Basbakan Yildirim’in 109. Genisletilmis Il Baskanlari Toplantisinda yaptigi konusmanin tam metni
Partimizin çok değerli mensupları, hanımefendiler, beyefendiler; bugün Olağan Kongremizden sonra ilk toplantımızı yapıyoruz. Allah toplantımızın hayırlara vesile olmasını nasip eylesin.
Bildiğiniz gibi 22 Mayıs’ta Partimiz Olağanüstü 2. Kongresini gerçekleştirdi ve bu kongrede sizlerin, delegelerimizin büyük bir çoğunluğuyla, katılan delegelerimizin hemen hemen tamamının onayıyla, 1405 delege kardeşimizin oylarıyla bizi Genel Başkan seçtiniz. Her şeyden önce AK Parti Kongrede bir kez daha bütün dünyaya, bütün siyasi rakiplerimize bir demokrasi dersi verdi. Coşku içinde, birlik içinde, beraberlik içinde, kardeşlik içinde bir demokrasi şölenini gerçekleştirdik ve partimizdeki bu değişimi tamamladık.
Sözlerimin başında 64. Hükümette ve önceki hükümetlerde görev yapan Genel Başkanımız, Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’na ve arkadaşlarımıza huzurunuzda teşekkür ediyorum. Sağ olsun, var olsun.
AK Parti’de değişim bir bayrak yarışıdır, AK Parti’de kişiler değişir hedefler değişmez, millete hizmet yolunda kararlılık artarak devam eder, bu kez de böyle oldu. Her şeyden önce ben bütün yol arkadaşlarıma, ana kademe, Kadın Kolları, Gençlik Kolları, kuruculardan delegelere, mahalle temsilcilerinden Genel Merkez karar yönetim kurulu üyelerine, bütün parti teşkilatımızın birimlerine ve milyonlarca parti üyelerimize huzurlarınızda çok teşekkür ediyorum. Bu kongrede ortaya konan bu örnek davranıştan dolayı, AK Partimize yakışan bu çalışmadan dolayı hepinize çok teşekkür ediyorum.
Milletime, aziz milletime şükranlarımı sunuyorum. Bir kez daha bu aziz millete hizmet etmenin ne kadar önemli bir iş olduğunu hep beraber gördük, hep beraber tecrübe ettik.
Değerli yol arkadaşlarım; yıl 2001 Ağustos, Türkiye hakikaten perişan, iki tane kriz üst üste geçirmiş, hasta yatağındaki bir insan gibi. Ekonomik gücü yok olmuş, geleceğe yönelik ümitleri tamamen gitmiş ve çaresiz bir halde. Öyle ki Koalisyon Hükümeti süreyi tamamlamayı bile göze alamamış. Bir an önce şu yükün altından kendimi kurtarayım diye bırakma kararı vermiş. İşte bugünlerde İstanbul’dan, daha sonra Afyon’dan yükselen bir ses. Bu ses 78 milyonun sesi, milletin sesi, kutlu yürüyüşü başlatan Partimizin Kurucusu, Liderimiz, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan arkadaşlarıyla Türkiye’ye hizmet yolunda kararını milletimize açıklıyor ve AK Parti kuruluyor. Aradan 14 yıl geçti arkadaşlar, 14 yıl. O gün doğan çocuklar bugün 14 yaşında. AK Parti girdiği her seçimde millet desteğini daha da artırarak kararlı bir şekilde yoluna devam ediyor. AK Parti’de kaşımıza gözümüze bakarak, beğenerek mi oy veriyorlar? Vatandaşa hizmet yapmazsan vatandan hemen dersini verir, kaldırır kenara atar sizi. AK Parti’nin bugünlere millet desteğini artırarak gelmesinin arkasındaki en önemli şey; millet ne derse onu yaparım, milletin demediği hiçbir şeye razı olmam. Darbelere de razı olmam, posta koyanlara da dersini veririm. İşte AK Parti bunu yaparak bugünlere geldi. Hatırlayın, biz bir yandan yerle bir olmuş memleketin işlerini yoluna koyarken, bir yandan da sağdan-soldan eski alışkanlıklarını tekrar edenlere dur kardeşim diyorduk, dur, sizin zamanınız bitti, artık milletin zamanı, millet iradesinin zamanı. Milletten yetki almayan, milletten güç almayan, milletin önüne gidip derdini sormayanın artık bu ülke idaresinde yeri yok, bunu herkes kafasına koysun dedik; demokrasi de bu. Demokrasi, milleti kendine benzetme değil millet neyse sen de o olacaksın. Milletin içinden gelen milletin evlatlarıyla AK Parti siyaset sahnesine çıktı ve aynı tarzda da çalışmasına devam ediyor.
