Basbakan Yildirim’in Valiler Toplantisinda yaptigi konusmanin tam metni
Değerli valilerimiz, mülki idaremizin kıymetli temsilcileri; hoş geldiniz. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Sözlerimin başında geçmiş dönem hükümetlerinde Ulaştırma Bakanı olarak da görev almış Sayın Ahmet Denizoğlu’nun vefatını öğrenmiş bulunuyoruz. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz, ailesine sabır diliyoruz. Mekanı Cennet olsun, ailesinin başı sağ olsun.
Değerli arkadaşlar; Bakanımız yeni göreve başladı, kendisini tebrik ediyorum, başarılar diliyorum. Sizlerle birlikte güzel çalışmalara imza atacağına yürekten inanıyorum.
Aslında birçok şeyi söyledi. Ben birkaç hususa değinmek istiyorum. Bugün yoğun bir program var. Bir yabancı misafirimiz var Katar Başbakanı geliyor, onunla programlarımız var. Buradan Cumhurbaşkanımıza gideceksiniz. Size şüphesiz birçok konuda talimatları olacak, önemli mesajları olacak.
Sizler Ankara’nın Anadolu’daki temsilcilerisiniz. Bir insan düşünün başı var ve uzuvları var. Vatandaşa en yakın duran, vatandaşın her türlü sorunuyla, derdiyle dertlenen birimler mahalli idarelerdir, yerel yönetimlerdir. Dolayısıyla biz buradan Ankara’dan gördüğünüzün sizin gördüğünüzle aynı olmadığını biliyoruz. Bir kere her şeyden önce Ankara’yla Anadolu’nun olaylara bakışı arasındaki uyumsuzluğun ortadan kalkması lazım. Neyi kastediyorum? Biz Ankara’da bazı şeyleri yazıyoruz-çiziyoruz, talimatları gönderiyoruz ve düşünüyoruz ki her şey orada çiçek gibi gidiyor. Böyle olmadığını biliyoruz, gittiğimizde buna şahit oluyoruz. Burada tabii sadece sorumlu olarak Ankara’yı tutmak da haksızlık olur. Ama Ankara’nın özellikle merkez teşkilatlarının sahada ne oluyor, ne bitiyor bunları sürekli izlemesi lazım. İzlemekle de kalmayıp gidecek bizatihi bakacak. Orada acaba yukarıda planlandığı gibi talimatlandırıldığı gibi işler düzgün gidiyor mu-gitmiyor mu, yoksa bize verilen raporlar sahada farklı şekilde mi uygulanıyor; bir kere bunu çok iyi görmemiz lazım. Bu da nedir? Sürekli iletişim arkadaşlar. Ankara sizinle iletişim halinde olacak, siz Ankara’yla iletişim halinde olacaksınız. Yani dinamik bir yönetişim şekli, ancak ve ancak sorunları zaman kaybetmeden çözüm üretmek için faydalı olabilir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü tatbik eden, icra eden, karar verenden tatbik eden icra eden karar verenden daima daha kuvvetlidir; bu doğru, çok doğru. Masa başında olanlar hesap kitap yaparlar, ama sahadaki uygulama hiçbir zaman planla, projeyle aynı olmaz. Onun için de memur uygulama yaparken korkar, çekingen davranır. Acaba bunu böyle talimat yazmışlar, ama bunu uygulasam iş görülmüyor, uygulamasam niye uygulamadın diye sual soruluyor. Ben ne yapacağım? Arkadaşlar, memleketin, milletin işini yaparken şekil, usul hatası yapabilirsiniz, sonuna kadar yapabilirsiniz, hiç endişe etmeyin. Ama kendi ve bazı menfaate yönelik iş yaparken sonuna kadar da korkun. Milletin işini görüyorsanız, efendim şurada hata yaptım mı, ne yaptım, bunlara takılmayın. Hiçbir iş, sahadaki hiçbir iş şekil ve usul hatası olmadan yapılmaz; bunu bir kere unutmayın. Uygulamanın içinden gelen bir arkadaşınız olarak söylüyorum arkadaşlar. Eğer usulü, biçimi, her şeyi dört dörtlük yapmaya çalışırsanız işi yapamazsınız, bir tercih yapacaksınız. İş mi yapacağız, yoksa mevzuatı mı kollayacağız? Mesele milletin menfaati, ülkenin geleceği, menfaati ise hata yapın, ama hainlik yapmayın arkadaşlar. Hata yapmaya var, ama hainliğe asla alan yok; bu bir.
