Basbakan Yildirim’in Antalya Sivil Toplum Kuruluslari Bulusmasi’nda yaptigi konusmanin tam metni
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- … birçok eser kazandırdık. Antalya’ya kazandırılan 62 eserin açılışını yaptık, toplu açılış yaptık. Antalya Çevre Yolunun ilk etabının açılışını yaptık. Diğer etapların inşaatları devam ediyor.
Ayrıca, uzun yıllardan beri bir türlü tamamlanamayan teleferik sistemini hizmete aldık. Okullardan toplu konuta, yollardan hastanelere kadar spor tesislerine kadar, büyük bir kapalı spor salonunun açılışını da, Bölge Adliye Mahkemesinin açılışını da bugün gerçekleştirdik.
Ayrıca, bugün Antalya’da AK Parti milletvekillerinin istişare toplantısında belediye başkanlarımızla beraber olduk. Bugün de günü tamamlamadan önce sizlerle beraberiz, Antalya’nın sivil toplum örgütleriyle beraberiz.
Esasen bir şehrin nabzının attığı yer, sivil toplum örgütleridir. Sivil toplum örgütlerinin birbirleriyle kaynaşması, şehrin geleceğini planlaması sorunlarını konuşması ve şehir bilincini, kimliğini geliştirmesi şüphesiz o şehrin kalkınmasına, gelişmesine çok büyük katkı sağlıyor.
Katılımcılık, demokrasinin vazgeçilmez esasıdır. Sorunlara bigane olmamak, sorunları torunlara havale etmemek ve sorunlarla mücadele etmek hayatın olmazsa olmazıdır. Antalyalı bütün hemşehrilerimizin, vatandaşlarımızın yüzünü güldürmek için elimizden geleni son 15 senedir yapıyoruz. Bir yandan Belediye Başkanımız eldeki sınırlı imkânlarla çok güzel hizmetleri gerçekleştiriyorlar. Ayrıca, merkezi hükümet olarak da sağlıkta, eğitimde, ulaşımda, sosyal hizmetlerde, tarımda, turizmde büyük eserleri, büyük hizmetleri ülkemize olduğu gibi Antalya’ya da kazandırma gayretindeyiz. Bütün il ziyaretlerimizde sizlerle bir araya gelmek için mutlaka zaman ayırıyoruz, bu konuda azami hassasiyet gösteriyoruz. Çünkü şehrin nabzını az önce söylediğim gibi tutan sizin gibi kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşlarıdır. Oluşturduğunuz ortak akıl sayesinde pek çok sorunu daha kolay çözeceğiz, daha hızlı bir şekilde geleceğe adım atacağız. Sizlerin desteği, katkısı Hükümet olarak bize yol gösterici olmaya devam edecek, bizim gücümüze güç katacak.
AK Parti hükümetleri olarak son 15 yılda sivil toplum kuruluşlarımızın gelişmesi, büyümesi ve demokrasimize katkı sağlaması için çok büyük destekler verdik. Bugün Türkiye her alanda güzel bir gelişme içerisindeyse, şüphesiz bu başarıda sizin verdiğiniz katkının, desteğin büyük payı var. Çünkü sizin verdiğiniz destekler olmasa değerli kardeşlerim; biz bütün bu hizmetleri yapamazdık. Ülkede istikrar olmasa, güven olmasa iktidar olmaz. Geçmiş yıllara bakın Türkiye zayıf iktidarlarda hep kaybetmiş. Zaman su gibi akmış, Türkiye kazanımlarını artıracağı yerde daha da azaltmış. Son 50 yılın siyasi tarihine bakın, tek başına iktidarlardaki Türkiye’nin büyüme oranı koalisyon dönemlerine göre 2 kattır. Demek ki güven ve istikrar, bu iki sihirli sözcük, bir ülkenin kalkınması için, gelişmesi için olmazsa olmazdır. Türkiye için emek harcayan, katma değer üreten, bir fikri olan herkes başımızın, gözümüzün üzerinde yeri vardır.