Cumhurbaşkanı seçemezsiniz, nedenmiş? Efendim, 367 kişi salona gelecekmiş, onlar sayılacakmış tek-tek, herkes yerindeyse seçilecekmiş. Ha AK Parti’nin milletvekili sayısı 366 olmasa, 380 olsaydı o zaman 381 lazımdı. Çünkü bunların kafasında hukuk yok, bunların kafasında AK Parti milletin iradesiyle milletin kahır ekserisinin desteğiyle çekilen parti cumhurbaşkanı seçemez. Çünkü cumhurbaşkanları Türkiye’de siyaset oyunun hep bir parçası olmuş. Kapılar arkasında o emekli paşayı mı seçelim, bu hatırlı hakimi mi seçelim; böyle şey yok arkadaşlar, böyle bir dünya yok. Milletten başka güç vehmedilen kim olursa olsun bu millete hakarettir. Dedik ki; eski alışkanlıklar bitti, eski çamlar bardak oldu, bırakın bu işi gelin millet ne diyorsa onu yapın. Yok, peki siz mi öyle yaptınız, madem öyle işte böyle, tekrar millete gidiyoruz dedik. Gittik mi? Gittik, millet dersi verdi mi? Millete giderken dedik ki; biz yol yaptık, okul yaptık, hastane yaptık, istediğiniz her şeyi yaptık. Bunlar bizim işimizdi, sizin ihtiyacınızdı, bunları yapmak bir lütuf değildi. Ekonomiyi düzelttik, somunumuzu büyüttük, herkesin daha fazla refahtan pay almasını sağladık. Ama gördük ki eksik bir şey var; vesayet odakları hala sizin vermediğiniz yetkiyi kullanmaya çalışıyor, buna ne diyorsunuz? Millet kükredi, olur mu böyle şey kardeşim, herkes işine baksın dedi. Biz kime yetkiyi verdiysek ondan hesap sorarız, o da AK Parti’dir. AK Parti’den Allah razı olsun, bugüne kadar istediğimiz her şeyi yaptı, hadi size şimdi yüzde 47. Bundan sonra mazeret getirmeyin. Geldik, dedik ki; kardeşim, her cumhurbaşkanı seçiminde bu tabloyla karşılaşmaya lüzum yok. Gelin bunu dolambaçlı yollardan, dolaylı yollardan seçmeyelim, vatandaş kendisi, cumhurun kendisi başkanını seçsin. Anayasa değişikliğini yaptık, bu değişiklikle birlikte değerli kardeşlerim, Türkiye’de Türk demokrasi tarihinde bir dönüm noktası. Nedir? Artık milletin cumhurbaşkanını millet kendisi seçiyor. Efendim, Anayasa’da işte cumhurbaşkanı sorumsuzdur, cumhurbaşkanı semboliktir vesaire laflar ediyorlar o çok bilmiş adamlar. Kardeşim, 21-22 milyon vatandaşın önüne gidip onlardan destek isteyen cumhurbaşkanı ben bir işe karışmam diyebilir mi? Siyasette böyle bir şey var mı? Anayasa ne söylerse söylesin, Cumhurbaşkanımızın fiili olarak siyasi sorumluluğu doğmuştur. Anayasa darbe anayasasıdır, Anayasadaki fiili durumla Anayasanın şu anda birbiriyle uyumlu hale getirilmesi gerekir. AK Parti’nin, AK Parti’ye gönül veren milyonların önündeki en önemli görev budur. Milletin yollarını açtık, tünellerle dağları geçtik, köprülerle vadileri birleştirdik, şimdi yeni anayasa ve sistemin yolunu açma zamanıdır, bu yolu da AK Parti teşkilatları olarak milletimizle beraber açacağız, hazır mısınız kardeşlerim?
