Basbakan Yildirim’in BM Genel Sekreteri Guterres ile ortak basin toplantisinda yaptigi konusma
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Guterres’i farklı vesilelerle Türkiye’de geçmiş dönemde ağırlamıştık. Bugün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri sıfatıyla ülkemizi ilk defa ziyaret ediyor, kendisine ve heyetinize hoş geldiniz diyorum.
Genel Sekreterin ülkemizi ziyaretinin 1 Ocak 2017 tarihi itibariyle görevi devraldıktan sonraki ilk ülke ziyaretlerinden biri olması, bizim için önemli ve anlamlıdır. Bu husus Birleşmiş Milletler’le güçlü işbirliğimizi, Türkiye’nin bölgede yaşanan sorunlara çözüm konusunda aktif katılım sağlamasının bir tezahürü olarak görmekteyiz.
Değerli basın mensupları; Sayın Genel Sekreterle bugünkü görüşmemizde ülkemiz ile Birleşmiş Milletler arasındaki yakın işbirliğimizi birçok yönüyle ele aldık.
Birleşmiş Milletler kurulduğu günden bugüne kadar uluslararası toplumun karşı karşıya olduğu sorunlara çok değişiklik göstermiş ve boyut olarak farklı bir durum tezahür etmiştir. Bununla beraber uluslararası barış, istikrar ve refahın temini için mevcut olan en kapsayıcı platform hala Birleşmiş Milletler olmaya devam etmektedir. Türkiye’nin de kurucusu olduğu Birleşmiş Milletler ilişkilerine ülke olarak önem veriyoruz.
Güçlenen ekonomimiz, yürüttüğümüz aktif ve çok boyutlu dış politikayla ülkemizin Birleşmiş Milletler sistemine yaptığı katkılarda da son yıllarda kayda değer artışlar görülmektedir.
Diğer yandan bu yeni sorunların çözümüne gerçekçi katkılarda bulunmak için Birleşmiş Milletler’in esaslı bir reform ihtiyacı olduğu da bir gerçektir. Türkiye bu reform talebinin en kuvvetli savunucusu olan ülkelerden bir tanesidir. Dünyada yaşanan karışıklıklar, göçle mücadele ve bölgesel anlaşmazlıkların sona erdirilmesinde Birleşmiş Milletler’in daha etkin rol alması için böyle bir reformun kaçınılmaz olduğunu düşünüyoruz.
Değerli basın mensupları; bugün çok boyutlu krizlerin, bölgesel anlaşmazlıkların had safhaya ulaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Dış politikamızın önemli özelliklerinden bir tanesi; dostlukları artırmak, düşmanlıkları azaltmak. Bu çalışmalara en yakınımızdan başladık. Suriye’deki iç savaşın sona erdirilmesi konusunda Türkiye’nin ortaya koyduğu çabaların bugün sonuçlarını görüyor olmaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz. Ayrıca, yıllardan beri anlaşmazlığımız devam eden ülkelerle sorunlarımızı çözdük ve ilişkilerimizi her bakımdan geliştirdik ve geliştirmeye gayret ediyoruz.
Türkiye, birçok konuda Birleşmiş Milletler’in barış ve kardeşlik çabalarına katkı sağlamaktadır. Eşbaşkanlığını yürüttüğümüz Arabuluculuk Dostlar Grubu, Medeniyetler İttifakı gibi inisiyatiflerde Türkiye etkin olarak yer almakta, Uluslararası İnsani Zirve Toplantısını gerçekleştirmekte ve gelişmiş ülkelerle az gelişmiş ülkeler arasındaki bağların güçlendirilmesine çok büyük katkı sağlamaktadır.
İstanbul’un temsil edilen Birleşmiş Milletler kuruluşlarının tek çatı altında toplanıp bir merkeze dönüştürülmesi konusunu da Türkiye olarak önemsiyoruz ve bu konuda düşüncelerimizi Sayın Genel Sekreterle paylaşma fırsatı bulduk.