Değerli kardeşlerim, sağ olun var olun. Göreve geldiğimiz ilk günde ülkemizi içine düştüğü çaresizlik girdabından çıkardık, 15 yılda 1 Türkiye’yi 3 Türkiye yaptık. Hedeflerimiz bununla sınırlı değil, önümüzde Cumhuriyetimizin 100. yılı var, 2023 var. 2023 yılına Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesine ülkemizi taşımak ve hatta onun ötesine geçmek en büyük dileğimiz, en büyük hedefimizdir. Bunu birlikte başaracağız, bir olacağız, beraber olacağız, diri olacağız, iri olacağız, birlikte Türkiye olacağız.
Ülkemizde devam eden kalkınma hamlesinden şüphesiz Antalya da nasibini aldı. Geçtiğimiz 14 yıl içinde Antalya’ya 18 hastane tamamladık, 4 tanesi yapılıyor, ayrıca Sayın Cumhurbaşkanımızın büyük önem verdiği ve hayali olan şehir hastanesini de Antalya’ya kazandıracağız, bunun da sürecini başlattık, hayırlı uğurlu olsun.
Antalya’yı Burdur’a, Antalya’yı Denizli’ye bölünmüş yollarla bağladık. Hatırlayın o Korkuteli’nden Burdur’a doğru giden yolun eski halini biliyorsunuz, şimdiki halini de biliyorsunuz. Değerli Antalyalılar; yolları böldük hayatları birleştirdik, yolları böldük Türkiye’yi birleştirdik, yolları böldük milleti birleştirdik, yolları böldük gönülleri birleştirdik. Yolları böleriz, ekmeğimizi böleriz, ama Türkiye’yi böldürtmeyiz. Şimdi Isparta’ya, Mersin’e, Konya’ya, Muğla’ya, Karaman’a bölünmüş yol çalışmaları büyük bir hızla devam ediyor. 431 bin dönüm araziyi suyla buluşturduk, berekete ulaştırdık. 180 bin dönüm araziyi de sulamaya açıyoruz. Antalya, sadece turizmin başkenti değil, Antalya aynı zamanda tarımın da başkentidir. Dışişleri Bakanımız bir hedef koydu, yakında bir başkent daha olacak, neresi? Antalya. Neyin başkenti olacak? Tarım zaten var, turizm de var, eğitimin başkenti olacak. 5 üniversitesi var, 5 üniversite daha gelecek.
80 taşkın koruma, 15 baraj yaptık, 10 baraj daha yapıyoruz. Alacabel ve Çubuk tünellerini inşa ediyoruz. Batı Çevre Yolunu bugün açtık, şimdi de Kuzey ve Doğu Çevre Yolunu, hemen ardından Antalya-Alanya otoyoluna başlayacağız. Tabii Antalya-Alanya otoyoluyla işimiz bitmiyor, devam ediyor. Yeter mi? (“Yetmez” sesleri) Geçen, bir önceki toplantıda yeter mi dedim, evet dediler. Otomatiğe bağlamışlar, ne söylersem evet diyorlar. Ben arada bu işi de kaptırdım, orada da yeter dediler. Ben de tamam yeterse, evet dediler, demek ki tamam dedim. Peki, soralım; tek millet… Tek bayrak… Tek vatan… Tek devlet… Kararımız… Eyvallah.
Antalya’yı Konya’ya, Kayseri’ye hızlı trenle bağlayacağız. Bayram, merak etme, Burdur’dan da ayrı bir hatla yine Antalya’ya bağlayacağız, oradan Eskişehir’e.
Belediye Başkanımız şehri akıllı hale getiriyor, Antalya zaten akıllı da, daha akıllı hale getirecek. Dünya turizminin gözbebeği Antalya’ya ne kadar hizmet etsek yeridir, hakkıdır, helali hoş olsun.
Değerli kardeşlerim; tabii bunlarla sınırlı değil hizmetlerimiz. Şimdi bütün bunları söyledikten sonra gelelim mevzuya, asıl meseleye gelelim…
Evet, Antalya’nın batı havalimanını da yapacağız, tamam mı? Tamam mı? Peki.
