Basbakan Yildirim’in Göç Ve Uyum Sempozyumu Toplantisinda yaptigi konusmasinin tam metni
… biraraya geldik. Bu önemli toplantıya emeği geçen, katkı sağlayan herkese, bütün kurumlara teşekkür ediyorum.
Tabi burada STK’larımız var, belediyelerimiz var, en başta akademisyenlerimiz var, dolayısıyla AK Parti Sosyal Politikalar Başkanlığımız var herkesin emeği var, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Toplantımızın hayırlara vesile olmasını Mevla’mdan niyaz ediyorum.
Ülkemizde bugün 600 bine yakın misafir öğrenci var, aile var, kısa dönem, uzun dönem ikamet eden insanlar var. Az önce de ifade edildi 191 değişik ülkeden toplamda 3.7 milyon kişi uluslararası koruma statüsüyle Türkiye’de ikamet ediyor. Bu insanlar keyfinden durup dururken buraya gelmedi. Birçoğu memleketlerinden hicret etmek zorunda kaldı. Doğdukları, büyüdükleri, havasını soludukları o acı tatlı hatıralarının olduğu vatanlarından, topraklarından koparıldılar ve bir bilinmeze göç etmek zorunda kaldılar göç, hicret. Hicreti bizim kadar kimse bilmez hamdolsun bugün bu anlayışla yeryüzünün en merhametli, en şefkatli ülkesinin adı Türkiye’dir. Ne en gelişmiş, en zengin ülkeler, ne de uluslararası kuruluşlar Türkiye kadar ihtiyaç sahiplerine, yalnızlara, kimsesizlere kucak açıyor ne de gerekli yardımı yapıyor. Gönlümüzü açtığımız mazlumlar sayesinde de dünyanın en itibarlı ülkelerinin başında Türkiye var.
Değerli katılımcılar, öncelikle İslam İşbirliği Teşkilatının İstanbul’da gerçekleştirdiği tarihi zirveye değinmek istiyorum. Bilindiği gibi geçen hafta Amerika Başkanı Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etti ve büyükelçiliğini de buraya taşıyacağını ifade etti. Bu karar uluslararası hukuka, tarihi gerçeklere ve bütün Birleşmiş Milletler kararına aykırı bir karardır. Bu kararla beraber bölgede işgal faaliyetleriyle sürekli alan genişleten ve Filistin’de Kudüs’te fiili durum yapan İsrail ödüllendirilmiştir. İsrail zulmü altındaki mazlum Filistin halkı ise maalesef bir kez daha cezalandırılmıştır. Türkiye olarak başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere biz bu durumu kabul etmeyeceğimizi ve Kudüs’ün bizim için kırmızıçizgi olduğunu bütün dünyaya açık ve seçik şekilde ilan ettik, bu karar bizim için yok hükmündedir. Daha sonra Cumhurbaşkanımız Dönem Başkanı sıfatıyla İslam İşbirliği Teşkilatını olağanüstü toplantı için davet etti ve geçen geçtiğimiz günlerde bu konu 57 İslam ülkesinden 20 civarında devlet başkanı, başbakan, bakan düzeyinde katılımla değerlendirildi ve tarihi kararlar alındı. Bu kararlardan en önemlilerinden bir tanesi bundan böyle İslam ülkeleri tarafından Doğu Kudüs Filistin’in başkenti olarak ilan edildi. Bütün ülkelere de bu kararı desteklemesi için çağrı yapıldı. Bölgede barış için, adalet için bu karar tarihi bir karardır. Hiç kimsenin bölge üzerinde tek taraflı, keyfi birtakım kararlar almaya hakkı da yoktur, haddi de yoktur. Bu zirvede İslam dünyası en açık şekilde bunu ilan etmiştir.
