Yükleniyor...

Basbakan Erdogan’in Usak Mitingi’nde yaptigi konusmanin tam metni

 

Sevgili Uşaklılar, çok değerli kardeşlerim; bugün bir kez daha sizleri hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Buradan Uşaklı tüm kardeşlerime, tüm vatandaşlarıma selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum.

Banaz’ı, Eşme’yi, Karahallı’yı, Sivaslı’yı, Ulubey’i, oralarda yaşayan tüm kardeşlerimi gönülden selamlıyorum.

Evet, bir kez daha aşıklar şehri, efeler şehri, yiğitliğin, kahramanlığın, zaferin şehri Uşak’tayız.  Bugün Uşak’ta tarihi bir coşkuyu, tarih bir heyecanı ve bununla birlikte sizlerle tarihi bir gururu yaşıyoruz. Allah’a hamdolsun, Cumartesi günü Sivas ve Yozgat’tan yola çıktık, oralarda tarihi bir heyecana tanıklık ettik. Pazar günü Afyonkarahisar, ardından Kütahya’ya gittik, hiç görülmemiş bir coşkuya tanıklık ettik. İşte bugün önce Burdur’da yine tarihi bir kucaklaşmayı yaşadık, şimdi ise Uşak’ta, tarihin, ilmin, zaferin, efelerin ve aşıkların şehri Uşak’ta AK Parti’yle millet, milletin partisiyle, o partinin sahibi milletle kucaklaşıyor.

Rabbim kardeşliğimizi daim eylesin. Rabbim yol arkadaşlığımızı muhafaza etsin.

30 Mart seçimleri inşallah ülkemiz, milletimiz, bölgemiz için hayırlara vesile olsun.

Sevgili Uşaklılar, hanımefendiler, beyefendiler, sevgili kardeşlerim; bundan yaklaşık 56 yıl önce 19 Eylül 1958 tarihinde merhum Menderes Uşak’a geldi ve Uşak’ta şunları söyledi: Sizler canım kurban, daima hizmetinizdeyim dedi. Evet, merhum Menderes daima milletinin, ülkesinin hizmetinde oldu. Merhum Menderes tam da Uşak’ta ifade ettiği gibi milletine hizmet yolunda canını feda etti. Allah rahmet eylesin, mekanı inşallah cennet olsun.

1950’de milletin teveccühüyle iktidara gelmiş, ama zorla ve zorbalıkla iktidardan uzaklaştırılmış, 2 arkadaşıyla birlikte idam edilmişti. Merhum Menderes milleti için, ülkesi için çırpınırken, maalesef tıpkı bugün olduğu gibi o gün de Cumhuriyet Halk Partisi yıkmanın, bozmanın, tahrip etmenin, ülkeyi gerileme sürüklemenin mücadelesini veriyordu. Bugün hangi manşetler atılıyorsa o gün de dikkat edin aynı manşetler atılıyordu. Kardeşlerim, bugün hangi tahrikler yapılıyorsa o gün de aynısını yapılıyordu. Bugün nasıl sokaklar tahrik ediliyorsa o gün de sokaklar tahrik ediliyor, gençler sokağa itiliyordu.  Bugün Cumhuriyet Halk Partisi sokakta, Mecliste, ülke içinde ve ülke dışında nasıl bir gerilim siyaseti yapıyorsa, o gün de aynısını yapıyordu. En önemlisi de, merhum Menderes’e nasıl ağır iftiralar atılmışsa bugün de aynısı yapılıyor ve bugün de aynı ağır iftiralar çeşitli vasıtalarla gündeme taşınıyor.

Sevgili kardeşlerim, bundan yaklaşık 3 yıl önce 15 Mayıs’ta yine Uşak’taydım. Burada seçim mitingimizi yaptık, bu meydanda yaptık. Sizin bu coşkunuz var ya bu coşkunuz, bu coşkunuz 30 Mart’ta ne olacağını gösteriyor.

Ama bugün sosyal medyada daha önce partimizden ihraç ettiğimiz birisi ve bir de güya gazetecilik yapan bir medya grubu beni yoğun bakımda ilan etmişler. Demek ki, görmek istedikleri rüya o. Ben dün hamdolsun Milli Güvenlik Kurulu’ndan çıktım, geldim önce Burdur, şimdi buradayım, yarın da Rabbim müsaade ederse Balıkesir’deyim. Ve Cumartesi-Pazar 4 tane daha mitingim var, bunları da yapacağız Allah’ın izniyle.

Ve bu can bu tende oldukça durmak yok… Durmak yok… Yola devam… Onlar avunsunlar dursunlar.  Laf üretmesinler laf, iş varsa iş üretin iş. Biz çalışıyoruz, biz iş üretiyoruz. Biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldik. Ya bu millette hizmetkar olmaktan daha büyük lütuf olur mu? Bu millete hizmetkar olmak kadar güzel bir şey olur mu? Ne derlerse desinler, ben burada…

Sevgili kardeşlerim, ben burada Uşak’taki konuşmamda CHP Genel Başkanına bazı sorular sordum. Bakın, o sorulardan bir tanesini özellikle sizlere hatırlatıyorum.

Buradan, Uşak’tan CHP Genel Başkanına, eline o ÖSYM’yle ilgili maili kimin tutuşturduğunu sordum, ona bu şakayı kimin yaptığını sordum bu meydanda. Aradan 3 yıl geçmiş olmasına rağmen, CHP Genel Başkanı elinde salladığı, sınava girecek gençlerimizi de tedirgin ettiği o sahte mailin, o şakanın cevabını veremedi. Ne bizden, ne gençlerden özür dilemedi, bu işten dolayı yüzü kızarmadı, çünkü yüz kızarması edebin işaretidir.

CHP Genel Başkanı bu şakadan ders almadı, eline sonradan bir de Kayseri’yle ilgili sahte belgeler verdiler, onları sallamaya başladı, orada da çuvalladı ve Kayseri Belediye Başkanım o Genel Müdür’den çok para kazandı ve Kayseri’deki bütün kardeşlerimizi, vatandaşlarımızı hakikaten bayağı sucuk partileriyle doyurdu.

