Basbakan Yildirim’in, 55 ülkeden gelen sendika konfederasyon heyetini kabulünde yaptigi konusma
Alçak darbe girişiminde canını seve seve veren şehitlerimizin ruhu için bir Fatiha okuyarak başlayalım El Fatiha.
Ruhları şad olsun, mekanları cennet olsun. Gazilerimize hayırlı uzun ömürler diliyorum.
Çok değerli misafirler, Memur Sendikaları Konfederasyonunun MEMUR-SEN’in değerli Başkanı, HAK-İŞ’in değerli Başkanı, değerli milletvekillerimiz, İstatistik Ekonomik ve Sosyal Araştırma Eğitim Merkezinin değerli Başkanı, değerli mensupları, çok değerli misafirler; dünya şehri İstanbul’a hoş geldiniz.
MEMUR-SEN ve SESRIC öyle deniliyor değil mi? Kısaltılmışı daha kolay. Beraber bir toplantı yaptılar, 58 ülkeden ağırlıklı İslam ülkesinden sizleri 100’ün üzerinde sendikacıyı, emek örgütlerinin temsilcilerini burada İstanbul’da buluşturdular. Ben şunu merak ediyorum: Siz memleketlerinizde dışarıdayken Türkiye nasıl gözüküyor, Türkiye’ye geldiğiniz zaman nasıl gördünüz? Bu çok önemli. Ama biz biliyoruz ki, uzun bir süreden beri Türkiye’yi olduğundan farklı gösterme gayreti özellikle bazı uluslararası basın, yayın kuruluşları tarafından sürekli bir algı operasyonu yapılıyor. Bu algı operasyonunun amacı Türkiye’de istikrar yok, Türkiye’de savaş var, Türkiye’de hukuk yok, Türkiye’de her gün insanlar ölüyor böyle hiç de hak etmediğimiz, Türkiye’nin gerçekte hiç böyle bir şeye muhatap olmaması gerekirken ne yazık ki, böyle bir kara propagandayla karşı karşıyayız. Bu kara propagandanın kaynağı belli, kaynağı işte bu 15 Temmuz alçak darbe girişimini yapan FETÖ terör örgütüdür. Bu küresel bir örgüttür, bu kapalı örgüt kapalı bir örgüttür, ilişkileri belirsizdir. Bunlar uzun yıllar maalesef İslami değerleri kullanarak, istismar ederek insanların temiz, has duygularını alçak emelleri için acımasızca kullandılar. Ve yeterli güce eriştiklerini düşündüğü anda da milletin idaresine el koymak için milletin vergisiyle aldığı tankları, topları, uçakları, helikopterleri çalarak birliklerden çalarak milletin üzerine kurşun yağdırdılar, bomba yağdırdılar, insanları şehit ettiler, yaraladılar, gazi oldular. Ama çok iyi hesap yaptılar kendilerine göre işi çok iyi kurguladılar onlar için bu darbe yüzde 100 başarılı olacaktı, bütün hesaplar buna göre yapılmıştı. Tankın karşısına kim çıkacak, uçaktan bomba atılınca buna kim karşılık verecek, helikopterler tarayınca buna önünde duracak var mı diye düşündüler, ama bir şeyi unuttular, unuttukları şey herkesin bir hesabı olur, ama hesap üzerinde bir hesap daha vardır, o da Allah’ın hesabıdır. Onlar Hakk’ın gücünü halkın gücünü hesap etmediler. Halkın gücü, tankın gücünü yendi 15 Temmuz’da olan budur.