İkincisi; illerinizde törenler oluyor. Doğal olarak işte temel atıyorsunuz, etkinliklere katılıyorsunuz, bunlar güzel şeyler. Ama bunlarda da lütfen seçici olun. Bunu niçin söylüyorum? Yani törenlere gittiğiniz için rahatsız olduğumdan değil. Kendimden biliyorum, bir etkinliğe, bir törene gittim mi sistem duruyor. Herkes hurra takılıyor peşimize, devlet paydos ediyor. Gidin, ama amirlerini, daire müdürlerine gelmeyin deyin kardeşim, işinize bakın, ilgili kimse o katılsın. Hurra vali bey beni de görsün, beni de görsün; bu sefer dükkan kapanıyor, tezgah toplanıyor, millet bekliyor. Tören ne zaman bitecek, beyler ne zaman geri dönecek, milletin işi ne zaman görülecek? Bunu da lütfen seçici olalım. Gitmeyin demiyorum, ama gidin, herkes de peşinizden gelmesin. Herkes işini gücünü yapmaya devam etsin, dükkan açık olsun.
Değerli arkadaşlar; 15 Temmuz’da ciddi bir olay yaşadık, bir hain darbe girişimiyle karşı karşıya kaldık. Hamdolsun milletimizin cesareti Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayeti, dik duruşu ve Hükümetimizin millet iradesine ve demokrasiye olan sadakatiyle Yüce Meclisimizin aynı şekilde milli irade konusunda koyduğu kararlılıkla bu belayı defettik. Şimdi onun hasarlarının ölçümü ve tamiriyle meşgulüz. Bu yetmezmiş gibi yıllardır milletimizin, ülkemizin başını ağrıtan bu terör belası da, bölücü terör yine iş başında çok yoğun bir faaliyet içerisinde. İki tane önemli konumuz var; FETÖ terör örgütü, bölücü terör örgütü.
Arkadaşlar; Türkiye’nin kaderi bunlarla yaşamak değildir. Yani gündemin bunlarla istila edilmesine asla müsaade etmeyin. Hayat devam ediyor. İnsanımızın morale ihtiyacı var, insanımızın geniş ufuklara, gelecek ufuklara ve güzel hayallere de ihtiyacı var, o hayallerin gerçekleştirilmesine de hakkı var. Bunun için gerek illerimizde, gerek ilçelerimizde, köylerimizde terörün yegane tek bir gündem olarak devam etmesine lütfen izin vermeyin. Eğer bunu yapmaya devam edersek, bir anlamda terör örgütlerinin amacına bilerek yahut bilmeyerek hizmet etmiş oluruz. Milletin morale ihtiyacı var, güzel şeyler duymaya ihtiyacı var; bunu milletimizden asla esirgemeyin arkadaşlar.
FETÖ darbe girişimiyle birlikte malumunuz açığa alınan, memuriyetten çıkarılan oldukça çok sayıda kamu görevlisi var; iş aleminden var, başka sektörlerden var vesaire. Ama kamu sektörü için, kamu için ciddi sayılabilecek bir tasfiye yapılıyor. Burada tabii zaman zaman titiz davranılmadığı, sapla samanın birbirine karıştığı, yaşla kurunun bir arada yandığı şeklinde serzenişler, şikayetler geliyor. İşin başında hep şunu söyledik: İntikam duygusuyla değil adaletle hareket edeceğiz. Bu mesaj kime? Bu herkese, karar veren herkese de. Buna savcılar da dahildir, hakimler de dahildir, kamu görevlileri de dahildir, valiler de dahildir. Biz yurdun her köşesinde, her dairede, her kurumda tek tek gidip bu işlerle ilgilenecek, acaba yanlış var mı-yok mu, yerinde mi-değil mi kontrol edecek şansımız yok arkadaşlar. Bizim sizlerin ferasetine, dirayetine, adaletine güvenmekten başka kaynağımız da yok. Toplumda vicdanları rahatsız edecek, bu da yapılır mı dedirtecek bir olay yaşanmaması için kılı kırk yaracaksınız arkadaşlar. Bu konuda çok tembihatlarıyız oldu, bir kez daha söylüyorum. Burada ölçümüz belli, baştan dedik ki; 17-25 Aralık sonrasıdır, öncesi bizim için geçerli bir şey değil, 17-25 Aralık örgütün devletle bilek güreşi yapmaya karar verdiği gündür. O günden sonra bu örgütle irtibatlı, iltisaklı iş yapanlar varsa, var olmaya devam ediyorsa bir şekilde, bunların mazur görülmesi, masum görülmesi asla düşünülemez. O yüzden yapacağınız çalışmalarda bu hususa özellikle ehemmiyet vermenizi rica ediyorum, bunu sizden istiyorum.
Değerli arkadaşlar; merkezde bu operasyonlar çok daha fazla yapıldı. Taşrada biraz daha bu konuda gayret gerekiyor. Bu işi de gündemimizden çıkarmamız lazım. Nasıl çıkaracağız? Emin olduğumuz zaman. Burada gerekli çalışmalar yapıldı, devletin kılcal damarlarına kadar sızmış bu alçak terör örgütünün bütün mensupları tasfiye edildi, temizlendi; bunu uzatmadan yapmamız lazım.
