelerinde kurtarılmış bölge hayalleri görenlere karşı yürütülen operasyonlara karşı en tuhaf tepki MHP sözcülerinden geliyor. Keza, birlik, huzur ve demokrasi eylem planımıza karşı da ne olup bittiğini anlamayan, sadece muhalefet etmiş olmak için muhalefet eden saygısızca bir dil kullanıyorlar. Bütün bunları milliyetçiliği, ülke sevgisini kimseye bırakmayan bir partinin temsilcileri yapıyor; yazık. Bu partilere oy veren vatandaşlarımız adına gerçekten üzülüyorum, eminim onlar da bu durumu görüyorlar.

Her zaman söylüyorum, İl Danışma Meclisinden Erzincan’dan bir daha söylüyorum, bizim için iki kategori vatandaşımız vardır; biz hiç kimseyi, rakip, hasım görmeyiz, 1 Kasım’da AK Parti’ye oy vermiş olanlar, bir de inşallah 2019’da oy verecek olanlar.

Biz her bir vatandaşımızın gönlüne girmeye geldik, her bir vatandaşımızla dertleşmeye, halleşmeye geldik. Milletimiz bu çaptaki muhalefet partilerini hak etmiyor. Milliyetçilik ülkesine hizmet etmektir, milliyetçilik Erzincan’ın hukukunu İzmir’in hukukuyla, Diyarbakır’ın hukukun İstanbul’un hukukuyla bir tutmaktadır. Milliyetçilik boşa kostaklanmak değil, milletin rızasına uygun siyaset üretmektir. Bizim yaptığımız, işte bütün bu muhalefet partileri karısında milletin refahını, huzurunu gözetmektedir.

Değerli Erzincanlı dava arkadaşlarım, bir meseleden daha bahsetmek istiyorum Erzincan’a dönük olarak vaatlerimize ve yaptığımız hizmetlere gelmeden önce.Dün gerçekleşen DİSK Genel Kurulunda Hükümetimize, devletimize ve Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik yakışıksız sloganlar atıldı. Orada bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız da bu seviyesiz sloganların atıldığı Genel Kurulu haklı olarak terk etti.

Çalışma ve sosyal güvenlik alanında Cumhuriyet tarihinin en büyük adımları, devrim niteliğinde reformlar Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde 13 yıllık AK Parti iktidarında atıldı, yapılamaz denilen uygulamalar, yasalar bizim dönemimizde yapıldı, geçildi. O Genel Kurula da bu sebeple bizzat Bakanımız gitti, davet edildi. Ama utanmadan, sıkılmadan Sayın Cumhurbaşkanımıza, Hükümetimize yönelik seviyesiz ve alçakça sloganlar atıldı. Bunu en sert şekilde kınıyorum. O sloganlara sessiz kalan, hatta arka çıkan DİSK yöneticilerini de kınıyorum.

Haksa hak, hukuksa hukuk, ne istiyorsanız sonuna kadar tartışalım. Nitekim bütün sendika liderleriyle Başbakanlığım döneminde 1 Kasım seçimlerinden sonra da sık sık biraraya geldim. Ama bunu bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanına hakaret ederek yapmaya kalkarsanız biz orada işte bir dakika deriz, durun deriz ve size hak ettiğiniz cevabı veririz.

Değerli arkadaşlar, muhalefet keşke kaliteli bir rekabetin tarafı olsa, ama onlar tamamıyla seviyesiz bir siyaset dilinin sözcüleri oluyorlar. Onlar kendileri bilir, biz işimize bakacağız, 14 yıldır da bunu yapıyoruz.

14 yıldır Türkiye’yi mamur bir ülke haline getirdik. Bölgeler arası kalkınma farklarını büyük ölçüde ortadan kaldırdık, memleketin doğusuyla batısı arasındaki gelişme ve kalkınma farkını büyük ölçüde giderdik.

Bugün değerli Bakanımızla konuşurken bir şeyden çok memnun oldum, inşallah kısa zamanda tekrar 4 milletvekiline, sayıyı arttırırız milletvekili diye konuşurken, artık Erzincan’a geri göç, geri dönüş başlamış. Erzincanlılar zaten bu güzel bağları, bu güzel dağları bırakıp da nerelere gittiler ben bilmiyorum. Onları tekrar nerede olurlarsa olsunlar, İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Erzincan’ı şenlendirme, Erzincan’a yatırım yapmak, Erzincan’ı ayağa kaldırmak için bu bağlara, bu dağlara davet ediyoruz.

