Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in Istanbul Teknik Üniversitesi 2016-2017 Akademik Yili Açilisi‘ndaki konusmasi

 

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- … bu çatı altında, bu üniversitede sizlere hitap etmekten doğrusu heyecan duyuyorum.

Türkiye’ye bilim adamları, sanayiciler, siyasetçiler, ara sıra da başkanlar, bakanlar, cumhurbaşkanları, bürokrat yetiştiren asırlık bir üniversitedeyiz. Türkiye’nin yönetiminde hep 3 okul öne çıkar, mülkiye, harbiye, tıbbiye diye, ancak İstanbul Teknik Üniversitesi bunlardan aşağı kalmaz. İstanbul Teknik Üniversitesi Türkiye’nin rotasını belirleyen devlet adamlarını yetiştirmiş, bir marka olmuş köprü bir üniversitedir, tarihine baktığımız zaman bunu kolaylıkla görebiliriz. Gelecekte de inanıyorum ki yine bu ilim yuvası büyük başarılara imza atacak, halen 40 bin civarında Türkiye’nin en başarılı öğrencileri bu çatı altında ülkemizin geleceği için yetiştiriliyor, öğrenimine devam ediyor.

Bu üniversiteden mezun olmuş bir mühendis olarak, bu büyük gururu sizlerle ben de paylaşmak isterim. Elimden geldiğince üniversitemizin açılışına, mezuniyet törenlerine katılmaya gayret ediyorum. Ulusal ve uluslararası ölçekte başarılarıyla ülkemizin gözbebeği haline gelen, milletçe göğsümüzü kabartan İstanbul Teknik Üniversitesinin bu vesileyle bir kez daha başarılı bir öğretim yılı geçirmesini diliyorum.

Değerli arkadaşlar; bugün 10 Ekim, maalesef dün alçakça bir saldırı sonucu askerlerimiz şehit oldu, sivillerimiz hayatını kaybetti, toplam 15 şehidimiz var, yaralılarımız var, gazilerimiz var. Yine o alçak Gar saldırısının bugün yıl dönümü, 100 günahsız vatandaşımız o saldırıda hayatını kaybetti, yüzlerce yaralananlar oldu. Hayatını kaybedenler arasında orada İstanbul Teknik Üniversitesi inşaat fakültesi öğrencisi Güney Doğan da vardı. Bugün burada bu öğrencimiz başta olmak üzere hain terör saldırında hayatlarını kaybeden bütün canlarımızı rahmetle, şükranla anıyoruz, şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize hayırlı, şifalı ömürler diliyoruz.

Teröristin maalesef kutsal bildiği hiçbir şey yok. Ne insana, ne cana, ne hayata kıyarken en ufak bir tereddüt göstermiyor. Doğrusu terörle mücadele ülkemizin yeni karşılaştığı bir durum değil, 40 yıla yaklaşan bir süreçten bahsediyoruz. Günümüzde ise artık sadece bölücü terör örgütü değil, aynı zamanda FETÖ terör örgütüyle ve aynı zamanda da DEAŞ gibi bir terör örgütüyle de mücadelemiz amansız bir şekilde devam ediyor. Türkiye sahip olduğu coğrafyanın bir anlamda bedelini ödüyor. Bu coğrafya tarih boyunca hep hareketli olmuştur, hep dinamik olmuştur, çünkü bu coğrafya, Anadolu toprakları bir anlamda medeniyetlerin buluştuğu, zaman zaman medeniyetlerin çatıştığı bölgelerin başında geliyor. Özellikle son yıllarda güneyimizde Irak’ta, Suriye’de yaşanan istikrarsız durum en fazla ülkemizi, Türkiye’yi etkilemektedir. Ne yazık ki bölgeyle fiziki ve gönül bağı olmayan birçok ülke orada birtakım çalışmalar yaparken, bu bölgede yaşayan hükümetlerin sesi soluğu çıkmıyor, ancak bu istikrarsızlığın, bu kargaşanın en büyük bedelini ödeyen Türkiye’nin meseleye sahip çıkmasından rahatsız olduklarını görüyoruz. Bunu söyleyecek olanların önce ülkelerine sahip çıkması lazım, önce siz ülkenizin içerisinde yaşayan bütün vatandaşlarınıza sahip çıkın, onların yok olmasının önüne geçin, devlet olmayı bilin, ondan sonra Türkiye’ye laf edin. Bunu yapmazsanız söylediğiniz laflar biraz mizahi oluyor. İradenizi ortaya koyun, orada cirit atan terör örgütleri, ülkenizin hiçbir sorununa çözüm üretmeyecek birtakım unsurları orada barındırmaya devam ederseniz, Türkiye elbette ki hudutlarını korumak, terörle mücadele etmek ve vatandaşlarının can, mal güvenliğini sağlamak için her türlü tedbiri alır, almaya da hakkı var. 40 senedir ülkemizin başını ağrıtan terör örgütü sizin topraklarınızda cirit atacak, her türlü faaliyeti yapacak gıkınız çıkmayacak, Türkiye orada DEAŞ’la mücadele amacıyla masum insanları korumak için var olacak, buna laf edeceksiniz. Bunun asla ve asla kabul edilemez bir şey olduğunun bir kez daha bilinmesini istiyoruz.