Şimdi bir şey daha, dün Sayın Cumhurbaşkanımızın da talimatı bu yönde, Müsteşarımıza da ben gerekli talimatı verdim; Başbakanlık Müsteşarlığı başta olmak üzere bütün illerde, her yerde bir nevi bir kriz merkezi oluşturun arkadaşlar. Bu ne demek? Yani bu konularda kendisine haksızlık yapıldığı kanaati olan, bu şekilde size dönüş yapan veya sizin tespitleriniz varsa, bunları oluşturacağınız bir birim vasıtasıyla toplayın. Şüphesiz yanlış hesap Bağdat’tan döner. Yanlış yapıldıysa, adalete, hukuka uymayan bir iş varsa, bu operasyonlar, bu çalışmalar tamamlandıktan sonra dönülüp bakılacak ve yapılmış yanlışlar varsa düzeltilecek. Bu meselede yüzde 100 doğru yapılamayacağını baştan kabul ettik, çünkü örgüt kapalı bir örgüt, örgüt saydam değil. Örgütün ilişki ağları, çalışma biçimleri tespitte bize çok büyük zorluk çıkarıyor. Bazen işte yaşanan olayları düşünün, yanınızda yıllardır çalıştığınız insan sizi efendim buraya kadar diyor, derdest edip götürebiliyor; böyle bir yapıyla, böyle bir örgütle karşı karşıyayız. O yüzden değerli arkadaşlar, bu konularda ne işi sulandıralım, ne de bariz hatalara asla ve asla izin verelim, bunlara dikkat edelim.
Olağanüstü hal meselesiyle jandarma, sahil güvenlik İçişleri’ne bağlandı. Bu, gördüğüm kadarıyla taşrada tam anlamıyla hissedilmedi. Hissedilmesinden kastım nedir? Jandarma, Emniyet, sizin için ikisi de aynıdır, sadece bölgesel görev yerleri bakımından farklılık vardır, diğer bakımdan her şeyiyle aynıdır. O yüzden oradaki sevk ve idarede lütfen bu hususu gözden uzak tutmayın. Emniyete ne kadar önem veriyorsanız, Jandarmaya da aynı şekilde önem verin. İkisi bir olduğu zaman, sinerjileri birleştiği zaman yönettiğiniz ildeki güvenlik, asayiş ve toplum huzuru çok daha rahat bir şekilde sağlanacak. Eğer bu kurumlar arasında bir koordinasyon sorunu çıkarsa, bir uyumsuzluk çıkarsa, birini diğerine daha çok tercih ettiğiniz algısı oluşmaya başlarsa, o zaman bir zafiyet var demektir, büyük sıkıntı kapıda demektir. Bu konulara özellikle dikkat etmenizi istirham ediyorum. Yenidir, zamanla oturacaktır.
Ama şunu bilmelisiniz ki; bu dönemde artık jandarma da, Sahil Güvenlik de her yönüyle, sicil yönüyle, personel yönüyle, sevk ve idare yönüyle tamamen İçişleri Bakanlığımızın sevk ve idaresindedir, başkaca bir makamdan olur, izin alma ihtiyacı yoktur. Bu ne demektir? Zamanı daha etkin kullanacaksınız, terörle mücadelede çok daha esnek, çok daha hızlı hareket edeceksiniz.
Bir başka düzenlememiz, YİKOB, büyükşehirler kurulduktan sonra özellikle büyükşehirlerde il özel idaresinin tüzel kişiliği ortadan kalktı, maalesef büyükşehirler bu değişime ayak uyduramadı birçoğunu kastediyorum. Coğrafi alan çok geniş, hizmetler çok çeşitli, ama vatandaş yıllardır kaymakamlıklar, valilikler yol yapar, suya bakar, diğer işleri halleder alışmış, belediye de ya iş bilmezlikten, ya planlama yapmamaktan veya da işte iktidar partisiyle farklı partiler de olunca ideolojik sebeplerden dolayı maalesef şehir dışındaki hizmetler istendiği gibi yapılamadı. Bu, bir memnuniyetsizlik olarak vatandaşa yansıdı ve sürekli vatandaş belediyeyi… Ya bu belediyenin işi, o yapması lazım dediğimizde hiç bize itibar etmedi. Ne demek belediyenin işi, siz devlet değil misiniz? Birbirinizin üzerine niye suçu atıyorsunuz? Yani bakana söylüyoruz belediyeye diyor, belediyeye söylüyoruz bakan diyor; bu ne biçim iş? Biz sizin aranızda gidip gelecek miyiz? İşimizi kim yapacak diye böyle şikayetler maalesef uzun süreden beri vardı, bunu ortadan kaldırmak için bu YİKOB denen yapıya bir tüzel kişilik kazandırdık. Bu zaten sizlerin, büyükşehirlerdeki valilerimizin isteğiydi. Ne olacak? Bu şekilde burada bütçe olacak, buradaki işler planlanacak, yapılacak, eskiden olduğu gibi belediye yapamadığı yerleri biz yapacağız. Ha, ne olacak? Belediyenin oraya verilen bütçesini de alacağız valiye vereceğiz, valiliğin il özel idaresine vereceğiz, böylece hizmetin aksamasını, gecikmesinin önüne geçmiş olacağız.
