Yükleniyor...

Basbakan Yildirim, ulusal ve yerel medya temsilcileriyle bulustu

 

Başbakan Binali Yıldırım, siyaset anlayışı gereği kısır siyasi çekişmeler ve polemiklerden mümkün mertebe uzak kalmaya çalıştıklarını, yeni dönemde ülkenin önündeki sorunları çözmenin gayreti içinde olacaklarını belirterek, "Laf üstüne laf değil taş üstüne taş koymak, anlayışımız bu olacak. Az konuşup daha çok iş yapmayı tercih edeceğiz. Zaten benim tabiatıma da uygun bir iş." dedi.

İzmir’de bir aile ortamında bulunduğunu ve salondaki herkesin ev sahibi olduğunu belirten Yıldırım, "ancak kendisinin durumunda ufak bir değişiklik olduğunu" bildirdi.

Yeni göreviyle İzmir ve Türkiye’ye karşı sorumluluğunun arttığını, bunun gereğini yerine getirmek için her türlü gayreti göstereceğinden kimsenin tereddüt yaşamaması gerektiğine işaret eden Yıldırım, yerel seçim kampanyasında sürekli olarak "İzmir olmadan Türkiye olmaz, Türkiye haritası eksik kalır" mesajını verdiğini anımsattı. Yıldırım, "İzmir, Türkiye’ye lazım. İzmir’e de başkan lazım" dediklerini aktaran Yıldırım, "Ama İzmirlilerin tercihleriyle o gün uzağı gördüklerini şimdi anlıyoruz." dedi. 

Bu görevi üstlenmesinde İzmirlilerin büyük desteğinin bulunduğunu, bu nedenle de tüm hemşehrilerine teşekkür eden Yıldırım, "Bana güvendiler, Parlamentoya bu güzel şehrin temsilcisi olarak gönderdiler ve o yürüyüşte daha ağır, bir o kadar da onurlu bir görevle karşınızdayım." ifadesini kullandı.

Sultan Alparslan’ın Malazgirt’e gelişinden 20 yıl sonra Çakabey’in İzmir’de Türk medeniyetini yerleştirdiğine dikkati çeken Yıldırım, şöyle devam etti:

"Onların buralara yerleşmesi çok önemli bir milat olmuştur. O gün bugün Türkiye’nin başı dara düştüğünde ilk hareketi yapan şehir İzmir olmuştur. Bunu işgalde görüyoruz, ilk kurşun atan İzmir’dir, Hasan Tahsin’dir. Bunu tek partili hayattan çok partili hayata geçerken de görüyoruz. Demokrasinin güç kazandığı şehir İzmir’dir. Kurtuluş meşalesinin yakıldığı şehir İzmir’dir. Büyük Atatürk’ün Türkiye’nin gelecek hedeflerini, ekonomi politikalarını, siyasetini tüm dünyaya duyurduğu şehrin adı da İzmir’dir. Dolayısıyla İzmir’in birbirinden farklı bu özelliklerini dikkate alarak geçmişte belediye başkanı adaylığımda, milletvekili adaylığımda sürekli ’Bizim için siyaset İzmir’e, Türkiye’ye hizmet demektir’ dedik. Bu anlayışla siyaset yaptık. Kısır siyasi çekişmeler, polemiklerden mümkün mertebe uzak kalmaya çalıştık. Yeni dönemde de Türkiye’nin önünde çok önemli konular var. Bölgesel konularımız, ulusal konularımız var. Hukuk alanında, sistemle ilgili, ekonomiyle ilgili konularımız var. Tüm alanlarda gece gündüz tüm arkadaşlarımızla çalışacağız. Parlamentomuzu çalıştıracağız ve ülkenin önündeki sorunları birer birer çözmenin gayretinde olacağız. 65. Cumhuriyet Hükümeti olarak kendimize şöyle bir hedef belirledik: Bu hükümetin ana önceliklerinin başında yatırım yapan, üretim yapan, istihdam oluşturan, ekmeği büyüten ve büyüyen, refahı adil olarak dağıtan bir anlayış... Bu ana eksen olacak."