Hamdolsun ki Türkiye’nin her yerinde eserlerimizi siyasetimizin şahidi olarak gösteriyoruz. Bir zamanlar Erzincan depreminden sonra ABD’den gelen süt tozuna, şile bezine muhtaç durumdaydık. Uzun seneler ekonomimiz IMF ve Dünya Bankası reçetelerine bağlıydı. AK Parti iktidarıyla Türkiye dünyanın 17. ekonomisi, Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi oldu.

KRİZE RAĞMEN 6 MİLYON YENİ İŞ ÜRETTİK

Sizlerin de bildiği gibi esnafımıza 30 bin Türk Lirası sözümüzü vermiştik, uygulamaya başladık. Bugün itibarıyla kredi başvurusu yapan esnafımızın hesabında kullanımı için toplam 16 milyar Türk Lirası var; güle güle kullansınlar, hayırlı, mübarek olsun. Bakınız, sadece 1 ay içinde 30 bin Türk Lirası faizsiz kredi talep eden 7780 kişiye toplam 225 milyon Türk Lirası ödedik. Biz bunu yaparken CHP hala poster işiyle uğraşıyordu. Daha nice yüz milyonlar ödeyeceğiz, onlar onunla uğraşmaya devam edecek. Kısa bir süre sonra yine talepte bulunan 4335 kişiye toplam 119 milyon Türk Lirası daha vereceğiz; hayırlı uyurlu olsun, bereketli olsun. Esnafımızdan talepler her geçen artıyor ve sizler için yaptığımız hizmetlerin talep görmesi bizi çok mutlu ediyor. Son edindiğim bilgiye göre 74 bin kişi daha yeni müracaatta bulunmuş.

KÖYDES projesiyle 9 milyar kaynakla köylerimize hizmet götürdük. Tarımsal milli geliri 36 miyar liradan 116 milyar liraya çıkardık. 11 yılda 3 milyar 250 milyon fidan diktik.  Bu 14 yılda Türkiye mamur hale geldi, elbette Erzincan da mamur hale geldi.

Bakınız, önce ne yaptıklarımızı ve ne yapacaklarımızı paylaşalım.Erzincan’a 14 yılda 6 milyar lira yatırım ve destek sağladık.

İhracat rakamı biz geldiğimizde iktidara 364 bin dolardı, şimdi 6,5 milyon dolara ulaştı.

2006 yılında Erzincan Üniversitesi’ni kurduk, Sayın Rektörümüzle havaalanında görüştük, ilim diyarı Erzincan’ın üniversitesini de Türkiye’nin önde gelen üniversiteleri arasına sokacağız.

9252 konut, 852 derslik, 8 hastane, 7 adet sağlık merkezi inşa ettik. Ambulans sayısı biz geldiğimizde 4’tü, bütün Erzincan’da 4, toplam ilçe sayısının yarısı kadar, şimdi ise 40 ambulansı var. Birkaç gün içinde inşallah 6 ambulans daha gelecek. Ayrıca, helikopter ambulans, uçak ambulanslar da her an hizmetinizde. Allah hastalı vermesin, Allah Erzincanlının bu güzel iklimde ömrünü uzun öylesin, canını aziz eylesin, bereketli eylesin.

Bugüne kadar toplam 407 bin hektar araziyi sulamaya açtık, Tercan Ovası’nın bereketine bereket kattık. İnşallah 3 yıl içinde sulanan alanı 590 bin hektara çıkaracağız.

Kırıkdere ıslah tesisi yaptık, 53 milyon fidan diktik Erzincan’a, 15 bal ormanı kurduk. 2007’de Erzincan’ı doğalgaz ile tanıştırdık.

Şimdi Binali Beyin de emekleriyle 322 kilometre bölünmüş yol yaptık. Biz iktidara geldiğimizde herhalde 14 kilometre bölünmüş yolu vardı bütün Erzincan’ın, şimdi 322 kilometre. Erzincan’ı Sivas’a ve Erzurum’a bölünmüş yollarla bağladık.