Arkadaşlar, valiler olarak siz yönettiğiniz şehirdeki her şeyin nefes alıp vermesinden sorumlusunuz. Sadece işiniz güvenlik değil, yerel ekonominin canlandırılması da sizin işiniz. Proje üreteceksiniz, şehre heyecan vereceksiniz. Şehir heyecanlanmazsa geleceğini inşa edemez, mutlaka şehre heyecan verecek yaratıcı projeler bulacaksınız. Eğer yönettiğiniz şehirdeki hemşehrilerinizi işin içine katamazsanız, ne kadar başarılı yönetici olursanız olun sonuç yok, bunu bilmelisiniz. Vatandaş işin içine katılmalı, vatandaş sizin heyecanınızı görmeli ve sizin heyecanınıza ortak olmalı, bunu başardınız mı evvel Allah sırtınız yere gelmez. Mutlaka yerel projelere, yerel faaliyetlere hız vermeniz lazım.
Okullar açılıyor, ders sizi çalacak 19’unda, 17 milyondan fazla öğrenci okul başı yapacak, okulların hazır hale getirilmesi eğitim-öğretime. Efendim, milli eğitim müdürüne talimat verdim, okullar hazır mı? Hazır sayın valim. Aferin. Bitti mi? Bitmez, hadi gedelim bir bakalım diyecek. Dolaşacaksın şöyle okulları, sıraları yerinde mi, temizliği var mı, boyası, badanası tamam mı, eksik gedik ne var göreceksiniz. Ne diyor? Saha, saha çok önemli. Biz burada bir sürü kanun çıkarıyoruz, talimatlar yazıyoruz, bilmem ne oluyor filan, bir bakıyorsun iki kademe sonra buharlaşmış, yok, talimat da gitmiş, iş de kalmış; olmaz. Arkadaşlar, sürekli sahada… Vatandaşın size gelmesini beklemeyelim, siz gidin. Vatandaş gelip şu derdim var, bu derdim var, kapıda bekliyor 3 saat 5 saat, vali beyin keyfi gelecek görüşecek. Böyle yapıyorsunuz demiyorum, ama algı bu. Arkadaşlar, mutlaka ve mutlaka… Bak, insanı yücelt ki devlet yücelsin sihirli cümledir, Osmanlı’yı 619 yıl cihan devleti yapan felsefesinin arkasında bu var, insanı yücelt ki devlet yücelsin. Şimdi insanlar mutlu olmazsa bizim varlığımızın anlamı kalır mı? Ne kadar başarılı olduğumuzun anlamı kalır mı? Yapacağımız işlerde eğer insanı merkeze almamışsak, insanın mutluluğunu, refahını esas almamışsak ne anlamı var yaptığımız işin? Bu bizim inancımıza da uygun değil. Bizim inancımızda insanı yaşat ki devlet yaşasın.
O bakımdan değerli arkadaşlar, okulların açıldığında, Bakanımız dikkat çekti, bir kere uyuşturucuyla amansız mücadele edeceksiniz. Şu anda gençliğimizin, geleceğimizin en büyük tehditlerinden biri budur. Bu da öyle ticari bir faaliyet değil, bu sinsi bir plandır, ülkenin geleceği için uygulanan sinsi küresel bir plandır, bunu lütfen bilin. Bu konuda da elimizde çok imkân var. Efendim, ne yapacağız? İşte polis gönderiyoruz, dolanıyor ediyor. Bunlar işin teferruatı. Sistem nasıl çalışıyor, nereden ne geliyor, kaynaklar ne, bunlara kafa yoracaksınız aynen terörde olduğu gibi.
Bakın terörle mücadelemizde yeni bir sürece girdik. Bu yeni sürecin adı savunma değil taarruz. İki şey yapacağız.
