Basbakan Yildirim’in TÜSIAD Yüksek Istisare Konsey Toplantisi’nda yaptigi konusmanin tam metni
Tabii işin zor kısmını görünce herhalde gitti. Mehmet Bey Brüksel’de Avrupa Birliği’yle bir toplantıya katılacak, Avrupa Birliği Ekonomi Zirvesi yapılıyor. Uzun bir aradan sonra o toplantıya katılmak için izin istedi, yoksa yanlış anlaşılma olmasın.
Evet, iş dünyamızın değerli temsilcileri, TÜSİAD ailesinin değerli mensupları, hanımefendiler, beyefendiler; hepinizi bu yıllık istişare toplantısında saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneğimiz TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Toplantısının hayırlara vesile olmasını Mevla’mdan niyaz ediyorum.
Gerek Tuncay Bey, gerekse Erol Başkan Türkiye’nin ekonomisiyle ilgili, gelecek vizyonuyla ilgili Türkiye’nin baş etmek zorunda kaldığı iç ve dış sorunlarla ilgili kapsamlı bir değerlendirme yaptılar. Bu değerlendirmeleri not ettik, tabii ki bir kısmı bizim de iştirak ettiğimiz konular, bir kısmı da herhalde bu toplantıdan sonra yapacağımız geniş kapsamlı istişarelerde açıklığa kavuşacak ve birbirimizi daha iyi anlamamıza vesile olacak konulardır.
Değerli dostlar, Türkiye ekonomisini yakından ilgilendiren birkaç süreci birarada yaşadığımız bir dönemden geçiyoruz. Birkaç süreç diyorum, adeta Türkiye’de gün geçmiyor ki yeni bir sorun, yeni bir gündemle karşı karşıya kalmayalım.
Erol Bey bir tanım yaptı, yüzde 10-yüzde 90 taksimi yaptı ve dedi ki; başımıza gelenler yüzde 10’dur, nasıl tepki vereceğiniz, nasıl davranacağınız da yüzde 90’dır. Bu Türkiye için tersinden doğrudur. Katılıyorum, Türkiye’nin son 15 yılına baktığınız zaman başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Bunların neler olduğunu sizler biliyorsunuz, ben burada bunun detaylarına girecek değilim. Ama buna rağmen Türkiye bütün bu zorlukların üstesinden gelmeyi bilmiştir, başarmıştır. Nasıl başardık? Birlikte başardık. Devletle, iş alemiyle, sivil toplum örgütlerimizle, toplumun bütün kesimleriyle ülkemize yönelen tehditleri, saldırıları göğüsleyerek bugünlere geldik. Hepimiz biliyoruz, Türkiye özel sektörün dinamiğiyle, gücüyle kalkınan bir ülke, büyüyen bir ülke. Bugün kamu 1 birim yatırım yapıyorsa, özel sektör 8 birim yatırım yapıyor. Özel sektörün gücü Türkiye’nin lokomotif gücüdür. Bunun farkındayız ve buna göre de siyasi olarak, ekonomik olarak bütün alacağımız kararlarda bu işe dikkat ediyoruz.
Ülkemiz 15 yıldır büyük bir mücadelenin içerisinden geçiyor. Bir yandan ülkemizin hizmet açığını, kalkınma için kamunun yapması gereken işleri yaparken, diğer yandan da ülkemizin demokrasisini geliştirmek ve gelişmiş ülkeler seviyesine çıkarmak için gayret gösteriyoruz. Türkiye 2002-2017 kıyaslamasını yaptığınızda üç katına çıkmış bir ülkedir; milli gelir olarak, kişi başına düşen milli gelir açısından da durum böyledir.
Küresel kriz, 2008 krizi 1929 buhranına bir ölçüde benzetiliyor, bu doğrudur. Üzerinden yaklaşık 10 sene geçmesine rağmen maalesef küresel krizin henüz bittiğini söyleyemeyiz. Ama küresel krizle Türkiye zamanlıca aldığı tedbirler sayesinde en asgari düzeyde etkilenen ülke olmuştur. Küresel krizde büyümesini artırmaya devam etmiş ve üretime, istihdama katkı sağlayan, ekonomisiyle dinamik şartlarda ayakta kalmasını bilmiştir.
Yani Türkiye’nin karşılaştığı olayları burada detayıyla size anlatacak değilim. Ama hatırlayın, 2013’e geldiğinde Türkiye neredeyse faiz oranlarını yüzde 5’in altına indirmiş, IMF’yle olan borcunu bitirmiş ve dünyanın en büyük projelerini hayata geçirecek noktaya gelmiş, en büyük havalimanını ihale etmiş, en geniş köprüsünün yapımına başlamış, tam o sırada Gezi olaylarıyla karşı karşıya kaldı Türkiye ve Gezi olayları sonrası tabi şartlar değişti, daha kısa bir süre sonra da 17-25 Aralık FETÖ örgütünün yargı kumpasıyla yüzleşmek zorunda kaldık. Hızını alamayan bu alçak örgüt nihayet altın vuruşunu 15 Temmuz darbe girişimiyle gerçekleştirmiş, ancak Türk milleti gösterdiği kahramanlıkla, Cumhurbaşkanımızın dirayeti sayesinde bu belayı da def etmesini de bilmiştir.