Değerli hocalarım, değerli öğrenci arkadaşlar; terörle mücadelemiz bu hainlerin tamamı bu topraklardan yok oluncaya kadar devam edecek. Buradaki kararlığımızdan zerre kadar sapma yok. Her türlü çılgınlığı, her türlü intihar eylemini yapabilirler, canımız da acıyabilir, şehitlerimiz de olabilir, ama şehitlerimizi kalbimize basacağız, ancak ülkenin istiklalinden, istikbalinden, geleceğimiz olan gençlerimizin aydınlık yarınlarından zerre kadar taviz vermeyeceğiz. Kimse bu konuda nasihat vermeye kalkmasın, demokrasi nutukları atmasın. Bunlar terörden medet umanların son çırpınışlarıdır. Son olaylar özellikle kırsalda büyük zayiatlar veren terör örgütünün artık kontrolsüz eylemleri olarak tezahür etmektedir. Birçok yerde benzeri saldırılar güvenlik güçlerimizin hassas ve anlık istihbaratları değerlendirmesiyle önlenmektedir. Her türlü tedbir alınıyor, daha fazlası da alınacak.

Doğrusu, bakın sadece belli bir örgütle mücadele ediyor değiliz, bir yerden emir almış gibi birbiriyle ilgisi olmayan terör grupları aynı anda saldırıya geçmiş durumdalar, hepsinin hedefi de Türkiye’nin birliği, kardeşliği ve istikrarıdır. 15 Temmuz’da yaşadıklarımız da doğrudan Türkiye’yi hedef alıyordu, milletimiz orada bir destan yazdı ve bu saldırıyı yapanları yapacaklarına bin pişman hale getirdi. 15 Temmuz gecesi darbe girişimine dur diyen 241 şehidimiz arasında 7 pırıl pırıl geleceği olan üniversite öğrencimiz de vardı. Ömer Can Açıkgöz, Fatih Kalu, Mustafa Avcı, Mehmet Ali Kılıç, Burak Cantürk, Mustafa Direkli ve Muhammet Yalçın, onlar 15 Temmuz alçak darbe girişimini canları pahasına ödeyen ve şahadet şerbeti içen gençlerimizdir. 241 şehidimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum, mekanları cennet olsun.