Şimdi CHP Genel Başkanı bir başka skandalla, bir başka sahtelikle, bu sefer bir montajla bir kez daha ortaya çıktı. Bu kez eline o montajı kimin tutuşturduğunu çok iyi biliyoruz. Okyanus ötesinde CHP’nin hocalığını yapan bir zat var, Türkiye’deki uzantıları yoluyla tüm Türkiye’yi dinleyen, telekulaklık yapan, maalesef röntgencilik yapan bir yer var. Kardeşlerim, şimdi okyanus ötesinden CHP Genel Başkanının eline bu kez de bir montaj verdi, CHP Genel Başkanı eline şeker tutuşturulmuş çocuk gibi ortalıkta dolaşıyor. Zannediyor ki bu montajla ben Uşaklıları kandıracağım, zannediyor ki ben Türk milletini kandıracağım. Bu millet ferasetiyle hareket eder ve onun feraseti hiçbir zaman yalana prim vermedi, dolana prim vermedi, talana prim vermedi ve CHP’ye de bugüne kadar hiçbir zaman prim vermedi ve değerli kardeşlerim, bundan sonra da vermeyeceğine inanıyorum.

Bunları şu soruyu soracaksınız: Ya sizin bir yerde bu millet için yaptığınız bir dikili ağacınız var mı? Hep laf laf laf, iftira iftira iftira, fitne fitne fitne; bu.

Şimdi okyanus ötesinde takiye var, yalan var. İşte geçenlerde bundan daha 3-4 gün önce gazetelere dökülen o dinlemeleri duydunuz değil mi? (“Evet” sesleri) Düşünün, kendilerinden başka herkesi dinlemişler, siyasetçileri dinlemişler, akademisyenleri dinlemişler, iş adamlarını dinlemişler, bakıyorsunuz bakanları dinlemişler. Ya insan be insaf ve bunları da inkar ediyorlar. Neyi inkar ediyorsun? Artık mızrak çuvala sığmıyor.

Değerli kardeşlerim, şimdi kasetle bakıyorsunuz CHP’nin başındaki zat ortalarda dolaşıyor, aynı şekilde çünkü kendisi kasetle geldi, kendisinden evveli ki Genel Başkan kasetle gitti.

Şimdi geçenlerde bana cevap veriyor eski Genel Başkan, diyor ki, bunu Başbakanın açıklaması lazım. Ya Genel Başkan, ben neyi açıklayayım ya? Ayıptır ya. Anayasa çalışmalarını yaptığımız Mecliste sosyal medyaya düştün ve o kaseti sosyal medyadan yarım saatte Başbakan olarak bakanıma talimat verdim, biz kaldırdık biz. Kimse o çıkar diyor. Zaten onu çıkarma yetkim olsa ben sana çoktan onu çıkarır yargının önünde teslim ederdim. Öyle bir yetkim yok ki. Olay yargı meselesi, onu sen takip etmen lazım.

Değerli kardeşlerim, işte biz şimdi İnternet Yasası diye bir yasa çıkardık, karşısına kim dikildi? CHP. Kim dikildi? MHP. Kim dikildi? BDP. Ya biz bu işleri düzenleyelim istiyoruz, bir yoluna koyalım bunları diyoruz, karşısına bunlar dikiliyor. Ondan sonra da diyor ki, biz de dinleniyoruz. CHP diyor ki, biz dinleniyoruz. MHP diyor biz de dinleniyor, öbürü diyor biz de dinleniyoruz. Ya işte bunları minimize etmek için bu adımları atalım istiyoruz.

Kardeşlerim, biz bugün varız, yarın olmayabiliriz veya olmayacağız, ama bozuk bir sistem var, bu sistemin düzeltilmesi gerekiyor.

Salı günü Grup Toplantımızda söyledim özellikle bunlar için, aç tavuk kendisini darı ambarında görürmüş. CHP’de kasetle Genel Başkan gönderir, kasetle Genel Başkan getirirsiniz ama, bunu Türkiye’de hiç kusura bakmayın yapamazsınız. CHP kasetlerle idare ediliyor olabilir, ama Türkiye kasetlerle idare edilemez. Bu kasetlere, bu montajlara Türkiye teslim olmaz, millet buna izin vermez, millet buna geçit vermez.

Paralel bir yapı emniyetteki, yargı içindeki uzantılarıyla binlerce kişinin telefonlarını 3 yıldan fazla dinliyor. Bunların içinde bakanımız var, bunların içinde milletvekilleri var, bunların içinde benim çalışma arkadaşlarım var, bürokratlar var. Değerli kardeşlerim, demin de söyledim, CHP’si, MHP’si, BDP’si, bütün bunlar, siyasi partiler hepsi var, ama kendileri yok. Kardeşlerim, peki niçin? Şantaj için. Bir kumpas, istediği zaman istediği yeri kontrole alacak.

Kardeşlerim, bakın bir dershaneler meselesi çıktı hatırlayın, niye rahatsız oldular? Çünkü orada yılda 1 milyar dolarlık rant vardı. Şimdi ne diyorum biliyor musunuz? Sakın ha bu dershanelere yavrularınızı göndermeyin, devletin okullarına gönderin, başka yere de göndermeyin, çünkü bunların hepsi sülük gibi emiyorlar. Ve hafta sonlarında bundan böyle, anneler-babalar arzu etmeleri halinde biz okullarımızda çocuklarımıza takviye dersini vereceğiz ve oradan yavrularımız yarışa girsin. Özel okullarda bile para alıyorlar, özel okullarda para alındıktan sonra yine gidiyor dershaneye; bu ne biçim iştir ya? Hem özel okula para, hem dershaneye para, hep para, money money money, hep bu.

Ya benim Anadolu’daki Ayşe bacım önümü kesiyor, diyor ki, ahırdan davarımı sattım, davarı sattım oraya verdim, çocuk gene üniversiteye giremedi diyor. Bunlar vaka. Bakıyorsun öbür tarafta Fatma bacım diyor ki, bileziklerimi sattım gönderdim, gene giremedi diyor. Yani sanki dershaneye gidenler yüzde 100 üniversiteye mi giriyor, var mı böyle bir şey? Yok. Ama öyle senaryolar hazırlandı ki, bakıyorsun çıkartıyor üniversiteyi kazanmış diyor ki, ben dershane sayesinde üniversiteye girdim. Aldatmayın çocukları aldatmayın, bu milleti aldatmayın.