Ayrıca, Suriye ve Irak’taki yaşanan gelişmeleri, DEAŞ’la mücadele konusunu, PKK, YPG ve PYD gibi terör örgütlerinin bölgedeki faaliyetleri, ülkemizin bu konudaki hassasiyetlerini Sayın Genel Sekreterle paylaşma fırsatı bulduk. Ve bölgede kalıcı istikrarın sağlanması için yapılması gereken işler, atılması gereken adımlar konusunda da görüşlerimizi ifade etme fırsatı bulduk.
Özellikle Halep’te son yaşanan olaylardan sonra ateşkesin temin edilmiş olması ve Halep’ten çıkan sivillerin emniyete alınıp onlara gerekli yaşam imkânlarının sağlanması konusunda da yine Türkiye öncü rol oynamış ve on binlerce insana kalacak yer, yiyecek aş imkânı sağlamıştır. Türkiye, esasında Suriye ve Irak’ta yaşanan sorunların başladığı ilk günden beri insani bakımdan birçok gayreti ortaya koymuş ve bugün 3 milyon civarında Suriyeli, Iraklı mülteciye ev sahipliği yapmaktadır ve bunu yaparken de doğrusu başka ülkelerden kayda değer bir destek almadan bunu başarmış durumdadır, bunu da bütün dünya görmektedir, bilmektedir. Biz istiyoruz ki bu bölgedeki sorunların sonlandırılmasında herkes üzerine düşen görevi yapsın, yük paylaşımında cimrilik göstermesin.
Diğer yandan, Kıbrıs’ta devam eden barış görüşmelerinin olumlu bir sonuca ulaşması bakımından Türkiye olarak her zaman yapıcı bir tutum izledik, bundan sonra da bu tutumumuzu sürdüreceğiz. Ancak buradaki ince nokta, Kıbrıs Türk halkının geleceğinin teminat altına alınması ve beklenmedik bir tatsız olayın yaşanmamasıdır. Güvenlik ve garantiler konusu Türkiye için vazgeçilmez hususlardır. Ayrıca, bu Adada kurulacak yeni yönetim şeklinde adil, eşit, her iki tarafın temsil edileceği bir yapının oluşturulması da olmazsa olmaz hususların başında gelmektedir.
Sayın Genel Sekreter, değerli basın mensupları; Ortadoğu barış sürecindeki görüşlerimizi de bu toplantıda Sayın Genel Sekreterle paylaşma fırsatı bulduk ve ayrıca üzerinde durduğumuz konulardan bir tanesi; 15 Temmuz’da ülkemizde yaşanan darbe girişimi ve bu darbe girişiminin sorumluları hakkındaki bazı konularda da aydınlatıcı bilgiler verdik ve bu konuda Birleşmiş Milletler’in üsleneceği rol olup olmadığı konusunu da değerlendirdik. Tabiatıyla bilinmelidir ki Türkiye bir hukuk devletidir, darbe girişimine kalkışanların bunun karşılığını da hukuk içerisinde görmelerinden daha doğal bir şey yoktur. Bu konuda da Türkiye hukuk içerisinde gerek çalışmaları kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir.
Ben bir kez daha Sayın Genel Sekretere ülkemize yaptığı bu ziyaretten dolayı teşekkür ediyorum. Ve yeni görevinde üstün başarılar diliyorum. Çok zor şartlarda bir görev devraldınız, her zaman Türkiye olarak barıştan, kardeşlikten yana gösterdiğimiz gayretleri sizin görev süreniz içerisinde de vermeye devam edeceğiz. Filistin- İsrail sorununun çözümü, Irak’ta, Suriye’de sorunların çözümü, Yemen’de, Libya’da, Afganistan’da, Ukrayna’da, velhasıl bu coğrafyadaki bütün sorunların çözümü konusunda aktif katkılarımızı vermeye devam edeceğiz diyor, teşekkür ediyorum.