Değerli kardeşlerim; her zaman bir yandan hizmet yaptık, ama bir yandan da vesayet odaklarıyla mücadele ettik, iş başına geldik değil mi? Seçtiniz, 2002’de tek başına iş başına dedik, Allah sizden razı olsun bizi iş başına getirdiniz. Biz de sevindik, ne güzel tek başına iş başına getirdi millet dedik. Ama Ankara’ya gittik, baktık ki her taraftan bir kafa uzanıyor, “hoş geldiniz, biz sizin yeni ortaklarınızız.” Ya kardeşim, nereden çıktın, biz oy isterken sizi hiç görmedik. Burası Ankara dediler, vesayetçiler, haksız ortaklar birdenbire peyda oldu. Ve hatırlayın, ilk denemelerini ne yaptılar? 2007’de cumhurbaşkanı seçeceğiz. İcat çıkarttılar, siz cumhurbaşkanı seçemezsiniz, isterse 363 milletvekiliniz olsun, 367 lazım dediler. Bu icadı vesayet odakları çıkardı, CHP de bunun sözcüsü oldu Meclis’te. Bunun üzerine dedik ki; sorunların çözüm adresi millettir. O gün karar aldık, siz misiniz bize cumhurbaşkanı seçtirmeyen, biz de işin sahibine gideriz dedik ve 21 Ekim 2007’de referandum yapıldı, yüzde 69’la cumhurbaşkanının vatandaş tarafından, millet tarafından doğrudan seçilmesi kararı kabul gördü, onaylandı. Kim onayladı? Millet onayladı. Esasen değerli kardeşlerim; bugün yaptığımız iş, o gün başladığımız yarım kalan işin tamamlanmasıdır. Cumhurbaşkanını halk seçiyorsa, cumhurbaşkanına halk yetkiyi veriyorsa, sorumluluğu da yine siz vereceksiniz. Milyonlarca insanın desteğini alan cumhurbaşkanı yetkili olacak, sorumlu olmayacak; böyle bir şey olmaz, demokrasilerde böyle bir şey olmaz. İşte getirilen bu değişiklik, yetkiyi veren halk cumhurbaşkanına sorumluluğu da veriyor.
Neler söyleniyor neler, duydukça kanımız donuyor. Sanki bu değişiklik hiç görüşülmemiş, konuşulmamış, hiç bilmediğimiz, duymadığımız, aklımızın köşesinden geçmeyen bir sürü senaryo, bir sürü tezvirat aldı başını gidiyor. Efendim rejim değişecek, bu değişiklikle birlikte rejim elden gidiyor. Elden giden bir şey yok, elden giden vesayet, elden giden demokrasi güçlerinin, demokrasi dışı oluşumların hak etmeden iktidara hevesleri elden gidiyor. Bu anayasa değişikliği yapıldığında artık daha 15 Temmuz çılgınlığını yapanları göremeyeceksiniz, çünkü millet işe el koydu. Bak polis memurumuz, adı neydi, Muhammet Kılınç, mekânı Cennet olsun. O 15 Temmuz’da ülkenin geleceğini aydınlatmak için hayatını seve seve feda etti. Onun gibi yüzlercesi bugün Doğu’da-Güneydoğu’da ülkemizin topraklarını korumak, alçaklara çiğnetmemek için insanlarımız canla-başla mücadele ediyor, şehitlerimiz oluyor, yaralılarımız oluyor. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza hayırlı şifa ve uzun ömürler diliyorum.
Değerli kardeşlerim; rejim meselesi; İstiklal Savaşını bu büyük millet yaptı, Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları 1923’te rejimin adını koydu. Rejim Cumhuriyettir, Cumhuriyet kuruldu, demokrasiyle de taçlandı, şimdi de devam ediyor. Rejim falan değişmiyor, değişime direnenler tarih sahnesinden yok oluyor; olay budur. Efendim, neymiş, cumhurbaşkanına Meclisi feshetme yetkisi veriliyormuş; hayyalesselah, yok böyle bir şey. Bunlar ya anayasayı okumuyor ya da bu milleti bir şeyden anlamaz zannediyor.
