Basbakan Yildirim’in Güney Kore’de isadamlarina hitabinin tam metni
Programımıza Busan’da Türk Şehitliğini ziyaret ederek başladık ve daha sonra burada Türkiye’de Türk ortaklarıyla beraber iş yapan belli başlı şirketlerin yöneticileriyle görüşme fırsatımız oldu. Bu masa etrafında da bugün Koreli ve Türk firmaların yine yöneticileriyle akşam yemeğinde beraberiz. Bu vesileyle hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyorum.
Türkiye-Kore Cumhuriyeti ilişkileri, geçmişine baktığımız zaman yarım asırdan fazla bir geçmişi var. Ve Kore’nin 1950’de başlayan, 53’e kadar devam eden savaşlarda Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında Kore bağımsızlık mücadelesinde Türkiye yer aldı ve omuz-omuza sizin atalarınızla beraber mücadele ettiler. O günlerde başlayan dostluğumuz bu savaşın sonunda dostluktan öte kan kardeşliğine de dönüşmüş oldu. Bu yıl itibariyle Kore-Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin 60. yılını kutluyoruz. Bu vesileyle karşılıklı kültürel etkinlikler yapılıyor, herhalde 60. yılın da Kore kültürüne göre özel bir anlamı var, yeni bir dönem ifade ediyor. Ümit ediyorum ki, bu dönemden itibaren Kore ile Türkiye arasındaki ilişkiler stratejik bir ortaklığa dönüşecek ve böylece her iki ülkenin geleceği için, refahı için büyük işlere, büyük projelere imza atmış olacaksınız birlikte.
Asya’nın doğu ucunu Kore Cumhuriyeti tutuyor, batı ucunu da Türkiye tutuyor. Dolayısıyla Asya emniyette; bir tarafta Türkiye, bir tarafta Kore, aradaki muazzam bir medeniyet var, ülkeler var, buralara yönelik yapılacak çok da işler var. Kore ve Türk firmaları sadece Kore’de, Türkiye’de değil ait oldukları coğrafyada birlikte ciddi projelere imza atabilir, güzel işler ortaya çıkarabilir.
Kore, bir mucize gerçekleştirdi. Kore, hakikaten geçtiğimiz 30 yıla baktığımız zaman 70’li yıllarda hemen hemen aynı durumdaydık, ama ondan sonra ortaya koyduğu büyüme başarısıyla Kore bugün kişi başı milli geliri 30 bin dolara ulaşmış, gelişmiş ülke sınıfında bir ülke.
Türkiye de özellikle son 15 yılda ciddi bir atılım yaptı, bugün Türkiye G-20 içerisinde 17. büyük ekonomiye sahip. Satın alma gücü paritesine göre 13. ülke konumundayız. Dolayısıyla Türk ekonomisi de son 15 yılda büyüdü, büyümeye de devam ediyor. O halde Kore ile Türkiye arasındaki ekonomik ve ortaklık ilişkilerini geliştirmek için her şey müsait, şartlar müsait, imkânlar müsait. Özellikle Türkiye’de iç piyasada büyüme devam ediyor, bu yıl içerisinde OECD ülkeleri arasında en yüksek büyüme oranını sağlayan ülke Türkiye’dir. Hatta küresel anlamda da Çin ve Hindistan’dan sonra üçüncü en fazla büyüyen ülke yine Türkiye’dir. Büyüme oranının yüksek olması demek, o ülkede iş imkânlarının, iş fırsatlarının var olması demektir, artıyor olması demektir. Bu yüzden de Kore firmalarının Türkiye’ye olan ilgileri doğrusu bizi mutlu ediyor. Bazıları hâlihazırda Kore-Türkiye işbirliğiyle bazı projeleri gerçekleştirdiler, ama henüz kararını vermemiş firmalar için de Türkiye çok büyük fırsatlar sunmaktadır, bunları da sizlerle bugün paylaşmaktan memnuniyet duyuyorum.