BM GENEL SEKRETERİ ANTONİO GUTERRES- … göreve geldiğimden bu yana yapmış olduğum ilk ikili ziyaret bu. Esasında ben Türkiye’den başlamak durumundaydım, bu benim görevimdi. Türk halkına çok teşekkür ediyorum, çünkü bildiğiniz gibi 10 yıldan beri Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri olarak görev yapmıştım ve tüm bu dönem içerisinde Türkiye dünyada mültecilere, en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke olmuştu. Ve ben Türk halkının ne kadar cömert olduğunu gördüm, sınırları açtılar, kalplerini açtılar, ülkelerini açtılar hem Suriye’den gelenlere, hem de başka yerden gelen kardeşlerine. Tabii ki bu cömertliğin bir karşılığı mutlaka olmalı. Bugün dünyada birçok ülke sınırlarını kapatıp sorumluluktan kaçmaktalar. Dolayısıyla bu dönemde biz görevi etkin bir şekilde paylaşmalıyız artık. Uluslararası mültecilerin korunması rejimi eksiksiz bir şekilde korunmalı.
Türkiye’nin Birleşmiş Milletler içerisinde oynadığı güçlü rolünü de ele alma fırsatı bulduk. Baktığımız zaman bugün Türkiye uluslararası sistemin çok önemli bir parçası. Medeniyetler İttifakının kurucularından bir tanesi biliyorsunuz Türkiye ve Birleşmiş Milletler’in Dostlar Arabuluculuk Grubunun da başkanlığını yapmakta, İnsani Zirve biliyorsunuz Türkiye’de yapıldı. Türkiye her zaman için etkin bir şekilde çalıştı çok taraflı hükümetler arası platformlarda.
Bugün yapmış olduğumuz görüşmelerde oldukça yapıcı bir hava hakimdi. Bildiğiniz gibi, Türkiye Kıbrıs konusunun çözümüyle alakalı olarak garantör ülkelerden bir tanesi. Ben umutluyum Adanın birleşebileceğiyle alakalı, iki toplum şu anda çabalarını devam ettiriyorlar, liderler bir araya geliyorlar ve bu çalışmaları yapıyorlar. Gerek iki tarafın, gerekse de garantör ülkelerin katkılarıyla önemli bir sonuca ulaşılacağını düşünüyorum. Kıbrıs’taki Türkler güvenlikle alakalı endişeler taşıyorlar, umuyorum ki bunlar karşılanır ve Kıbrıs’taki Rumlar da belli endişelere sahip, onların da endişeleri giderilir diye umuyoruz. Hala devam etmekte olan birçok sorun var ve umuyorum ki bunların da çözümleri bulunacaktır. Birleşmiş Milletler Kıbrıs’taki iki tarafın ve garantör ülkelerin yapmış olduğu çalışmalara katkı yapıyor. Çözüm olacaksa herkesin kabul edeceği bir çözüm olacak ve biz Birleşmiş Milletler olarak buna destek vermeye hazırız.
Türkiye her zaman için önemli bir rol oynadı biliyorsunuz Astana Konferansından bahsediyorum, konferansın organize edilmesiyle de alakalı olarak Türkiye önemli bir rol oynadı. Şimdi burada bir ateşkese varıldı ve bu ateşkesin başarılı olabilmesi önemli. Ve Astana’da yapılan çalışmalardan sonra da Cenevre’deki çalışmaların devam etmesi gerekiyordu ve Türkiye bunun için de çalıştı, Cenevre daha çok siyasi bir çözüme ulaşmak için çalışmakta. Biz bu noktada Türkiye’ye çok teşekkür ediyoruz yapmış olduğu çalışmalardan ötürü.
Ve Türkiye bildiğiniz gibi bu Suriye kriziyle alakalı olarak Suriye halkına çok önemli bir insani yardım desteği verdi.
Cenevre’deki görüşmelerde artık tartışmaların konunun özüne yönelik olması lazım.
Terörle mücadele eğer başarıya ulaşacaksa, ortada mutlaka bir siyasi çözümün olması lazım, bunu kendimize itiraf etmemiz lazım. Suriye için geçerli olduğu gibi bu Irak için de geçerli. Biz Birleşmiş Milletler Örgütü olarak konuyla ilgileniyoruz. Biz Irak’ta mezhepçiliğe dayalı olmayan bir yaklaşıma ulaşmak istiyoruz, bu sayede Irak’ın geleceği garanti altına alınmış olacaktır.
