Basbakan Yildirim’in Türkiye’de Mukim Diplomatik Misyon Seflerine verilen yemekte yaptigi konusma
Yaralılara acil şifa diliyorum. Gördüğünüz gibi sivil, polis, asker ayrımı yapmadan, kadın demeden, çocuk demeden, insanları acımasızca, hunharca katleden bölücü PKK terör örgütü can almaya devam ediyor ve PKK örgütü dahil dünyada ülkelerin huzurunu bozan, istikrarını bozmaya çalışan ve masum insanları öldürmek suretiyle korku, kaos yaratan bütün terör örgütlerini lanetliyorum.
Terör örgütleri birbiriyle işbirliği içinde demokrasimize, hukuk düzenimize, vatandaşlarımıza acımasız bir şekilde saldırıyor. İnsanlık suçu işleyen terör örgütleri şunu herkes bilmelidir ki, ne Türkiye’de, ne dünyanın başka yerlerinde asla ve asla sonuca ulaşamayacaklar, kirli emellerini gerçekleştiremeyecekler.
15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından Ankara’da bulunan büyükelçilere, misyon şefleriyle aslında hemen ertesi gün Meclis’imiz açıldığında bir araya geldik. Hepinize çok teşekkür ediyorum. O büyük, alçakça darbe girişiminin arkasından Kurtuluş Savaşımızın efsane yeri Büyük Millet Meclisimizin de bombalanmasından hemen sonra Genel Kurul’da yapılan olağanüstü toplantıda sizler de oradaydınız. Dayanışmanızı gösterdiniz, ülkelerinizin bu darbe girişimine karşı tepkilerini bizatihi gelerek orada ifade ettiniz. Bunun için sizlere teşekkür ediyorum.
Aşağı yukarı 1 ay bir süre geçti darbe üzerinden. İlk defa sizlerle 100’den fazla büyükelçi ve misyon şefiyle bir araya geldik, bir akşam yemeğinde beraberiz.
Aslında sizlerle sürekli temas halinde olmayı, Türkiye’de olan bitenler hakkında doğrudan bilgilendirmeyi ve sizin görüşlerinizi öğrenmeyi her zaman çok önemsiyoruz, arzu ediyoruz.
Bu darbe girişimine hepimiz şahit olduk, hepimiz beraber yaşadık. Siz de bizimle aynı duyguları yaşadınız. Asker kılığına girmiş teröristler Cumhurbaşkanlığını, Meclis’i, Emniyet binalarını, istihbarat binasını, radyo yayınları, televizyon yayınları yapan Türksat’ın merkezini bombaladılar, sivil insanları öldürdüler. Hiç hedef gözetmeksizin helikopterlerle taradılar, bombalar attılar, tanklarla insanları ezerek geçtiler. Kan dökerek meşru iktidarı yıkmaya çalışan bu terör grupları, bu FETÖ terör örgütünün askerleri sadece ve sadece Türkiye’nin demokrasisini hedef aldılar, ama başaramadılar. Neden başaramadılar? Çünkü onlar tanka güvendiler, topa güvendiler, silaha güvendiler. Onların hesabında olmayan birkaç husus vardı. Bir tanesi; milletini canından çok seven bir Cumhurbaşkanı vardı ve milletin verdiği oylarla işbaşına gelen, milletin emanetini taşımayı bir onur vazifesi gören Hükümetleri vardı, hepsinin üzerinde de bağımsızlık benim karakterimdir diyen 79 milyon vatan evladı vardı. İşte onların hesap edemediği milletti, milletin meydanları dolduracağını, tankların önüne göğsünü siper edeceğini, havadan atılan bombalara meydan okuyacaklarını asla ve asla hesap edemediler. Milyonlarca vatandaşımız darbecilere karşı demokrasiyi yaşatmak için meydanlarda yerini aldı.