Ben diyorum ki, bırakın artık, bundan sonra gelin devletin okulları size yeter, devletin okulları bize yeter. Bu devlet elinden geleni azami ölçüde yapmanın gayreti içinde olacak. Hafta sonlarında da yavrularımıza icabında takviye kurslar verecek, bunların bedelini de bizler öğretmenlerimize verdikleri takviye dersleri biz ödeyeceğiz. Yani bu paralar sizin bize emanetinizdir, dolayısıyla biz bu emaneti işte burada kullanacağız. Ama bunların derdi başka, bunların derdi başka. Artık bu oyunu bozmaya mecburuz; bu oyunu bozmaya var mıyız? 30 Mart bu oyunu bozmanın tarihidir.

Onun için diyorum ki, gençler, çok koşacağız, 30 gün kaldı. Hanım kardeşlerim, çok koşacağız, 30 gün kaldı. Beyler, çok koşacağız, 30 gün kaldı, kapı kapı dolaşacağız.

Şimdi bazı ablalar geliyormuş kapılara, ablalar, bilmiyorum belki sizin kapılara da gelmiş olabilir, ne diyorlar? Aman oyunuzu sakın ha AK Parti’ye değil, gidin başka partilere verin, öyle diyorlarmış. Onlara şunu söyleyin: Siyaseti çok mu seviyorsunuz? Kurun partinizi çıkın meydana deyin, onlara bunu söyleyin; olay bu.

İnşallah 30 Mart Esma’ların zaferi olacak, sizden bunu istiyorum. Gençler, çok çalışacağız, sadece 780 bin kilometrekareye değil bu mesajınız, inşallah dünyaya olacak bu mesajınız; çok önemli bu. Onun için sizlerden çok gayret istiyorum, çok koşacağız, çalışacağız ve bunu başaracağız.

Zaten bütün bu iftiralara rağmen, bütün bu montajlara rağmen, tabi çıldırıyorlar, hala kamuoyu araştırmalarda yüzde 45, yüzde 50 bandını görünce bunlar çıldırıyor. İnşallah bu coşkunuz, bu heyecanınız inanıyorum ki çok daha farklı bir neticeyi 30 Mart’ta doğuracak.

Ve bakınız, bu paralel yapının elemanları Başbakanınızı dinliyor. Düşünebiliyor musunuz, bu paralel yapının polisi ya benim korumam olmuş; ne bileyim ben? Polis, devletin polisi.  Ve benim odama böcek yerleştiriyor ve orada beni dinliyor. Şimdi kaçak, şimdi kaçmış, bir başkası yine aynı şekilde. Ve geçenlerde, bunların çünkü yalanı bol, gazetelerinde kaçmak diye bir şey yok, Türkiye’de diyor. Türkiye’deyse çıksın meydana, çıksın meydana. Ve bunların gazetelerinde yalan bol, takiye bol, iftira bol, fitne, nifak bol; yaptıkları bu.

İşte Enerji Bakanım bu paralel yapı tarafından dinleniyor. Enerji Bakanımız nükleer santral için, doğalgaz için, petrol için son derece önemli, son derece gizli görüşmeler yapıyor, bu paralel yapı bunları da dinliyor. Bunları dinlemekte kalmıyor, yurt dışına servis ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi de böyle bir yapıyla apaçık bunlarla kol kola geziyor, bunlarla iş tutuyor, onların sözcülüğünü, onların maşalığını yapıyor. Milliyetçi olduğunu iddia eden MHP böyle bir ihanete sessiz kalıyor, hatta bu ihanete, bu oyuna, bu kirli senaryoya destek veriyor.

Bakın, bir kez daha söylüyorum, Uşak’ta söylüyorum; bu sadece benim şahsıma yapılmış bir saldırı değildir, bu saldırı sadece partime yapılmış bir saldırı değildir, bu saldırı doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti’ne, doğrudan doğruya 77 milyona, istiklalimize, bağımsızlığımıza yapılmış bir saldırıdır.

Türkiye’nin büyümesinden, güçlenmesinden, iddia ve hedef sahibi olmasından rahatsız olan o hain eller var ya, onlar bunları idare ediyor.

Büyüyen ekonomiden rahatsızlar. Bakınız, şu anda dünyada OECD rakam açıklıyor, büyüyen ülkeler içerisinde ilk 5’te Türkiye var; bu rahatsız ediyor bir yerleri, bu Gezicileri rahatsız ediyor, paralel yapıyı rahatsız ediyor. Bunlar yakıyor, yıkıyor, biz ise yapıyoruz, inşa ediyoruz; farkımız bu.

Ah benim kardeşlerim, biz iktidarı kimden aldık bu ülkede? MHP’den aldık hatırlayın, onun yanında da CHP’nin yavrusu DSP vardı, onlardan aldık ve diğerini söylememe gerek yok. Aldığımız zaman Türkiye’nin hali neydi? Bakınız, milli gelirimiz 230 milyar dolardı, şimdi 800 milyar dolar. Sevgili Uşaklılar, Cumhuriyet tarihi ve öncesi toplam 230 milyar dolar. Dikkat edin, biz bunu 10 senede 800 milyar dolara çıkarttık. Yani 10 sene de ne yaptık? 570 milyar dolar artırdık. Halep oradaysa arşın Türkiye’de, çok açık, net.

Türkiye’nin kamu net borç stoku neydi biliyor musunuz biz geldiğimiz de? 100 liranın 74 lirası borçtu, şimdi 100 liranın 35 lirası borç; farkımız bu.

Kardeşlerim, gençler; bakın bunu bütün arkadaşlarınıza anlatın, devletin borçlanma faizi neydi biliyor musunuz? Yüzde 63, devlet borçlanırken yüzde 63 faizle borçlanıyordu, şimdi tek haneli rakama düştük. Bak neredeyiz, düşünebiliyor musunuz? Bu aradaki fark kimin cebinde kalıyor? Benim haklımın cebinde kalıyor.

Enflasyon yüzde 30’du, şimdi tek haneli rakamda, buradayız.

