Basbakan Yildirim’in Türkiye-Malta Is Forumu’nda yaptigi konusmanin tam metni
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM- Sayın Başbakan Avrupa Birliği’yle ilgili girişte bir şey söyledi, benim de aklıma bir şey geldi, onu da aktarayım. Theresa May İngiltere Başbakanı Türkiye’yi ziyaret ettiğinde gazeteciler kendisine de, bana da bir soru sordular. Soru şu: Sayın May İngiltere olarak Avrupa Birliği’nden çıkan, çıkma kararı veren bir Başbakansınız. Sayın Yıldırım, siz de Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan bir Başbakansınız, ne düşünüyorsunuz? Benim cevabım çok basitti: Giren pişman, çıkan pişman. Dolayısıyla bu Avrupa Birliği böyle bir şey, Allah sonumuzu hayır etsin.
Malta’ya diplomatik ilişkilerimizin tesisinden 50. yılında buradayız. Türkiye Cumhuriyetinden Başbakan seviyesinde ilk ziyaret, dolayısıyla bu ziyaretin hatırlanacak bir özelliği var. Hakikaten Malta’ya kuvvetli bir ekiple geldik, yani Malta’nın nüfusunu artırdık birdenbire.
Malta ile Türkiye birbirine çok benzeyen, ortak özellikleri olan iki ülke. Akdeniz’de Akdeniz’in güzelliklerini paylaşan iki ülkeyiz. Kültür benzerliğimiz var, yaşayış tarzımızda benzerlik var, olayları algılamada benzerliğimiz var, tipik Akdeniz ülkeleriyiz. Dolayısıyla birçok konuda çok daha kolay anlaşabiliyoruz, işler yapabiliyoruz.
Malta, dünyada çok büyük kriz olmasına rağmen, Avrupa Birliği’nde büyüme neredeyse yok olmasına rağmen her yıl büyümesini kararlılıkla sürdüren ender Avrupa Birliği ülkelerinden biri; bu da çok güzel bir şey, Sayın Başbakanı ve ekibini tebrik ediyorum böyle bir başarıyı elde ettikleri için.
Türkiye olarak Malta’yla ilişkilerimizi çok geliştirmek istiyoruz. Son iki yılda ticaret hacmimizde ciddi bir azalma var. Bu tabii küresel ekonomik krizle ilgili bir durum, geçici bir durum. Bunu süratle telafi edecek elimizde imkanlar olduğunu düşünüyorum. Özellikle birkaç alanda Türkiye-Malta arasında çok ciddi işbirliği geliştirilebilir. İlişkiler ekonomik anlamda ve diğer alanlarda hızla büyüyebilir. Örneğin, karşılıklı yatırımlar, bugün itibariyle 500’den fazla yatırımcı 1.3 milyar dolarlık bir yatırım hacmiyle Malta’da Türk yatırımcılar iş yapıyorlar. Bankalarımız ta 90’lı yıllardan beri burada faaliyette. Finans sektöründe, altyapı projelerinde Malta’yla çok daha önemli projeleri gerçekleştirebiliriz. Evet, liman işletmeciliğinde sadece Türkiye’de değil dünyada önemli bir yeri olan Yıldırım Grup ve Global şirketlerimiz Malta’da da güzel işleri yapıyorlar. Diğer yatırımcılarımız da değişik değişik alanlarda faaliyetlerini sürdürüyorlar.
Bugüne kadar Malta’yla iş yapan iş camiasından hiçbir arkadaşımızdan ben bir şikayet işitmedim. Dolayısıyla iyi bir iş ortamı var, iklim gayet müsait, her bakımdan müsait. O yüzden gerek Malta, gerek Türk işadamlarını karşılıklı iş yapma konusunda daha fazla gayret göstermelerini bekliyorum.
Burada benim seçim bölgemden de, İzmir’den de işadamlarımız var. İzmir-Malta ilişkilerinin geçmiş bir hikayesi de var. Dolayısıyla Malta’dan İzmir’e geçmiş tarihlerde yerleşmiş ve orada hayatını sürdürmüş Maltalılar var. Bunlar bizim aramızdaki ilişkilerin gelişmesine katkı sağlayan en büyük değerlerimiz.