Değerli dostlar, değerli misafirler, Türkiye bölgede 3 büyük terör örgütüyle mücadele ediyor. Birisi bu alçak darbe girişimini yapan FETÖ terör örgütüdür. 15 Temmuz’da bunlar büyük bir darbe almıştır, ama bu darbeye kalkışanlar, onların arkasında olanlar o veya bu şekilde bu işin içine dahil olanlar bugün hesabını veriyor. Türk adaleti bunlara gerekli hesabı sormaya başladı, sonuna kadar da soracak. Türkiye bir hukuk devleti, hukuk devletinde intikamla hareket edilmez, adaletle iş görülür. Bizim vatandaşlarımız bunlara çık kızgın, bir an önce cezalarını en ağır şekilde çekmesini istiyorlar haklı olarak, ama biz diyoruz ki adaletten ayrılmayız. Adalet işliyor, bunlarda cezalarını çekecekler, yaptıkları işin hesabını verecekler burada hiçbir tereddüt yok. Biz aynı zamanda uzun yıllardan beri ülkemizin birliğini, beraberliğini, milletin kardeşliğini, tehdit eden bölücü terör örgütüyle de mücadele ediyoruz, bu mücadele açık bir mücadele 80’li yıllardan beri devam ediyor. Onlar ilk günden silahlı mücadeleyi başlattılar bu bizim için bir PKK terör örgütüdür, bölücü bir terör örgütüdür, biz de Türkiye Cumhuriyeti olarak bu örgütle mücadelemizi sürdürüyoruz. Ama bu FETÖ terör örgütü alçak ve sinsice aynı tarihlerde işe başladılar, ama 2013 yılına kadar silah kullanmadılar. Ne yaptılar? Asker içerisine adamlarını yerleştirdiler. Askeriyeye girişteki sınavları, soruları adamlarına vermek suretiyle onların asker içerisinde güçlenmesini sağlayacak yatırım yaptılar, insan yatırımı yaptılar. Bununla da yetinmediler, belirli rütbelere gelenler bu sefer terfi edecek arkadan gelenlere aynı şekilde farklı bir muamele yaparak, onlara ön plana çıkarak daha vasıflı, daha çalışkan rakip gördükleri bütün insanları tasfiye ettiler. Bunu sadece askeriye de yapmadılar, polis teşkilatında aynı şeyi yaptılar, bu ekole, bu terör örgütüne yakın durmayan, bunların yanlışlarını fark edip itiraz eden, karşı çıkan herkesi yok ettiler. Dolayısıyla, askerde ve poliste 40 yıl boyunca önemli bir konuma geldiler. Hem karar verici konuma geldiler, hem kolluk elinde silah olan bir kolluk gücü oldular. Ayrıca iş aleminde de ciddi bir büyüme gerçekleştirdiler. Bununla yetinmediler sizin gibi STK örgütleri de kurdular, çakma örgütler. Memur sendikaları kurdular, işçi sendikaları kurdular, dernekler kurdular, okullar açtılar, üniversiteler açtılar, yani kısacası bu örgüt hayatın bütün alanlarında 40 yıl boyunca büyüdü büyüdü büyüdü. Peki, siz ne yaptınız diye sorabilirsiniz? Biz silah eline alıp insan öldürmedikten sonra, terörize olmadıktan sonra hiçbir örgüte bir şey diyemeyiz, bizim anayasamız var, burası hukuk devleti. Ben ne yapıyorum? Efendim, okul açacağım okulda öğrenci yetiştiriyorum, öğretmen yetiştiriyorum, mühendis yetiştiriyorum, üniversitelere profesör yetiştiriyorum bunda ne yanlış var? Hem de dinini de öğretiyorum. Bunlar hem dini bütün oluyor, hem mesleklerinde en iyi şekilde yetişiyor takdim böyle, anlatım böyle hakikaten de bakıyorsun böyle gibi gözüküyor.
Aynı şekilde yargı, yargı sisteminin içerisinde de aynı süreçlerle kadrolarını sinsice yıllar boyu buraya yerleştirdiler. Şimdi ne oluyor? Ondan sonra şantaja başladılar. Bir iş adamı polisleri emniyet içindeki polislerini gönderiyorlar, sıkıştırıyorlar, para sızdırıyorlar kendilerine bağlıyorlar. Para vermezse hemen savcıya dosya hazırlayıp veriyorlar, savcı bu sefer alıyor içeri adamı inim inim inletiyor, yani adeta bir kumpas şekline bu gücü kamudan elde ettikleri gücü insanları perişan etmek için kullanmaya başladılar. İşte bu sürece girdikten sonra biz bunlar üzerine yoğunlaştık ve ilk darbeyi aslında 15 Temmuz’da yapmadılar, 17 Aralık’ta Hükümete karşı bir operasyon çektiler, yargı operasyonu. Nasıl bir operasyon? Hükümetten bakanların ailelerini falan toplamaya kalktılar, efendim bakanlar hakkında dava açmaya kalktılar. Başbakanı o dönem ki Cumhurbaşkanımızı almaya kalktılar, bizleri aynı şekilde böylece deşifre oldu, örgüt deşifre oldu. Ondan sonra mücadeleye tabi ki başka bir boyut kazandı ve biz bu örgütün sistematik olarak üzerine gittik, kamudaki bütün uzantılarını tespit edip temizleme yönünde adımlarımızı attık. Bunu görünce örgüt bu sefer artık bir ölüm kalım mücadelesi olduğunu kararını vererek Pensilvanya’daki terörist başının talimatıyla açıktan silahlı darbe yapmaya karar verdi. İşte 15 Temmuz gecesi finaldir, finali oynadılar yerle bir oldular. Ama bunun kalıntıları, bunun hasarları böyle bir iki ayda bitmez bu şu anda mahkemeler işliyor, sistem işliyor, bunların mensupları bir kısmı tutuklandı, bir kısmı memuriyetten çıkarıldı, bir kısmı gözaltına alındı bundan sonrasını yargı takip edecek. Bizim görevimiz yargıya gerekli desteği vermek, bunu onu yapacağız.