Başbakan Yıldırım, bunun, ülkedeki AK Parti iktidarlarının bugüne kadar uyguladığı politikaların bundan sonra da hiçbir kesintiye uğramadan devam edeceği anlamına geldiğini vurgulayarak, "Ancak (yeni dönemi) bunun üzerine uzun vadeli, doğrudan katma değer sağlayan yatırımların biraz daha ön plana çıkması, daha fazla desteklenmesi şeklinde özetleyebiliriz." dedi.

EN HIZLI GÜVENOYU ALAN HÜKÜMET

65. Cumhuriyet Hükümeti’nin, Cumhuriyet tarihinin en hızlı güvenoyu olan hükümeti olduğunu, kuruluşuyla güvenoyu alması arasında 5 veya 6 gün süre bulunduğuna değinen, Yıldırım, şu görüşlere yer verdi:

"Bu Cumhuriyet tarihinde rekordur. Bu da bir şeyi gösteriyor, artık zaman ekonomisini çok iyi kullanmamız lazım. Vakit nakittir diyoruz ya zaman artık paradan daha kıymetli hale geldi. Bütün çalışmalarımızda buna büyük titizlik göstereceğiz, zamanı etkin kullanmak laf üstüne laf değil taş üstüne taş koymak, anlayışımız bu olacak. Az konuşup daha çok iş yapmayı tercih edeceğiz zaten benim tabiatıma da uygun bir iş. 

Allah nasip ederse bu şekilde ülkemize, bize hayat veren, bizi bugünlere getiren şehrimize ne kadar katkı sağlarsak, ne kadar kalıcı eser bırakırsak iyi. Bizim için, arkamızdan kalacak olan hoş bir sedadır diye düşünüyorum." 

İzmir’deki Başbakanlık Ofisi’ni kurarak hazır hale getiren önceki Başbakan Ahmet Davutoğlu’na teşekkürlerini ileten Yıldırım, ofisi daha aktif kullanacaklarını, İzmir’in nabzının burada tutulacağını, sivil toplum örgütleri, paydaşları ve kanaat önderlerinin burada buluşarak konuları değerlendireceğini aktardı.

Yıldırım, "Mutlaka kısa sürede gerekli personel donanımını yapıp burayı çalıştırmak istiyoruz. Belki gelişlerimiz sık olmasa bile biz gelmesek dahi burası bizim adımıza İzmir’in konularının, sorunlarını en yakından takip eden bir yer olacak, bundan emin olabilirsiniz" dedi.

Başbakan Binali Yıldırım, bir gazetecinin "İzmir için yeni bir proje olup olmadığıyla" ilgili sorusu üzerine, zamanı gelmeden konuşmanın projelere zarar verebileceğini belirterek, "Bizim usulümüz projeye başlayınca ilan etmektir. İstisnası Körfez Geçişi’dir. Bu büyük bir proje. İzmirliler’in kanaatleri, düşünceleri, önerileri bizim çok önemsediğimiz bir konudur. Bu konuyu İzmir kamuoyunun dikkatine sundunuz. Hepiniz desteklerinizi açıkladınız. Zannediyorum ki İzmir kamuoyu proje hakkında bilgi sahibi oldu, farkındalık oluştu. Bundan sonraki adımlar artık bize düşüyor" yanıtını verdi.

"İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu ile yaptıkları görüşmede hangi konuların ele alındığı" sorusu üzerine ise Yıldırım, belediye başkanının proje yaparken karşılaştığı sorunları kendisiyle paylaştığını, kamulaştırma başta olmak üzere kamuya maliyeti yüksek olan, zaman kaybına neden olan konuları uzunca bir liste halinde aktardığını ve desteğini istediğini dile getirdi.