2011’de hava ulaşımını artırmak için iç ve dış hatlar terminal binalarını yaptık, yolcu sayısı 8 binden, bakınız 8 binden 300 bine çıktı, inşallah tez zamanda 1 milyona çıkar bu güzellikle.

Peki, şimdi neler yapıyoruz? Aralarında 250 yataklı Merkez Devlet Hastanesi’ne ek bloğunda olduğu 5 sağlık tesisi daha yapıyoruz. Biraz önce geçerken hastanenin yerini gördük, galiba ilk planlamada 165 yataklıydı, şimdi 250 yataklı hale getirdik ve inşallah Nisan ayında da ihalesine çıkıyoruz en geç. Bu ben geldiğimde miting meydanında… Ne kadar coşkulu bir mitingdi hala unutamıyorum. Erzincan yaptığı işi hep iyi yapıyor maşallah. Çok coşkulu, çok güzel mitingde verdiğimiz sözlerden biriydi, bakın inşallah Nisan ayında ihalesi yapılıp en kısa zamanda tamamlanacak.

Daha önceki ziyaretlerimde sözünü verdiğim merkez atletizm pistini tamamladık. Merkezdeki 3 bin kişilik spor salonunu da inşallah bu yaz hizmete açıyoruz. Ayrıca, Erzincan’ın stadyum ihtiyacını da biliyoruz, inşallah stadyum Erzincan’a yakışır bir şekilde yapılacak. Erzincan’ı da inşallah 3’üncü ligden daha yukarılara çıkarmamız şart artık.

Ergan Dağı kış sporları merkezini açtık ve Avrupa’nın en uzun pistlerini Ergan Dağı’na yaptık. Master planımızda da yer verdiğimiz üzere inşallah buradaki pist sayısını arttıracağız.

Sivas-Erzincan ile Erzincan-Erzurum-Kars hızlı tren hatlarının yapımı için kolları sıvadık. Biraz önce Binali Beyle pazarlık yapıyorduk, o 2023 dedi, ben 2020’ye kadar inşallah bu bitsin diye ısrar ettim, inşallah daha da iyisi 2019’a kadar tamamlanır.

Bütün illerimiz hızlı tren bekliyor. Düşünün bugün kurtuluş töreninde de zikrettim, buraya askerler 1914 yılında gelirken İstanbul’dan Konya’ya, Konya’dan Niğde’ye, Ulukışla’ya trenle gittiler, Ulukışla’dan 900 kilometre yayan savaşmaya geldiler, dizlerinde mecal kalmamıştı. Şimdi aynı bu hatta Niğde’ye falan inmeden hızlı tren yapıyoruz. Allah kudretimizi daim etsin. Tamamlandığında inşallah bu hızlı tren, Erzincan Londra’dan Pekin’e ulaşan ipek demir yolu hattının da önemli bir merkezi olacak.

Çalışmalarına başladığımız yollarımız tamamlandığında Erzincanlı kardeşlerimiz Bingöl, Giresun, Gümüşhane, Tunceli, Bayburt ve Malatya’ya bölünmüş yollarla bağlanacak. Aramızda Gümüşhane’den ve Bayburt’tan gelen kardeşlerimiz olduğunu da biliyorum, Gümüşhane’den ve Bayburt’tan gelen AK Parti kadrolarına da teşekkür ediyorum. Gümüşhane’ye ve Bayburt’a da buradan bir selam iletiyoruz, Erzurum’a da, Sivas’a da tabi. Ve inşallah bu hızlı trenden kollar oraya doğru uzanacak.

Hızlı tren hattımız ve yollarımız tamamlandığında raftingden dağcılığa her türlü doğa sporunun yapıldığı doğa harikası Kemaliye ilçemiz turizm potansiyeli artacak.

Kalın yerde kalma süresi dünya ortalamasının üstünde olan merkezimizde oteller yapacağız. Bu yatırımlarla Erzincan kış sporlarının ulusal ve uluslararası organizasyonların, sportif ve kültürel faaliyetlerin yıldızı olacak.

Merkezde 1421 konut daha yapıyoruz. Belediye Başkanımız burada, yine konuştuğumuz kentsel dönüşüm çalışmalarının en iyi şekilde tamamlanması büyük önem taşıyor. İlk aşamada 3 mahallemizde devam eden kentsel dönüşüm projelerimizle Erzincan’ın çehresini değiştireceğiz. İnşallah raylı sistemi de Erzincan’a getirmeye gayret edeceğiz.Turnaçayırı Barajı’nı önümüzdeki sene hizmete açacağız.