Ama diğer yandan bölücü terör örgütü bir taneydi bir de DEAŞ çıktı başımıza o da din adına insanları öldürmeye başladı. Öldürürken Allah-u Ekber diyor insan öldürüyor Allah-u Ekber diyor, aynen Boko Haram gibi. Bunlar sapık örgütlerdir, bunların İslam’la FETÖ, Boko Haram, DEAŞ ve diğerleri, El-Kaide bunlar hepsi ne İslam’da yeri var, ne insanlıkta yeri var, ne de bizim inancımızda yeri var. Bunlar tamamen terör örgütüdür, bunları arka planında yöneten, yönlendiren güçlerde vardır bunu da biliyoruz. Ama biz görünenlerle mücadele edeceğiz, gözükmeyenleri ne zaman bunlar ortadan giderse, gözükmeyenlerde meydana çıkacak. Bir kere perdenin önünü bir temizlememiz lazım, ondan sonra arka tarafında da bunları azmettirenler, cesaretlendirenler, sahaya sürenler ortaya çıkacak.
Değerli dostlar, bakın Türkiye’de karışıklık var, Türkiye’de savaş var, Türkiye’de insanlar öldürülüyor gibi maksatlı propaganda yayanlar şunu amaçlıyorlar: Bölgede Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de efendim Ukrayna’da bütün bu coğrafyada yaşananları daha da kötüleştirmek, burada emperyalist emelleri daha kolay hayata geçirmek için tek engel ülke var o da Türkiye. Onun için Türkiye üzerine oynamak gerekiyor, Türkiye’yi dünya kamuoyunda zora düşürmek gibi bir gayret var. Ama gerçek ne? Gerçek şu: Türkiye savaşmıyor, Türkiye savaşandan kaçan, canını kurtaranlara kucak açıyor. 3 milyon Suriyeliyi biz misafir ediyoruz. Hangi ülke var, hangi ülke bunu yapıyor? Konuşanlar önce bunu söylesin. Bu insanlar köylerinden, evlerinden, yerlerinden, yurtlarından niye kalkıp geldi? Kim düzenini bozar? Canını kurtarmak için yaptı. Çünkü yıllarca onlarda ülkelerini savunmak için, düşmanlarına karşı savunmak için yemediler, içmediler, devlete para verdiler Suriye’de silah alsın, güçlü olsun düşmanlarımız bize zarar vermesin diye. Ama o yöneticiler ne yaptı? O silahları bir gün o silahların dönüp kendilerini vuracağını o insanlar düşünmedi maalesef onu da yaşadı. Onun için Türkiye güvenli bir limandı ve Türkiye’ye gelip yerleştiler. Türkiye’ye ileri geri laf edecekler, 3 milyon hiç değilse 3 binini alsınlar da biraz yük alsınlar, ahkam kesmesinler insanlık böyle günlerde belli olur. Orada her gün yüzlerce çocuk ölüyor, her gün yüzlerce sivil ölüyor kimse kılını kıpırdatmıyor. Türkiye elinden geleni yapıyor bakın Suriye’nin kuzeyinde DEAŞ’dan bir alanı temizlemek için biz oradaki özgürlük mücadelesi yapan kardeşlerimize destek oluyoruz. Onların köylerini, evlerini tekrar geri alması için her türlü lojistik desteği veriyoruz. Aksi halde ne yapıyorlar? Bizi de rahatsız ediyorlar. Şimdi göçmenleri aldık yetmiyor, arkadan onların arasına katılıp gelip canlı bomba ölüyorlar insanları öldürüyorlar. Gerek FETÖ örgütü, gerek DEAŞ, gerek PKK, YPG, PYD bunların kafaları formatlanmış. Bunları kurguluyorlar, kurgu ney? Gidip öldüreceksin sorgulama yok, kurgu neyse onu yapıyor. Git şu kalabalığa dal ne kadar çok adam öldürürsen cennete girişte daha ön sıraya geçeceksin, şaka değil. Diyor ki, cennete en önce girmek isteyenler adını yazdırsın diyor, ilan veriyorlar. Nasıl olacak? Canlı bomba olacak gidip insanları öldürecek dolayısıyla, büyük bir iş yapmış olacaksın, mükafat olarak da cennete gideceksin, bizim dinimiz böyle bir şey mi diyor? İslam öldürmeyi değil değerli kardeşlerim, İslam yaşatmayı emrediyor. Maalesef bu sapık ideolojiler hem İslam’ın adını lekeliyorlar, hem de büyük bir insanlık suçu işliyorlar. Biz mücadeleyi bunlara yapıyoruz, bizim mücadelemiz bunun mücadelesidir.