Zor işleri hep milletimize götürüyoruz, ama bu bizim tercihimiz değil. Milletimiz bize verdiği yetki kadar yapıyoruz, ilave yetkiye ihtiyacımız olunca da yine millete gidiyoruz. Burada da evvel Allah Türkiye’nin ihtiyacı olan, gelişen, büyüyen Türkiye’nin işini görmeyen, görmekte yetersiz kalan bu Anayasayı mutlaka değiştirmemiz gerekiyor.
Anayasa değişikliğine bakıyorsunuz aslında herkes istiyor. Ben 15 senedir dinliyorum, hiç anayasa değişmesin diyen yok. Niye değişmiyor, herkesin istediği bir şey niye olmuyor? Demek ki burada bir samimiyet sorunu var. Yani memleketi, milleti düşünme değil de, efendim Anayasa’nın değişikliğini AK Parti yaparsa bundan siyaseten AK Parti nemalanır. Kardeşim, millet kazanacaksa, bizim Liderimiz ne diyor? Eğer millet kazanacaksa biz kaybedelim, hiç önemi yok, bizim bakışımız bu. Biz yarını değil yeni nesillerimizin geleceğini düşünüyoruz. Hepimiz faniyiz, gelip geçiciyiz, ancak bu güzel memleketi ileriye, torunlarımıza, gençlerimize bırakırken bir hoş sedayla anılmak hepimizin aruz ettiği, istediği bir şeydir. Sorunları torunlara bırakarak bugünlere gelen parti değil AK Parti. Dağ gibi sorunları dağ gibi hizmetlere dönüştürerek bugünlere gelen partinin adıdır AK Parti. Onun için değerli kardeşlerim, bu meseleyi de çözecekse yine AK Parti çözecek, yeni anayasayı da yapacağız, başkanlık sistemini de bu ülkeye, Türkiye getireceğiz.
İstiyoruz ki bu yapılacak yeni anayasaya siyasi partilerin, rakiplerimizin de bir katkısı olsun, bu onura onlar da ortak olsun; biz bunu istiyoruz, başka bir hesabımız yok. Bunun için defalarca çağrı yaptık, biraraya geldik, hatta senin kaç vekilin var, benim kaç vekilim var, bu hesapları da bıraktık. Dedik ki; herkes eşit olsun, herkes söyleyeceğini söylesin, ama günün sonunda baktık ki bunların niyeti başka. O halde daha fazla beklemek bu millete haksızlık olur. Ne yapacağız? AK Parti olarak 78 milyonun bir tek ferdini bile dışarıda bırakmayacak. Bir anayasayı, bir anayasa teklifini mutlaka bu Meclisin gündemine getireceğiz. Ondan sonra karar meclisindir, biz görevimizi yapacağız. İnanıyorum ki bu yüce Meclis savaş şartlarında bile Türkiye’nin bugünkünden daha güzel, daha ilerici anayasasını yapan bu meclis bu sefer de bu tarihi sorumluluğu en iyi şekilde yapacak ve anayasasını bu milletin beklediği yönde gerçekleştirecek. Diyelim ki olmadı, adres yine belli, millet. Millete tekrar gideceğiz, kararı millet verecek arkadaşlar. Her zaman siyasetin tıkandığı, siyasetin çözüm üretemediği yerde çare millettir, sandıktır. Ama şunu da yapmayacağız: Durup dururken milletin işi gücü var, sürekli bize destek atacak hali yok. Tarlası var, dükkânı var, çarşısı var, pazarı var, işi gücü var, herkes işine gücüne bakacak. Bize şunu da dememesi lazım, kendimize de şunu dedirttirmememiz lazım. Kardeşim, biz sizi seçtik, ne zırt pırt geliyorsunuz, aranızda anlaşın işi halledin; öyle değil mi arkadaşlar? Onun için mecbur kalmadıkça milletin önüne sorun götürmememiz lazım arkadaşlar. Aynen bürokrasi-siyaset ilişkisi gibi. Yani siyasetin ödevi sorun çözmektir, nasihat dinlemek değil. Bürokrat söyleyeceğini söyler, efendim öyle olmaz böyle olur, şöyle olmaz şöyle olur, böyle yaparsak bu yasaya, böyle yaparsak bu tarafa diyecektir, bu normal, demesi de lazım. Siyasetçi karar veren, dinleyecek dinleyecek, teşekkür ederim kardeşim, şöyle yapıyoruz, hadi devam; bu kadar, bu kadar. Bürokrat yönetmez, bürokrat sadece yönetene destek olur, onun görevi odur. Türkiye’nin bir devlet geleneği var, bir bürokrasi geleneği var. Bütün o hafızaya sahip olan bürokrasidir. O hafızanın doğru-dürüst karar vericiye, siyasetçiye anlatılmasıdır bürokrasinin görevi. Yoksa bu karar benim hoşuma gitmedi; hoşuna gitmeyebilir her zaman, siyaset çözüm üretme yeridir. Onun için yeni dönemde inşallah bürokrasiyle siyaseti enerjilerini azaltan değil enerjilerini birleştirerek çözüm üreten bir anlayışla çalıştıracağız arkadaşlar. Bizim en büyük değerimiz vakittir. Vakit nakittir. Para her zaman bulunur, Maliye Bakanı bak burada duruyor, para bol diyor para bol. Ama giden vakti arkadaşlar geri getiremeyiz. 1 saniyenin bile, 1 dakikanın bile bizim için önemi var.