Değerli arkadaşlar, değerli misafirler, değerli kardeşlerim; feshetme diye bir şey yok, karşılıklı seçim yenileme hakkı var. Biliyorsunuz bu yeni sistemde 5 yılda bir yapılacak, aynı gün hem milletvekilleri seçilecek, hem cumhurbaşkanı seçilecek, aynen belediye seçimi gibi. Şimdi 2019’da belediye başkanlığı seçimini yapacaksınız, Menderes Bey tekrar aday olacak diyelim olursa, hizmetlerinden… Olsun mu? Memnun musunuz? Peki. Tamam, gelecek iki tane sandık önünüze, birisi belediye başkanı için oy atacaksınız, bir de meclis üyesi için oy atacaksınız. Aynı anda hem belediye başkanını seçeceksiniz, hem de onun meclisini seçeceksiniz. Başkan bir kişi, mecliste her partiden üye var, tam Büyük Millet Meclisi gibi. Şimdi cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi de bunun aynısı. Çeşitli partilerden milletvekilleri seçiliyor bir sandıkta aynı gün, bir de cumhurbaşkanı seçiliyor. Ve böylece millet bir günde iki işi hallediyor. 5 sene daha kulağı rahat, seçimle falan uğraşmıyor, geçimine bakıyor. Fuzuli masraf yok, zaman israfı yok. Ülkede hükümet kuruldu mu-kurulmadı mı derdi hiç yok. Çünkü hükümeti siz kuruyorsunuz, güvenoyunu da siz veriyorsunuz. Şimdi ne yapıyorsunuz? Meclisi seçiyorsunuz, milletvekillerini gönderiyorsunuz, ondan sonra bir hafta geçiyor, iki hafta geçiyor, bir ay, iki ay, hükümet bir türlü kurulmuyor. Niye? Ya partiler aralarında anlaşamıyorlar, başka başka ilişkiler gelişiyor, geçmiş koalisyon hükümetlerini diyorum. Ama burada öyle bir şey yok, burada mutlaka tek başına iktidar var. Niye güvenoyu yok? Millet seçerken güvenoyunu veriyor da onun için yok, vekillere bırakmıyor, doğrudan güvenoyu var.
Değerli kardeşlerim; diyelim ki cumhurbaşkanıyla Meclis anlaşamadı. Cumhurbaşkanı seçime gitmek istedi, seçim kararı aldı, alabilir, bu değişiklikte o var. Seçim kararı aldığı an kendi de seçime gidiyor, yani Meclisi seçime götürürken kendi de seçime gidiyor. Meclis aynı kararı aldığı zaman, Meclis de seçime gidiyor, cumhurbaşkanı da gidiyor. Yani ne diyor sistem? Kardeşim, oturun anlaşın, dengeliyor. Dolayısıyla uzlaşmayı ve kriz çözmeyi öngören bir sistem. Kolay kolay seçildikten beş ay sonra ben seçime giderim diyen kimse çıkamaz. Çıktığı zaman millet faturayı keser. Meclisteki milletvekillerinin sayısız seçilme hakkı var, cumhurbaşkanının iki sefer seçilme hakkı var. Her seçim kararında bir hak gidiyor, yapar mı? Yapmaz. Kolay mı seçim kararı almak? Dolayısıyla böyle bir denge sistemi kuruluyor. Bu bir ilktir dünyada. Birçok sistemlerde bu yok. Bir anlaşmazlık olduğu zaman kilitleniyor, beş yıl birbirlerine tahammül etmek mecburiyetinde kalıyor ve kriz bir türlü aşılamıyor. Burada kriz var, kriz çözümü var, nasıl? Kardeşim, ya anlaşırsın yahut da seçime gideriz. Seçim kararı da kolay iş olmadığı için, her ikisi de gittiği için bu sefer anlaşmaktan başka çareleri kalmıyor.