Değerli kardeşlerim, Ali Başkan’ı dinledik, tabi ki sivil toplum örgütleri toplumsal hayatımızın vazgeçilmez kuruluşlarıdır. Çalışma hayatının vazgeçilmez örgütleridir. Çalışma hayatında üç tane bacak var bir tanesi iş yeri, bir tanesi işveren, bir tanesi de işçi. Bunların üçü beraber olduğu zaman üretim olur, istihdam olur, refah olur. Ama iş yeriniz olabilir, işveren de olabilirsiniz, işçiniz yoksa ne üreteceksiniz? Demek ki, burada anahtar rolü işçi, üreten o zaman üçgen tamamlanıyor. Bir tanesini çekip alırsanız o zaman o altın üçgen kayboluyor ve maksadınıza erişemiyorsunuz. O bakımdan burada Türkiye’de MEMUR-SEN’in ve İslam İşbirliği Teşkilatının alt kuruluşunun birlikte düzenlediği SESRIC’in birlikte düzenlediği bu toplantı birçok bakımdan size yen ufuklar açıyor.
Türkiye’nin dışarıdan gözüken, dışarıdan oluşturulan algıyla, içerideki gerçek durumu kıyaslama imkanına sahip oldunuz. Ve ne kadar büyük bir yalanın dünyaya pervasızca servis edildiğini görüyorsunuz. Bakın bunu Türkiye üzerinden genelleyebilirsiniz, İslam ülkelerinin hepsine genelleyebilirsiniz. Maalesef maksatlı böyle bir algı oluşturma operasyonu bütün İslam ülkelerinde yapılmaya çalışılıyor. Ne demek? Amerikan kongresi 11 Eylül olaylarından Suudi Arabistan’ı sorumlu tutuyor ve bunların buradaki hayatını kaybedenler dava açıp tazminat alabilsin diye kanun çıkarıyor. Ya şunu açıkça desene: Ben senin paralarına el koymaya karar verdim kılıf hazırlıyorum. Ne diye böyle manevra yapıyorsun hukuk, mukuk filan böyle bir şey yok, tezgah o. Aptal mı var karşında? Bütün dünya artık neyin ne olduğunu biliyor, iletişim dünyanın her tarafında var. Yani bir adamın yanlışını bir ülkeye fatura etmek nereden çıktı? Dünyaya adaleti biz böyle mi getireceğiz? O bakımdan değerli dostlar, dünyada Birleşmiş Milletlerin daha etkin hale gelmesi, küresel sorunlara çözüm üretmesi talebi günden güne yüksek seslerle dillendiriliyor. Bunun öncülüğünü de Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yapıyor.
Bazılarının canı sıkılıyor ne diyor Cumhurbaşkanımız? Dünya 5’ten büyüktür diyor. Tamam, daimi üyeler var 5 tane bu sistem 1948’de kurulurken önemli bir karardı, çünkü dünya savaşlardan çıkmış, biraz sözü dinlenen, itibarı olan ülkeler oturup küresel sorunlara adil çözüm bulması lazım, son sözü birilerinin söylemesi lazım. Ama bunlar bütün olaylarda tarafsız, adil, karşılıklı rekabete girmeden işlerini düzgün yapabilseydi bu tartışmalar olmazdı. Şimdi niye rahatsız oluyorsunuz? Suriye’de kan duracak, çatışmalar sona erecek birisi bir tarafa çekiyor, biri bir tarafa çekiyor, senin dedin olmasın, benim dediğim olsun. İyi de sizin bu rekabetinizden milyonlarca insan hayatını kaybediyor, bir ülke yok oluyor, adalet bu mudur? Onun için mazlum, ezilen yüzlerce ülkenin, milletin hislerine Cumhurbaşkanımız tercümanlık ediyor olayı böyle görmek lazım. Ve mutlaka gelişen, küresel şartlara göre mutlaka ve mutlaka Birleşmiş Milletlerin zaten eskiden beri bu konuşuluyor, ama mesafe alındığı yok, herkes top çeviriyor maalesef bir sonuç üretilemiyor.