O gece İstanbul Teknik Üniversitesi şehit vermedi, ama 2 gazimiz var, inşaat fakültesi öğrencisi Seyit Mesut Çiçek ve elektrik-elektronik fakültesi öğrencisi Muhammet Cihat Akkaya. O gece herkesten önce korkusuzca meydanlara çıkan bütün gençlerimize ülkem adına, milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Canları pahasına Türkiye’ye sahip çıkan gençlerimizi, şehitlerimizi, gazilerimizi bu millet unutmayacak, onları ömür boyu yad edecek. Onlar milletimizin gelecek nesillerine de çok güzel örnek oldular. Milletin istiklali ve istikbali uğrunda her mücadeleyi vermeye ne kadar kararlı olduğumuzu bütün dünyaya gösterdik. Bu bayrak yere düşmedi, bu milleti hiç kimse diz çöktüremedi. Bundan sonra da karşımıza çıkan bütün engelleri bir bir aşmaya devam edeceğiz. Millet olarak verdiğimiz mücadele demokrasi tarihine altın harflerle yazılmıştır.

Sizler böyle yüce bir milletin geleceği olduğunu asla unutmayın. Birinci görevinizin bu ülkenin birlik ve dirliğini korumak olduğunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın. Sizleri en iyi bilgi ve donanıma sahip olarak yetiştirmek Hükümet olarak, devlet olarak en öncelikli görevimizdir, çünkü siz Türkiye’nin her geçen gün büyüyen hedeflerini hayata geçireceksiniz, Türkiye’nin geleceğisiniz.

Değerli konuklar, her zaman bir şey ifade ediyoruz, eğitim noktasında -az önce Bakanım da ifade etti- asla ve asla hiçbir mazeretin arkasına sığınmadık, bütçemizi 10 kat artırdık ve eğitim söz konusu olunca tasarrufu bir kenara bıraktık. Tasarruf yapılır, ama geleceğe hazırladığınız yavrularınıza, gençlerinize cimri davranamazsınız, onların her türlü bilgiyle, her türlü imkanla donanması için elimizden gelen bütün imkanları seferber ediyoruz. Bizim üniversite sıralarında olduğumuz dönemde bunun öncesinde ve sonrasında biz hep eğitime bütçe sloganıyla hareket ettik. Ne yazık ki ülkemiz geçişmiş dönemde krizlerden krizlere sürüklendi ve bir türlü bu imkanlar eğitime hasredilemedi. 2002’de göreve başladığımızda hemen kolları sıvadık, eğitime yeni imkanlar sağlamak için adımlar attık. Burada bunların detayını anlatacak değilim, Bakanım ifade etti.

Hem eğitimin fiziki altyapısını, hem müfredatla ilgili konuları sürekli geliştiriyoruz. Eğitim yaşayan bir şey, sürekli dünyadaki gelişmelere göre kendinizi yenileyeceksiniz, öğrencilerin beklentilerini sağlayacaksınız. Artık bilim altyapısıyla eğitim sınıflarda değil, dünyanın her köşesinde milyarca sayfa kitaplara bir tuşla öğrencilerimiz ulaşabiliyorlar. Bugün ortaöğretimde akıllı tahtalardan tutun tabletlerde uzaktan eğitime varıncaya kadar çok büyük projeleri hayata geçiriyoruz.

Tabi yeni bir hedefimiz var, orta vadeli plan kapsamında 2019’a kadar Türkiye’nin her tarafında tek tedrisata geçeceğiz, yani sabahçı-öğlenci kalkacak, bütün gün eğitim olacak. Bunun için eksiklerimiz var, derslik eksiğimiz var, ama bu 3 yıl içerisinde büyük şehirlerden başlamak üzere büyük bir seferberlikle bu eksikliklerimizi gidereceğiz.