Sayın Başbakan, değerli katılımcılar; Türkiye son 15 yıl içerisinde ciddi bir ekonomik büyüme gerçekleştirdi. 2002’ye nazaran 2016 sonuna geldiğimizde Türkiye’nin milli geliri 3 kat arttı, 230 milyar dolardan 830 milyar dolar seviyesine çıktı. Kişi başı gelir satın alma paritesine göre 11 bin dolar seviyesine geldi ve Türkiye altyapı projelerinde, eğitimde ve sağlıkta çok büyük bir ilerleme kaydetti. Küresel kriz dünyada tüm hızıyla devam ederken, Türkiye dünyanın en büyük projelerini birer birer gerçekleştirdi. Dünyanın en geniş ortasından demiryolu geçen asma köprüsünü Boğaza inşa etti. Dünyanın deniz altından en derinden geçen tren yolunu, Marmaray’ı tamamladı, hizmete aldı ve geçtiğimiz ay da Avrasya Tünelini hizmete aldık. Marmaray ikinci sıraya düştü, Avrasya birinciliği aldı denizin 106 metre derinliğinden geçen bir tünel.
Malta ana adayla diğer adayı birleştirmeye Gozo Adası’nı birleştirme niyeti var, dolayısıyla bizim Avrasya tüneline benzer bir tüneli buraya pekala müştereken yapabiliriz. Hızımızı alamazsak Türkiye’ye kadar da devam edebiliriz. Bu tecrübeleri paylaşmakta fayda var.
Ayrıca, dünyanın en büyük havalimanını inşa ediyoruz, 150 milyon yolcu kapasiteli, önümüzdeki yıl birinci bölümü açılacak. İlk etabı bile 90 yıllık kapasitede, dünyanın en büyüğü olacak.
Hızlı tren projeleri, bölünmüş yol projeleri ve daha yeni ihale ettiğimiz Çanakkale Köprü dünyada orta açıklığı en fazla olan köprü olacak 2023 metreyle, bu da bir ilk gerçekleşecek. Bu da yap-işlet-devret modeliyle yapılmış projedir. Yani kısacası, biz son 15 yıl içerisinde toplam 50 milyar doları bulan projeleri yap-işlet modeliyle gerçekleştirdik, gerçekleştiriyoruz.
Sağlıkta da benzer çalışmalarımız var. Sağlıkta doğrusu Türkiye hakikaten son 15 yılda çok büyük dönüşüm gerçekleştirildi, sağlıktaki dönüşüm birçok ülkeye model oldu. Ve bu başarı içeride sağlık hizmetinin herkese sağlanmasının yanında, dışarıdan da sağlık turizminin başlamasına temel teşkil etti. Sağlıkta şimdi yeni bir konsept, yeni bir anlayışa geçtik, 30 büyük şehrimize şehir hastaneleri yapıyoruz, ilk iki tanesini tamamladık, bu yıl içerisinde de 8 tanesini bitirmiş olacağız. Bunlar da yap-kirala-devret modeliyle yapılıyor, yani genel bütçeden yapmıyoruz. Bunlar büyük hastaneler, tabiri caizse hastane içinde hastane var, bir hastanede 7 tane ihtisas hastanesi, ameliyathanesi falan var. İlkini geçtiğimiz günlerde açtık. 4 bin yataktan 1500 yatağa kadar değişen değişik hastaneler. Bu, entegre sağlık hizmeti anlamına geliyor, bütün her şeyin gelince orada görülmesi anlamına geliyor.
Boruyla su götürüyoruz Kıbrıs Adası’na, barış suyu, Akdeniz’in dibinden 135 kilometre mesafeye, Antalya Manavgat’tan su taşıdık, bu da büyük ve ilk projelerden bir tanesi.
Kısacası, tabi ki ihtiyaçlar sınırsız, kaynaklar sınırlı, bu sınırsız ihtiyaçları sınırlı kaynaklarla görebilmek kolay değil. Genel bütçe imkanları her zaman yeterli olmuyor, bu yüzden de geliştirdiğimiz bu yap-işlet-devret, PPP modelleri sayesinde Türkiye’nin yıllardır hep ertelemekte olduğu büyük projeleri birer birer hayata geçirdik. Bu tecrübelerin hepsini paylaşabiliriz, birlikte iş yapabiliriz.
Turizm alanında ilişkilerimizin çok daha hızlı gelişeceğine eminim. Maalesef zaman zaman ülkeler bir güvenlik ve terör sınıflaması yaparak turizmin belirli yerlerden, ülkelerden başka yerlere kaymasını sağlamaya çalışıyorlar. Ben şunu açıkça söyleyeyim: Malta Valletta ne kadar güvenliyse İstanbul da o kadar güvenli. Dünyada terör tehdidinden korunan hiçbir yer yok, bunu yaşayarak gördük, onun için terörü ortak tehdit olarak almalı ve birlikte mücadele etmeliyiz.