Ah benim sevgili kardeşlerim, ya şu turizm turizm; bize ne kadar turist geliyordu biliyor musunuz? Yılda 13 milyon turist geliyordu. Şimdi ne kadar turist geliyor biliyor musunuz? Son rakamı veriyorum, 36 milyon turist geliyor. Bunlar durup dururken olmadı. Bunlar turizm deyince sadece güneş, kum, deniz, bu 3 şeyi anlıyorlardı. Biz olayı yaydık, olayı genişlettik, artık inanç turizmi var, golf turizmi var, dağ turizmi var, yayla turizmi var, kış turizmi var, kültür turizmi var, eğitim turizmi var, sağlık turizmi var, aklınıza ne gelirse. Dünyada sağlık noktasında ne varsa, turizm noktasında ne varsa hepsi şu anda bizim uygulamalarımızda var; artık otel yetiştiremiyoruz otel.

Kardeşlerim, sadece bu değil, aramızda memurlar var, aramızda işçi kardeşlerimiz var, göreve geldiğimde gençler, bunları da bilin, bunlar çok önemli, önüme benim bir tablo getirdiler, neydi biliyor musunuz? Memur ve işçiden her ay maaş ödeyemedikleri için para kesiyorlardı. Devletin memuruna ve işçisine olan borcu neydi biliyor musunuz? Zorunlu Tasarruf adı altında kesilen bu paranın toplamı 13,5 katrilyondu. Arkadaşlarıma dedim ki, devlet memuruna ve işçisine borçlu olamaz, bu borcu süratle ödeyeceğiz ve bunu ödedik, hemen anında ödedik, 13,5 katrilyon, dikkat edin.

Bitmedi, bir de bana arkasından bir fatura daha geldi. O da ne biliyor musunuz? Konut Edindirme Yardımı adı altında benim vatandaşlarımı aldatmışlar. Sana ev vereceğiz demişler, işçiden, memurdan yine para kesmişler; öyle değil mi?  Ve şu ana kadar bize gelen fatura 3,5 katrilyon, bunu da ödedik. Ne yaptı? 17 katrilyon.

Ey MHP, neredeydin sen? Ey CHP, ey DSP, ey ANAP, hep bunlar, -şimdi tabi ANAP diye bir parti kalmadı-  hep bunların döneminde, CHP’nin döneminde, geçmişteki döneminden de var bunda, biz ödedik biz, memurun alacağını biz ödedik, işçimin alacağını biz ödedik. Değerli kardeşlerim, adil devlet budur da onun için.

Şimdi bunlar kalkıp, yok şöyleydi, yok böyleydi diyorlar. Ya işte bütün gerçekler, ben size rakamlarla konuşuyorum, laf değil, icraattan bahsediyorum. Televizyonlarda yaptığımız icraatları il il izliyorsunuz herhalde? Onlar iftira, onun peşindeler.

Ey Genel Müdür, sen de SSK’nın başındayken duman ettin SSK’yı. Anneler, hatırlıyorsunuz değil mi, bu CHP’nin başındaki adam Sosyal Sigortalar Kurumu’nun başında Genel Müdürdü bir zamanlar. Hastanelerde ne yapıyorduk o zaman anacağım? Kapılarda, kuyruklarda bekliyor muyduk? Doğru dürüst tedavi olabiliyor muyduk? Doktorun yazdığı ilaçları hastanenin eczanesinden alabiliyor muyduk? Yarısı var, yarısı yok. Şimdi isteğin eczaneye gidebiliyor musun? İstediğin hastanede tedavi olabiliyor musun? Çünkü biz…

Şimdi artık doktorlar eğer hastaneye gidemiyorsa bir hasta, evine gidip evinde tedavi ediyor. Şimdi aile doktorluğu müessesini getirdik, aile hekimliğini getirdik. Niye? Batının gelişmiş ülkelerinde aile hekimliği var da benim ülkemde niye olmasın? Çünkü biz Kanuni’lerin torunlarıyız; halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Bir sağlıklı nefese devleti, Devleti Aliye-i Osmaniye’yi feda etmeyi göze alan bir ecdadın torunlarıyız biz; farkımız bu.

Değerli kardeşlerim, bakın şu anda elimde bir belge var, bu belge Eskişehir Örfi İdare Kumandanlığı’nın bir tebliğidir.

Burada enteresan olan şu, merhum Menderes’e oynan oyun bu: Ankara’da bütün Hükümet erkanı ve Demokrat Parti başkanları yabancı memlekete kaçarken yakalanmışlardır diyor. Beraberlerinde –burası çok enteresan- 12 uçak dolusu altın, mücevherat ve parayı kaçırmakta iken yakalandılar diyor.

Bitmedi, sabık Başbakan Adnan Menderes ve sabık Reisicumhur Celal Bayar, askeri kumandanlık tarafından tevkif edilmiştir diyor. Eskişehir’de matbaası olan herkes bu havadisi basıp yayınlamalıdır diyor.

Altında, dikkat dikkat dikkat diyor, vatanseverliğinize hitap ediyoruz,  Demokrat Parti il, ilçe ve bucak başkanlarının kaçmalarına mahal vermeden tevkif edilmelerini ve askeri kuvvetleri gelinceye kadar salınmamalarını rica ederim.

Eskişehir Örfi İdare Komutanı Tuğgeneral Bedii Kireçtepe.

Ah ah, bu memleket neleri gördü, neleri yaşadı? Düşünebiliyor musunuz, 12 tane uçak dolusu altın, mücevherat kaçırılıyormuş. Ne zaman?  1960’da. Türkiye 12 tane uçağı nerede buluyor, o kadar mücevheratı oraya nasıl sığdırıyor. Bunlar, bu müfteriler var ya, aynı, hiç değişmiyor. Tezgah aynı tezgah, montajcılar yine aynı, işte aynen şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi’nin başındaki zat. Bu zat, değerli kardeşlerim, yolsuzlukla gidiyordu, Rahşan affıyla yırttı, gidiyordu, Rahşan affıyla yırttı. Bu SSK’yı batırdı ve SSK’yı batıran bu zat. Bu mu? CHP’nin başına ancak kasetle geldi, kasetle. Bu CHP’ye zaten benim ülkem bugüne kadar hiçbir zaman tek başına iktidar vermedi.