Efendim, bu sistemde işte Meclisin yetkileri tırpanlanıyor, Meclis güçsüz hale geliyor, yetkisiz hale geliyor gibi hiç gerçekle alakası olmayan şeyler var. Nasıl mı? Söyleyeyim; mevcut sistemde meclis araştırması var, genel araştırma var, yazılı-sözlü sorma var, meclis soruşturması var. Yeni sistemde bunların hepsi var, artı bir de cumhurbaşkanını herhangi bir suçtan, bakanlarını herhangi bir suçtan yargılama var, Yüce Divana gönderme var. Bak burası çok önemli. Mevcutta ne var? Cumhurbaşkanı ancak vatana ihanetten dolayı suçlanabilir. Esasında vatana ihanet suçu diye Türk hukuk sisteminde tarif edilmiş bir suç da yok, olmayan bir suçtan yargılanacağına dair Anayasada hüküm var. Nasıl yargılanacak mevcut sistemden bahsediyorum; bütün milletvekillerinin dörtte üçü, yani yüzde 75’i kabul oyu verirse Yüce Divan’a gidecek. Peki, yeni değişiklikle ne oluyor? Cumhurbaşkanı, bakanları, yardımcıları herhangi bir suçtan dolayı Mecliste soruşturma açılabilir, soruşturma sonunda yüzde 66, yani üye sayısının üçte ikisi nispetinde bir kabul oyuyla Yüce Divan’a gönderilir. Mevcutta 75, yeni gelende yüzde 66. Hani neresi bunun Meclisin yetkilerinin azaldığı? Bütçeyi Meclis kabul edecek, bütçe hakkı Meclisin. Yetmedi, Türkiye Büyük Millet Meclisi her bir milletvekili kanun teklifi verecek, hükümet kanun teklifi veremiyor yeni sistemde. Mevcut sistemde hükümetin istemediği hiçbir şey Meclisten geçmez, uygulaması budur, ama yeni sistemde milletvekilleri daha bağımsız. Dolayısıyla hükümet milletvekillerinin ilişkilerini iyi götürmek mecburiyetinde. Millet Meclisinin saygınlığı artıyor, gücü artıyor aksine.
Değerli kardeşlerim; üniter yapı zedeleniyor, federasyon geliyor; koca bir yalan, Allah kuru iftiradan korusun. Böyle bir şey olur mu ya? Ne geliyor? Bakın Anayasanın 4 maddesi, Rabia aynen yerinde; Türkiye’nin rejimi cumhuriyettir, başkenti Ankara’dır, ülkesiyle milletiyle bölünmez bir bütündür, demokratik, laik, sosyal, hukuk devletidir. Bütün bunlar Anayasada yazıyor ve bunlarla ilgili bir değişiklik yok. Rabia yerinde duruyor; tek devlet, tek vatan, tek bayrak, tek millet, dördü de yerinde duruyor. Bunlar da dolayısıyla asılsız şeyler.
Değerli kardeşler, değerli konuklar; dolayısıyla bu asılsız iddiaları ortaya atanlar haksızlık etmiyorlar, kendilerini de aynı zamanda gülünç duruma düşürüyorlar. Efendim, yargı bağımsızlığı zedeleniyor. Nasıl zedeleniyor? 8. madde diyor ki; yargı bağımsızdır. Biz onun üzerine bir de yargı bağımsız ve tarafsızdır diye tarafsızlığı da ilave ediyoruz Anayasa’ya; bu mu yargı bağımsızlığının zedelenmesi? Mevcut Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu 22 kişi, 16’sı atanmış yargı bürokratlarından oluşur. Yeni sistemde bu sayı 13’e düşüyor, 13’ün ikisi Bakan ve müsteşar, bunları dışarı çıkar, geriye 11’i kalıyor. 11’in 7 tanesini Meclis atıyor, beşte üç çoğunlukla, bir parti değil beşte üç, çok büyük bir nispet. Yani Meclisteki partiler uzlaşacak, 7 tane üyeyi atayacaklar; bu ilk defa oluyor. Sizin seçtiğiniz Meclis, bu ülkede adalet dağıtacak Hakimler Savcılar Kurulunun üyelerini de seçiyor. Bu mu yargı bağımsızlığının elden gitmesi? Cumhurbaşkanı da 4 tane atıyor. Meclis 7, Cumhurbaşkanı 4. Peki, cumhurbaşkanı niye atıyor? Çünkü Cumhurbaşkanını da siz seçiyorsunuz, millet seçiyor. Dolayısıyla yargı bürokrasisi, yargının en üst organı Hakimler Savcılar Kurulu milletin seçtiği iki organ tarafından seçiliyor. Birisi Meclis, birisi cumhurbaşkanı. Yani sizin iradeniz doğrudan sonuca yansıyor. Bu da yargının durumu. Bu da külliyen yalan.
Peki, efendim başka ne diyorlar? Partili cumhurbaşkanı tarafsız olmaz. Peki, Menderes Türel tarafsız değil mi? O da partili, o da belediye başkanı. Ben de partiliyim, ben de Başbakanım şimdilik. Tarafsızlık ayrı, partili olmak ayrı. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı da partili, yarın iktidar olursa partisini bırakacak mı? Kimse bırakmaz, herkesin gönlünde bir parti vardır ister resmi, ister gayri resmi. Önemli olan; görevini yaparken 80 milyonun başkanı olacaksın, 80 milyonun başbakanı olacaksın, 80 milyonun bir milletin cumhurbaşkanı olacaksın. İnsanlarımız bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyor. Onun için bunlara da aldırış etmiyor.