Hedefte Türkiye vardı. 15 Temmuz gibi bir olay başka ülkelerde yaşansa, değerli dostlar, çok açık söylüyorum, 10 sene belini doğrultamaz. Düşünün, millete karşı milletin tankını, topunu, silahını asker kılığına girmiş alçak FETÖ mensupları kullanıyor ve gözünü kırpmadan Cumhuriyetin kurulduğu gazi Meclisi bombalayabiliyor, sivil insanların üzerine ateş ediyor; böylesine bir olay yaşadı Türkiye. Şimdi tabi ki burada adalet vurgusu yapılıyor. Adalet mülkün temelidir, bunda hiç tereddüt yoktur. Adaletin tarafsız, bağımsız olması şarttır, bu da bizim anayasa hükmümüzdür. Bağımsızlık yanına tarafsızlığı da koyan 2016 anayasa değişikliğiyle adalete olan vurguyu yine biz yaptık.
15 Temmuz’un hedefi Türkiye’ydi, Türk demokrasisiydi, kalkınan, büyüyen Türkiye’nin önünü kesmekti. Türkiye’nin geçmiş yıllarına geri dönmesini, kendi iç sorunlarıyla boğuşan ve gelecek vizyonunu ortaya koyamayan bir ülke olması için yapılan önemli bir hamleydi.
Tabi 15 Temmuz’dan sonra, hatırlayın 3’üncü çeyrekte Türkiye 4.9 küçüldü, ama yılın sonuna geldiğimizde 3.2 büyümeyle Avrupa Birliği ülkelerinin üzerine çıkan bir büyüme oranını yakaladı ve yılı böyle tamamladı. Darbe olmuş, bütün ülkenin adeta kimyası bozulmuş bir haldeyken, aylar süren bir süre içerisinde toparlanmış ve tekrar yoluna devam etmiş bir ülkeden bahsediyoruz, Türkiye’den bahsediyoruz. 2017 yılı için senaryoları hatırlayın, 2017’de büyük kriz olacak, iflaslar olacak, ekonomi çökecek, enflasyon, faiz kontrol edilemeyecek, o değerlendirme kuruluşları adeta yarışa girdiler 2017 tahminleri için. Birisi ben daha fazla indiriyorum dedi ve nihayet ve 2017’ye geldiğimizde Türkiye birinci çeyrekte yüzde 5.2 büyüdü, ikinci çeyrekte 5.1 büyüdü ve üçüncü çeyrekte büyümenin 2 haneli olursa şaşmayın diyorum, ama yılsonu itibarıyla da ülkemiz yüzde 6’yla 7 arasında bir büyümeyi gerçekleştirecek.
Nasıl oldu? Çünkü biz özel sektörümüze güveniyoruz, ekonomimize güveniyoruz, güvendiğimiz için de hemen gerekli tedbirleri aldık, işletmelerin kaynağa erişimini sağladık Kredi Garanti Fonuyla 250 milyar lira civarında bir kaynak oluşturduk ve bundan 250 bin civarında işletmemizin yararlanmasını sağladık. Ayrıca, KOSGEB’in KOBİ’lere sağladığı imkanlarla 500 bin işletmemiz burada nefes aldı, işlerini yoluna koydu ve ekonomimiz büyümeye devam etti. O kriz senaryolarını ters yüz ettik, geride bıraktık.
Şimdi de baktığımızda aynı şeyler 2018 için söylenmeye başladı, 2018 çok zor bir yol olacak, büyük bir kriz kapıda gibi laflar söyleniyor. 2018, doğru, kolay olmayacak, bunun farkındayız, ama ülkemizin bugüne kadar kazanımları sayesinde, istikrar sayesinde, güven sayesinde 2018’le de inşallah büyüme aynen devam edecek. Bugün 2 haneli duruma gelen enflasyonun aşağı doğru seyri devam edecek, bunun için gereken tedbirleri alıyoruz, bu tedbirler kısa sürede etkilerini gösterecek. Özellikle 2018’de yol haritamızı hazırlıyoruz, bunu yaparken beraber yapacağız. Az önce söyledim, Türkiye’nin kalkınmasa kamu bir katkı sağlıyorsa, özel sektör 8 kat katkı sağlıyor, o halde özel sektörü, iş alemini, sizleri dikkate almadan, sizleri meseleye dahil etmeden bunların yapılması asla söz konusu olamaz, böyle bir şey mümkün değil, yol haritasını birlikte yapacağız.
Yapacağımız işler nedir?
Bir kere reformlar, reformları yapmaya devam edeceğiz, yapısal reformlara devam edeceğiz, vergi reformunu yapacağız, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve yatırımcıların işinin kolaylaştırılması için iddialı bir eylem planını hayata geçireceğiz.
Türkiye’de iş yapabilme kolaylığı maalesef bugün arzu ettiğimiz düzeyde değil. Hedefimiz, önümüzdeki 3 yıl içerisinde ilk 20 ülke arasına iş yapma kolaylığı bakımından Türkiye’yi sokmak. Bunun için neler yapılacağına dair çalışmalarımız tamamlandı, madde madde bütün bürokrasinin kolaylaştırılması ve vatandaşın işinin devlet bürokrasisiyle zorlaştırılmasının önüne geçilmesi, e-devlet uygulamalarından elektronik ortamda iş yapma imkanlarının arttırılması; bütün bunlar eylem planlarımız arasında yer alıyor.