Bakın, şu anda terör meselesini çözmemizden rahatsız oluyorlar, MHP de rahatsız oluyor, CHP de rahatsız oluyor. Bir yıla aşkın süredir, Allah’a hamdolsun, Doğu’dan, Güneydoğu’dan acı haberler almıyoruz. Bir yıla aşkın süredir şehirlerimize, işte şu Uşak’a ay yıldızlı bayrağımıza sarılı şehit tabutları hamdolsun gelmiyor. İşte bundan çok rahatsızlar. Bunlar kandan beslenen vampirler. Terör devam etsin, kanlar aksın, analar ağlasın, yeter ki Türkiye bu sorunu çözemesin diye bekleyenler var. İnsanlar yoksul kalsın, işsiz kalsın, yeter ki ekonomi büyümesin diyorlar.

Bakınız, şu anda Burdur’dan geliyorum, Burdur’da, Afyonkarahisar’da mermerciler ne diyor biliyor musunuz? Eleman bulamıyoruz diyor, işçi arıyorum, işçi bulamıyorum diyor. Düşünebiliyor musunuz, neden? Bazıları, Allah selamet versin, iş beğenmiyor iş. Böyle oturacak koltuğunda, yan gelip yatacak, maaşı da alacak. Arkadaş, iş arıyorsan buyur işte bak, Afyon’da aynı şeyi söylediler, Burdur’da aynı şeyi söylediler. İşte Ekonomi Bakanım diyor ki, Denizli’de biz şu anda konfeksiyonda, tekstilde yanımızda çalıştıracak eleman bulamıyoruz diyorlar.

Dünyada, bölgemizde Türkiye’nin iddiası olmasın, Türkiye büyümesin diyorlar.

Şimdi Uşak’ta CHP’ye, MHP’ye gönül vermiş tüm kardeşlerime sesleniyorum; bir istiklal mücadelesinin içindeyiz, eski Türkiye özlemine karşı yeni Türkiye mücadelesinin içindeyiz. 77 milyon aziz milletimden, siyasete, demokrasiye, huzura sahip çıkmalarını istiyorum.

Ben de sizleri seviyorum, sizleri tebrik ediyorum, sizlere başarılar diliyorum, başarınızın artarak devamını diliyorum.

Sevgili gençler, bakınız şurada üniversitelerde okuyorsunuz. Sizler biz gelmeden önce 45 liracık burs alıyordunuz. Bunları hep öğrendiniz değil mi? Şimdi ne alıyorsunuz?  Beslenme yardımı, toplamda 520 lirayı filan buluyor. Master öğrencileri çok daha yüksek, doktora öğrencileri asgari ücreti alıyor.

Ve şundaki yurtlarınız nasıl? Daha güzel olacak, 3 karyola,  eskiden biz ranzada kalıyorduk, ranzada.

Bakınız, şu anda tablet bilgisayarlar öğrencilerimize dağıtılıyor. Geçen günü bu paralel yapının gazeteleri şöyle bir haber yapmış: Tablet bilgisayarları öğrenciler almıyor diye. Ya bunlar var ya bunlar, bunlar sirk cambazı, sirk cambazlı. Yalan, iftira, her şey bunlarda var. Yavrularımız tablet bilgisayarları ne zaman gelecek diye hasretle bekliyor, bunlar diyor ki almıyorlar. Şu anda 675 bin tablet bilgisayarın ihalesine çıkıyoruz, şimdi o yapılıyor. Süratle inşallah onlar gelecek ve önümüzde şurada 10 milyon tablet bilgisayarı biz bütün yavrularımıza dağıtacağız. Ve etkileşimli tahtalarla okullarımızı donatacağız. İnternet ağıyla bütün gençliğimizi dünyaya açacağız; hedefimiz bu. Ve artık yavrularımız sıraların üstünde okullar açılırken kitaplarını buluyor mu? Buluyor. Ve fakir fukara, garip gureba annelere erkek çocuklara farklı, kız çocuklara farklı eğitim ve öğretim yardımı veriyoruz, bunları yapıyoruz. Bakın şu anda beyi ölmüş olan annelere destek veriyoruz, iki ayda bir 500 lira. Niye? Biz sosyal devletiz.

Kardeşlerim, ya yıllar yılı bu ülkede ya kızlarımızı birbirinden kopardılar, evlatlarımızı birbirinden kopardılar. Senin başın örtülü dediler, okula gidemezsin dediler. Okula gidemezsin dediler. Kardeşlerim ne oldu, gitti mi? Gitti. Ne oldu, dünya yerinden mi oynadı? (“Hayır” Sesleri) Biz bu ara biliyorsunuz TÜRKSAT-4’ü uzaya gönderdik. Ama dikkat ettim, bakayım dedim başörtüye filan takıldı mı? Başörtüye takılmamış. Gitti mi? Gitti, gitti. Ya yıllarca bununla uğraştılar be, yıllarca bunun önünü kesmek istedirler. Ne oldu şimdi? Benim başı örtülü kızım da, başı açık kızım da el ele omuz omuza aydınlık yarınlara yürüyorlar. Bu yavrularımızın mayası sağlam, bunlar birbirini Allah için seviyorlar, vatan için seviyorlar, millet için seviyorlar. Birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi bozmak isteyenlere 30 Mart’ta bir cevap daha verelim. Onun için durmak yok. Biz ne dedik? Aşık Veysel gibi uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece dedik. Gideceğiz gündüz-gece, hiç endişeniz olmasın.

Ve size bir şeyi daha hatırlatayım; hür iradenizi birilerinin yaptığı gibi asla ipotek altına aldırmayın. Bazıları üzülüyorum şu paralel yapıya, o tabanda olan saf, temiz kardeşlerimize diyorum ki; bu oyuna gelmeyen be, çünkü zekatını veriyor ya, zekatını veriyor. Tertemiz, hakikaten iyi niyetle veriyor, burada işte bir hizmet var diyor. Ne hizmeti ya, geçin, aldatılıyoruz, aldatıldık, ben dahi aldatıldım.