Değerli kardeşlerim, efendim Anayasa değişikliği zamansız olmuş. Zamanı ne zaman olacak? 1950 yılından beri konuşuluyor. Demokrat Parti zamanında bile konuşulmuş. Olmadı rahmetli Türkeş, olmadı rahmetli Erbakan, rahmetli Turgut Özal, rahmetli Demirel, rahmetli Ecevit. Ecevit açıkça dememiş, ama Anayasa kitapçığı fırlatıldığı zaman o günün Cumhurbaşkanı için ne dediğini hepiniz biliyorsunuz. Yani bu yakın siyasi tarihimizde bu çift başlılık hep sorun olmuş. Çiftçilerimiz bilir, çatal kazık toprağa girmez, bu onun gibi bir şey. Bir yerde iki başlılık olduğu zaman orada idare olmaz. İdare olmayan yerde de irade olmaz. Onun için Türkiye artık bu çelişkilerle zaman kaybetmemesi lazım.
Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin 65. Hükümetinin Başbakanı olarak bunu hararetle savunuyorum. Demek ki bu memleket için çok önemli bir şey, geleceğimiz için çok önemli bir şey. İnsanlar gelip geçici, ama geleceğe bir eser bırakmak, sorunları torunlara bırakmamak bizim şiarımızdır. Bugün bu değişikliğin yapılma sebebi; uzun yıllardan beri yaşanan ve bütün milletin kafasını meşgul eden bu meseleyi de çözüme kavuşturmak.
Herkes saatine bakıyor, anladım, mesajı aldım.
Dolayısıyla zamansız değil geç kalmış bir iştir. Maalesef biriken sorunları çözmek de hep AK Parti’ye nasip olmuş. Bugün biz dağ gibi sorunları dağ gibi hizmetlere dönüştürerek geliyoruz.
Değerli kardeşlerim, ne getirecek, yani bu değişiklik olacak da ne olacak? İstikrar ve güven kalıcı hale gelecek. İktidar vardı-yoktu, hükümet kuruldu-kurulmadı, böyle bir mesele artık gündemden kalkıyor. İşinizin gücünüzün arasında bir de hükümeti düşünecek haliniz yok. Seçeceksiniz, kuracaksınız, bir daha seçimde tekrar kararınızı vereceksiniz. Yetkiyi iki sandık arasında uygun gördüğünüz birine tevdi edeceksiniz. Hızlı ve etkili icraat, bürokratik labirentlerde yorgun düşmeyeceksiniz, bürokrasi daha hızlı çalışacak, daha etkin çalışacak, vatandaşın beklentisine anında karşılık verecek.
Ekonomi daha da güçlenecek. Neden? Çünkü istikrar olursa, öngörülebilirlik olursa, güven olursa daha çok yatırım yapacak. Siz önünüzü görürseniz, gelecek 5 seneyi görürseniz ona göre iş yaparsınız. Ama ne olacak, acaba erken seçim mi olacak, acaba başka bir karışıklık mı olacak, hele bekleyelim görelim. Sürekli belirsizlikle ülke kan kaybediyor, zaman kaybediyor. Güçlü kalkınma ve büyük projeler birer birer hayata geçecek. Efendim, işte siz ne istediniz de vermedik? Millet verdi, siz vermediniz. Millet her seçimde AK Parti’ye daha fazla destek verdi, daha fazla güç verdi, biz de onun altında kalmadık, büyük büyük eserleri, büyük büyük projeleri, dünyada kriz kasıp kavururken en büyük projeleri yaptık. Dünyanın en büyük havalimanını yapıyoruz. Yavuz Sultan Selim dünyanın en geniş köprüsü. Dünyanın üçüncü büyük köprüsünü, Osman Gazi’yi hizmete aldık. Ecdadımızın, atalarımızın 150 yıllık hayali Marmaray’ı hizmete aldık. Fatih İstanbul’u fethederken gemileri karadan yürüttü, onun torunları Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları da trenlerle arabaları denizin altından geçirdi. Bütün bunlar bu millete yakışır, bu millet her şeyin en iyisine layık. Tabii istikrar olunca büyüme, kalkınma daha kesintisiz devam edecek.