Bir; hudut kapılarımızı emniyete alıyoruz. Eğer biz dışarıdan girişleri önleyemezsek sızlanmamızın anlamı yok. Efendim, dış güçler, onlar-bunlar bizi rahat bırakmıyor, teröristleri başımıza salıyor diye şikâyet etmeye hakkımız yok. Bu dediğimiz zaman adam diyor ki, kardeşim, senin sınırlarından girenlere de ben karışacağım diyor, sahip ol sınırlarına. Şimdi bunu bir kere baştan sağlayacağız, hiçbir mazeretimiz olmayacak. Bu konuda bölgeden gelen valilerimize açık söylüyorum, hudut kapısı dışındaki her geçiş düşman geçişidir, anında karşılık verilecek, tereddüt yok. Efendim, operasyon yaparsam, niye yaptın sivillere falan diye sorarlar. Bu ülkenin Başbakanı olarak söylüyorum, hudut kapısı olmayan her geçiş gayri kanuni geçiştir, suçtur, gereği neyse yapılacaktır. Nasıl ki bir düşman topraklarımıza saldırırsa hemen karşılık veriyoruz, bu da aynı, hiç tereddüt göstermeyeceksiniz, anında gereğini yapacaksınız. Bu konu çok net, bir kez daha burada tekrar ediyorum.
İkinci konu; Türkiye’de bu alçak bölücü terör örgütünün yuvalandığı yerleri gidiyoruz brifing alıyoruz yıllar boyunca. Efendim, jandarma alay komutanına atıyor, vali anlatıyor, emniyet müdürü, şurada 5 kişi var, burada 7 kişi var, sabah şurada kalktılar, yürüyüş yaptılar, buraya geldiler. Bu ne demek kardeşim? Yani biz terörle mücadele mi yapıyoruz?.. Adeta … olmuşlar güvenlik kuvvetleriyle terör grupları, böyle bir şey olamaz. Yaz-kış, gece- gündüz enselerinde olacaksınız, gerekirse onların yöntemleriyle mücadele edeceğiz Sayın Bakan, aynı yöntemleri kullanacağız, ama mutlaka ve mutlaka bu meseleyi Türkiye’nin gündeminde en alt sıralara getirmemiz lazım. Bu bizim projelerimizi geciktiriyor, kalkınma hamlemizi sekteye uğratıyor, hedeflerimizin maalesef şaşmasına sebep oluyor.
Bakın geçen Çukurca’ya gittik Bakanımızla beraber, 25 yıldır girilmeyen yere girmişler. 25 yıl adamlar orada şey kurmuşlar, kendilerine göre bir yapı kurmuşlar, insanları çağırıyorlar hesap soruyorlar, talimatlar veriyorlar. Dolaşan yok. Ama ne oldu? Şimdi darmaduman oldu, helak oldu gittiler. Ha şehitlerimiz de oluyor, yüreğimiz yanıyor, acı çekiyoruz. Ama bağımsızlığın bedeli var unutmayalım arkadaşlar. Bağımsızlık altın tepside sunulmuyor. İstiklal mücadelesini, Çanakkale, bunları niçin yaptık? Bu toprakları vatan yapmak için. Bu mücadele bundan sonra da devam edecek, acılarımızı bağrımıza basacağız, şehitlerimizi kalbimize taşıyacağız, ama mücadelede de asla bir zafiyet, bir kararsızlık göstermeyeceğiz.
Mutlaka tespit edilen yerlere gideceğiz. Efendim, burası riskli. Riskliyse tedbirini alacağız kardeşim. Tendürek Dağları riskliydi, güneyden, kuzeyden, doğudan, batıdan kuşatıldı, ondan sonra da girildi, orada da örgütün en önemli adamlarından birisi halledildi, diğeri de takipte, hallolacak, başka çare yok. Burada kararlılık çok önemli, kararlılık olduğu müddetçe biz bu işi evvel Allah kısa sürede yönetilebilir hale getiririz.
Terörle iltisaklı parti çıkmış, işte bu belediyelere falan ilişirseniz, şöyle yaparsanız, böyle yaparsanız sivil direniş başlatacağız, şöyle edeceğiz, böyle edeceğiz. Kardeşim, Türkiye hukuk devleti kusura bakma, hiç kimse hukuktan üstün değildir sıfatı ne olursa olsun. Öyle dışarıdakilerin sırtınızı sıvazlamakla, 3-5 tane silah ellerine vermekle kendilerini bu büyük devletle, bu büyük milletle kafa tutacaklarını mı zannediyorlar? Kusura bakmasın, daha onların söylediği 6-7 Ekim’in hesabı duruyor, önce o hesabı verecekler, sonra da bu büyük büyük laflar etmenin ne demek olduğunu görecekler. Hiç kimse kurusa bakmasın, Türkiye bir hukuk devleti, hukuk devletinin gereği yapılacak. Mahkeme çağırıyorsa tıpış tıpış gelip ifadesini verecek, yağma yok.