Beşeri sermayemizin kalitesini artıracağız. Başkan tabi burada öğretimle, eğitimle ilgili sorunlarımıza da değindi, doğrudur. Yani eğitimde göstergelerimiz tam da bizim arzu ettiğimiz seviyede değil, ama birkaç hususu burada aydınlatmak isterim.
Türkiye’de okul öncesi eğitim özellikle son 15 yılda kayda değer bir şekilde artmıştır. Okul öncesi eğitim yüzde 50 seviyesine ulaşmıştır, bu oran 15 yıl önce yüzde 10’un altındaydı. İlköğretimde yüzde 97, ortaöğretimde, yani ortaokul ve liselerde de yüzde 83 sevilesine erişmiş bulunuyoruz. Tabi üniversitelerimizin sayısı fazla. Bakın, 4+4+4’ü getirdiğimiz yıldan itibaren okulda kalış süreleri 5,5 yıldan 2015 yılında 8 yıla çıktı, 2030 yılında 14,5 yıla çıkacak, demek ki artık çocuklarımız daha fazla okulda kalıyor, daha fazla eğitimle meşgul oluyor.
Tabi üniversitelerimizin sayısının attırılması bir eleştiri konusu olabilir, ama unutmayalım, her yıl 1 milyondan fazla gencimiz de lise mezunu oluyor ve üniversitelerin kapısında bekliyor. Eğer üniversitelerimizin sayısını artırmasaydık, üniversiteye girecek öğrencilerimizin sayısı daha fazla artacaktı. Bugün 2 milyon 400 bin yerine bu sayı 6-7 milyon olacaktı, 6-7 milyon gencin sorunlarını çözmek çok daha zor olacaktı. Eksiğiyle, gediğiyle hiç değilse onlar üniversitede şimdi eğitimlerini görüyorlar, bir yandan da üniversitelerimizin ihtiyacı olan yetişmiş insan gücünü de sağlamak için yoğun ve etkin bir program uyguluyoruz.
Dolayısıyla bir yandan üniversiteler artarken, bir yandan da kalitenin artması yönünde çalışmalarımız devam ediyor. Hiçbir şey mükemmel değil. Mükemmel iyinin düşmanıdır, mükemmeli arayacağım, bulacağım diye uğraşırsanız iyiyi yapmaktan da geri kalırsınız. Onun için yapılan her şey bu ülke için kim taş üstüne taş koyduysa başımız, gözümüz üstünde yeri vardır. Bun rahatlıkla her zaman söylüyoruz. Bütün şartlara rağmen Türkiye büyümeye, gelişmeye devam ediyor, bu konuda hiç ama hiç tereddüt göstermeyin, ülkenize güvenin, ülkemize güvenelim, milletimizin gücüne güvenelim, bölgemizin ülkemiz açısından, bölge ülkeleri açısından ne kadar önemli olduğunun farkında olalım ve buna göre çalışmalarımızı sürdürelim.
Türkiye, bugün bölgede istikrarın adeta teminatı haline gelmiş bir ülkedir, bunu yaşadığımız olaylarda görüyoruz. Bugün 6 yılı aşan Suriye sorunu çözüm noktasına geldi ise, bunda Türkiye’nin büyük bir payı vardır. DEAŞ bugün küresel bir terör örgütü olmaktan çıkarıldıysa, bunda Türkiye’nin büyük bir payı vardır, Fırat Kalkanı Operasyonuyla Türkiye tek başına 4 bin civarında terör elemanını etkisiz hale getirmiştir. Bugün Amerika PKK terör örgütü ile işbirliği yaparak etkisiz hale getirdiği DEAŞ terör örgütü mensubu bu kadar değildir. Kimin gerçekte terörle mücadele ettiğini, kimin etmediğini en iyi bilen ülke biziz ve bunu kararlılıkla sürdüren ülke de Türkiye’dir.
Dünyada hiçbir ülke aynı anda 3 terör örgütüyle mücadele etmiyor, sadece Türkiye; bir yandan DEAŞ, bir yandan PKK, bir yandan FETÖ, bu 3 örgütle amansız bir mücadele ediyoruz. Bu tabi bizim kaynaklarımızın, enerjimizin bir kısmını alıyor, ama buna rağmen de ülkemizin büyümesi, kalkınması yolunda yapacağımız işlerden de bizi asla geri koymuyor.
Kürt meselesi, Türkiye’nin Kürt meselesi diye bir meselesi yok, Kürtlerin de tek meselesi, PKK bölücü terör örgütüdür. PKK terör örgütünün Kürtler diye bir sorunu yok, eğer bir sorun varsa bu sorun o bölgelerde yaşayan vatandaşlarımızın PKK bölücü terör örgütü sorunudur. Çünkü bu alçak ölçek Kürt demez, Türk demez, çocuk demez, yaşlı demez, kadın demez, erkek demez herkesin hayatına kasteder ve bölgede, ülkede huzuru, barışı, güvenliği tehdit eder.
Peki, Kürtler, Türkler, 80 milyon vatandaşımız bu ülkeye kimliğini taşıyan herkes bizim başımız, gözümüz üzerinde yeri var, birinci sınıfı vatandaşımızdır. Terör örgütüne karşı bütün etnik gruplar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tamamı bir ve beraber olarak bu mücadeleyi sürdürüyoruz ve burada da çok önemli mesafeler kat ettik. Son 2 yılda taarruz esasına dayanan bir mücadele yöntemiyle bugün 780 bin kilometrekare vatan toprağının her noktasında Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı dalgalanıyor ve Türkiye Cumhuriyeti’nin gücü hissediliyor. Terör örgütü bitme noktasına gelmiştir. Bunu gören dış güçler yeni versiyonlarını hayata sokmak konusunda ciddi bir gayret içindedir.