Değerli katılımcılar, mülteci, sığınmacı sorunu ülkemizin olduğu kadar insanlığın karşı karşıya kaldığı en önemli meselelerden biridir. Göç olgusu ve nedenleri, sonuçları, toplumları, devletleri ve onların ortaya koyduğu politikaları ciddi şekilde belirler etkiler. Birleşmiş Milletler verilerine göre yine az önce Genel Başkan Yardımcımız ifade etti 300 milyona yakın insan yani dünya nüfusunun yüzde 3’ü kendi ülkeleri dışında yaşıyor. Göçmenlerin sayısı 60 milyonu aşmış. Bu ne anlama geliyor? Dünyada ülkelerin nüfuslarına göre sıralarsak dünyanın 21. büyük ülkesi göçmenler ülkesi. 196 ülke arasında 21. sırada göçmenler geliyor. Eğer bir devlet olarak tanımlarsak böyle bir boyuta erişmiş. Bu ne demektir? Bu artık dünyanın en önemli sosyal, toplumsal sorunu haline gelmiştir, bir insanlık sorunu haline gelmiştir. Buna gözümüzü kapatarak, kulağımızı tıkayarak bugün ben de bir sorun yok, o zaman bir şey yapmayayım diyerek, bana değmeyen yılan bin yaşasın diyerek bir yere varamayız tehlike büyüktür ve mutlaka tedbir alınmalıdır. Tedbir de sadece ülkelerin tek başına almasıyla olmaz. Bu küresel soruna karşı bu göç olgusunu ortaya çıkaran sebeplerin üzerinde çalışmamız lazım. Bu nedir? Küresel terördür; otorite boşluğudur, adil olmayan yönetimlerdir, zulümdür baskıdır ve insanlara yapılan büyük haksızlıklardır.
İhtiras uğruna, rekabet uğruna ülkesindeki vatandaşların geleceğini karartan yöneticiler bu işin en büyük sorumlularıdır. Dolayısıyla, sonuçlarıyla değil, sebepleriyle de bu göç olgusunun ele alınması lazım, küresel anlamda değerlendirilmesi lazım, en üst düzeyde değerlendirilmesi lazım. Birleşmiş Milletler dediğimiz örgütler küresel örgütlerin bundan daha önemli bir görevi olabilir mi? Demek ki göç meselesi sosyal, ekonomik, kültürel fırsat ve kriz boyutları bir arada olan bir meseledir ve konuya insan ve hayat merkezli bakmak zorundayız, empati kurmak zorundayız. Bazıları diyor ki, efendim bu kadar göçmen var memleketimizde işte sorunlarımız var, bizim sorunlarımız ortadayken bunlara niye bu kadar yer veriyoruz gibi popülist, kısa vadeli siyasi hesaplar için söylenen lafları bizim kültürümüze de, geleneğimize de, değerlerimizi de yakışıksız sözler olarak görüyorum burada bunu açıklıkla ifade etmek isterim. Empati kuralım, o durumda şu güzel yavruların durumunda sizin yavrularınız olsaydı ne yapardınız? Onun için geçmişinde, tarihinde hiçbir şekilde esaret merakı olmayan, kimseyi esaret altına almamış, gittiği ülkelerde fethettiği yerde insanları diliyle, diniyle, kültürüyle her şeyiyle serbest bırakmış bir medeniyetin torunları olarak biz Suriye’de, Irak’ta bölgemizde yaşanan iç savaşlar, krizler, kaoslar, terör vesilesiyle memleketlerinden terk etmek zorunda kalanların, hayatını kurtarmak için yollara düşenlere kucağımızı açmak zorundaydık açtık biz bize yakışanı yaptık, milletimize yakışanı yaptık. Göç dünyada özellikle Avrupa’da maalesef bir güvenlik meselesi olarak alınıyor. İnsanlık meselesi değil de, güvenlik meselesi. Daha ziyade göçmenlerin potansiyel bir güvenlik sorunu oluşturduğu kaygısıyla kararlar alınıyor. Aman biz duvarlarımızı yükseltelim, hiç kimse