Değerli dostlar, şunu bilmenizi istiyorum: Türkiye bölgede barışın, istikrarın, güvenin sembolüdür. Bakın Gazze açık bir cezaevidir, Gazze’ye giriş, çıkış yok, oradaki insanlar perişan. Halep hakeza aynı durumdadır. Bakın biz Gazze’ye tek yardım gönderen ülkeyiz. İsrail’le ilişkileri düzeltmek için bunu şart koştuk. Kendi menfaatimizi değil, orada ihtiyaç sahibi, sıkıntı içerisindeki kardeşlerimizin biraz olsun işlerinin, hayatlarının normalleştirilmesi için ne katkı sağlarız bunun gayretinde olduk ve ikinci gemiyi de gönderdik, daha da göndereceğiz, insanı yardımlarımız artarak devam edecek. Bizim gerek HAK-İŞ, gerek MEMUR-SEN, gerek TÜRK-İŞ ve diğer sivil toplum kuruluşlarımızda bu konuda ellerinden geleni yapıyorlar. Doğrusu konuşacak çok şey var, aslında Cumhurbaşkanımız da sizlerle bir araya gelmeyi çok arzu etti, fakat başka bir programı çıktı Karadeniz Bölgesinde orada şu anda Cumhurbaşkanımızın da bu vesileyle sizlere selamını getirdim.
Bir kez daha bu anlamlı toplantıyı tertip eden MEMUR-SEN Genel Başkanı Ali Yalçın ve arkadaşlarına, SESRIC Başkanı değerli Büyükelçi Musa Kulaklıkaya’ya teşekkür ediyorum. Dünyanın değişik yerlerinden gelip tecrübelerinizi bilgilerinizi bizlerle paylaşan siz emek örgütlerinin değerli temsilcilerine hoş geldiniz diyorum. Umuyorum ve ümit ediyorum ki, bu toplantı İslam dünyasının sendikalarını birbirleriyle sıkı bir iş birliği geliştirmesine katkı sağlayacak, İslam İşbirliği Teşkilatı içerisinde bir emek komitesinin kurulması doğru ve yerinde bir düşüncedir. İslam İşbirliği Teşkilatının Dönem Başkanı olarak biz bu fikri bir öneri olarak teşkilatın karar organlarına taşıyacağız ve böyle bir komitenin kurulması içinde gereken her türlü gayreti göstereceğiz, bunun sözünü de burada veriyorum.
Değerli dostlar, ülkenizde sendikal mücadelenizi bir yandan yaparken, bir yandan da açlığın, sefaletin, emek istismarının kol gezdiği dünyanın çeşitli yerlerindeki hak ihlallerine de duyarlı olmaya devam edin. İşverenle, emek arasındaki dengeyi sizlerin adalet eksenli mücadeleniz sağlayacaktır. Emeğin tanımlanması, sahiplenilmesi ve korunması sizlerin sorumluluğunuzdadır. Sendikalar, emek dünyasının iş hayatının en güçlü teşkilatlarıdır, çünkü güç aldığınız şey emeğin alın terinin ta kendisidir. Sizler ekmeğin mücadelesini veriyorsunuz, onun için verdiğiniz mücadele kutsaldır. Sizler çalışma hayatının önemli bir aktörüsünüz, çalışma hayatının insanileştirilmesi, barış içinde karşılıklı çıkarlar doğrultusunda düzenlenmesi sizlerin etkin olmanıza bağlıdır. İslam dünyası sendikaları olarak birlikleri kurmanız, bir çatı altında birlikte hareket etmeniz hem bütün İslam alemi için çığır açıcı sonuçlar doğuracak, aynı zamanda da emeğin istismarının önüne geçirecektir.
Bu anlamlı ve değerli toplantı da sizleri kabul etmekten büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. İşlerinizde başarılar diliyorum. Allah’a emanet olun. Gitmeden Türkiye’den ayrılmadan önce lütfen bu çalışmalardan biraz zaman bulabilirseniz İstanbul’un güzelliklerini görmeyi de ihmal etmeyin.
Hepinize çok teşekkür ediyorum, sağ olun var olun, Allah’a emanet olun.