Bugün Amerika Birleşik Devletleri bizim müttefikimizdir, dostumuzdur, yarım asra varan bir birlikteliğimiz var. Ama Amerika Birleşik Devletleri’nin yaptığı kabul edilebilir bir şey midir? Terör örgütüyle açık ve seçik bir şekilde işbirliği yapmak, neymiş o? Efendim, DEAŞ’ı yok etmek için böyle bir işbirliği yapmaya mecburlarmış; asla ve asla bizi buna ikna edemezler. Bu, Türkiye’nin önem verdiği, yıllarca da sadık kaldığı dostluk ve müttefiklik ilişkisine çok büyük zarar verdiğini muhataplarımıza defalarca söyledik. Bizim Amerika Birleşik Devletleri’yle, onunla ilişkilerde gelecek vizyonumuzda herhangi bir sorun yok, bir yanlışlık da yok. Sorun, Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgeye bakışındadır, Türkiye’yle olan dostluğuna bakışındadır.
İşte 15 Temmuz darbesinin arkasında olan kanlı terör örgütü FETÖ’nün, bütün dünya biliyor, herkes kabul ediyor, ancak dostumuz, müttefikimiz Amerika bu konuda hiçbir adım atmıyor. Bunu nasıl okuyacağız, nasıl değerlendireceğiz? Yani 11 Eylül’de İkiz Kuleler yıkıldığında birkaç gün sonra Başkan Bush onların enkazının önünde direnerek, Amerika büyük bir atak, bir taarruzla karşı karşıyadır ve bunu yapan da El Kaide’dir, Usame Bin Ladin’dir, gideceğiz onu ininde vuracağız, Afganistan’ı işgal edeceğiz dediğinde, bütün ulusları buraya davet ettiğinde en önde giden ülkelerden biri biz olduk, kanıtın var mı diye sorduk mu? Şimdi aynı Amerika ayan beyan 15 Temmuz’u yapan, belgelerle de, her şeyle ortaya konmuş bu alçak darbenin arkasındaki terör örgütü başını teslim etmiyor. Neymiş, belge. 85 klasör belge, bilgi, delil sunduk, bunları açıp kapağını değerlendirmek zahmetine bile katlanmıyor. Bütün bunlardan öte, Türkiye, Türk vatandaşları niye Amerika’ya soğuk bakıyor? Bugün ülkemizdeki vatandaşlarımızın yüzde 80’inden fazlası, bu terör örgütüyle işbirliği, FETÖ darbesi sonrası Amerika’nın hareket etmekte isteksizliği nedeniyle Amerika’ya karşı soğuk bakıyor, bunda da haklı.
Müttefikimiz olan ülkeler böyle bir darbeyle karşı karşıya kaldığımızda değerli dostlar, ne demelerini beklerdik? Çok büyük bir darbeyle karşı karşıyasınız, asla ve asla bu darbeyi biz desteklemiyoruz, Türk Hükümetinin yanındayız demelerini beklerken, derin bir sessizlikle karşı karşıya kaldık. İstisnaları var, İngiltere bunun istisnasıdır, burada söylememde yarar var. Ancak birkaç gün sonra gelen açıklamalar ya darbe oldu, geçti, artık bu işi yapanları fazla hırpalamayanı, onlara dahi nezaketli davranın gibi laflar etmeye başladılar, bu da bizim canımızı sıkan en önemli gelişme olmuştur.
Bütün bunları biz geride bırakıyoruz. Hala Türkiye’nin geleceğinin modern dünyayla entegre bir şekilde yoluna devam etmek olduğunu biliyoruz, bunun farkındayız. Ama hiçbir ülke de Türkiye Cumhuriyeti’nin beka mücadelesini, bağımsızlık mücadelesini, demokrasi mücadelesini görmezlikten gelemez, böyle bir tutum içine girerse 80 milyon vatandaşıyla güçlü iktidarıyla bunun da karşısında olur, bunun da bilinmesi lazım.
Şimdi Amerika’da bir dava var, evlere şenlik, davanın aktörü sanıkken daha mahkemeye gelmeden tanığa dönüştü. Ve adam açıkça diyor ki, bana söylediler ki, yalan söylersen ceza almaktan kurtarırsın, Amerikan Hükümetiyle, yetkilileriyle işbirliği yaparsan yine cezan hafifler, cezadan kurtulursun. Şimdi Amerika’daki bu adalet oluyor, bize gelince nerede hukuk devleti. Bu çiftçi standardı artık Türk milleti yemiyor. Buradaki amaç bellidir, 15 Temmuz’da yapılamayan, yarım kalan işi ekonomik saldırıyla başarmaktır, Türkiye’ye şimdi yapılan bu dava üzerinden bir ekonomik saldırıdır. Ama Türk ekonomisi, Türk özel sektörü ve Türk milleti bu saldırıyı da boşa çıkaracaktır, bundan herkes emin olsun, çünkü Türkiye’de istikrar var, güven var, güçlü ekonomisi var.