Bazen aklımıza bu terör turizm söylemlerinde şu da gelmiyor değil: Acaba burada rekabeti bozacak birtakım manipülasyonlar var mı, yok mu; bu soru sıkça soruluyor. Doğrusu bizim bu konudaki tedbirlerimiz var, İngiltere’yle en son havaalanı güvenliği konusunda anlaşma yaptık, şimdi diğer ülkelerle yapıyoruz.
Türkiye’ye 2002’de 13 milyon turist gelirken, 2015’in sonunda 40 milyona yaklaştı. Turizmle ilgili gelirlerimiz 40 milyar dolara ulaşmıştı, son 1,5 yıl içerisinde biraz düşme var, bunun sebebi de belli. Tabi Türkiye çok büyük bir etrafında savaş var, istikrar var, mülteci akını var, dolayısıyla bunlar kısmen burada yavaşlamaya sebep oldu, ama bu sene tekrar toparladı. Eminim ki, bu ziyaretten sonra Malta-Türkiye arasındaki turizm faaliyetleri de artacak. Siz şimdiden düşünün, bu kadar Türkü nerede misafir edeceksiniz?
Okuldan, eğitimden bahsettiniz, eğitim alanında özellikle dil öğrenimi anlamında çok büyük potansiyel var. Bunun bir bakanlık politikası, bir eğitim politikası haline getirmek suretiyle buradaki potansiyeli de gerçekleştirebiliriz. Bu kadar öğrenci, 25 milyon üniversiteler dahil öğrencimiz var; ama merak etmeyin hepsini aynı anda göndermeyiz, mülkün değil. Biraz orada, biraz burada, biraz öğreticiler Türkiye’ye gelecek bir kısmını orada öğrenecekler, sonra gelip burada pratiklerini geliştirecekler, böylece Avrupa Birliği’ne girmeden önce bu lisan mevzusunu halletmiş olacağız, nasıl olsa daha çok vaktimiz var, acelemiz yok.
Hayat devam ediyor, biz işimize bakalım, ilişkilerimizi geliştirelim, karşılıklı ticaretimiz arttıralım, yatırımları arttıralım. Avrupa Birliği esasen yaşadığımız şartlar altında gelecek vizyonunu gözden geçirmesi gerekiyor. İngiltere neden çıkmaya çalışıyor, başka ülkelerde Avrupa Birliği’yle ne gibi bakış açıları var, bunları sağlıklı değerlendirmek ve Türkiye’yle ilgili ilişkileri de buna göre yeniden ele almak lazım. Biz Avrupa Birliği’ne yük olmak için değil, Avrupa Birliği’yle yük paylaşmak için girmek istiyoruz. Gümrük Birliğinin güncellenmesi konusunda Dönem Başkanlığınızda vereceğiniz destek için şimdiden teşekkür ediyoruz. Eğer mümkün olursa biz yeni iki fasıl da sizin Başkanlık döneminizde açmayı arzu ediyoruz, bu konuyu da sizlerle paylaştık.
Ayrıca, tabi Malta başından beri hiçbir şart olmadan Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi yönünde hep kararlı duruşunu ortaya koymuştur, bunun için teşekkür ediyoruz.
Tabi ülkemiz Suriye’de, Irak’ta, etrafta yaşanan istikrarsızlıklar, iç savaşlar nedeniyle ciddi bir göç baskısı altında, bugüne kadar halen de 3 milyonun üzerinde mülteciyi biz ağırlıyoruz, onlara ev sahipliği yapıyoruz. Türkiye’nin katlandığı bu fedakarlığı Avrupa Birliği daha iyi değerlendirmesini ve bu konudaki yük paylaşımına biraz daha fazla gayret göstermesini de dolayısıyla bekliyoruz. Söylenenler güzel, ama her zaman olduğu gibi Avrupa Birliği’nde söylemden eyleme geçiş o kadar hızlı olmuyor. Sizin de bu konuda Avrupalı dostlarımıza herhalde söyleyeceğiniz güzel şeyler olabilir diye düşünüyorum.
Ve bir kez daha şahsıma, heyetime, iş camiamızın değerli temsilcilerine gösterdiğiniz bu sıcak ilgi ve ev sahipliğinden dolayı teşekkür ediyoruz.
Emim ki, Türkiye-Malta ilişkileri önümüzdeki yıllarda çok daha hızlı ilerleyecek ve her iki ülkenin halkları bundan istifade etme imkanı bulacaklardır.
Teşekkür ediyorum, sağ olun.