Bakın esasında 65. Hükümetteyiz, 1923’ten beri 65 hükümet. Yani 23’den 2017’ye gelince kaç yıl ediyor? 94, öyle mi? 94 yılda 65 hükümet. 94’ü 65’e bölün, 14 ay. Ya 14 ayda bir hükümet ne yapar, soruyorum size. Geldi, hükümet iş başına geldi, Mevlüt Bey zaten yurt dışından geldiği yok, leyleği havada görmüş, bir gün orada bir gün burada. Nerede Mevlüt Bey, kendisi bile nerede olduğunu bilmiyor, seyahat etmekten hatırlayamıyor. Allah Hülya Hanıma sabır versin. Neyse geliyor, hükümet kuruluyor, bakanlar atanıyor, ooo gelen giden, tebrikler falan, 2-3 ay tebrik, 6 ayı da buluyor. Sonra hadi bakalım anlatın bu bakanlıkta ne var, ne yok, brifingler; 3-4 ay da o, al sana etti 9-10 ay. Geriye 4 ay kaldı, biz artık eşyaları toplayalım, veda ziyaretlerine başlayalım; sistem böyle çalışıyor. Gülmeyin, memleketimizin durumu bu, bunu ortadan kaldırmamız lazım. Kalkınma açığımızı kapatmamız lazım. Türkiye çok önemli bir yerde. Eğer dört yılda bir seçim olsaydı, hiç hükümet değişmeseydi, bugünkü 65. Hükümet 2183 senesinde kurulacaktı. 2017’deyiz, bunun 2183’e kadar daha çok zaman var. Amerika 228 yıl önce başlamış başkanlık sistemine, o günden bugüne bir yıl sapma yok, 45. başkanını seçti; istikrar bu, istikrar olunca her şey oluyor.
Gençler, 18 yaş ile 25 yaş arasında 8,5 milyon gencimiz var arkadaşlar. Bu gençlere biz diyoruz ki; sen seçerken bize lazımsın, ama seçilme zamanı hele dur, büyükler varken sen ne ön plana çıkıyorsun. Seçiyorsa seçilecek. Seçme yeterliliğine sahip, seçilme yeterliliğine de sahiptir; bu evrensel hukuk kaidesidir. Dolayısıyla ben bunun nesine karşı çıkıyorlar anlayabilmiş değilim, siz anladıysanız bana anlatın.
Liste uzayıp gidiyor, lafı uzatıp zurna yapmaya lüzum yok, arif olan anlar. Antalyalı neyin doğru, neyin olmadığını herkesten iyi anlar. Siz feleğin çemberinden geçmiş insanlarsınız.
Dolayısıyla değerli kardeşlerim, değerli vatandaşlarım, sivil toplum örgütlerinin değerli temsilcileri; 16 Nisan’da bir karar vereceğiz. Vereceğimiz karar şüphesiz milletin kararıdır, milletin kararı ne olursa olsun başımız gözümüz üstünde yeri vardır. Biz neden bu değişime ihtiyaç olduğunu her yeri gezerek, her vatandaşımızla buluşarak anlatacağız. Sizin de aynısını yapmanızı istiyorum. Siz de sivil toplum örgütü temsilcileri olarak bizim kadar sorumluluğunuz var. Çünkü bu gelecek kuşakların kararıdır, çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğine karar vereceğiz. Ya onların aydınlık geleceğini inşa edeceğiz ya da sorunları onların üzerine bırakıp bu dünyadan göç edeceğiz. Bunu yapamayız, bu sorumluluğu üzerimizden atamayız. Onun için değerli kardeşlerim, 16 Nisan inşallah demokrasimizin daha da güçlenmesi, ülkemizin 2023 hedeflerine daha kararlı bir şekilde ulaşması ve milletimizin birliği, beraberliği, kardeşliği ve bekası için önemli bir gündür. Kararınız… Kararımız… Kararımız…
Evet’iniz bol olsun, geceniz mübarek olsun. Hayırlı akşamlar dilerim.