içeri girmesin bize ulaşmasın da kim uğraşırsa uğraşsın. Olaya böyle yaklaşırsanız insanı göremezsiniz. Bakışınız doğru olmazsa göç ve göçmene ilişkin olumsuz yargıların kanaatlerin oluşmasına da zemin hazırlarsınız. Zaten 1001 türlü sorunla hayatta kalma mücadelesi veren insanlara yapmamız gereken onların hayallerini, geleceğini daha da karartmak değil, yaşama azmi, ümit, gelecek heyecanını aşılamaktır. Bu olumsuz yargıların başında göçmenlerin toplumsal huzuru bozduğu, ekonomiyi gerilettiği ve suça bulaştıkları kanaati yaygınlaştırılmıştır, halbuki araştırmalar bunu doğrulamıyor. Göçmenlerin bulundukları ülkelerdeki yerleşiklere göre daha az suça katıldıkları bugün istatistiklerle ortadadır. Göç tek başına iyi ya da kötü değildir. Sonucu bu olguyu nasıl yönettiğinizdir, ne derece başarılı yönettiğiniz. İyi planlanıp yönetildiği zaman bu toplumsal olay size bazı imkanlar da sağlayabilir. Unutmayalım Amerika ve Avrupa kıtasının göçlerle şekillendiği bir tarihi gerçektir. Göçlerle şekillenen Amerika bugün dünyanın ekonomi olarak diğer birçok alanda en önde gelen ülkesidir. Birçok devlet göçlerle kurulmuş, göçmenlerle kalkınmıştır. İnsanlığın rehberi sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mekke’den Medine’ye göç etmiştir, hicret etmek zorunda kalmıştır. Durup dururken mi gitti Peygamberimiz Medine’ye? Gidiş sebeplerini hepimiz biliriz. O hicretten ne doğmuştur? Büyük bir medeniyet ve dünyaya yön veren bir devlet meydana gelmiştir.
Hazreti Mevlana bugünkü Afganistan’dan Konya’ya hicret etmiştir. Einstein gibi büyük bir bilim adamının Steve Jobs gibi bugün bilişimin, teknolojinin mucidi sayılabilecek bir insan da göçmen olarak başka ülkeye gitmek durumunda kalmıştır. Esasen Steve Jobs Suriye asıllı Abdulfattah Jandali’nin oğlu olarak bir göçmen çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve ölümünden kısa bir süre önce dünyadaki iletişim, bilişim teknolojisinin ezberini kökünden değiştiren büyük buluşlara imza atmıştır. Dünyanın göçe bakışında, göçmenlerin ekonomilere kattığı iktisadi ve toplumsal katma değer asla ve asla göz ardı edilmemelidir. Göç bugün engellenemeyen, önüne geçilemeyen bir hakikattir, bir süreçtir. Bütün engelleme çalışmaları, artan sınır kontrolleri, dikenli teller, yüksek yüksek duvarlar sığınmacı sayısını, yahut da göçü azaltmıyor. Bu çalışmalar aksine düzensiz göçü daha da teşvik ediyor, daha da arttırıyor. Maalesef birçok insanın denizlerde boğulmasına ve ağır bedeller ödemesine de sebep oluyor. O halde ülkelerin, yönetimlerin, göçü engellemek için harcadıkları enerjiyi daha çok kaynak, yani buralara harcanan kaynağın daha çok ülkelerindeki sorunları çözmeye harcanması gerekiyor. Son yıllarda maalesef Akdeniz’de 10 binlerce insan geleceğe yürürken umutla giderken o soğuk sularda hayatını kaybetti. Dünyada insani yardım ve sığınmacı haklarıyla ilgili süreçler artık kırmızı alarm vermeye başladı. Bu konuda ülkeler daha sağlıklı ve yapıcı yaklaşımlarla imkanlarını birleştirmeli ve küresel anlamda bu meseleye çözüm aramalıdır. İlkeler arasında göç ve uyum politikalarını geliştirme yönünde mutlaka ortak bir irade sağlanmalıdır.