Değerli dostlar; tabi bölgemizde var olan istikrarsızlık, yönetim boşluğu bizim daha hızlı ilerlememizin önündeki en büyük engeldir. Neyse Suriye işini bir noktaya getirdik, bundan sonraki adım Cenevre’de bu durumu artık kalıcı hale getirmek, bütün etnik grupların, teröre bulaşmamış bütün grupların içinde yer alacağı bir Suriye devletinin oluşturulmasıdır. Irak’ta yanlış alınan referandum kararı sonrası yanlış hesap Ankara’dan, Bağdat’tan dönmüştür ve şimdi Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Irak’ın anayasal sınırları içerisine çekilmek zorunda kalmıştır. O günlerde dahi Türkiye orada yaşayan Kürtleri, Arapları, kardeşlerimizi mağdur etmemek için sınır kapısını açık tutmuş ve burada insanlığını ortaya koymuştur.
Bir yandan bölgemizde huzuru, istikrarı, tesis ederken, diğer yandan da Türkiye’nin 2023 hedeflerini, gelecek büyük projelerini hayata geçiriyoruz.
Bakın değerli dostlar, geçtiğimiz 10 yıl içinde 2008’den bu yana küresel krizde dünyada sadece 10 tane büyük proje yapıldı, bu 10 büyük projenin 6 tanesi Türkiye yaptı, Türkiye’yi hiç kimse küçük görmesin. Dünyanın en büyük havalimanını yapan Türkiye’dir, dünyanın en geniş köprüsünü 36 ayda yapıp hizmete alan otoyollarıyla birlikte Yavuz Sultan Selim Köprüsü Türkiye olmuştur. 50 yıldır Türkiye’nin gündeminde olan Osman Gazi Köprüsüyle İzmit Körfezini 4 dakikaya indirecek projeyi yapıp hayata geçiren yine Türkiye’dir. İstanbul’dan İzmir’e seyahat süresini 3 saatin altına indirecek otoyolu yapan yine Türkiye’dir. Avrasya Tüneliyle iki kıtayı denizin altından birleşip Anadolu’dan Avrupa Yakasına 2 dakika geçişi sağlayan ülke Türkiye’dir, bu proje dünyada denizin bu kadar derininden giden tek projedir, en derini 44 metre Amerika’dadır, bizim Avrasya Tüneli Boğaz’da 106,5 metre denizin altından geçmektedir, bir mühendislik harikası projedir ve kısa sürede tamamlanıp hizmete girmiştir. Aynı şekilde Marmaray. Gördüğünüz gibi hızlı trenler, bölünmüş yollar, havaalanları, bütün bunlar Türkiye’nin geleceği için yapılması gereken altyapı projeleridir. Bak Amerika’ya gidiyoruz, İngiltere’ye gidiyoruz, daha dün Kore’deydik, çok şükür altyapımız bu ülkelerden aşağı değil, fazlası var eksiği yok.
Tabi ki sorunlarımız var, ama bir yandan da olumlu tarafına bakacağız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, hiçbir şart altında moralimizi bozmamıza ihtiyaç yok, moral değerlerin muhafaza edilmesi birçok başarıyı da beraberinde getirir. Onun için birtakım çevreler Türkiye’nin moralini bozmaya çalışıyorlar, ama moral bozukluğunun ne anlama geldiğini siz iş alemi herkesten iyi bilirsiniz, onun için geleceğe ümitle bakacağız, moralimizi yüksek tutacağız, ülkemize, milletimize güveneceğiz, başka çaremiz yok. Günün sonunda kendi geleceğimizi kendimiz inşa edeceğiz, başkalarının bize vereceği katkı sınırlıdır. Onlar menfaatleri uyuştuğu zaman bizimle beraber olurlar, uyuşmadığı zaman yollarını ayırırlar. Uluslararası ilişkilerde daimi dostluk ve daimi düşmanlık yoktur, esas itibarıyla menfaatlerin birleşmesi var. Eğer menfaatleriniz yan yana gelmişse, dostsunuz, menfaatleriniz çatışmışsa o dostluk orada biter. Ama bizim bu ülkenin geleceği için, bu ülkenin genç kuşakları için, aydınlık yarınları için birlikte çalışmaktan, birlikte terlemekten, akıl teri, alın teri dökmekten başka hiçbir yolumuz yok. Farklılıklarımızı asla bizi ayrıştıran değil, bizi zenginleştiren en önemli özeliklerimiz olduğunun bilincinde olacağız ve buna göre kararlarımızı vereceğiz.
Doğru, şehir hastaneler yapıyoruz, büyük yatırımlar yapıyoruz, yani 30’dan fazla 42 bin yatak kapasitesi yeni hastaneler yapıyoruz. Bunların amacı, var olan hastanelere ilave hastaneler yapmak değil, bir yandan var olan hastanelerin artık hem bina olarak, hem donanım olarak bugün sağlıkta geldiğimiz noktada yeterli olmadığını biliyoruz. Bakın, her şeye rağmen Türkiye sağlıkta Amerika’dan da, birçok ülkeden de ileri konumdadır, Türkiye bunu son 15 yılda başardı.