Görüşmelerimizde Libya konusunu da ele aldık, bununla ilgili görüşlerimizi de paylaştık. Biz Libya konusunda da umuyoruz ki taraflar bir araya gelecektir. Bu konu sadece Libya’yla da alakalı değil, biliyorsunuz Libya’nın çevresinde de ülkeler var, oralardaki güvenlik konularını da bu etkiliyor.
Yine bugün Sayın Başbakanla birlikte yaptığımız görüşmelerde başka konuları da ele aldık. Şu konuda mutabık kaldığımızı söyleyebilirim: Filistin meselesinde iki devletli bir çözümün dışında bir alternatif olmadığını düşünüyoruz.
Bir başka konu da yine mutabık kaldığımız; Afganistan’da istikrar gelmeli ve dünyadaki diğer çatışma bölgelerinde de yine barışın hüküm sürmesini sağlamak için çalışıyoruz.
Ülkelerin idarelerinin vatandaşlarını hem teröre, hem de darbe girişimlerine karşı korumaları bir vazifedir, ben bunu kabul ediyorum. Ancak bu tedbirleri alırken hukukun üstünlüğü ve insan haklarına bağlı kalınmalı ve Sayın Başbakanla bu konuyu da yapıcı bir ortamda ele aldık.
Ben Sayın Başbakana bir kez daha teşekkür etmek istiyorum gösterdiğiniz misafirperverlik için, hüsnü kabul için.
Türkiye esasında benim bu ziyaretler serimin başlamasında en iyi ülkeydi, güzel bir ziyaret oldu. Yarın Zatıâlileri Sayın Cumhurbaşkanı da bizi kabul edecekler.
SORU- Efendim, benim sorum hem size, hem Sayın Genel Sekretere.
Efendim, siz de söylediniz basın toplantısında, Suriyeli mülteciler konusu, daha doğrusu tüm mülteciler konusunda cimri davranılmaması gerektiğini belirttiniz. Sayın Genel Sekreter de bu konunun altını çizdi ve yük paylaşımının olmasının gerekliliğini dile getirdi. Bu görüşmede bu konuya ilişkin atılacak somut adımlar ele alındı mı, neler görüşüldü? Yani somut olarak bir adım atılacak mı, tam olarak ne yapılacak, ne planlanıyor?
Teşekkür ederim.
BM GENEL SEKRETERİ ANTONİO GUTERRES- İki alan var esasında burada en önemli. Birincisi, dediğimiz gibi bu yükün paylaşılabilmesi. Çünkü mültecilerin ilk geldiği ülkelerin sırtındaki yükün paylaşılması gerekiyor. Diğer taraftan da eğitim, sağlık, istihdam ve altyapı gibi alanlarda da bir yük paylaşımı olmalı.
İkinci konu ise; bu mültecilerin yeniden iskânı konusu. Esasında bu mülteciler ilk gittikleri ülkelerden daha sonra üçüncü ülkelere de gidiyor ve bunların sayısı da artıyor. Dolayısıyla burada biz sadece yükü değil buradaki mesuliyeti de paylaşmak durumundayız. Uluslararası camia kolektif bir şekilde bu konuya bakmalı.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Mülteci sorunu dünyanın sorunu. Bugün dünyada mülteci konumunda 55 milyon insan var. Birleşmiş Milletler’e tabi ülkelerin belki de 120’sinin nüfusundan daha fazla, Eğer bir ülke olsa mülteciler, böyle bir durum mevcut. Dolayısıyla bunu en yakın bilen, tecrübe eden ülke Türkiye. Türkiye mültecilere yaklaşımında asla cimri olmadı, menfaat peşinde olmadı, biz insanlığımızın gereğini yaptık. Komşularımız ölümden canlarını kurtarmak için bize sığındı, biz de kapımızı açtık, ekmeğimizi paylaştık. Biz bize yakışanı yaptık. Avrupa Birliği’nin mülteci akınını önlemek için bizimle yaptığı bir anlaşma var. O anlaşma ağır aksak da olsa yürüyor. İstiyoruz ki bu konuda duyarlılık daha fazla olsun. Diğer taraftan