Değerli kardeşlerim, üniversiteler var, her ilimizde üniversite var, üniversitelerimizde şehrin yöneticileri üniversitelerimizle kaynaşması lazım. Üniversiteler şehrin geleceğini hazırlıyor, şehrin vizyon kapılarıdır, dolayısıyla burada sizlerin üniversiteyle yakın çalışması lazım, belediyelerle de aynı şekilde. Belediyelerle bazı rekabete giriliyor, bunlar anlamsız, hepiniz bu memleketin işini yapıyorsunuz. Hepinizin amacı, ülkenin derdine derman olmak, yarasına merhem olmak. Hal böyleyken niye çatışıyorsunuz, niye yarışıyorsunuz? Bırakın bunları. Siz bir anlamda belediyelerin ağabeyisiniz, amirisiniz, onlarla didişmeye başladınız mı itibarınız da yok olur. Kendimizi işin yukarısında tutmaya bakın, onlara yol göstermeye bakın. Onların alanı belli, sizin alanınız belli. Kardeşim başkan, şurada ne mesele var, gel beraber konuşalım, çözemediğin bir iş mi var, niye bu iş ağır gidiyor, nasıl yardımcı olabiliriz? Onlar sizden bekliyor, sizin onlardan beklediğiniz fazla bir şey yok, çünkü devletin uzantıları, devletin uç beyleri sizlersiniz arkadaşlar. Yardımlaşmayla, koordinasyonla bu işleri güzel güzel halletmemiz lazım.
Bir de biliyorsunuz arkadaşlar, yine KHK’da özellikle Doğu ve Güneydoğu’da terörle iltisaklı, irtibatlı, teröre öyle veya böyle destek veren belediyelerle ilgili bir düzenleme yaptık. Burada belediye başkanlarıyla ilgili İçişleri Bakanı büyükşehirlerde, illerde valiliklerimize tam yetki verildi, bu konuda lütfen çekingen, ürkek davranmayın. Ülkenin kaynaklarının ülkenin insanları, polisi, jandarması, korucusuna kurşun olarak dönmesine asla izin vermeyin, bu bir vebaldir, bu büyük bir sorumluluktur. Hiç tereddüt etmeyin, yasaları uygularken asla ve asla tereddüt etmeyin, adaletten ayrılmayın, yanlış yapan, aleni olarak gençlerimizi dağa götürüp, dağa teşvik edip onların ömrünün baharında yok olup gitmesine vesile olanlara asla prim vermeyin, gereğini yapın kardeşim, sizden istirhamım bu.
Bu terörün mali kaynaklarını, silah, alet-edevat, lojistik kaynaklarını ortadan kaldırmazsak, bu mücadelenin bedeli çok ağır olur, süresi de çok uzun olur. Onun için akılla, izanla ve kararlılıkla işin üzerine gitmemiz lazım. Kararlılık burada kilit kelimedir, hiç rehavete kapılmadan olayın üstüne üstüne gideceğiz.
Bakın 23 ilimizi ilgilendiren bir kalkınma, istihdam reform paketini açıkladık Diyarbakır’da. Büyük bir yatırım hamlesi, fiziki yatırım, istihdama yönelik yatırım, bu 23 ilin olduğu bölgede 5 tane ana cazibe merkezi ve bunun etrafındaki iller. Bu projeyi A’dan Z’ye her şeyiyle inceleyin arkadaşlar, bunların uygulaması, takibi sizin göreviniz. Burada ciddi yatırımlar var, laf olsun diye teşvik yok, hep somut, istihdam oluşturan, üretimi sağlayan, turizmi, sosyal hayatı canlandıracak projeler. Ha buna bir de sosyal ve kültürel projelerimiz olacak, onlar da çalışılıyor, onlar da gelecek. Amacımız, bölgeler arasındaki kalkınma farkını ortadan kaldırmak.
Bakın, geçtiğimiz 15 yılda Türkiye’de, bu 23 ili söylüyorum, 23 ilin milli geliri 800 doların altındaydı kişi başına, 15 yıl sonra 5 bin dolara çıktı. Kaç kat? 6 kat, 6 kat milli gelirde 14 yılda artış sağlanmış, ama hala Türkiye ortalamasını yakalayamamışız. O halde ne yapacağız? Bu programla aradaki farkı kapatacağız. Kapatınca ne olacak? Bu konuştuğumuz meselelerin çoğunu konuşmayacağız, başka şeyler konuşacağız, 2023’ü, 2030’ları konuşacağız, dünyanın parmakla sayılı ülkeler arasına girmeye ne kadar yakın olduğumuzu konuşacağız. Kaynaklarımızı, enerjilerimizi boşa harcamayacağız, şimdi boşa gidiyor maalesef.