Bakın ben Bakanlığımdan bir tecrübem var, sizinle paylaşayım, milletim de bilsin, millete açık konuşuyoruz, gizlimiz saklımız yok. Bir proje yapacağız, arkadaşlarımızı çağırıyoruz. Ya kardeşim, şu projeyi yapalım, Yavuz Sultan Selim Köprüsünü yapalım, otoyolları yapalım, bu çok büyük bir ihtiyaç. Konuşuyoruz konuşuyoruz; Bakanım, ne acelemiz var, daha çok vaktimiz var. Şimdi çok vaktimiz var derken, benim kafamda diğer seçim var, 4 yıl, en fazla 4 yıl. O arkadaşların kafasında 25 yıl veya 65 yaş var, aramızda böyle bir fark var, zaman aralığı farklı. Önce bu faz farkını ortadan kaldırmamız lazım, bürokrasinin de, siyasetin de aynı zaman planlamasına kendini uydurması lazım.
Artık arkadaşlar, toplantıları vaktinde yapmaya alışacaksınız. Ben 9’a 10 kala buraya geldim. Dediler, efendim toparlanıyor arkadaşlar. Yukarı çıktım, yani sizden 15 dakika alacağım var. Bu seferlik neyse, bundan sonra dedik ya vakit nakit, vaktimizi daha verimli kullanacağız.
Türkiye’nin her köşesinden geldiniz, memleketimin renk renk çiçeklerinin kokusunu getirdiniz, memleketimizin o güzel huylu insanlarının selamını getirdiniz. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Değerli kardeşlerim, kongremizi yaptık bitirdik elhamdülillah. Bugün bir partinin sözcüsü diyor ki, efendim, işte İzmir diyor Başbakan çıkarmadı, Başbakan seçilmedi de, atandı falan diyor. Aslında İzmir Başbakan çıkardı, Ana Muhalefet Partisi lideri kampanyada İzmir başbakan çıkaracak diye, benim rakibimdi, dolaştı durdu. Ben İzmirli hemşehrilerime teşekkür ediyorum, onu mahcup etmediler.
Ha, niye İzmir beni başkan yapmadı? İzmirliler uzak görüşlü de onun için. Onun için de teşekkür ediyorum.
Değerli kardeşlerim, hala nelerle uğraşıyorlar. Bunu bana söylerken Genel Başkanlarının oralara nasıl geldiğini unutmuşlar. Dönsün bir tarihlerine baksınlar, hangi entrikalarla oraya geldiğini önce görsünler. Bizim bunlarla uğraşacak vaktimiz yok, zaman kaybı olarak görürüm. Güzel bir şey söylerlerse, memleket için, ekonomimiz için, sosyal hayatımız için, çalışma hayatımız için, tarım için, kalkınma için, sağlık için, insana dokunacak her konuda söyledikleri her lafa başımızın, gözümüzün üstünde yeri var. Ama işe yaramayan, hakaret içeren, küfür içeren laflarını da aynen kendilerine iade ederiz.