da, asıl çözüm bu mültecilere bakmak değil, asıl çözüm bunların memleketlerine geri dönüp orada yaşamlarını sürdürmeleri. Bugünlerde dile getirilen güvenli bölge, güvenli uçuşa yasak bölge meselesini de bu çerçevede değerlendirmek lazım. Bunu Amerikalı dostlarımızla görüşüyoruz. Oluşturulacak güvenli bölge mültecilerin herhangi bir tehlike yaşamadan yerleşecekleri, hayatlarını sürdürecekleri terörden arındırılmış bölgeler olmalı. Bu konuda Birleşmiş Milletler’e de önemli görevler düşüyor. Doğrusu Sayın Genel Sekreter bundan önceki görevi dolayısıyla mülteciler konusunda çok ciddi gayretleri oldu. Türkiye sayısız defa geldi, mültecilerin sorunlarıyla yakından ilgilendi. Dolayısıyla bu konuyu en iyi bilen insanlardan birisi. Öyle ümit ediyorum ki yeni görevinde de bunu tüm insanlığa bu kanayan yararı tüm insanlığa, tüm ülkelere mal edecek ve bundan sonra bu sorunların daha fazla yaşanmaması için gerekli uluslararası tedbirlerin alınması da mümkün hale gelecektir.
SORU- Benim sorum Sayın Genel Sekretere olacak, birkaç tane sorum olacak esasında. Öncelikle garantör ülkeler ve Kıbrıslı taraflar Mart ayında Cenevre’de bir araya gelecekler. Henüz bir tarih belirlendi mi kesin olarak? Bu sefer bir anlaşma şansını nasıl görüyorsunuz? Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizinde yerleşim olmayan adalar konusunda bir gerginlik var şu anda bunun bir etkisi olur mu?
Kıbrıs’la ilgili bir başka kısa bir sorum olacak; sözcünüz şunu söylemişti: Önümüzdeki günlerde davetler katılımcılara gönderilecek Cenevre görüşmeleriyle alakalı olarak demişti. Hangi gruplar Cenevre’de olacak muhalefetten ve ne zaman bunlar gönderilecek? Kıbrıs değil Suriye.
TERCÜMAN- Cenevre Konferansında Suriye’yi kim temsil edecek diye soruluyor.
BM GENEL SEKRETERİ ANTONİO GUTERRES- Öncelikle Kıbrıs’la alakalı olarak şunu sormak istiyorum: İki toplumun lideri her hafta şu anda bir araya geliyorlar, toplantı yapıyorlar ve ilerleme kaydediyorlar önemli konularda. Ve bu konuların da iki toplum arasında çözülmesi gerekiyor zaten. Aynı zamanda bizler de güvenlik ve garantör paketine de sahibiz, onu da garantörlerle ele alıyoruz, bu iki süreç birbiriyle bağlantılı. Dolayısıyla henüz daha konferans için bir tarih belirlenmiş değil, ama birlikte çalışmak suretiyle bu birbiriyle bağlantılılığın en iyi başarı şansını ortaya çıkarmasına çalışıyoruz.
Peki, şans nedir, olasılık nedir? Genel olarak iyimser miyim-kötümser miyim diye sorulduğu zaman bu süreçle alakalı ben … şu ünlü sözünü söylüyorum: İyimser değilim, kötümser de değilim, ben kararlıyım. Neye kararlıyım? Yaptığım işi en iyi şekilde yapmaya kararlıyım. Birleşmiş Milletler’in bir liderlik rolü oynaması da lazım, ama biz bu noktada destekleyici roldeyiz. Çünkü buradaki liderlik rolünü iki toplumun liderleri yapacak. Çünkü kimin diğer taraftan, Suriye’yle ilgili sorunuza da şunu söyleyebilirim: Suriye’de kim tesil edecek, bunu bilemem. Ama bir temsilci varsa, muhalefetin ilgili taraflarını temsil ediyor olmalı. Hem Astana’da, hem de aynı zamanda politik kısımlarını da ele alacak bir şekilde olmalı.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Teşekkür ederiz arkadaşlar.