Bu şehir hastanelerinin bir büyük hastane özelliğinden başka bir özelliği daha var. Mesela bir Bilkent Hastanesi, hastan içinde 7 tane hastane var, ihtisaslaşma da orada, kanserle ilgili, fizik tedaviyle ilgili, genel cerrahiyle ilgili, birçok alanda hastane içinde hastaneler var. Niye? Millet gelecek, bütün ihtiyaçlarını orada görecek, hatta konaklama tesisleri var, adeta bir şehir gibi, hastası, yakınları her türlü şeyi elde edecekler. Sokak aralarında, mahalle aralarında kalmış, erişimlerinde sorun olan o binaları da boşaltacağız, daha farklı değerlendireceğiz. Dolayısıyla projeye sadece büyük büyük binalardan, büyük büyük kampuslar olarak görmemek lazım, ihtisas hastaneleriyle, hastane içerisindeki hastanelerle geleceğin sağlıktaki gelişim ve dönüşümünü hazırlayan projeler olarak görmemiz lazım. Burada da bildiğiniz gibi yine genel bütçe imkanlarından ziyade kamu-özel sektör ortaklığını esas alıyoruz ve buna göre projeleri sürdürüyoruz.
Evet değerli TÜSİAD üyeleri; aslında küresel ekonomide eksen kayması yaşanıyor. Nasıl yaşanıyor? 1995 yılına baktığımızda, en gelişmiş 7 ülkeyle gelişmekte olan 7 ülkenin milli gelir durumunu karşılaştırdığımızda, en gelişmiş 7 ülkenin ürettiği yıllık milli gelir gelişmekte olan 7 ülkeye göre 2 kat fazla, 2015’te bu eşitlendi. 2040 için öngörü, gelişmiş 7 ülkenin geliri gelişmekte olan 7 ülkenin gelirinin yarısına düşecek. Bu ne anlama geliyor? Yeni adaylar var, Çin, Hindistan, Rusya ve Meksika, hatta Türkiye, gelecek bu bölgelerde.
Bakın, havacılığın merkezi… Bazıları bize diyor ki, niye bu kadar büyük havalimanı yapıyorsunuz? Havacılığın merkezi 70’li yılların başında Amerika’daydı, 80’li yıllarda Avrupa’nın batısına geldi, 90’lı yıllarda Orta Avrupa’daydı, 2000’li yıllardan itibaren bizim bölgemizde, Avrupa’yla Asya’nın birleştiği İstanbul’a geldi. 2002 yılında transit yolcu sayımız 1 milyon değildi, bugün 40 milyon İstanbul’da transit yolcu var. İşte bu gelişmeden dolayı ki biz gelecek onyıllarda Türkiye’yi bir hub haline getiriyoruz ve bütün kuzeyden güneye, doğudan batıya, batıdan doğuya bütün hareketler Türkiye üzerinden olacak.
Zenginlik noktaları artık batıdan doğuya doğru gitmeye başladı. Eski yıllarda, bu yüzyılın başında tersi vardı, şimdi tersine göç başlıyor. Batı ilerlemesi yavaşladı, hatta gerilemeye başladı, Doğu, Uzak Doğu, Ortadoğu, Orta Asya büyümeye, gelişmeye başladı, zenginlemeye başladı. Dolayısıyla her iki halde de Türkiye kilit bir ülke. Avrupa’yla Asya’nın arasında bulunan Avrasya coğrafyasında, ama yıllardan beri hep Batıya yüzünü dönmüş ve Batıyla entegrasyonu önemsemiş, aynı zamanda Asya coğrafyasını da ihmal etmemiş bir ülkeden bahsediyoruz. İşte dün Kore’deydik, mesela Ali Kibar Bey de oradaydı, Kore’nin küresel büyük yatırımcıları var, her biri dünyada ikinci, üçüncü, beşinci sıraya çıkmış, Türkiye hakkındaki söylediklerini duymanızı isterdim. Biz içeride kendi kendimize bazen moral bozukluğuna düşüyoruz, dışarıdan bakanların Türkiye için söyledikleri şu: Biz Türkiye’ye daha çok yatırım yapmak istiyoruz. Sadece Türkiye pazarı için değil, Türkiye bizim için 3,5 saat uçuşla 1 milyar 600 milyon nüfusa, 30 trilyon dolarlık bir pazara erişim anlamına geliyor, onun için Türkiye’ye daha çok yatırım yapmak istiyoruz. Ve bakıyoruz Türkiye’de yatırım yapan Kore firmalarının bugün üretimlerinin yüzde 70’i ihraç ediliyor. Hem ülkede istihdam oluşturuyorlar, hem ülkenin ihtiyaçlarını karşılıyorlar, aynı zamanda da ülkemizin ihracatına da önemli katkı sağlıyorlar.
Değerli dostlar; şüphesiz sorunlarımız olacak, ama önemli olan bu sorunları çözecek irade var mı-yok mu? 90-2000 yılı arası Türkiye, dünyada küresel kriz yoktu, ama Türkiye’de kriz vardı. Niye? Çünkü Türkiye’de siyasi irade eksikliği vardı, güçlü iktidar yoktu. Dünya büyürken biz küçüldük, yüzde 3’ün altında kaldı büyümemiz. Ama 2000’li yıllarda küresel kriz var, dünyada sorun var, Türkiye büyümeye devam etti. Büyüme rakamları burada verildi, ben tekrar buna girecek değilim.