Değerli katılımcılar, Türkiye göç açısından artık sadece bir transit ülke değildir, aynı zamanda hedef ülkedir. Yani ülkemize girip, oradan başka ülkelere geçme amaçlı değil, daha iyi bir gelecek için hedef ülke haline gelmiştir. Bu da Türkiye’nin gelişmesiyle, kalkınmasıyla ilgili bir durumdur. İnsanların daha iyi bir gelecek arayışında olması fıtratından kaynaklı bir şeydir. Doğduğun yer değil, doyduğun yerdir derler. Medeniyetimiz Osmanlı döneminde de, cumhuriyet döneminde de mazlumlara ve sığınmacılara hep kapımız açık olmuştur. Önemli göç dalgalarına ev sahipliği yaptık, yapmaya devam ediyoruz.
15.yüzyılda İspanya’da Yahudilere karşı yapılan zulüm hepimizin malumudur. Bunlara kucak açan, hayat hakkı tanıyan Osmanlı olmuştur. Biz 1951 Cenevre Sığınmacı Sözleşmesi olmadan da zorda, darda olanlara kapımızı açan ülkeyiz. Rahmetli Özal döneminde Irak’tan ülkemize, Bulgaristan’dan ülkemize göçmen akımının olduğu günleri hatırlayalım, o günleri belki herkes bilmez. O gün de aynısını yaptık, Suriye’de de ölümle yüzleşen milyonlara da yine kapımızı açtık onları bağrımıza bastık. Son yıllarda ülke olarak göçü herkesin yararına yönetme konusunda da önemli yasal ve kurumsal çalışmaları başlatmış bulunuyoruz. 2003 yılında Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ülkemizde kabul edildi. Aynı tarihte Göç İdaresi Genel Müdürlüğü faaliyete geçti. İçişleri Bakanlığına bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü göçü yönetme amacıyla kurulmuş uzman bir kuruluştur. Ve şimdi bir karar daha aldık, bundan böyle bu göçmen, mülteci konularının daha iyi koordinasyonu, daha verimli olarak sürdürülmesi için bütün mültecilerle ilgili, göçmenlerle ilgili yetkiyi Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne devir ediyoruz. Yani AFAD ilk anda karşılayacak, geçici ihtiyaçlar karşılanacak hemen sonra bu bütün yetkiler İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne devir edilecek ve oradan takip edilecek. Böylece bunların meseleleri, ihtiyaçları, daha sonraki süreçte yapılması gereken işler tek merkezden koordine edilmiş olacak.
İşte Göç İdaresinin başlattığı bu çalışmalarla birlikte göçmenlerin, mültecilerin 7 gün 24 saat her türlü konuda bilgi alacakları YİMER Alo 157 iletişim merkezi hayata geçti. Bu iletişim merkezinde 7 gün, 24 saat 7 dilde anında cevap alabiliyorsunuz, arayabiliyorsunuz, her konuda bilgi edinebiliyorsunuz, konularınızı takip edebiliyorsunuz. Bu sayede göçmenler ihtiyacı olan hizmetleri alıyorlar. 1 yılda 2 milyonun üzerinde bu merkeze çağrı gelmiş ve bu merkezden hizmet alınmıştır. Güvenlik güçlerine tercüme hizmeti vererek 8 binden fazla insanın da Ege’de boğulmasının önüne geçtik.
Değerli katılımcılar, devlet olarak elimizdeki imkanları bu insanlık dramının ortaya çıktığı, çıkardığı yaraları iyileştirmek için kullanıyoruz, kullanmaya da devam edeceğiz. Türkiye Myanmar’dan Somali’ye, Kolombiya’dan Sudan’a, Moldova’dan, Yemen’e bütün mazlumların yanında olmuştur, olmaya devam ediyor. Suriye’de başlayan iç karışıklıkların hemen ardından yaşanan drama da sessiz kalmayarak darda ve zorda olan insanları bağrımıza bastık, kapılarımızı açtık. Uluslararası verilere göre 20 yılda Akdeniz’de 55 bin sığınmacı hayatını kaybetti, Akdeniz’de kıyıma adeta cansız insan bedenleri vuruyor. Üzülerek söylemek isterim ki, bugün Akdeniz bir anlamda en büyük insan mezarlığı haline gelmiştir.