Şimdi geçenlerde büyük bir iş adamı önemli bir dostumuza geldi, kardeşimize geldi dedi ki; ben yıllardır zekatımı bunlara verdim. Bakın çok enteresan, yıllarca zekatımı bunlara verdim. Ailece gelmişler, Türkiye’nin sayılı zenginlerinden. Ama dedi, artık ben durumu gördüm, şimdi endişe ediyorum; acaba benim bu zekatlarım kabul oldu mu? Tabii dediler ki kendisine, endişe etme senin zekatın kabuldür, çünkü adamcağız yeniden zekat verecek, ona hazırlanıyor. Ne hale geldi görüyor musunuz, ne hale geldi? Ya bu, bu millete yakışır mıydı? Bana diyor ki, sen Türkçe Olimpiyatlarında hep methüsena yaptın; doğru, yaptım. Ama sizin ben art niyetinizi, şurada, hafızanızın arka tarafında bu tür bir beklentinin, düşüncenin, lotların olduğunu bilmiyordum ki. Çünkü ben rüya da pek görmem. Ama bunlar biliyorsunuz rüya da çok görüyorlar, Peygamber Efendimizle görüşüyorlar, tweet atıyorlar, Peygamber Efendimiz diyor ki; tweetleri artırın, iki katına artırın diyor. Ondan sonra soruyorlar ve oradan da diyorlar ki; evet artırın. Ya Peygamber Efendimiz sizin tweetlerinizle mi uğraşacak ya? Şu hale bakın. Yani Miraç’tan Peygamber Efendimizi indirip kamyona bindiriyorlar, yürütüyorlar. Nerede? Televizyon kanallarında. Yani böyle bir şey olabilir mi? Sevgililer sevgisi Peygamberimizle, onun o şahsi manevisiyle kalkıp da bu şekilde istihza edilebilir mi? Bunlar bunu dahi yaptılar, televizyon kanallarında bunu dahi yaptılar. Ne olacak? Beddua ile güçlendiğini zanneden bir yapı, bir anlayış bunu yapar. Biz ne diyoruz? Biz bedduaya lanet diyoruz, duaya davet diyoruz; bizim farkımız bu.

Ve biz oralara gidip konuştuğumuzda, bize de oradan o zaman kitaplar geliyordu, kitaplarda da o zaman ben beddua edilen insan değildim, methiyeler düzülen bir insandım. Kitabın ön kapağında o methiyeler yazıyordu. Bana da tespihler geliyordu ha, onu da söyleyeyim, hediyeler bana da geliyordu. Şimdi gereğini yapacağız tabii, o ayrı mesele. Ama bunlar arşivimize de girecek. Ben de diyorum ki; artık kardeşlerim, biz elimizden geleni yaptık, sabır sabır sabır dedik ve şunu da çok açık net işledik: Sabreden zafere ulaşır.

Sabredeceğiz, onlar hakaretler edecekler, onlar iftiralar atacaklar, bundan sonra da iftiralar atarlar, her türlü iftirayı atarlar. Çünkü bunlarda insaf yok, bunlar da izan yok, her şeyi yaparlar. Bu demokrasi düşmanlarına sandıkta her türlü cevabı vermeye hazır mıyız? Sağ olun, var olun.

30 Mart’ta eski Türkiye ile yeni Türkiye arasında bir tercih yapacaksınız; ya eski Türkiye diyeceksiniz ya da yeni Türkiye mücadelesine destek olacaksınız. Soruyorum; eski Türkiye mi, yeni Türkiye mi? Sağ olasınız. Yeni Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz, hep birlikte inşa edeceğiz. Yeni Türkiye’nin mimarlarını karşımda görüyorum, yeni Türkiye’nin mimarlarını selamlıyorum. Unutmayın eski Türkiye’de koalisyonlar var, eski Türkiye’de gerilim var, eski Türkiye’de yüksek faiz, enflasyon, yoksulluk, yasaklar, yolsuzluk var. Eski Türkiye’de içine kapanan, iddiası olmayan, planı, projesi, hedefi olmayan bir ülke var. Eski Türkiye’de terör var, kan var, kardeşi, kardeşe düşürmek var. Ama yeni Türkiye’de istikrar var, yeni Türkiye’de huzur var, güven var. Kardeşlerim, yeni Türkiye’de istikrarla büyüyen bir ekonomi var.

Kardeşlerim, bak birinci köprü yapıldı bu CHP karşı çıktı. İkinci köprü yapıldı bu CHP karşı çıktı. Şimdi biz Yavuz Sultan Selim Köprüsünü yapıyoruz, buna da karşı çıktılar. Geldiler gösteri falan yaptılar ha, ama şu anda iki tarafta Asya ve Avrupa tarafında artık kuleler 250 metreye hamdolsun yükseldi. Şimdi artık asma köprü hazırlanıyor. Dört gidiş, dört geliş, ortasından da tren geçecek tren; dünyadaki ilklerden bu. Bizim yaptıklarımıza bunların hayali bile ulaşamaz.

Bitmedi, biz ecdadımız Abdülmecid’in hayalini gerçekleştirdik, Marmaray. Bunlar Marmaray’a da karşı çıktılar. Allah’tan ki Marmaray denizin altından gidiyor da görmediler, böylece bu arada da bitti. Şimdi iki gün sis oldu, iki gün sis olunca o Marmaray’dan günde kaç kişi geçti biliyor musunuz? 300 bin kişi geçti, 300 bin. İşte bugünler için bunlar var. Boğaz’ın 62 metre derinliğinden geçiyor. Şimdi onun kuzeyinden bir tane daha yapıyoruz, yine denizin altından, oradan otomobiller geçecek, o da 2015’de bitecek. Üçüncü köprü 2015’te bitiyor, inşallah bu tüp geçit denizin altından, o da 2015’te bitecek. Bizde inşaat var, bunlarda iftira var.

Kardeşlerim, bakınız, bu seçimde bizim en önemli sloganımız ne biliyor musunuz? Bakınız, burası çok önemli, Daima millet… O kadar, daima millet, daima hizmet.

Ve büyük medeniyet yolunda insan, demokrasi, şehir, bu çok önemli. Bu belediyecilik seçiminde bizim başarımız burada, önce insan burada, demokrasi ve şehirler. Bu bizim işimiz, belediyecilik bizim ya, bu işi biz biliyoruz ya.

İstanbul’u ben CHP Belediyesinden aldım, İstanbul’a Belediye Başkanı olduğum zaman İstanbul çöplüktü çöplük, bilenler var, çöp dağları. Ve anında o işi bitirdik, İstanbul’u dünyanın sayılı temiz kentlerinden biri haline getirdik.