Şunu bilsinler: İstediğini söyleyen istemediğini işitir, buna da katlanacaklar.
Değerli kardeşlerim, hemen Hükümetimizi kurduk, Sayın Cumhurbaşkanımız bize Hükümet kurma görevi verdi, Pazar akşamı verdi, Salı günü Hükümetimizi kurduk, 65. Hükümetimizi açıkladık, bakanlarımız belli oldu, aynı gün Hükümet Programını okudum. Cuma günü Hükümet Programı üzerinde görüşmeler yapıldı, ben isterdim ki muhalefet partilerinin, Sayın Bahçeli’yi hariç tutuyorum, bütün liderleri orada olsun. Bu bile muhalefet partilerimizin bazılarının Türkiye’nin gündemine, Türkiye’nin geleceğine, Türkiye’nin Hükümetine nasıl baktıklarını ortaya koyuyor. Ben bunu milletimin takdirine sunuyorum. Siz bir Hükümet Programı müzakere edilirken o yüce Mecliste olmayacaksınız da ne zaman olacaksınız? Bunun hesabını millet sorar.
Efendim, dışarıda sıradan bir toplantı, birisi folklor teşkilatıyla beraber, diğeri de memleketin altını üstüne getiren, memleketin başına bela olan terör örgütlerine arkadan sufle yapıyor. Türkiye’yi bu durumdan kurtaracağız, bundan kurtaracak parti de yine AK Parti’dir, bunu herkes böyle bilmelidir.
Değerli kardeşlerim, sonra Pazar günü güven oylaması yaptık. Ondan sonra, efendim, ne kadar hızlı yapıyorsunuz, ne bu, yangından mal mı kaçırıyorsunuz falan diye haberler yapmaya başladılar. Dedik ya, vakit nakittir. Ve 65. Hükümet Cumhuriyet tarihinde kuruluşundan itibaren en kısa sürede güvenoyu alarak görevine başlayan Hükümet olarak siyasi tarihimize geçti, hayırlı, uğurlu olsun. Nice güzel başarıları devam ettirmeyi Mevla’m bize nasip eylesin.
Bütün bu süreçte, tabi bu arada MKYK’mız belli oldu, toplantı yaptık, MYK’mız belli oldu, aynı gün onlarla da toplantımızı yaptık, programlarımızı yaptık, yol haritamızı hazırladık.
Bu arada bir de hemen Genel Başkan adaylığım açıklanır açıklanmaz Sayın Cumhurbaşkanımızla da istişare ettik, doğru Diyarbakır’a gittik, bu salondan çıktık Diyarbakır’a gittik arkadaşlarımızla. Orada kalleşçe Dürümlü mezrasında katledilen 16 vatandaşımızın yakınlarıyla gittik onların acılarını paylaştık. Ve Hükümetimiz kurulduktan sonra, Hükümet müzakerelerinden sonra da ilk işimiz Sayın Cumhurbaşkanımızla beraber Diyarbakır’da toplu açılışlar yaptık ve Diyarbakırlı vatandaşlarımızla terörle mücadelede, terör mücadelesi sonundaki yapılacak sosyal, ekonomik çalışmalarla ilgili kamuoyuna, bütün Türkiye’ye, Diyarbakır’a hedeflerimizi, düşüncelerimizi açıkladık.
Terör bahsi açılmışken şunu söylemek istiyorum: 40 yılı aşkın bir süredir camızı yakan, başımızı ağrıtan, hem insan kaynağımızı, hem maddi kaynaklarımızı yok eden büyük bir belayla karşı karşıyayız. Bu terör işi milli bir iş değil arkadaşlar. Bu terör işi Türkiye’yi bölmeye çalışan, vatandaşlarımızı birbirine husumet içine sokmaya çalışan bir profesyonel örgüt. Bunların Kürtler diye bir sorunu yok, bunu milletim bilsin. Kürt vatandaşlarımızın, Türk vatandaşlarımızın, 78 milyon vatandaşımızın PKK terör örgütü gibi bir sorunu var, olay budur. Bu sorunu da Türkiye’nin gündeminden evvel Allah çıkaracağız, milletimiz rahat olsun, bu beladan milletimizi kurtaracağız. Bu kanlı terör örgütünü milletle devlet arasından çıkaracağız.