O gün Cumhuriyet Halk Partili yoktu, o gün MHP’li yoktu, o gün HDP’li yoktu, o gün Türkiye vardı, Türk milleti vardı. Herkes kenetlenmişti, herkes bir olmuştu, beraber olmuştu. Tek hedef vardı; darbeyi bastırmak, demokrasiyi yaşatmak. Günün sonunda Allah’a şükür bunu da başardık. Ama burada yalnız değildik; iş dünyamız, medyamız, sivil toplum örgütlerimiz dünyada eşi-benzeri görülmeyen bir dayanışma sergileyerek ülkeye, Cumhuriyete, demokrasimize sahip çıktılar. Halkımız demokrasi mücadelesinde dünyada belki de ender görülecek, hiç görülmeyecek bir destan yazmayı başardı. Bizler de bu gücü her zaman olduğu gibi aziz milletimizden aldık. Hükümetimizin, siyasi partilerimizin ve milletimizin meselesine sahip çıkması, Türkiye’de demokrasinin ne kadar kurumsallaştığını, ne kadar güçlendiğini, demokrasiye halkın ne kadar önem verdiğini ve sahip çıktığını, bu uğurda canını vermekten bile göz kırpmadan kaçınmadığını bir kez daha dünyaya gösterdi.
Değerli konuklar; 15 Temmuz sonrası Türkiye’de demokrasi daha güçlenmiştir, darbeciler net bir şekilde hüsrana uğramıştır. Siyasi istikrar ve güven duygusu bugün darbe dönemine göre çok daha güçlüdür. Bizim yolculuğumuz milletimizle ve milletimize doğrudur. Toplumsal birlik ve beraberlik, siyasi mutabakat ve uzlaşma daha da artmıştır.
Saygıdeğer misafirler; diplomaside ve dış ticarette aktif, çok boyutlu bir politika izlemeye devam edeceğiz. Bu doğrultuda 163 olan dış temsilcilik sayımızı 234’e, vizesiz gidilebilen ülke sayısını 42’den 67’ye yükselttim. 14 yılda 19 yeni serbest ticaret anlaşması imzaladık, 12 ülke ile de müzakerelere başladık. İktidarlarımız döneminde yurt dışındaki havayolu ağımızı 60’tan varış noktasını 281’e çıkardık. Milli gelire oranla dünyada en fazla küresel yardım yapan ülkeler arasında yerimizi aldık. 14 yılda ihracatımızı dört kat büyüttük, ticaret hacmimizi 350 milyar doların üzerine çıkardık. Dış ticaret yaptığımız ülke ve bölgeleri çeşitlendirdik, yeni pazarlar oluşturduk. 2002 yılında 1 milyar dolar üzerinde ihracat yaptığımız ülke sayısı sadece 8 iken, bu sayı bugün 32’ye ulaşmış durumda.
Değerli konuklar; bakınız 2015 yılında AB ülkelerine 64 milyar, diğer Avrupa ülkelerine 14 milyar dolarlık ihracat yaptık. Yakın ve Ortadoğu’ya 31 milyar dolar, diğer Asya ülkelerine 11 milyar dolar ihracat değerine ulaştık. Kuzey Amerika’ya 7 milyar, Kuzey Afrika’ya 8,5 milyar, diğer Afrika ülkelerine de ihracatımız 4 milyar doların üzerine çıktı. 2002 yılında sadece 120 milyon dolar olan Güney Amerika’yla ihracatımız 2015’e geldiğimizde tam 11 kat artarak 1.3 milyar dolar seviyesine ulaştı. Bu rakamların büyüklüğü, Hükümetimizin bütün dünya ülkeleriyle dostane ilişkileri ve işbirliğine verdiği önemin bir göstergesidir.
Geçen hafta da Sayın Cumhurbaşkanımız Rusya’ya bir ziyarette bulundu. Bu ziyarette Türkiye-Rusya ilişkileri yeniden yaşanan uçak krizi öncesindeki seviyeye getirilme kararı aldı.