Küresel anlamda taahhüt işleri yapan belli başlı 250 firmadan 45 tanesi Türk firması. Benzer şekilde Kore’nin çok küresel büyük firmaları var. İşte bu iki gücü birleştirerek Türkiye’nin özellikle gelişmekte olan etrafındaki ülkelerde iş yapma imkânı var. O yüzden Koreli firmaların Türkiye’de daha fazla yatırım yapması, daha fazla işlerini büyütmesi sadece Türkiye’nin ihtiyacını görmek açısından iyi bir şey değil, aynı zamanda Türkiye’yi çevreleyen 4 saatlik uçuşla 1 milyar 600 milyonluk nüfusa erişilen, yıllık 30 trilyon dolarlık gayrisafi hasılaya sahip bir coğrafyada da iş imkânları, iş fırsatları anlamına geliyor. Bu bakımdan Türkiye bölgesel anlamda iş yapmak için ideal bir yer. Yani havayolu bağlantısı, karayolu, demiryolu bağlantıları da günden güne gelişiyor. O yüzden de biz Türkiye’nin dünyanın en büyük havalimanını yapıyoruz. Çünkü Türkiye artık bir medeniyetlerin buluştuğu yer haline geldi. Doğudan batıya, batıdan doğuya, kuzeyden güneye bütün şeylerin buluştuğu ve dağıldığı bir merkez haline dönüşmüş durumdayız.
Son 15 yıldır Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ortaya koyduğumuz reformlar, yapısal değişiklikler ve yatırım ortamını iyileştirici tedbirler, teşvikler, küresel anlamda doğrudan yatırımları da ciddi anlamda arttırdı. 2002 öncesi ülkemizde ortalama yılda 1 milyar dolarlık doğrudan küresel yatırım yapılabiliyor iken, son 15 yılın ortalaması aşağı yukarı 13-14 milyar dolar arasında gerçekleşmektedir. Ayrıca tabii Türkiye var olan siyasi istikrar, güçlü iktidar sayesinde de 2002’den 2012’ye kadar ortalama 5.6 oranında büyümeyi başarmıştır, kesintisiz bir büyümeden bahsediyorum. Neye rağmen? Küresel krize rağmen bunu Türkiye gerçekleştirdi. 2008’de başlayan küresel kriz biliyorsunuz hala devam ediyor, hafiflemiş olmasına rağmen tamamen geçmiş değil. O bakımdan istikrar çok önemli, güven çok önemli, yatırımcı için öngörülebilirlik çok önemli. Bütün bu şartlar ülkemizde mevcuttur. Geçtiğimiz 15 yıl Türkiye üç kat büyüdü. 2002 yılında kişi başı milli gelir 3200 dolar civarındayken, bugün 11 bin dolara yaklaşmıştır, 10 bin 800 doları geçmiştir. Dinamik bir iş gücüne sahibiz, yaş ortalaması 30 civarındadır. Dolayısıyla genç, dinamik bir nüfusa sahibiz. Bilişim, bilgi toplumu olma yolunda önemli çabalarımız var. Kore bu konuda dünya şampiyonu biliyoruz, bilişim konusunda, bilgi toplumu, bilgi teknolojilerinin üretimi, kullanımı konusunda öncü bir ülke. Ama Türkiye’de de bu teknolojilere yatkın, yaş ortalaması 30 olan ciddi bir nüfus var. Dolayısıyla bu da Kore’yle Türkiye arasında birlikte iş yapmak için bir fırsat diye düşünüyoruz. Ayrıca, Türkiye altyapıda, üretimde, orta ve yüksek teknolojilere yönelik araştırma-geliştirme faaliyetlerinde de ciddi kararlar alan ve bunları ciddi anlamda destekleyen ve bir ülke konumunda. Teknoparklarımıza da ciddi anlamda destekler veriyoruz. Araştırma-geliştirmeye ayırdığımız kaynak son 15 yılda 2 katın üzerine çıkmış vaziyette. Gayrisafi milli hasılamızın yüzde 1’i civarında, yüzde 1’inden biraz fazla kaynak ayırıyoruz. Ama gelecek 10 yıl içerisinde bunu yüzde 2,5’a çıkarmayı hedefliyoruz. Bütün bunlar tabii hem teknoloji ağırlıklı, katma değeri yüksek ürünlerin geliştirilmesi ve Türkiye’nin etrafındaki ülkelere bunların sağlanması.