Değerli arkadaşlar, dolayısıyla bu proje size emanet. Projeyi biliyorsunuz, izlediniz, detayları var, Müsteşarımız size iletecek.
Diyelim Kars, etrafında Iğdır, Ağrı, Ardahan, böyle bir kümelenme. Efendim, Erzurum, Erzincan, Tunceli, Gümüşhane, Bayburt, böyle bir grup. Aşağı iniyoruz, Malatya, Elazığ, Adıyaman, Bingöl, böyle gidiyor. Daha aşağıda Diyarbakır, Mardin, Urfa, Şırnak, Siirt. Daha doğuda Van, Hakkari, Bitlis vesaire böyle 23 tane, 5 ana cazibe merkezi ve etrafında oluşan illerden güzel bir şey, güzel bir proje, çok dikkatli çalışıldı, iyi çalışıldı. Ama dediğim gibi, sahada test edilmesi başarısı sizin elinizde. Sahada başarı olmazsa proje ne kadar iyi olursa olsun boş. Nasıl başarılı olacak? Sahip çıkacaksınız.
Bakın ben Ulaştırma Bakanı olarak görevimin ilk yıllarında, bazı arkadaşlar hatırlar, valileri topladım, bölünmüş yol seferberliği başlatacağız. Bir salonda böyle konuşuyoruz, gayet heyecanlı anlatıyoruz, şu kadar yol yapacağız, yolları böleceğiz hayatları birleştireceğiz, yolları böleceğiz milleti birleştireceğiz, doğuyla batıyı, kuzeyle güneyi birbirine yaklaştıracağız dedim. Bazı arkadaşlar böyle bakıyorlar, şey yok, yani donuk donuk bakıyorlar, tepki yok, heyecana katılım yok. Bu sefer tuttum dedim ki, arkadaşlar, hiç merak etmeyin, bunları nasıl yapacağız diye düşünüyorsunuz anladığım kadarıyla, para bol. Ondan sonra şeyler değişti, paranın sesini duyunca arkadaşlar böyle bir gevşediler, yüzleri güldü, heyecanlandılar filan, not almaya başladılar.
Tabi biz o işi başlattık, yılsonu geldi, arkadaşlar paraya geliyor, ya siz para bol demiştiniz ama, paralar gelmedi, ne oldu? Dedim ki, Sayın Valim, siz geometri okumadınız mı? “Parabol” dedim ben. Siz ne anladınız? Ama işte yapılmış oldu, sonunda tabi paralar da ödendi. Yapılan işin parası da ödenir, hiç merak etmeyin devlette kimsenin alacağı kalmaz. Yeter ki kararlılık olsun, çalışma olsun. Allah’a şükür o işler yapıldı, bakın 23.500 kilometre bölünmüş yolumuz var, doğunun yolları batının yollarını aratmıyor, hatta daha güzel bazı yerlerde. O yüzden azmedince, kararlı olunca başaramayacağımız hiçbir iş yok değerli kardeşlerim, değerli arkadaşlarım.
Bir de, Doğu ve Güneydoğu illerinden batıya gençlerimizi taşıyalım, çeşitli vesileler bulalım, gelsinler, batıdan doğuya götürelim, insanları kaynaştıralım, ayrışmayı ortadan kaldıralım, birbiriyle buluşsunlar. Bakın şu hava yolunun gelişmesinin sadece Türkiye’nin iç ekonomisinin gelişmesine faydası yok. İnsanlar birbiriyle kardeş oluyor, çeşitli bölgelerden, çeşitli gelir gruplarından insanlar biraraya biniyor, özgüveni artıyor, ne kadar güzel bir şey. Onun için bu doğu-batı iletişimini asla unutmayalım, boş bırakmayalım, batıdakiler gidip orayı görsünler, empati yapsınlar, doğudakiler gelip batıyı görsünler ve böylece bu bizim kardeşliğimize, toplumsal uzlaşmamıza, toplumsal geleceğimize de çok büyük katkı sağlayacak. Bunu da bilmenizi istiyorum.
Öğrencilerin sadece okulda ders yapması, öğrenmesi yetmez, başka etkinlikler bulacaksınız, çeşitli ad altında öğrencilerin heyecanını arttıracak mutlaka etkinlikleri ortaya koyacaksınız, bunları yapacaksınız. Mesela Samsun Büyükşehir Valisi buna benzer bir proje yapmış, çok da hoşuma gitti, geleceğe kulaç atıyoruz diye, çocuklara yüzme kursları düzenlemiş veya işte doğudan, güneydoğudan çocukları buralara getirmek gibi. Bunları bütün valiliklerimiz şüphesiz yapıyordur, daha fazla yapalım arkadaşlar, daha fazla yapalım. Çocukların aklında kalan o, dersi zaten öğrenecek, onun başka yolu yok. Ama mesela ilkokul, ortaokul, lisede okul dışı etkinlikler bugün hala bizim zihnimizdedir. O etkinlikler bizim geleceğe olan ufkumuzun, heyecanımızın yerleşmesine sebep oluyor, onun için bu konuya dikkati özellikle çekmek istiyorum.