Önümüzdeki Haziran ayında da Çadırkaya göledi ve sulaması hizmete girecek. İlaveten 10 gölet ve sulaması daha yapacağız. Hiç merak etmeyin sulama projelerimiz hız kesmeden devam edecek. Bu konuda su sistemleri konusundaki bütün sorunlarınızı biliyoruz, onları inşallah birer birer çözeceğiz.

Son dönemde Erzincan’da seracılık alanında güzel gelişmeler yaşandığını görüyoruz. Sadece 2015 yılında toplam 69 dekar serada üretim yapan çiftçilerimiz 170 ton ürün yetiştirdi. Bildiğiniz gibi 64. Hükümet Eylem Planımızda çiftçilerimize müjdeler verdik, seracılık faaliyeti yapan çiftçilerimizi de yakından ilgilendiren yemde ve gübrede KDV’nin kaldırılmasıyla 5 dekar altında yetiştiricilik yapan çiftçilere destekleme düzenlemesini geçtiğimiz haftalarda hayata geçirdik. Yani bundan sonra yemde ve gübrede KDV yok. Devlet sizin artık yemde ve gübrede ortağınız değil, destekçiniz.

Yine çiftçilerimize seralarının modernizasyonu için faizsiz kredi desteği veriyoruz ve artık seralarda ticarethane elektrik fiyatı yerine sulama suyu elektrik fiyatı uygulanacak. 

İnşallah mazot desteğimizin yanı sıra yaptığımız bu yeni düzenlemelerle Erzincanlı çiftçilerimiz tarım faaliyetlerinde çok daha üretken olacaklar. Başka beklentilerinizi de biliyorum, Erzincan’ın içme suyuyla alakalı olarak sıkıntıları var, biraz önce zikrettim. Sizlere bununla ilgili müjdeyi vereyim, Aksu Deresi’nin içme suyunu merkeze getiriyoruz inşallah. 36 kilometre uzunlukta ve 170 milyon Türk Lirası maliyetle yapılacak sistem sayesinde Erzincan’ın su sıkıntısını kökten çözeceğiz. Zaten uçakla gelirken dağlarda bu kar varken Erzincan niye su sıkıntısı çeksin Allah aşkına?

Ayrıca, organize sanayi bölgeleriyle ilgili çalışmalarımız sürüyor. Yeni istihdam alanları oluşturuyoruz, yakında bunları sizlerle paylaşacağız.İnşallah çağrı merkezlerimizde de Erzincanlılarımızı istihdam edeceğiz daha yüksek sayıda, bine kadar.

Şeker Fabrikası’nın kapasitesinin arttırılması da gündemimizde. Merak etmeyin, Allah’ın izniyle 2001’den bu yana yanımızda olmuş Erzincan’ın biz de yanında olacağız. Bugüne kadar el birliğiyle çok daha güzel bir Erzincan için çalıştık, bundan sonra da çalışmaya devam edeceğiz.

Sevgili kardeşlerim, konuşmamı bitirirken sizlere tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Erzincan 1 Kasım’da bizi yalnız bırakmadı, bilin ki biz de hiçbir zaman Erzincan’ı yalnız bırakmayacağız.

Bu coşkunuz, bu heyecanınız, Erzincan için, Türkiye için parlayan gözleriniz, çarpan kalpleriniz bizim için çok değerli. Biz bu coşkuyla yolumuza devam edeceğiz. Biz siyaset üretmeye, reform yapmaya devam edeceğiz, ülkemiz için emek ve değer üretmeyi sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızın tamamını adaletle, şefkatle, merhametle, muhabbetle kucaklayacağız. Daha çok üreten ve ürettiğini adaletle paylaşan bir Türkiye için çalışacağız.

AK Parti seçkin bir zümrenin, belli bir sınıfın, belli bir vatandaş grubunun partisi değildir. AK Parti bütün bir milletin, can Erzincanlıların partisidir. Allah gayretlerimizin hakkıyla yerine gelmesi için bize güç ve kudret versin.

Allah yar ve yardımcımız olsun, Allah’a emanet olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.