Değerli konuklar; Türkiye olarak biz Rusya’yla, Ortadoğu’yla, Uzak Doğu’yla, Afrika ülkeleriyle ilişkimizi geliştirmenin, Avrupa Birliği, Amerika’nın alternatifi olmadığını çok açık bir şekilde ifade ediyoruz. Amerika’yla da ilişkilerimizi geliştireceğiz. Amerika kıtasındaki bütün ülkelerle ilişkilerimizi geliştireceğiz, ama Avrupa Birliği’yle yarım asırlık bir yolculuğumuz var, bunu da yok sayamayız. Avrupa Birliği ne kadar samimi olursa, biz de aynı şekilde Avrupa Birliği yolculuğuna olan kararlılığımızı sürdüreceğiz. Dolayısıyla Türkiye Rusya’yla, Türkiye Ortadoğu’yla, İran’la, Körfez ülkeleriyle, Arabistan’la veya Uzak Doğu’yla ilişkilerinin geliştirilmesinin Avrupa’ya, ne de Amerika kıtasına, ne de Afrika’ya bir alternatif olmadığını özellikle ifade etmek isterim.
Dış politikamızın esasını oluşturan dostlukları artırmak, düşmanlıkları azaltmak. Bu çerçevede bildiğiniz gibi İsrail’le ilişkilerimizi normalleştirdik, Rusya’yla ilişkilerimizi yoluna koyduk. Şimdi bölgenin kanayan en büyük yarası Suriye’dir. Suriye’yle de ümit ediyorum ki bölgede bölge ülkeleriyle el ele vererek, bir yandan Rusya ve Amerika’nın da katkılarıyla işler normale döner, daha fazla kan dökülmesinin önüne geçeriz. 500 bin masum insan hayatını kaybetti Suriye’de. Ne için? Bunun cevabını hiç kimse veremiyor. Ama Suriye’de tekrar işlerin yoluna girmesinin en önemli şartlarından birisi, Suriye’de Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına bağlıdır. Suriye’de etnik yapıya dayanmayan bir yönetişim şeklinin kurulmasına bağlıdır. Bu bakımdan gerek koalisyon güçleri, gerek bölge ülkeleri, Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere bütün tarafların bu esası gözden kaçırmadan çözüm arayışına hız vermeleri hayati öneme sahip. Böylece yerinden yurdundan edilmiş milyonlarca Suriye vatandaşı tekrar vatanlarına kavuşacak ve anlamsız ölümler, can kayıpları ortadan kalkmış olacak. Bu yolda kayda değer gelişmenin önümüzdeki aylarda yaşanabileceğini düşünüyoruz, bu alanda da Türkiye olarak üzerimize düşen aktif çalışmaları bütün hızıyla sürdürüyoruz.
Değerli konuklar; tekrar 15 Temmuz sabahına gelirsek, bir sitemimi de burada sizlerle paylaşmak istiyorum. O da şudur: Türkiye bir darbe girişimini sonuçsuz bıraktı, net bir şekilde darbecilere darbe yaptı. Biz beklerdik ki Paris’te Charlie Hebdo olayından sonra bütün dünya liderleri akın akın koşarak oraya gitti Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı dahil. Biz gelişmiş demokrasilerden beklentimiz; o gün herkesin buraya gelip bizimle dayanışmasını göstermesini beklerdik. Hadi bunu yapamadınız, hemen bu darbeyi en şiddetle kınamak ve Türkiye’nin demokrasisinin başarısını bizlerle paylaşmak, bu konudaki dayanışmanızı en açık şekilde dostlarımızın göstermesini beklerdik. Bunu yapanlar oldu mu? Oldu, şüphesiz oldu, burada isimlere girecek değilim, onlar kendilerini bilir. Ama bazı dostlarımız ne yazık ki başka bir bakış açısını benimsediler. Nedir o bakış açısı? Darbe girişimini görmezden gelip Türkiye’de darbecilerin hukuk içerisinde adaletle yargılanıp yargılanmayacağı konusunu tartışmaya açtılar, bu bizi çok üzdü. Suç işleyen, halkın iradesiyle seçilmiş bir Hükümeti yok etmeye çalışan terör gruplarını, darbecilerin hakkını milletin hakkından daha fazla savunma gayreti gerçekten bizi üzmüştür; bunu samimiyetle, açık kalplilikle sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ancak daha sonra yaşanan olaylar ve Yenikapı buluşması, Türkiye’de darbenin milleti ayrıştıran değil milleti daha da güçlendiren, daha da birleştiren, siyaseti ortadan kaldırıp bütün bir halkı kucaklayan bir tabloyu da beraber getirdiğini gördük. Ümit ederim ki o gün ıskalanan bugün daha iyi görülsün.