Ama İstanbul’un bir sıkıntısı daha vardı, İstanbul susuzdu, su yoktu, 180 kilometreden… Veysel Beyi o zaman kendisini İSKİ Genel Müdürü yaptık, üniversitede hocaydı, hocam dedim, seni biz buraya alalım. Sağ olsun, kırmadı, geldi İSKİ’nin başına geçti. Ve 180 kilometreden, dağları deldik dağları, Istranca Dağları’nı deldik, İstanbul’a su getirdik ve İstanbul şu anda elhamdülillah hala o gün, bugündür susuz değil.

Geçen akşam, baktım çıkmış yeni bu aday, İstanbul’un diyor su sorunu halledeceğim diyor, yani İstanbul sanki susuz da. Ya İstanbul’un susuzluğu sizin döneminizdeydi, CHP’nin döneminde ve o zaman yolsuzlukların Genel Müdürüydü sizin oradaki Genel Müdürünüz, hapse girdi yattı. Ve çok enteresandır, bu susuzluğu biz giderdik.  CHP demek yolsuzluk demektir, CHP demek susuzluk demektir, CHP demek çöplük demektir, CHP demek hava kirliliği demektir. Bunlar çözemezler bu işi. CHP demek yasaklar demektir, CHP demek yoksulluk demektir.

Aramızda burada yaşlı amcalar görüyorum, yaşlı anneler görüyorum, hatırlayın o sanayağlarını kartla aldığımız günleri; öyle mi? Hatırlayın tuzu, şekeri, nüfus kağıdına damga vuruyorlardı, o günleri hatırlayın, bütün bunları bu şekilde almadık mı?  Babamın nüfus kağıdına baktım mühürden geçilmiyordu, bugünlerden geldik. Biz bile arabamıza benzin alabilmek için 24 saat kuyrukta bekliyorduk ya, o günlerden geldik.

Ve bu ülkede kendileri konuşuyorlardı, delikli 2,5 kuruşa bizi muhtaç ettiler. Ne yaptılar? Hatırlayın, 1’in yanına bir sıfır bastılar, akşam yattık, bir sıfır daha, bir sıfır daha, bir sıfır daha. Ya biz eksiden…

Bak, oradan yaşlı amca bir şey gösteriyor, belki de o da böyle bir şeydir, bilemiyorum.

Şimdi değerli kardeşlerim, eskiden 1 liraya, hatta 2,5 kuruşa biz tuvalete giderdik, hatırlayanlar vardır. Öyle mi anacağım? Ya öyle bir gün oldu ki, bakın 1 milyona tuvalete gider hale geldik. Eskiden zengin milyonerdi, yani milyonere zengin denirdi, ya 1 milyonla tuvalete gider hale geldik. Arkadaşlara dedim ki…

Kardeşlerim, dedim ki, bu sıfırları atar mıyız? Atarız. Gazeteler ne yazdı biliyor musunuz? Dediler ki, bu sıfırlar atılırsa enflasyon patlar dediler. Hatta bir tanesi dedi ki, ben Taksim Meydanı’na çıkar eşekler gibi anırırım dedi. Hala anıracak, bekliyoruz, yazıyor gene. İşte bugün de yine onların yazdığı gazete benim yoğum bakımda olduğumu yazmış. Bunlar bu, hayatları bu.

Ve ne oldu? Biz 6 sıfırı attık, enflasyon patladı mı? Hayır, çatladı çatladı ve bak o gün, bugündür hamdolsun Türkiye’de enflasyon tehdidi kalmadı.

Değerli kardeşlerim, sevgili Uşaklılar; biz bu gündeme teslim olmayacağız, bu saldırılara boğun eğmeyeceğiz. Bizim çok işimiz var, bizim Türkiye için üretecek çok daha fazla eserimi, hizmetlerimiz var.

İnşallah 3’üncü havalimanını da yapacağız; onun da önünü kesmek istediler. Düşünün ya, devletin cebinden 1 kuruş çıkmıyor, 46 milyar dolara senede 100 milyon yolcu kapasiteli bir havalimanı yapıyoruz. Tuttular onları da dinlediler, onların önünü kesmek istediler. Niye? Çünkü Türkiye’nin çok daha güçlenmesini istemiyorlardı.

Ve çok daha enteresan, dedik ki, Kanal İstanbul’u yapacağız. Yapamazsınız dediler. Yapacağız, onlara rağmen yapacağız, çünkü çevre tehdidi yaşayan Boğaz’ımızı inşallah Kanal İstanbul’la kurtarmış olacağız.

Sevgili kardeşlerim, işte Ankara-İstanbul hızlı tren, yüksek hızlı tren bitiyor ve sizlere şimdi bir müjde vereceğim; inşallah sizlerle çıktığımız bu yolda, sizlerin hayır dualarıyla, sizlerin desteğiyle Türkiye’yi büyütmeye devam edeceğiz. Yeni dönemde inşallah AK Partili belediye ile geleceğe yürüyeceğiz.

Değerli kardeşlerim, Uşak bize Selçuklu’nun yadigarıdır. Uşak bize Germiyanoğulları’nın, Osmanlı’nın yadigarıdır. Anadolu’nun işgalinde en çok zarar gören, en çok acı çeken yerlerimizden biri de Uşak’tır. İstiklal Savaşımızın başarıya ulaşmasının ardından Uşak yeniden rahat bir nefes aldı. Ülkemizde pek çok ilke imza atmıştır Uşak. Çalışkanlığıyla, başarılarıyla biz Uşak’ımızı takip ettik, takip ediyoruz; örnek bir şehir. Ve biz de 12 yılda Uşak’ımıza 3 katrilyon yatırım yaptık, Uşak’ımızı destekledik, inşallah daha da ileri taşıyacağız. Bakınız ulaştırma ve haberleşmede 353 trilyon harcadık Uşak’a. Eğitim’de 163 trilyon harcadık, sağlıkta 153 trilyon harcadık. Biliyorsunuz 400 yataklı hastanemizi yaptık, hizmetinize sunduk. Orman ve su işlerinde 204 trilyon harcadık. Tarımda 405 trilyon harcadık. Aile ve sosyal politikalarda 233 trilyon harcadık. Gençlik ve sporda 129 trilyon yatırım yaptık. Açılışını bizzat yaptığım, burası çok önemli, Zafer Bölgesel Havalimanı Kütahya, Afyon ve size hayırlı olsun.