İhracatımız artmaya devam ediyor, ilk 11 ayında bu yılın yüzde 10.4 artış sağlamışız. Bir önceki ayda, Kasım ayındaki ihracat artışımız yüzde 15.5’u geçmiş. 2017 için planladığımız ihracat rakamının üzerinde bir gerçekleşmeyi sağlayacağız, neden oldu? Çünkü ihracatçı sayısını arttırdık, 2002 yılında Türkiye’de 31 bin 731 firma ihracat işi yaparken, 2016 yılında bu sayı 66 bin 951’e çıktı, Türkiye ihracatı öğreniyor. Hele hele bu sene yine ihracat yapan ülke sayısı artmış durumda.
İstihdam, istihdamda da bütün olumsuz şartlara rağmen geçen yıl, yani bu senenin Ağustos sonuna kadar 1 yıl içerisinde 1 milyon 350 bin istihdam sağladık, son 10 yıl içerisinde OECD ülkeleri içerisinde en fazla istihdam sağlayan ülke Türkiye. Bunu nasıl yaptık? Sizlerle yaptık, özel sektörle yaptık, iş âlemimizle yaptık. Biz ne yaptık? Biz sizin önünüzdeki engelleri kaldırmak için alınması gereken kararları aldık. Bu konuda tabi geç kaldığımız durumlar olabilir, eksiklerimiz olabilir, ama dedim ya normal şartlardan geçmiyoruz, hala olağanüstü şartlar devam ediyor. Düşünün ki, bir örgüt yıllardan beri ülkenin bütün alanlarına yerleşmiş, sızmış. Yargıya sızmış, orduya sızmış, polise sızmış, bürokrasiye sızmış, iş âlemine, medyaya, sivil toplum örgütlerine her yere yerleşmiş. O hale gelmiş ki tamam ben artık yeterli güce eriştim bu iktidarı alaşağı ederim yönetimi ele alırım bu noktaya gelmiş ve Türkiye tekrar ediyorum hiçbir ülkenin başaramayacağı bir işi başardı. Silaha karşı, tanka karşı, topa karşı göğsünü siper ederek bir darbeyi önledi. Dünya siyasi tarihine altın harflerle yazılacak bir işi başardı Türkiye. Bu vesileyle bu ülkenin bağımsızlığı için, bu ülkenin aydınlık yarınları için hayatını seve seve veren bütün şehitlerimizi şükranla, rahmetle anıyoruz mekânları Cennet olsun.
Değerli dostlar, şimdi Türkiye’nin 2018 hedefleri de 2017’de de olduğu gibi büyüme büyümekten taviz vermeyeceğiz en az yüzde 5, tercihen de yüzde 6 civarında bir büyümeyi hedefliyoruz. Enflasyondaki bu yükselme geçicidir 2018’den itibaren hedefimiz enflasyonu aşağıya çekilmesidir. Ve enflasyonun aşağıya doğru bir seyirde olacağını buradan size açıklıkla söyleyebilirim. Tabi ki kurumlarımız, Merkez Bankası kendisi gerekli tedbirleri alacak. Son günlerde kurda bazı dalgalanmalar var, bu dalgalanmalar Türkiye’nin gerçek durumunu yansıtmıyor. Türkiye’nin ülke birimi 200’ün altında dün itibariyle 186, geçen yılın sonunda 300’e çıkmıştı. Yani bütün bu gerçeklere rağmen bu yaşananların ekonomik göstergelerle, ekonomik kurallarla izahı yok burada başka bir şey var. Bu Türkiye’nin içeride ve dışarıda gerçekleşen algı operasyonuyla doğrudan ilişkili olduğunu biliyoruz ve bunun geçici bir durum olduğunu düşünüyoruz. Bunun normale döndürülmesi için alacağımız tedbirleri de biliyoruz, gereken neyse onu da yapacağız. İş âleminin düşünceleri, önerileri bizim için çok değerlidir. Onun için her zaman bu ülkenin kalkınması, büyümesi refahı için ortaya koyacağınız her türlü öneriyi çok dikkatli bir şekilde değerlendireceğiz ve gereğini yapacağız. Dolayısıyla, yani bir mucize peşinde değiliz, mümkün olanı yapmanın gayreti içerisindeyiz. Tamam Türkiye’de istikrarlı bir yönetim var, güçlü bir iktidar var, ama Türkiye’nin içeride ve dışarıda da yüzleştiği birçok sorunu var. Yani şu kadar terörle mücadele yapan başka ülke yok, etrafında istikrarsızlıktan, otorite boşluğundan kaynaklı 3,5 milyondan fazla mülteciyi ev sahipliği yapan başka ülke var mı? Bir darbeyle karşı karşıya kalan ve buna rağmen ayakta kalmayı başaran başka ülke var mı?
Bugün Avrupa Birliği’yle bazı sorunlar yaşıyoruz doğrudur. Avrupa Birliği’nin maalesef burada da ifade edildi bize yaptığı çifte standart ne ilktir, ne de son olacak bunun da farkındayız. Kıbrıs sorununun çözümü için 2004’te ne oldu? Anlaştık yola çıktık, bizi yolda bıraktılar. Yine benzer şekilde Avrupa Birliği çalışmalarımızda biz elimizden gelen her türlü reformu yaptık, istenen her şeyi yerine getirdik 2016’nın Mart’ında da bir anlaşma yaptık. Neydi anlaşma? Vize kaldırılacak, serbest dolaşım sağlanacak, buna karşılık da Türkiye bazı 70 maddeden oluşan düzenlemeleri yapacak, bunların da 5 madde hariç hepsini yaptık. Efendim adalardan, Ege Denizinden mülteci geçişini önleyeceğiz ve önlediğimiz her mülteci için Avrupa Birliği bir tane alacak. Artı Türkiye’deki göçmenler için 3 milyar artı 3 milyar euroluk destek verecek her şey çok güzel. Ama uygulamaya gelince maalesef Türkiye ev ödevini gene yaptı büyük oranda yaptı, karşı taraf sözünde durmadı.