Gözlerinizle gördünüz, o gün yaşananı bütün ayrıntılarıyla anlatamadık, ama dikkat çeken bazı noktaları sizlerle paylaştık. Bugün sizlerle biraraya gelmemizin ana amaçlarından bir tanesi; o gece yaşananları bir kez daha hatırlatmak, sizlerle paylaşmak ve bu konuda bundan sonra küresel barışın, bölgesel barışın korunması ve bu ve buna benzer olayların hiçbir ülkede yaşanmaması için birlikte beraber hareket etmemizin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha sizlerle paylaşmak istedik.
Türkiye’de darbe oldu, darbeden sonra hemen savcılarımız harekete geçtiler, darbeye bizatihi katılanları tek-tek topladılar, şimdi yargılamaları devam ediyor. Değerli konuklar; Türkiye bir hukuk devleti. Hukuk devletinde yasalar ne derse o yapılır. Üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü, hukuk devletinde temel ölçüdür. Hukuk devletinden sapmadan, bu cürümü, bu suçu işleyenler mutlaka cezalarını, hak ettikleri cezayı alacaklar. Bu konuda hiç kimsenin bir tereddüdü olmasın. Baştan beri söylediğimiz bir şey var; intikam hırsıyla hareket etmeyeceğiz, duygusal da davranmayacağız, tek ölçümüz adalet olacak.
Bu FETÖ terör örgütünün mensuplarını sızdıkları bütün kurumlarımızdan temizlemek için kılı kırk yararak çalışıyoruz. Amacımız, haklıyla haksızın bir arada olmaması. Yaşla kurunun aynı şekilde yanmaması; buna çok özen gösteriyoruz. Bunun ne kadar zor bir iş olduğunu umarım takdir edersiniz. Çünkü bu örgüt kapalı bir örgüt, saydam değil. Onun için bu örgütle ilgili mücadele de maalesef o kadar kolay olmuyor. Eminim ki sizin ülkelerinizde de okul açmak suretiyle, dernek-vakıflar kurmak suretiyle bu örgütün faaliyetleri var. Bakın size bir dost tavsiyesi; bunlarla ilgili eğer bir tedbir almakta geç kalırsanız, bu tehdit Türkiye’nin tehdidi olmaktan çıkar sizin ülkelerinizin en büyük tehdidi haline gelebilir. O bakımdan bizim size tavsiyemiz, talebimiz, hele hele 15 Temmuz’u yaşadıktan sonra bu örgüte ülkenizde müsamahayla bakılmasına lütfen, ama lütfen izin vermeyin. Bu bizi üzmekle sınır değil, Türkiye’yi üzmüş olmuyorsunuz, aynı zamanda gelecekte karşılaşacağınız büyük bir tehlikeyi de ıskalamış olursunuz. Bunu özellikle sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli kardeşlerim; Türkiye hukuk devleti anlayışı içerisinde bu darbe girişiminin arkasında olan FETÖ terör örgütünün başının iadesini istiyorum. Bu konuda Amerika Birleşik Devletleri’yle ikili anlaşmamız