Yabancı dili Türkiye’de sorun olmaktan çıkaracağız. Yıllardan beri yabancı dilin önemini anlatırız anlatırız, ama bir türlü ne ilkokul, ne ortaokul, ne lise, ne de üniversite bir türlü yabancı dil öğretemeyiz. Ben ortaokulda Fransızca okudum, lisede Fransızca okudum, üniversitede Fransızca okudum, mezun oldum, ortada bir şey yok. Dışarı çıktığımız zaman bir mühendis olarak lisan bilmemenin ne kadar büyük bir eksiklik olduğunu iş hayatına başladığımda öğrendim ve yıllar sonra lisan öğrenme ihtiyacı duydum, bunun için büyük fedakârlıklara katlanarak lisan öğrendik, yurt dışına gittik orada master yaptık. O zaman İsmet Beyle de beraberdik Dünya Denizcilik Üniversitesinde. Doğrusu öğrencilerimize en büyük tavsiyem, lisan işini üniversite bitmeden halledin, mutlaka halledin. Sadece mesleki olarak donanımlı olmanız yetmez, ama dünyayı okumanız için mutlaka dile ihtiyacınız var. Bir lisan bir insan diye bir tabi var, onun için en az bir yabancı dili mutlaka hem yazma, hem okuma, hem anlama bakımından öğrenmeniz gerekiyor. Biz artık bunu şansa bırakmayalım diyoruz, bir karar aldık, yine ortaöğretimde, ilk dörtten sonra ikinci dördün başında, yani 5. sınıfta bir yıl boyunca yabancı dil eğitimini mecbur yapacağız. Böylece artık ortaöğretim, ortaokul, lise çağlarında bu yabancı dil öğrenme işi aradan çıkmış olacak, çünkü o yaşlarda öğrenmek daha kolay. 40’ına geldikten sonra bizim gibi lisan öğrenmeye başlarsanız, 16’sında bir saatte 5 kelime öğreniyorsanız, işte 40’ında iki kelimeyi zor öğreniyorsunuz. Bunu da dikkate alarak mutlaka bu işin işin başında hallolmasını önemsiyoruz, bunun çalışmalarını da yapacağız.

Okul öncesi eğitim, bu da çok önemli. Eskiden bırak okul öncesi, okul zamanı da eğitim doğru dürüst yoktu, derslerin yarısı ilk karneye kadar boş geçerdi. Bırakın onu, üç ay kitapçıdan kitapçıya, kırtasiyecilerde ders kitabı bulmak için koştururduk. Cağaloğlu’nda bilmem ne kitapevinde gelmiş tarih kitabı, sabah 6’da erkenden koşa koşa gidelim, bitmeden sıraya girelim; böyle günlerden geliyoruz, bunları unutmayalım.

Şimdi geçen gün bir okul açılışına gittik, bir eşek yükü kitap, 23 tane kitap üst üste. Bu ne İsmet Bey dedim. Bunu taşıyamaz bile öğrenci ya. Ders kitabı var, yardımcı kitabı var, bilmem nesi var, uygulama kitabı var, Allah’a şükür her şey var, bütün imkânlar. Ha zannetmeyin ki belirli yerlerde var, Türkiye’nin her köşesinde bütün bu kitaplar var, her okulda da internet erişimi var; bunlar birçok ülkede yok. Bizde piyasa yok, biz satış falan yapamıyoruz, yapmaya da vaktimiz yok, çünkü iş çok. İşlerden başımızı kaldırıp da ne yaptığımızı anlatmaya vakit bulamıyoruz. Ama en iyi reklam işin kendisidir. Şişerek, köpürterek yok olan şeyi var gösteremezsiniz, ama insanlar hizmete erişiyorsa, hizmetten yararlanıyorsa, onun kolaylığını hissediyorsa en güzel reklam odur.

Şimdi Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü, Marmaray’ı, Osmangazi’yi, 20 Aralık’ta açılacak Avrasya Tünelini, Ovit tünellerini, Türkiye son 14 yılda altyapısıyla, üstyapısıyla şekil değiştirdi, bir ligden başka bir lige çıktı. Türkiye’de bugün hayata geçirilen büyük projelerin hiçbirisi dünyanın hiçbir yerinde yok, en büyük projeler bizde yapılıyor. Biraz da mühendislik farkı olsun. Biz bunları boşuna okumadık, işe yarasın diye okuduk. Şimdi de Allah’a şükür dünyanın en büyük havalimanını yapıyoruz. Bu mutluluk, bu gurur hepimizin, bu milletin.