Şu anda her türlü tahribatı yapıyorlar. Geçen gün işte ne yaptılar? El yapımı bombayı patlattılar, kaç tane sivil insan, 4 tane sivil masum vatandaşımızı katlettiler. Bunlardan bir tanesi de bizim eski il başkanımızın ağabeysi, onun çocuğu.
Bütün terör olaylarında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Canını, her şeyini ortaya koyarak bu ülkenin birliği için, vatanın bölünmez bütünlüğü için hayatını seve seve veren bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum, mekânları Cennet olsun. Gazilerimize hayırlı uzun ömürler diliyorum.
Bu mücadele devam edecek. Bu mücadelede bunların arkasında kimlerin olduğunu da biliyoruz, her şeyi biliyoruz, günü gelince bunların sırtını sıvazlayanlar bu yüce milletin yüzüne bakamayacaklar, buradan söylüyorum.
Değerli kardeşlerim, bize soruyorlar ki, terör ne zaman bitecek veya operasyonlar ne zaman bitecek? Operasyonların bitmesinin 3 tane şartı var.
Birinci şart; PKK terör örgütü ne zaman silahlı saldırılarını sivil vatandaşlarımız üzerine silahı yöneltmezse, silahlarını ne zaman bırakır sivil vatandaşlarımızı rahatsız etmezse.
İki; güvenlik kuvvetlerimize, polisimize, jandarmamıza, askerimize, korucumuza silah doğrultup onları kalleşçe şehit etmezse.
Üç; bölge başta olmak üzere Türkiye’nin her köşesinde vatandaşlarımız gece-gündüz, yaz-kış rahatça seyahat edinceye kadar, hiçbir güvenlik problemi yaşamayıncaya kadar huzur ve barış, ilanihaye kardeşlik sağlanıncaya kadar bu operasyonlar devam edecek.
Kısacası, bu terör grupları silahlarıyla veya silahsız olarak, silahlarını gömerek, üzerine de beton atarak Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, bu ülkeyi terk edinceye kadar bu mücadele, bu operasyonlar kararlılıkla devam edecek.
Bugün bu toplantıdan sonra İçişleri Bakanımız güvenlikle ilgili son durumları, orada yapılan mücadeleyle ilgili son durumları sizlerle paylaşacak. Daha sonra Çevre ve Şehircilik Bakanımız bölgede yapılması planlanan, yapılan işlerle ilgili herhalde bölge milletvekillerinin, bölgeden gelen teşkilatlarımızla bir değerlendirme yapacak.
Değerli kardeşlerim, mübarek Ramazan’a sayılı günler kaldı. Ramazan, bilindiği gibi rahmet, bereket ve günahların bağışlandığı en önemli manevi havanın, manevi atmosferin üst düzey çıktığı, kardeşlik duygularının hat safhaya ulaştığı bir ayımız. Bu Ramazan’ı boş geçirmeyelim. Bu Ramazan diğerlerinden daha önemli kardeşlerim. Özellikle batı bölgelerimizdeki teşkilatlarımızın Güneydoğu’ya, Doğu’ya Ramazan’da gitmelerini, onlarla dayanışma içinde olduklarını, onlarla lokmalarını paylaşmalarını, özellikle bir ve beraber olmalarını istiyorum. Bütün teşkilatlarımızın bu konuda çok ama çok kapsamlı programlar yapmalarını özellikle sizlerden istirham ediyorum. Çünkü bugün düne göre kardeşliği artırmaya, dayanışmaya daha fazla ihtiyacımız var. Bu konuda teşkilatıma güveniyorum, partime güveniyorum, en güzelini yapacağınızdan hiç şüphem yok.
Değerli kardeşlerim, 65. Hükümetin ne yapacağı konusunda da birkaç cümle söyleyip konuşmamı tamamlayacağım.
65. Hükümet, ondan önceki bütün hükümetlerin milletimize verdiği her sözün harfiyen arkasında olacak, bunu bilmenizi istiyorum, bunu vatandaşlarım bilsin.