var. Adli yardım ve suçluların iadesine yönelik anlaşmamız var, gayet açık hükümler var. Biz Amerika’dan yıllardan beri stratejik ortak olduğumuz Amerika’dan hakkımız olan bir şeyi istiyoruz. Diyoruz ki; bir terör örgütü var, bu terör örgütü Türkiye’de darbe yaptı ve yüzlerce masum insanın hayatına mal oldu, binlerce insanın sakat kalmasına sebep oldu, bunun lütfen gereğini yapın. Geçici tutuklayın ve sonra da bunu artık ülkenizde barındırmayın. Burada ne var, yanlış olan ne? Eminim ki Amerika Birleşik Devletleri bu konuda gereken adımları atacaktır. Artık darbeyi o mu yaptı, arkasında o var mı-yok mu tartışması çok ama çok geride kaldı. Gün ışığı gibi belli bir şeyden bahsediyoruz. Biz adli anlamda, kolluk anlamında her türlü bilgiyi-belgeyi paylaşacağız, bunun karşılığındaki tek isteğimiz de, bu terörist başının daha fazla Amerika Birleşik Devletleri’nde kalmamasıdır. O kalmaya devam ettiği müddetçe eminim ki 79 milyon Türk halkının burukluğu Amerika’ya karşı devam edecektir. Bir darbeyi önleyen bu milletin duruşunu Amerika Birleşik Devletleri de herhalde görmezlikten gelemez. Hiç kimseyle ilişkilerimizi bozmak diye bir niyetimiz yok, hele hele bir terörist başı yüzünden Amerika’yla da ilişkilerimizi zora sokmak gibi bir düşüncede değiliz. Ama hukuk devleti olarak, büyük bir darbeye muhatap olmuş bir ülke olarak, canı yanan insanlar adına bunu da istemeye hakkımız var. Bu hususları da anlatmak istiyorum.
Biz darbeden sonra olağanüstü hal ilan ettik. Hatırlayın, Fransa’da bir terör olayı oldu, orada da olağanüstü hal ilan edildi ve üçüncü kez uzadı. Sadece bir terör olayı, bizde ülkemizin seçilmiş hükümetini yıkmaya çalışanlara karşı bir darbeden sonra bir olağanüstü hal ilan edildi. Değerli dostlar, bu olağanüstü hal millete yapılmış bir uygulama değildir. Baştan söyledik; biz kendimize olağanüstü hal ilan ettik, yani Hükümete. Neden bu darbe meydana geldi, neden biz bu darbeyi bugüne kadar görmedik? Ve bu darbeyi oluşturan nedenleri ortadan kaldırmak, bir daha bu kanlı darbe girişimine muhatap olmamak için acil yapmamız gereken düzenlemeler var. Olağanüstü halin anayasamızın 120. maddesine göre amacı budur ve bu amaç doğrultusunda kararlarımızı süratle alıyoruz. Nedir bunlar? Bu darbeye karışanların mutlaka devletten temizlenmesi, yargı sisteminden, Silahlı Kuvvetler içerisinden, bürokrasiden, ticaret hayatından, üniversitelerden, nerede varsa hepsinden temizlemeyi hedefliyoruz.