Afyon, Ankara, Uşak, işte müjdeye geldim şimdi, yeni bir müjde; İzmir yüksek hızlı tren projesiyle Afyon’u hem Ankara’ya, hem İstanbul’a, hem İzmir’e çok kısa sürede ulaşılabilir hale getiriyoruz. Bu hattın Ankara-Afyon kısmının inşası sürüyor. 1 milyar 700 milyon, yani 1 katrilyon 700 trilyon lira proje bedeli olan Afyon-Uşak bölümünün yapım ihalesine de yakında çıkıyoruz. Proje tamamlandığında Ankara-Uşak arası şu anda kaç saatte gidiyorsunuz? 5 saatte. Proje bitince ne olacak biliyor musunuz? 2 saat 20 dakika. Buna ilave olarak mevcut Manisa-Uşak-Afyon demiryolunu yenilemek için de çalışmalarımızı başlattık. Uşak il sınırlarında kalan 157 kilometrelik demiryolu hattının 72 kilometrelik kısmının yenileme işine biliyorsunuz 2013 yılında başladık. 45 kilometrelik kısmı tamamladık. Ayrıca, gar alanına, Uşak’ın ticaret hacmine uygun yeni bir lojistik merkezi yaptık. Uşak’taki kardeşlerim bölünmüş yol neydi biliyor musunuz Uşak’ta. Biz geldiğimizde 31 kilometreydi. Şimdi bölünmüş yol ne oldu biliyor musunuz 143 kilometreye çıktı.

Okul sayılarını 230’dan 475’e yükselttik. Okullara 5311 adet bilgisayar gönderdik, tablet bilgisayar değil öbürü. 186 bilişim teknolojisi sınıfı kurduk. 202 okula internet bağlantısı sağladık.

Şimdi geliyorum FATİH Projesine. FATİH Projesi kapsamında okullarımıza ilk etapta 531 etkileşimli tahtanın kurulumunu yaptık. Öğrencilerimize tablet bilgisayarı dağıtmaya başladık.

Şimdi yılların hasreti olan Uşak Üniversitesini ne yaptık? 2006 yılında biz kurduk biz, biz kurduk, onun banisi biziz. Ne CHP, ne MHP, biz kurduk. Bugün 11 fakültesi, 9 meslek yüksekokulu, 3 yüksekokul değerli kardeşlerim, 2 enstitüsüyle eğitim faaliyetini sürdürüyor. Uşak’taki yükseköğrenim gençliğine 85 trilyon lira öğrenim kredisi ve burs verdik. Öğrencilerimize destek olduk ve böylece Uşak ekonomisine de katkıda bulunduk. Uşak yurdunu hizmete açtık, ayrıca 1000 öğrenci kapasiteli bir diğer yurdu da yatırım programına aldık, inşallah onu da bitireceğiz.

Uşak’ta bir kapalı spor salonu yapmak için kolları sıvadık, inşallah bu projeyi de süratle bitireceğiz.

Ve bu arada 400 yataklı Uşak Devlet Hastanesini ilimize kazandırdık. Ve bir de tabii bu seçimlerde inşallah Belediye Başkanımız Allah nasip ederse Belediyeyi kazandıktan sonra Uşak’ımıza inşallah büyük bir meydan kazandıracağız.

Şimdi avukat Nurullah kardeşimle birlikte inşallah seçimlere giriyoruz. Ve yeni dönemin Belediye Başkanı olarak Nurullah Beyle, Nurullah kardeşimle inşallah Valiliğin arka bölümünde yeni bir yapılanmaya gideceğiz ve oraya Uşak kent meydanını kazandıracağız. Kentsel dönüşüm değişim projemiz de orada böyle bir projeyi Uşak’ımıza kazandıracağız. Kardeşlerim, bu konuda biz merkezi yönetim olarak elimizden gelen her şeyi, tüm katkıyı inşallah Belediye Başkanımıza vereceğiz, el ele, omuz omuza daha modern bir Uşak’ı bu şekilde halledeceğiz.

253 trilyon toplu konut yatırımı yaptık. 2466 konut üreterek Uşaklı kardeşlerimizin yaşam standardını değiştirdik. Şimdi inşallah Belediye Başkanımız TOKİ ile beraber el ele kentsel dönüşüm değişim sürecini devam ettirecekler.

Uşak’ta 16 adet sulama ve gölet projesini hayata geçirerek topraklarımızı suya kavuşturduk. Karaköse Barajını geçtiğimiz Aralık ayında hizmete aldık, 18 göledin yapımı devam ediyor. Ayrıca 13 adet gölede ilişkin proje ve altyapı çalışmaları da sürüyor.

Kardeşlerim, şimdi hazır mıyız? Şimdi benim bir tavsiyem var, nedir? Her yerde bu tavsiyeyi yapıyorum. Bir; annenizin elini öpeceksiniz, ayaklarının altını da öpebilirsiniz. Cennet annelerin ayakları altındadır. Ben anacığımın ayağının altını öperdim, hatta babamın da. Babam öptürmezdi, kızardı, annem de çekerdi. Sen benim anamsın, cennet senin ayağının altında, ben o kokuyu almak istiyorum anam derdim. Analar bu kadar kutsal bizim değerlerimizde. Onun için annenizin elini öpün, babanızın elini öpün, bir de hocalarınızın elini öpün.

Ben sizden şimdi gayret istiyorum, koşmanızı istiyorum ve sizin bilgisayar tuşlarından geleceğe istikamet vermenizi istiyorum. Ve inanıyorum ki bu büyük medeniyet yolunda siz insanımızı, yaratılmışların en şereflisi olan insanımızı inşallah doruk noktaya taşıyacaksınız. Demokrasiyi aynı şekilde doruk noktaya taşıyacaksınız. Ve siz inanıyorum ki şehir bilincini, evet insan şehir inşa eder, şehir insanı inşa eder unutmayın, bunu beraber yapacağız, tamam?

Şimdi şarkımıza var mıyız? Hazır mıyız?

Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey Uşak’ı hatırlatıyor.

Biriz, iriyiz, diriyiz, beraberiz, kardeşiz, hep birlikte Türkiye’yiz.

Kalın sağlıcakla, Allah yar ve yardımcımız olsun.

30 Mart akşamı Nurullah kardeşimiz inşallah Uşak’ın Belediye Başkanı, size emanet ediyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.