Bütün bunlara rağmen bizim söylediğimiz şudur: Bizim Türkiye olarak Avrupa Birliği vizyonumuzda herhangi bir değişiklik yoktur. Türkiye ekonomisiyle 50 yıllık, 90 yıllık demokrasi kültürüyle, birikimiyle Avrupa Birliği’nin doğal bir üyesidir, doğal bir uzantısıdır. Burada iş bize düşmüyor, iş Avrupa Birliği’ne düşüyor. Avrupa Birliği özellikle Brexit sürecinden sonra gelecek vizyonunu gözden geçirmesi lazım, ne yönde hareket edeceğini kararını vermesi lazım. Kendi içine kapanıp sınırlarını, duvarlarını yükselterek mi yoluna devam edecek, yoksa bölgeyle, dünyayla entegre olup Türkiye’nin de içinde yer aldığı bir Avrupa Birliği mi olacak? Bu kararı Brüksel verecek, Avrupa Birliği’nin kendisi verecek. Biz onlardan çok şey istemiyoruz diyoruz ki, Türkiye’nin başını ağrıtan, Türkiye’nin sürekli enerjisini azaltan terör örgütlerine müsamaha göstermeyin istediğimiz budur. Türkiye demokrasi dersi vereceğine, önce kendi içinizdeki ırkçılık akımlarına dur deyin. Yabancı düşmanlığına, Müslüman İslam korkusuna, düşmanlığına bir dur deyin. Bugün Avrupa’nın en büyük sorunlarından bir tanesi yükselen aşırıcılıktır ve terör örgütlerinin önlenemez yükselişidir. Bu noktalarda Türkiye her zaman iş birliğine hazırdır, 40 yıllık tecrübesini de dost ve müttefik ülkelerle paylaşmak yönünde her türlü iradeyi ortaya koyacaktır.
Değerli dostlar, tabi son dün saat 9 itibariyle maalesef bir karar Amerika Başkanı Trump dünyaya açıkladı. Bütün dünyanın karşı çıktığı ve bugüne kadar Filistin, İsrail sorununun çözümünü öngören sayısız Birleşmiş Milletler kararı, uluslararası hukuk hiçe sayıldı ve birden bire ben Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyorum ve büyükelçiliğimi buraya taşıyacağım. Bu bölgede pimi çekilmiş bir bombadır. DEAŞ’la mücadele için neler yapıldığını biliyoruz. Bu yapılan hareket ve sonrası gelişmeler huzura, bölgesel barışa, İsrail-Filistin sorununa asla ve asla katkı sağlamayacak ve küresel terörün korkarım ki artmasına da hizmet edecektir. Amerika’dan müttefikimiz Amerika’dan bu konuda uluslararası hukuka Birleşmiş Milletleri kararlarına saygı duymasını beklerdik. Nasıl başka ülkelere işte ambargoya uymazsanız şöyle yaparım, böyle yaparım diye işaret ediyorsa kendisinin de üyesi olduğu Birleşmiş Milletler kararına uyması lazım, buna göre hareket etmesi lazım. Maalesef burada büyük bir sorumluluk örneği göstermiş ve bölgede bir patlamaya hazır bombanın pimini çekmiştir.
Bu kararı Türkiye olarak biz yok sayıyoruz ve asla tanımıyoruz bu bir.
İkincisi, Kudüs Mescit- el Aksa özellikle Kudüs üç dinin mukaddes saydığı bir mekandır. Dolayısıyla, burada bu statüyü değiştirecek, bu statüyü tartışmaya açacak bir karar çok büyük felaketin başlangıcı olacaktır, sebebi olacaktır. O bakımdan bütün dünyanın karşısında olan bu kararın tekrar gözden geçirilmesi bölge için, insanlık için çok ama çok önemli olacaktır diye düşünüyorum. Amerika’da görülen davayla ilgili söylemem gerekenleri söyledim bize hukuk devleti dersi vermeye kalkanların bir hukuk, bir yargı tiyatrosunu oynadıklarını da bu vesileyle hatırlatmak isterim. Efendim, sanıkken tanık oluyor, onunla da kalmıyor telkinde bulunuyorlar. Yalan söylersen, hükümetle iş birliği yaparsan cezandan muaf olursun. Bunun anlamı Türkiye’ye karşı biz bir planımız var, o planı hayata geçireceğiz, sen de bu konuda yardımcı ol bunun başka bir izahı yoktur. Ama biz bütün bunlara rağmen milletimize, ülkemize güveniyoruz, milletimizin sağduyusuna güveniyoruz. Ve bu zorluklardan da hep beraber dayanışma içinde inşallah aşacağız bundan da hiçbir şüpheniz olmasın.
Değerli dostlar, Türkiye demokrasisi günden güne gelişen, insan hakları, özgürlüklerin geliştiği bir ülkedir…