Ama bununla da yetinmeyeceğiz, 65. Hükümetin ön plana çıkacak en önemli özelliklerinden bir tanesi, üreten, yatırım yapan, iş-aş oluşturan bir Hükümet olacağız, yatırıma özel önem vereceğiz. Daha önce de söyledim, yatırımcının yormak değil, yatırımcının önüne engeller çıkarmak değil, en önemli işimiz yatırım yapmak isteyen, üretim yapmak isteyen, iş-aş alanı oluşturmak isteyenlerin önüne turkuaz halı sereceğiz. Çünkü ihtiyacımız olan üretmek, üretmeyen ülke gelişmez, büyümez, hormonlu büyümeyle hiçbir ülke bir tarafa gidemez. Daha çok üretim, tüketim de olsun, tüketim de ekonomiyi canlandırır, ama üretim olmadan tüketirsek bu sefer geleceği harcamış oluruz. Asla ve asla geleceğimizi tüketmek değil, bugünün üretimiyle geleceğe yönelik refahımızı artırmak ana prensiplerimizden biri olacak.
Gelirler bugünden yarına artmaz, onlar biraz zaman ister, ama masraflarımızı kısabiliriz. Bu Hükümetin önemli işlerinden biri de maliyetleri, masrafları azaltmak, orta ve uzun vadede gelirleri artırmak. Gereksiz kaynak kullanımın önüne geçeceğiz, verimsiz yatırımları değil, daha verimli yatırımlara öncelik vereceğiz, kamu başta olmak üzere israfın önlenmesi için her türlü tedbiri alacağız.
Değerli kardeşlerim, kısacası önümüzde zorlu bir süreç var. Bugün Almanya’da bir oylama yapılacak. Neymiş? 1915 olaylarından bizi sorumlu tutmaya çalışıyorlar akılları sıra. Şimdi bu ilk değil, belki son da olmayacak. Bazen dost diye bildiğimiz ülkeler iç siyasette çaresizliğe düşünce, acaba dikkati nereye çekelim diye böyle parlak fikirlerle geliyorlar, bu da onlardan biri. Sayın Merkez tebrik telefonu ettiğinde bana, kendisine dedim ki, Almanya Türkiye’nin sağlam bir müttefiki, biz Almanya’yı Avrupa Birliği’nin temel taşı olarak görüyoruz, lokomotifi olarak görüyoruz, dolayısıyla Almanya’nın böyle akıl dışı bir işe vesile olmamasını temenni ediyoruz. Bana dediği şudur: Elimden geleni yapacağım, ama burası demokrasi, burası Parlamento. Bu klasik laf, hep böyle söylenir. Ben de dedim ki; size rağmen orada bir şey olmaz, biz bunu biliyoruz dedim. Neyse, bugün göreceğiz olur mu-olmaz mı, gerçek bir dostluk testinden geçiyor Almanya. Bu aslında bizim sorunumuz da değil, Almanya’nın da sorunu. 3,5 milyon orada seçmeni var, bizim vatandaşımız. Türk kökenli 3,5 milyon Alman ekonomisine 40 milyar avro katkı sağlayan, 400 bin iş yeri sahibi olan milyonlarca insana aş, ekmek sağlayan bu kadar büyük bir topluluğu hayal kırıklığına uğratmaya Alman dostlarımızın hakkı yok diye düşünüyorum. Eğer eski defterleri karıştırırsak en son bize sıra gelir, onu söyleyeyim, en son sıra Türkiye’ye gelir. İsmet Bey de bilir, biz İsveç’te okurken bir İngiliz profesör vardı, Alderto. Değişik memleketlerden talebeler var; Afrika’dan var, Uzak Doğu’dan var, Avrupa’dan var, Orta Asya’dan var. Sınıfa giriyoruz, adamcağız o siyahi kardeşlerimize falan iltifat ediyor, bizim yüzümüze bakmıyor. Bir böyle, iki böyle, canım sıkıldı. Dedim ki; sen beni tanıyor musun Hocam dedim, daha önceden aramızda bir mevzu mu var dedim. Şaşırdı, dedi ki; yok, niye öyle düşünüyorsun? Dedim ki; şu adamlar girince iltifatın bini 1 para, bize gelince böyle yüzünü çeviriyorsun dedim. Ha ben onu söyleyeyim dedi; onlar girince yarı beline kadar eğiliyor yes sir diyor, sen hiç iplemiyorsun. Ama ben biliyorum niye böyle yapıyorsun. Neymiş dedim. Dedi