Bugün Suriye, Irak, Afganistan uyruklu 3 milyon 300 bin sığınmacıya 6 yıldır barınma merkezlerinde ve şehirlerimizde hizmet veriyoruz. Sığınmacıların 235 bini 10 ilimizde bulunan 21 barınma merkezinde halen yaşamlarını sürdürüyor.
Ülkemize girişi yapan Suriyeliler kayıt altına alınmakta, sağlık taramasından geçirilmektedir. Savaş mağduru kardeşlerimizin sadece günlük barınma ihtiyaçlarını değil, her türlü ihtiyaçlarını da karşılamaktan asla imtina etmiyoruz. Bugün barınma merkezlerinde yaklaşık 300 sağlık çalışanımız hizmet vermeye devam ediyor. Bugüne kadar 31 milyon 500 bin poliklinik muayenesi gerçekleştirilmiş, 1 milyon 400 bin sığınmacı yatakta hastanelerde tedavi görmüş, 1 milyondan fazla yine kardeşimiz ameliyat olmuş, sağlığına kavuşmuş. 276 bin yavru gözlerini dünyaya Türkiye’de açmış.
Aralık 2017 itibariyle ülkemizdeki Suriyelilerin 976 bini okul çağındaki yavrularımızdan oluşuyor. Bugün devlet okullarında geçici eğitim ve barınma merkezlerinde 612 bin yavrumuza eğitim veriyoruz, öğretim veriyoruz. Bu çerçevede 2016 yılında yüzde 30 düzeyinde seyreden okullaşma oranı, 2017-18 öğretim yılında yüzde 65 seviyesine ulaşmış bulunuyor.
Sadece çocuklar değil, aynı zamanda yetişkinlerin de eğitimine önem veriyoruz. 216 bin Suriyeli yetişkine genel eğitim, 87 binden fazla Suriyeli yetişkine de mesleki eğitim mikanı sağladık.
Bilindiği gibi Mart 2016’da Avrupa Birliği’yle bir mutabakata vardık, buna göre sığınmacılar, göçmenler için maddi yardımlar yapılacaktı, 3 milyar avro 2016-2017, takip eden yıllarda da tekrar bir 3 milyar avro verilecek idi, maalesef bu taahhütte Avrupa Birliği çok ağır gidiyor. Bugüne kadar bu 3 milyarın bitmiş olması gerekirken, şu anda 899 milyon avro tutarında bir kaynak aktarılmıştır. 2017 yılı sonuna kadar geri kalan miktarın da sözleşmeye bağlanması ve 2018 sonuna kadar da diğer 3 milyar avronun tahsisi öngörülüyor. Bu hızla giderse herhalde seneye değil önümüzdeki 6-7 sene içerisinde bu kaynağın gelmesi söz konusu olmaz. İster gelsin, ister gelmesin, Türkiye kendi imkan ve kabiliyetleriyle darda olanlara, zorda olanlara her zaman kucak açtı, açmaya devam edecek. Ekmeğimizi böleriz, aşımızı birlikte yeriz, ekmeğimiz böleriz, ama Türkiye’yi böldürtmeyiz, bunu herke bilmeli.
Bugün doğrudan bu göç hareketlerinden etkilenmeyen de şunu bilsin ki, bir gün gelir, bir zaman gelir onların da başına gelebilir.
Türkiye olarak misafir ettiğimiz kardeşlerimiz de elbet vatan hasreti çekiyor. Ne demişler, bülbülü altın kafese koymuşlar, illa da vatanım, illa da vatanım demiş. Hiç kimse şartlar ne olursa olsun, ne kadar yoksulluk olursa olsun, doğduğu, büyüdüğü, hatıralarının olduğu bir yeri terk edip bir bilinmeyene yolculuk yapmaz.