Yıldırım, şöyle devam etti:

"Biliyorsunuz, 1 Kasım seçimleri öncesi İzmir’de tüm hemşehrilerimize bir sözümüz oldu, dedik ki ’artık yerel yönetim - merkezi yönetim çekişmesini bir tarafa bırakalım. Ben ne ihtiyaç varsa bu şehrin bir vekili olarak siyasi görüş, parti farkı gözetmeksizin ilgileneceğim, çözeceğim’ dedim. O gün bugün de bunun gereğini yapıyoruz. Gündemde epeyce bekleyen konuları, çöp yeri olsun, Körfez’in ÇED konusu olsun, İZBAN ile ilgili sorunlar olsun, Kıyı Planı, marinalar vesaire...

Bu konuların hepsi bir çırpıda çözüme kavuştu. İlgili bakanlarla belediye başkanımızı bir araya getirdik konuşturduk, görüştürdük, çözümleri ürettik. Bundan sonra yine İZBAN ile ilgili düşünceleri var, Balçova’nın imar yapılanmasıyla ilgili düşünceleri var. Bu düşüncelerini paylaştı, destek istedi. Genel olarak yıllarca edindiği tecrübelerde bizim işimize yarayabilecek bazı notlar çıkarmış onları paylaştı. Faydalı, verimli bir görüşme yaptık, şehrimiz ülkemiz için iyi bir gelişme olduğunu söyleyebilirim. Kendisine partimizin kongre sürecinde İzmir kamuoyunda, ulusal basında geniş yankı bulan açık desteği için teşekkür ettim. Bu, herhalde yakın siyaset tarihimizde fazla görülen bir şey değildir. Bunu da kendisine ifade ettim."

İzmir’deki tüm kesimlerin kendisine verdiği destekten duygulandığını aktaran Yıldırım, "Bir fani için bundan güzel bir mutluluk olamaz. Onur verici bir şey. Ama bir o kadar da omuzlarımdaki sorumluluğun arttığını hissediyorum. Böyle kalabilmenin çok kolay bir iş olmadığını biliyorum. Bunun için de çok özverili bir şekilde çalışacağım." dedi.

Binali Yıldırım, "Eşi Semiha Yıldırım’ın başbakanlık görevini nasıl karşıladığı, alışıp alışamadığı" yönündeki sorusu üzerine, şu yanıtı verdi:

"Benim prensibim belli, ’itaat et, rahat et’, ne olursan ol. Şunu rahat söyleyeyim; Semiha Hanım sıfatlara pozisyonlara çok itibar eden birisi değil. Bu yeni statüsüne de çok alışacak gibi gözükmüyor, o daha sade, sıradan vatandaş gibi yaşamayı çok seviyor. Bakan eşiyken hayatında bir kısıtlama vardı. O kısıtlama da biraz daha arttı. Ondan dolayı, tabi güzel bir duygu ama o tip konularda çok fazla alışık olmadığı için biraz zaman alacak." 

"Torunlarıyla sık görüşememenin sıkıntı yaratıp yaratmayacağı" şeklindeki bir soru üzerine ise Yıldırım, "Torunlar konusu önemli. Torunları artık gittiğimiz yere getirecekler herhalde. Nerede fırsat bulursak buluşacağız. Onlar bizim enerji kaynağımız, onlarla geçirdiğimiz dakikalar bize yeniden hayat veriyor. Heyecanımızı, çalışma azmimizi artırıyor." ifadesini kullandı.

Başbakan Binali Yıldırım, yarın Almanya Parlamentosunda görüşülmesi beklenen olan 1915 olaylarıyla ilgili tasarıya ilişkin, "Biz beklemiyoruz böyle bir kararın çıkmasını. Ola ki çıktı, dünyanın sonu değil. Bizim için bir anlamı, bir sonucu olmayan boş bir karardır. Aksine bir karar alması en başta Almanya’nın başını sıkıntıya sokar." dedi.