Arkadaşlar, vakit uzadı, sizin de işiniz var, bizim de işimiz var.
Uzun bir bayram tatilimiz var, millet yollarda. Yola çıkan vatandaşlar heyecanlı oluyor, bir an önce gideyim, bir an önce gideyim, bir an önce gideyim. Telaş, panik yok, yolların kralı yok, yolların kuralı var. Biz vatandaşlarımızın kurallara uymasını istiyoruz, sevdiklerine sağ salim gitmelerini istiyoruz, hem kendilerini, ailelerini, hem de eş ve dostlarını acı yaşatmamasını istiyoruz. Yolları böldük hayatları birleştirdik, bu kuru bir slogan değil, sonuçlar ortada. 8 milyon araç vardı 2003’te, şimdi 21 milyon araç var, kazalarda artış var, ölümlü kazalar 2003’ün rakamlarına geriledi. Bu ne demektir? Demek ki yollardan kaynaklanan büyük bir sıkıntımız yok, ama insan hatasını önleyen henüz bir teknoloji gelişmedi. Dolayısıyla her şey insanla başlıyor, insanla bitiyor. Kurallara uyacağız, acele etmeyeceğiz. Acele etmekle, etmemek arasında 5 dakika fark var, ama 5 dakika bir hayat demektir.
Bir de arkadaşlar son olarak söyleyeceğim, biz şehitlerimiz için vatandaşlarımızın arzusu üzerine bir kampanya başlattık. Fakat biraz üzüldüm, valiliklerimiz bu kampanyaya desteği gerektiği kadar vermedi. Herhalde duyurulamadı, ama nedeni ne olursa olsun 15 Temmuz’da bu millet için, bu ülke için bu kadar büyük fedakarlık göstermiş şehitlerimize çok daha büyük borcumuz olduğunu asla unutmayalım. Önemli olan orada toplanacak para değil, önemli olan onların nasıl karşılandığıdır. Eminim ki hepimiz baş tacı ettik şehitlerimizi, gazilerimizi. Gerek bölücü terör, gerekse FETÖ terör örgütünde canını seve seve veren şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimizi hayırlı uzun ömürler diliyorum.
Değerli arkadaşlar, bir şey de, artık bu seneden itibaren yaz-kış saat uygulaması yok, kaldırdık, kafa karışıklığı olmayacak. Yazın da, kışın da saat aynı, ileri aldın mı, geri aldın mı, geç mi kaldım? Efendim, saatler değişti gelemedim. Mazeret yok, artık saatler aynı. Sen değişeceksin, saatler değişmeyecek. Titiz, zaman ekonomisi, toplantılarınıza vaktinde gidin, benim gibi çok uzatmayın, kısaca derdinizi anlatın işinize bakın.
Memurlarınızı peşinize takıp açılışlara gitmeyin. Tekrar oluyor ama, çok önemsiyorum. Bunlar bana geliyor, vatandaşlar diyor ki, törenler iyi de diyor, bütün hayat duruyor. Burada etrafınızdaki müdürleri gördüğünüz zaman ilgisiz olanlara, ne işin var kardeşim? Git işinin başına, tören senin mi? Bu alışkanlıkları mutlaka yerleştirelim, herkes işine gücüne baksın, vatandaşın işi aksamasın.
Vatandaşın derdinin size ulaşmasını beklemeyin, siz onlara ulaşın; bu çok önemli. Gidin, arayın bulun, size gelenden ziyade size gelmeyenler daha önemlidir, onların daha çok ihtiyaçları olduğunu unutmayın. Ve bu konuda bayram üzeri mutlaka şehrimizdeki yoksulları, mutsuzları sevindirin, onların evine çat kapı misafir olun, onlara gerçek bayram sevincini yaşatın.
Bu düşüncelerle bir kez daha bu toplantınızın ülkemiz için, milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum, hepinize başarılar diliyorum.
Ama burada da fazla oyalanmayın, önümüzde bayram var, hemen işiniz bitince görev yerlerinize dönün arkadaşlar. Bugün mü gidiyorlar? Aman boş kalmasın.
Evet, hepinize çok teşekkür ediyorum.
Milletimizin gelecek Kurban Bayramı’nı da şimdiden tebrik ediyorum. Bayramın kardeşliğimizin, birliğimizin, beraberliğimizin daha da pekişmesine, gelişmesine katkı sağlamasını Cenabı Mevla’mdan niyaz ediyorum.
Hepinize tekrar sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, sağ olun.