Bunu şöyle görmemiz lazım: Dışarıda, Batıda, orada-burada altyapıdaki gelişmeyi, o modern havaalanlarını gördüğümüzde hep imrenirdik ve hayıflanırdık niye bizim memleketimizde yok. Allah’a şükür şimdi biraz onlar hayıflanıyorlar. İngiltere’den misafirlerimiz geldi, hızlı tren bizde var deyince sahi mi diyor, var mı sizde hızlı tren? Biz de daha yok diyor. Çalışın sizin de olsun dedim.

Şimdi Allah’a şükür her bakımdan iyi gidiyoruz, ama lüzumsuz konularla bu büyük işler maalesef gölgede kalıyor. Anlamı olmayan, ülkenin geleceğine, kalkınmasına faydası olmayan boş tartışmaları bir kenara bırakın gençler, bu zamanı çok iyi değerlendirin. Okumak, derslerde çok iyi olmak tek başına bir anlam ifade etmiyor, yapacağınız başka konular da var. Ne yapacaksınız? Bir kere eleştirel düşünceyi, eleştirel aklı üniversitelerde hâkim kılmak için herkes üzerine düşeni yapacak.

Üniversitelerimizin bilimi, hoşgörüyü, uzlaşmayı, anlaşmayı değil, kutuplaşmayı, tutuculuğu, hoşgörüsüzlüğü gündemde tuttuğuna maalesef bugünlerde şahit oluyoruz. Biz üniversiteyi toplumsal gelişmenin, büyümenin sadece en önemli aktörü değil, aynı zamanda öncüsü olarak görüyoruz. Üniversitelerimizin Türkiye’nin büyüme ve gelişmesini stratejisine uygun olarak sanayiyle, hükümetle daha sıkı işbirliği halinde olmasını bekliyoruz. Üniversite ayağı eksik bir sanayileşme olmaz, ekonomik büyüme olmaz. Bu nedenle özellikle Teknik Üniversiteden, benim de okuduğum bu ilim, irfan yuvasından önemli beklentilerimizin olduğunu ifade etmek isterim. Üniversitelerimizin hayatla ve toplumla iç içe geçmesi çok büyük önem arz ediyor. Toplum ve hayatın gerçeklerinden uzaklaşan üniversitelerin millete rehberlik etmesi, öncü bir görev yüklenmesi mümkün olamaz. Her zaman birbirimizi anlayalım ve iletişim kanallarını hep açık tutalım, böylece üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir mesele olmaz, aşamayacağımız hiçbir engel olmaz.

Değerli kardeşlerim, saygı değer hocalarım; son olarak da öğrenci kardeşlerime birkaç söz söylemek isterim.

Bu yıl İstanbul Teknik Üniversitesine başlayan ya da öğrenimi devam eden bütün genç kardeşlere söyleyeceğim şudur: Üniversiteler sınıflardan, amfilerden ve laboratuvarlardan ibaret değildir. Aynı zamanda üniversite bir kantindir, bir kütüphanedir, aynı zamanda konuşulan, arkadaşlık kurulan, demokrasi içerisinde tartışma ve istişare mekânlarıdır. Arkadaşlarınızla birlikte hayat tecrübesini kazandığınız mekânlardır, sosyalleşmeyi, sırdaş olmayı, dertleşmeyi, dost olmayı burada öğreneceğiz, burada kabiliyetlerimizi geliştireceğiz. Burada geçireceğiniz yıllar sizin altın yıllarınızdır, bunu mezun olduktan sonra daha çok arayacaksınız. Bazı üniversitede bir an önce bitse de gitsek, işimize baksak diye bir duyguya kapılırsınız, ama bu yılları çok özlersiniz. Onun için bu yılları, üniversitedeki yıllarınızı dolu dolu geçirin, daha sonraki yıllarda ihtiyacını duyacağınız birçok şeyin temeli üniversite yıllarında atıldığını unutmayın. Üniversite ilim öğretmiyor sadece, üniversite sizin özgüveninizi de kazandırır. Üniversitenin en önemli görevi, -üniversaldan geliyor- küreselden bakmak, dünyanın tamamını kavrama yeteneği veriyor, analitik düşünme kabiliyetinizi geliştiriyor. Efendim, diferansiyel denklemler, termodinamik, mekanik, makine elamanları, gemi hidrodinamiği, … alfalar, bir sürü şey var, ne işimize yaracak bunlar diye düşünebilirsiniz. Bunlar sizin muhakeme kabiliyetinizi geliştiriyor. Tek başına o eğri büğrü yazılan diferansiyel denklemleri, entegralleri, üç katlı entegralleri sanayide, iş hayatında belki tam kullanmayacaksınız, ama onların size verdiği engin muhakeme kabiliyetini kullanarak sorunlara çözüm üreteceksiniz.