Başbakan olduktan sonra ilk kez basınla İzmir’de bir araya geldiğini ve kentin bu ilk buluşmayı hak ettiğini belirten Yıldırım, basın temsilcilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Bir basın mensubunun Almanya Parlamentosunun gündeminde bulunan 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarıyla ilgili tasarı ve Almanya Başbakanı Angela Merkel ile ilgili görüşmesini sorması üzerine Yıldırım, Şansölye Merkel ile görüşme talebinin karşı taraftan geldiğini vurguladı.

Merkel’in kendisini tebrik ettiğini, bu vesileyle Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkileri değerlendirdiklerini anlatan Başbakan Yıldırım, göçmen meselesini, 3 milyona yakın Türkiye’de yaşayan Suriyeliler ile ilgili taahhütlerde yaşanan sıkıntıları, yasa dışı göçü, Türkiye’nin bu konuda yaptığı fedakarlıkları ve ortaya koyduğu gayretleri görüştüklerini ifade etti.

Merkel ile vize muafiyeti uygulamasını da görüştüklerini dile getiren Yıldırım, "Bu konularda Avrupa Birliği’nin tereddüt içinde olmasının tarafımızdan kabul edilecek bir şey olmadığını, Türkiye olarak tüm sözlerimizi yerine getirdiğimizi, eğer AB burada tekrar bir zaafiyete düşerse bunun Türkiye’de bir hayal kırıklığı oluşturacağını açık şekilde söyledik." ifadesini kullandı.

Yıldırım, görüşülen konulardan birinin de perşembe günü Almanya Parlamentosunda oylaması öngörülen 1915 olaylarına ilişkin tasarı olduğuna dikkati çekerek şöyle konuştu:

"Bu konudaki hassasiyetimizi kesin ve net cümlelerle kendisine ifade ettik. Burada beklenmedik bir karar oluşursa bunun doğuracağı sonuçlardan Almanya’nın daha fazla olumsuz etkileneceğini de ifade ettik. Neden? Çünkü Almanya’nın da vatandaşı, bizim de vatandaşımız 3,5 milyon insan var. Artık yerleşik durumda. Yani onlar da siyasetin içinde, onlar da hayatın içinde, Almanya’nın o bakımdan 3,5 milyon insanın duygularına rağmen aksine bir karar alması en başta Almanya’nın başını sıkıntıya sokar, bunu ifade ettik.

Ayrıca, Türkiye-Almanya ilişkileri en iyi düzeydeyken birdenbire ortaya çıkan böyle olumsuz bir havanın siyasi bir anlam taşıdığını, Alman iç siyasetiyle ilgili olduğunu düşündüğümüzü ifade ettik ve bu konuda Şansölye Sayın Merkel’in çok daha fazla inisiyatif ortaya koyması gerektiğini söyledik. Kendisi de elinden geleni yapacağını söyledi. Benzer şeyleri Sayın Cumhurbaşkanımızda görüşmesinde ifade etti. Ve görüşmemizi böylece tamamladık, artık perşembe günü durumu göreceğiz. Biz beklemiyoruz böyle bir kararın çıkmasını. Ola ki çıktı, dünyanın sonu değil. Bizim için bir anlamı olmayan, bir sonucu olmayan boş bir karardır. Başka benzer ülkelerde de buna ait şeyler oldu. Ama bizim açımızdan hiç bir anlam ifade etmeyeceğini de bütün dünyanın bilmesini istiyoruz. Bu konuda tavrımız net. 1915 şartlarında 1. Dünya Savaşı, bütün dünya kargaşa, savaşlar hareket halinde. Her ülkede kendi tedbirlerini alır. Güvenlik açısından tedbir alır. Bakın DAEŞ’ten Felluce’yi Irak koalisyon güçleriyle geri almak istiyor. Ne yaptı? Orada 100 binden fazla insanı tahliye etti. Hiçbir hazırlık olmadan tahliye etti, zorla. Niye, onların canına zarar gelmesin diye. Bunlar şartların getirdiği tedbirlerdir. Bundan dolayı bu işi tırnak içinde "sözde soykırım" diye adlandırmak Türkiye’ye yapılacak, bu millete yapılacak en büyük hakarettir, haksızlıktır. Asla kabul etmemiz söz konusu değildir."