ki; dünyada esaret altına girmeyen iki tane ulus var; birisi İngilizler, birisi de Türkler dedi. Hocam, eksik biliyorsun dedim. Dünyada esaret altına girmeyen, kimseyi de esareti altına girmeyen tek ulus var, o da Türkler dedim. Biz böyle bir milletiz, böyle bir medeniyetiz. Gittiğimiz yerlere kan, gözyaşı değil kardeşlik götürmüşüz, barış götürmüşüz. Kimsenin dinine, diline, inanışına, yaşayışına dokunmamışız. Eğer öyle yapsaydık, bugün dünyanın üçte ikisi Türkçe konuşurdu arkadaşlar. Fransızlar Kuzey Afrika’da 50 yıl kaldı, adamlar Fransızcayı resmi dil yaptılar. İngiliz dilini konuşan Hindistan’ı, Pakistan’ı, Bangladeş’i, 150-200 yıllık mazisi yok bunların. Çünkü bizim inancımızda emperyalizm yok, bizim inancımızda insanları baskı altına almak yok. Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü, biz bu anlayışla seviyoruz. Her zaman halk içinde halkla beraber olacağız.
Özellikle Ramazan’da kardeşlerim halk içinde, Mevla’mızla beraber olacağız, ama halkın arasından da asla ayrılmayacağız. Bu manevi günlerin bereketinden, feyzinden azami ölçüde istifade edeceğiz. Bakanlarımız da özellikle hafta sonları bölgeye mutlaka gidilecek. Oralarda kardeşlerimizle, vatandaşlarımızla çok büyük şaşalı toplantılara lüzum yok, mütevazı sofralara sessizce, tantanayla gürültüyle değil. Gidip onlarla dertleşmek, onlarla hemhal olmak her şeyden daha güzel. Çünkü millet çok şey istemiyor, millet devletiyle, hükümetiyle hemhal olmak istiyor, iç içe olmak istiyor, beraber olmak istiyor.
Değerli kardeşlerim; konuşulacak çok şey var. Bu arada tabii hemen bizim güzel geleneklerimiz var. Dün Kıbrıs’taydık, Kıbrıslı kardeşlerimizin sizlere selamı var, 78 milyon milletimize selamı var. Onların da tek umudu Kıbrıs halkının elde ettikleri hakları geriye götürmeyecek, yan yana birlikte adil ve eşit şartlarda yaşayacak bir çözümün elde edilmesi. Bu konuda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yetkilileriyle aramızda hiçbir farkın olmadığını gördük, bunu bir kez daha teyit ettik ve inşallah bir çözüm -40 yılı aştı- olur. Olmazsa, olmazsa dünyanın sonu değil. Bizim için Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımızın can ve mal güvenliği vazgeçilmezdir, biz bunun için bir bedel ödedik. Bu konuda da asla ve asla zerre kadar bir esnememiz olmaz. Yarın da inşallah yine gelenek olduğu üzere Azerbaycan’a, kardeş Azerbaycan’a gideceğiz. İki devlet, bir millet diye Vahapzade’nin söylediği kardeşlerimizle buluşacağız, onlarla hemhal olacağız. Projelerimizi konuşacağız, geleceği konuşacağız, Kars-Tiflis-Bakü Projesini, TANAP Projesini, Şahdeniz Projesini ve daha birçok Kafkaslar’ı, Orta Asya’yı Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak güzel projeler var, bu projeleri konuşacağız. Ve böylece tekrar yurda dönüp işlerimize hız kesmeden devam edeceğiz.
Değerli kardeşlerim, kaç dakika oldu, çok oldu galiba? 1 saat mi oldu, eyvah çok konuşmuşuz, hâlbuki yarım saatte kesecektik, siz uyarın beni bundan sonra tamam mı? Siyasete fazla alışmayalım, hizmet daha iyi.
Tekrar hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Günümüz mübarek, geleceğimiz aydınlık olsun diyorum.
Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun.
Bir not; öğleden sonraki oturumda, saat 3’te yine sizlerle beraber olacağım, bu sefer ben susacağım, siz konuşacaksınız.
Teşekkür ederim.