Ama bu olağanüstü hal bir şeye hiçbir şekilde karışmayacak. Ekonomi kendi kuralları içerisinde çalışmaya devam edecek, piyasalar aynı şekilde çalışmaya devam edecek, iş hayatı aynı şekilde devam edecek kesintiye uğramadan, bunun da böyle olduğunu herhalde görüyorsunuz. 15 Temmuz gibi bir darbeyi yaşayan ülkede ekonomik göstergeler günün olağan dalgalanması dışında hiçbir dalgalanmaya tabi olmadı. Hele hele 24 Kasım Rusya’yla uçak krizinden sonra meydana gelen ekonomik göstergelerdeki bozulma kadar bile darbe sırasında bizim ekonomik göstergelerimiz olumsuz etkilenmedi. Bir yandan büyük bir darbeyi geçirmiş bir ülkeyken, bir yandan da Meclis’imizin hiç ara vermeden çalışmasını sağladık, yatırımcılara, ticaret ehline ve bütün ekonomi dünyamıza yönelik teşvikleri, tedbirleri de birer birer hayata geçirdik. Türkiye ekonomisi ne kadar darbelere, risklere, şoklara dayanıklı olduğunu bir kez daha 15 Temmuz’da yaşanan olayla ortaya koymuştur. Ne yazık ki bazı değerlendirme kuruluşları çok fazla irdelemeden, incelemeden acele karar vermişlerdir. Ve görmüşlerdir ki bu karar gereksiz ve Türkiye’nin bu kararı haklı kılacak bir ekonomik durumunun olmadığı bugün en iyi şekilde ortaya çıkmıştır. Piyasalar 15 Temmuz öncesine çoktan dönmüştür, daha da iyiye gidecektir. Ekonomimizin temelleri sağlamdır, hiçbir kalıcı tahribat oluşmamıştır. Piyasa dostu ekonomi politikalarını kesintisiz uygulamaya devam edeceğiz. Yaptığımız yeni düzenlemelerle vergi barışı getirdik, vatandaşın devlete olan borçlarını tamamen uzlaşma yoluyla çözümlenmesi için imkân sağladık. Yatırım ortamını iyileştiriyoruz, yabancı yatırımcıların karar süreçlerini hızlandırıyoruz. Yatırımcılara yeni yeni teşvikler getirdik. Tasarrufları artıracak reformları çıkardık. Reform programlarımızı hiçbir tereddüde mahal vermeden aynen uyguluyoruz.
Türkiye ekonomisi neden güçlü? Bakınız 4 seçim geçirdik, Gezi olaylarını geçirdik, jeopolitik bölgesel istikrarsızlıkların içerisindeyiz, 2010-2015’te bütün bu olumsuzluklara rağmen, 17 Aralık darbe girişimi, 15 Temmuz darbe girişimi, daha birçokları; Türkiye ekonomisi yüzde 5.2 büyüdü. OECD ülkeleri arasında son 5 yılda en fazla büyüyen ülke Türkiye’dir. Demokrasimiz 15 Temmuz darbe girişiminden sonra daha da güçlendi.
Silahlı Kuvvetlerimizin yeniden yapılanması için, Milli Savunma Bakanlığımızın yetkilerinin artırılması için yapısal düzenlemelere gittik, kanunlar çıkarttık. Şunu unutmayalım: Olağanüstü hal geçici bir haldir ve mutlaka yapılması gereken düzenlemeler, kararlar uygulamaya geçtikten sonra kaldırılacaktır. Dediğim gibi, olağanüstü hal millet değil devlete uygulanmaktadır.
Aynı şekilde değerli konuklar; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesine yönelik derogasyon uygulamalarımız da demokratik ülkelerin yeri geldiğinde hayata geçirdiği doğal uygulamalardır, tıpkı Fransa’nın yaptığı gibi. Altını çizerek söylemek isterim ki; Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini askıya falan almamıştır, sadece 15. maddede bir derogasyon istisnası getirmiştir. Yürütülen uygulama belirli hakların uygulanmasına geçici sınırlama koymaktan başka bir şey değildir.
Bütün bunları ifade ettikten sonra bir kez daha gerek 15 Temmuz darbe girişimi, gerekse ülkemizde bölücü terör örgütünün maalesef kalleşçe, alçakça yaptığı eylemlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımız, güvenlik güçlerimiz için gösterdiğiniz dayanışma dolayısıyla sizlere, hepinize teşekkür ediyorum. Türkiye bölgesel istikrarı, küresel barış ve kardeşliğin geliştirilmesi için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bütün katkıları en yüksek düzeyde sağlayacaktır. Sadece PKK değil DEAŞ gibi, El Nusra gibi daha birçok bölücü terör örgütüne karşı aktif mücadelemiz bütün ortaklarımızla birlikte kararlılıkla sürdürülecektir.
Ben bu duygularla bir kez daha hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun, var olun, hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Sorularınız varsa, bunları da cevaplamaya çalışacağım.