BİZİM MEDENİYETİMİZDE SÖMÜRÜ YOK

Osmanlı’nın her dinden her dilden her mezhepten insanı özgür tuttuğunu, toprakları fethettiğinde sahiplerine "işleyin, kazanın, devlete de kazandırın" dediğini vurgulayan Başbakan Yıldırım, "Bizim medeniyetimizde sömürü yok, bizim medeniyetimizde insanları ezme yok. Eğer aksi olsaydı dünyanın 3’de 2’si Türkçe konuşurdu. Fransızlar Kuzey Afrika’da 50 yıl kaldı, adamların resmi dili oldu. İngilizler Hindistan’da, Pakistan’da birçok yerde sömürgeler edindiler şimdi o ülkelerin hepsi İngilizce konuşuyor. Bizim 600 seneden fazla bulunduğumuz coğrafyada böyle bir şey var mı?" değerlendirmesini yaptı.

TERÖRLE MÜCADELE

Başbakan Yıldırım, terörle mücadelenin ne zaman sona ereceğine yönelik öngörüsünün olup olmadığı yönündeki soruya, "Var, eğer bir terör örgütü ’ülkeyi böleceğim, toprakların bir kısmını bu ülkenin ayıracağım, ayrı devlet kuracağım’ diyorsa bu uğurda gözünü kırpmadan çocuk, yaşlı demeden masum insanları öldürüyorsa, güvenlik kuvvetlerine her türlü kahpeliği yapıyorsa ne diyeceğiz? Veya onların siyasi uzantıları aynı dilden konuşuyorsa ne yapmamızı bekler bu millet? O kararlılığı biz sonuna kadar devam ettireceğiz. Ne zaman bu iddiadan vazgeçerlerse bu boş hayalden vazgeçerlerse o zaman zaten sorun kendiliğinden hallolacak." yanıtını verdi.

OPERASYONLAR KESİNTİSİZ SÜRECEK

HDP’li belediyelerin teröre destek vermesi ile bu belediyelere kayyum atanmasına ilişkin bir hazırlık olup olmadığı yönündeki soru üzerine ise Yıldırım, operasyonların kesintisiz süreceğini söyledi..

Yıldırım, şöyle devam etti:

"Ne zamana kadar? Masum sivil vatandaşı öldürmekten vazgeçinceye kadar. Ne zamana kadar? Polis, jandarma, asker, korucu, ülkenin toprak bütünlüğü, bağımsızlığı için mücadele eden hayatlarını ortaya koyan şehit olanları öldürme bitinceye kadar devam edecek. Türkiye’nin her yerinde, İzmir’de Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Sinop’ta, Hatay’da, Edirne’de, Iğdır’da ülkenin dört bir köşesinde vatandaşlarımız korkusuzca, huzur, güven içinde gece gündüz seyahat etmeleri, iş yapmaları, sosyal hayata katılmaları sağlanıncaya kadar devam edecek. Esasen çözüm budur. Bundan başka çözüm yok. PKK terör örgütünün Kürtler diye bir sorunu yok. Kürtlerin PKK diye bir sorunu var. Sorun bu. Bu sorunu da çözmek bizim boynumuzun borcudur.

İkincisi yerel yönetimler. Özellikle HDP’nin elindeki belediyeler konusunda tespitleriniz çok yerinde. Bunları biz de biliyoruz. Burada da teröre karşı güvenlik esaslı mücadeleyi bir yandan devam ettirirken bir yandan da terör örgütüne lojistik destek veren, parasal destek veren kaynakları da ortadan kaldırmamız lazım. Yani ’Ben halkın oylarıyla geldim, bana bir şey yapamazsınız, Avrupa’ya şikayet ederim...’ Öyle bir şey yok. İnsanları öldürmek için parasal ve lojistik destek sağlamak, sabileri terör örgütünün kucağına atmak özgürlük değil. Millet bunun için oy vermedi ki onlara. Diyarbakır belediyesine verilen oylar ne için? Ben sana 500 milyon para gönderiyorum, yol, kanalizasyon, okul, park yap, insanların vakitlerini geçireceği sosyal tesisler yap, bunun için. Ama siz bu kaynakları burada kullanmayıp terör örgütüne destek amaçlı kullanırsanız orada hiç kimse hoş geldin demez.