Mühendislerle avukatların olaylara bakışı farklıdır, sosyal bilimlerle fen bilimlerinin olayları değerlendirmesi çok farklıdır, ben bunu Bakanlar Kurulunda da görüyorum. Şimdi hukukçular soruyorsun, 2 kere 2 kaç? Efendim, 3’le 5 arasında bir sayıdır. Mühendise soruyorsun 4.0 diyor. Memura sorarsan dur bir müdürüme sorayım, sonra söyleyeyim. Tüccara sorarsan, kaç olmasını istiyorsun? 

Dolayısıyla değerli gençler, yarın üniversiteyi bitirdiğinizde çok acımasız bir rekabetin içinde olacaksınız. Üstelik sadece Türkiye sınırlarında değil, küresel ölçekte bir rekabetle karşı karşıya kalacaksınız. O nedenle ne kadar donanımlı, ne kadar birikimli olursanız bu rekabette o kadar öne çıkacaksınız.

Biz Hakkari’den Edirne’ye, Samsun’dan Antalya’ya, Iğdır’dan Muğla’ya tüm öğrencilerimizin bu hedefe yönelik olarak eğitilmesini, donanımlı hale gelmesini istiyoruz. Hükümet olarak bunu başarmak için 14 yıldır elimizden gelen bütün gayretleri gösterdik, hiç şüpheniz olmasın bundan sonra da aynı kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.

Bu duygu ve düşüncülerle sözlerime son verirken, bir kez daha İstanbul Teknik Üniversitesi camiasına başarılar diliyor, tüm öğrencilerimize, tüm öğretim elemanlarımıza başarılı bir eğitim-öğretim yılı geçirmenizi temenni ediyorum.

Yeni eğitim-öğretim yılının hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, hepinize saygılar sunarken, kuruluşundan bugüne Türkiye’nin inşasına emek vermiş bütün mühendisleri yetiştiren, hocaları yetiştiren, siyasetçileri yetiştiren ve bugün aramızda olmayan o değerli büyüklerimize de, bu camiadan gelip geçen herkese Allah’tan rahmet diliyorum.

Bir rahmetli Selim Palavan Hocamız vardı, gemi motorları diye bir derse gelirdi, müthiş bir insandı. Kemal Kafalı…

Kimler geldi kimler geçti Teknik Üniversiteden. İlk çırpıda aklıma gelenler.

Şimdi Selim Palavan Hocamız ders anlatıyor, o biliyorsunuz ta Kafkaslardan Rus zulmünden kaçarak gelmiş bir Hoca, “yani yani de muhterem beyler, bu Necmettin Erbakan da fena da bir adam değil” derdi. Allah ikisine de rahmet eylesin.

Erbakan Hocamız, Süleyman Demirel, Turgut Özal buralardan geldi geçtiler, memlekete büyük hizmetler gördüler. Allah mekanlarını cennet eylesin.

Peki, hepinize teşekkür ediyorum, hayırlı günler diliyorum, Allah’a emanet olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.