Ben 90-91 senesinde İsveç’te bulundum. İsveç gelişmiş bir ülke, her türlü altyapısı, üstyapısı mükemmel bir ülke. Ama benim oradaki günüm bittiği gün, bir sonraki gün değil, bittiği gün gelmek için bilet bulamadım, Danimarka’ya gittim, oradan atladım geldim. Bu bütün insanların zihninde, kalbinde böyledir. Ülkenizin şartları ne kadar zor olursa olsun, bir süre sonra hepsi zihninizden silinir gider ve vatan hasretiyle yanıp tutuşursunuz.
Bugün Türkiye’den 60’lı yıllarda Avrupa’ya giden, Avrupa’nın inşası, imarı, kalkınması için hayatını ortaya koyan birinci nesil, ikinci nesil gurbetçilerimiz emekli olur olmaz hemen soluğu Türkiye’de alıyor. Ve onlardan sonraki üçüncü kuşak, dördüncü kuşak da orada doğup büyümelerine rağmen birçoğu vatan hasretini devam ettiriyor ve ilk fırsatta ülkelerine gelmenin özlemi içerisinde yaşıyor.
Bakın şimdi Suriye’de işler düzeliyor, yavaş yavaş rayına girmeye başladı, Fırat Kalkanı’yla 2 bin kilometrekarelik bir alanı DEAŞ’tan, PKK’dan temizledik ve ne oldu? 75 bin Suriyeli kardeşimiz o bölgeye gitti yerleşti, normal hayatına döndü. İnanıyoruz ki, barış atmosferinin Suriye’nin geneline yayılmasıyla birlikte bu dönüşler de hızlanacaktır. Buraya gelen, burada 3-5 senesini geçiren o insanların ömürlerinin geri kalanında hafızalarında, hatıralarında hep Türkiye olacak, Türkiye sevgisi olacak, sevdası olacak, onların hepsi bizim gönüllü birer büyükelçimiz olacak, bu kadar açık söylüyorum.
Değerli katılımcılar; biz uyum politikalarını misafirlerimizle karşılıklı olarak yürütüyoruz. Asimilasyon, yani onları esaret altına almak, kimliklerini unutturma politikası bizim kültürümüzde de yok, inancımızda da yok, devlet geleneğimizde de yok. Bizim insanlarımız mazlumlara gönüllerini, soflarını açtığı için bu güzelliği yaşayabiliyoruz. Bu aziz millet muhacir-ensar ilişkisinin ne demek olduğunu iyi bilir. İnşallah bu meziyetimizle de dünyaya örnek olmaya devam edeceğiz. Tarih bu milletin, bu ülkenin hakkını mutlaka teslim edecektir.
İnanıyorum ki, bu sempozyum göç ve uyum politikaları konusunda toplumun daha fazla gerçeklerle buluşmasına vesile olacak ve göçmenler hakkındaki haksız, yersiz bazı algıların ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır.
Tabi göçmenlere de düşen bir görev var, bütünleşmeyi sağlamak, toplumla bütünleşmeyi sağlamak, ülkemizin kanunlarına, nizamlarına uygun hal ve hareketlere riayet etmek; bu da toplum huzuru için, ülkemizin güvenliği için olmazsa olmazımızdır. Tabi ki bu ülkede yaşayan bu ülkenin değerlerinin dışına çıkmaması lazım, eğer çıkarsa tabi ki karşılığı da olacaktır, bunun da bilinmesini istiyorum.
Bize yeni ev ödevleri getirecek değerli fikirlerin ortaya çıkması dolayısıyla bizi de memnun edecektir.
Bu sempozyumun önümüzdeki hafta idrak edeceğimiz göç Anadolu dünya dolu temalı Dünya Göçmenler Günü vesilesiyle bu küresel sorunu hem ülkemizde, hem dünyada insanlığın gündeme getirmesinde büyük bir katkı sağlayacağını düşünüyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle bir kez daha bu toplantıyı hazırlayan ve bugün bu temayı gündemimize getiren AK Parti Sosyal Politikalar Başkanımız Sayın Öznur Çalık ve çalışma arkadaşlarına teşekkür ediyorum. Emeği geçen herkesi kutluyor, hepinizi, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.