 O yönde de adımları atmaya başladık sonuna kadar da götüreceğiz. Yasal düzenleme de dahil idari tasarruflar da dahil hepsi yapılacak. Bu yapılmazsa terörle mücadele başarılı sınırlı kalır. Bir de bunların sırtını sıvazlayan dış destekçiler var. Onlara karşı tavrımız da net. Yaptıklarınızı biliyoruz ama bir gün gelecek siz de buna pişman olacaksınız. Bu silah sizi de yakacak. Bunu bilin ona göre hareket edin diyoruz. Burada da kim dost kim dost değil, onu da bu vesileyle görmüş oluyoruz."

SAĞLIKTAKİ YÖNETİM ŞEKLİ BASİTLEŞTİRİLECEK

Yıldırım, sağlık alanındaki yatırımlarla ilgili soru üzerine, sağlıktaki yönetim sistemini basitleştireceklerini belirterek, "Kuzey, güney, doğu, batı sekreterliği bunlar kalkıyor. Yalın sağlık yönetim sistemine geçiliyor. Doğrudan yönetim sistemi. Tek sorumlu olacak. Buradaki hiyerarşik yapı hizmeti hızlandırmıyor, yavaşlatıyor. Kalitesini arttırmıyor, azaltıyor. Bunu Sağlık Bakanımızla da konuştuk, gereğini yapacağız." diye konuştu.  

Tarihi yerlerle ilgili düşüncesinin bilindiğini, "sit" denilince milletin "otur" anladığını ifade eden Yıldırım, "Burada mutlaka bu işi aslını da yok etmeden en iyi şekilde değerlendirmek için daha proaktif davranacaklarını" kaydetti. 

Lobicilik konusunun genel bir sorun olduğunu dile getiren Yıldırım, "Paralel çetenin yaptığının yarısı kadar lobicilik yapamıyoruz. Bu konuda başarısız olduğumuzu kabul ediyorum ama bu dönemde buna da daha fazla eğileceğiz." dedi.

Başbakan Yıldırım, terörle mücadeleye ilişkin başka bir soruya, "Geçmişe gidip zaman kaybetmeyelim. Duruşumuz çok net. Bu konuda zerre kadar kafa karışıklığımız yok. 78 milyon ne diyorsa biz de onu diyoruz. Tek bayrak, tek devlet, tek millet, tek vatan." karşılığını verdi.

Basın Yasası’na ilişkin soruya ise Yıldırım, internet basınının çok hızlı gelişen bir alan olduğunu, burada düzenlemelerin yetersiz kaldığı düşüncesinin bulunduğunu ve bu konuda bir düzenleme içerisine gideceklerini söyledi.

BİR GÜZELLİK YAPACAĞIZ

Başbakan Binali Yıldırım, İzmir-İstanbul Otoyolu Osmangazi Köprüsü geçiş fiyatlarına ilişkin, bu köprünün bir kamu özel ortaklığı olduğunu, 9 milyar liraya yapıldığını aktardı.

Yıldırım, "Yani yapacaklar, yapım süresi düştükten sonra da 16-17 yılda geçen araçlardan topladıkları parayla, yatırdıkları parayı alacaklar. Biraz da kar edecekler. Bunun bir hesabı var. Burada indirim yapılabilir. O indirimi devlet sübvanse eder. Hesap çok net. Ama şunu söyledim. Bir güzellik yapacağız dedim, yapacağız. Onun için biraz daha bekleyin." diye konuştu.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.