Türkiye bir hukuk devleti. Her türlü yatırım kanunların ve Anayasanın güvencesi altındadır. Bunu Kore’de iş yapan, Türk ortaklarıyla iş yapan firmalarımız bilir. Ben burada 80’li yıllardan, hatta daha eski yıllardan beri Türkiye’de iş yapan firmalar biliyorum. Bunlar sadece Türkiye’deki işleriyle yetinmeyip civar ülkelerde de faaliyetlerini genişlettiler. Dolayısıyla önümüzde büyük fırsatlar var. Cumhuriyetin 100. yılına doğru giderken iddialı hedeflerimiz var. Altyapıda, enerjide, bilgi iletişim teknolojilerinde, savunma sanayinde ciddi yatırım fırsatlarımız mevcut. Bunların tabii tamamını biz bütçe imkânlarıyla yapmamız söz konusu değil. Bunu zaten yapmak istesek de yapamayız. Çünkü genel bütçenin birçok alanda ihtiyaç var. Özellikle büyük ölçekli projelerin genel bütçeden finansmanını düşünmüyoruz. Geçtiğimiz 15 yılda, benim de 10-12 yılını Bakan olarak geçirdiğimiz hükümetlerimiz döneminde önemli altyapı projelerini yaklaşık 60 milyar dolar hep PPP kamu-özel sektör işbirliğiyle gerçekleştirdik. Bundan sonra yapacağımız yatırımların en az üçte birini de aynı yöntemle gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.
Biraz da Kore-Türkiye arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilere de kısaca değinmek istiyorum.
Türkiye-Kore arasındaki tarihi bağlar, dostluk çok önemsediğimiz bir şey. Ama bu iki ülkenin potansiyelini geldiğimiz noktada ticaret, ekonomi, yatırımlar iki ülkenin potansiyelini yansıtıyor mu diye düşündüğümüzde ne yazık ki buna evet demek mümkün değil. Topu topu 7 milyar doların altında bir ticaret hacmine sahibiz. Fakat hem miktar olarak bu çok düşük, hem de burada tabii denge de bozulmuş vaziyette. Hâlbuki Kore-Türkiye arasında rahatlıkla, işte iki ülkenin nüfusunu topladığımızda 130 milyonu geçiyor, 10 milyar, 15 milyar dolar karşılıklı ticaret kolaylıkla başarılabilecek bir hedeftir.
Bir yandan bunu yaparken, diğer yandan da tabii ticaret dengesini gözetmek lazım. Şu anda 1’e 10, 10 kat Türkiye’nin aleyhine gelişmiş vaziyettedir. Bunun da zaman içerisinde telafi edecek şekilde yatırımların, karşılıklı işbirliklerinin planlanmasında fayda var. Ne yapılabilir? Türkiye tabii ki elektronik eşya vesaire ithal ediyor, teknoloji ürünleri ithal ediyor. Ama bunun yanı sıra Türkiye’de daha fazla Türk ortaklarla yatırıma girilirse oradaki yerelleşme, yerlileştirme çalışmalarına hız verilirse bu aradaki fark da kapanmış olur, bu yatırımlarla bir dengeli büyüme iki ülke arasındaki ticarette sağlanmış olur.
Memnuniyetle son yıllarda şunu söylemeyebilirim ki; ülkemizin prestij projelerinden Avrasya Tüneli, Çanakkale Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve havaalanları gibi altyapı projelerinde, hatta demiryolu sektöründe, elektrik projelerinde, enerji projelerinde Kore firmaları önemli ölçüde yer alıyorlar. Ve bundan sonra daha da bu varlıklarının artarak devam etmesini arzu ediyoruz. Bunun için her türlü imkân mevcuttur, gereken her türlü desteği veriyoruz, vermeye devam edeceğiz.
Ben sözlerimi burada noktalamak istiyorum. Sizlerin soruları olursa bunları şahsım ve beraberimdeki bakan arkadaşlarla beraber cevaplamaktan memnuniyet duyacağım diyor, hepinize teşekkür ediyorum.
İyi akşamlar diliyorum.