Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in 15 Temmuz Sehitleri Anma Programinda yaptigi konusmanin tam metni

 

Şehitlerimizin kıymetli yakınları, değerli gazilerimiz, değerli kardeşlerim, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla hasretle, muhabbetle, saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında 15 Temmuz gecesi şehit olan kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Şehitlerimizin emaneti olan yakınlarına ve tüm milletimize başsağlığı dileklerimi tekraren ifade ediyorum. Gazilerimize sağlıklı ve huzurlu bir hayat diliyorum. Tedavileri halen süren gazilerimize Rabbimden acil şifalar niyaz ediyorum.

15 Temmuz gecesi sokakları, meydanları doldurarak inançları, vatanı, bayrakları, özgürlükleri, gelecekleri için darbecilere meydan okuyan vatandaşlarımın her birine ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Tankların, zırhlı araçların, askeri kamyonların önüne dikilen her bir kardeşime şükranlarımı sunuyorum. Çünkü onlar asker elbisesi giymiş vatan hainiydiler. Darbecilerin doğrulttukları silahların karşısında dimdik durarak onlara bu ülkenin sahipsiz olmadığını gösteren her bir kardeşime şükranlarımı sunuyorum.

Üzerlerine ölüm kusan helikopterlere, bomba yağdıran uçaklara aldırmadan direnişlerini sürdüren kardeşlerimin her birine şükranlarımı sunuyorum.

Şimdi içeri girerken bir haber aldım, evet Çukurca’da yine bizim kahraman askerlerimiz 8 tane teröristi öldürdüler. Onlara da özellikle şükranlarımı ifade ediyorum, çünkü bizim askerimiz, bizim pilotumuz bunun için vardı, işte bu görevini yapıyor, oydu aslolan.

İşte son haftalarda, son aylarda gerek Silahlı Kuvvetlerimizin, gerek Jandarmamızın, polisimizin, güvenlik korucularımızın, hamdolsun bütün bu teröristlere dağları, dereleri nasıl dar ettiğini hep birlikte görüyoruz, inşallah görmeye de devam edeceğiz.

Sokaklara çıkma imkânı bulamadıkları için ak sakallarıyla, başörtüleriyle, kucağında uyuyan o sabileriyle seccadelerinin üzerinde sabaha kadar gözyaşı döküp dua ederek darbe direnişine destek veren tüm vatandaşlarıma özellikle şükranlarımı sunuyorum.

16 Temmuz’dan itibaren 29 gün boyunca ülkemizin her köşesinde gece sabahlara kadar demokrasi nöbeti tutan, gündüz de işine-gücüne giden tüm vatandaşlarıma şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Biliyorum ki eşlerini, çocuklarını, tüm ailelerini, geleceklerini, umutlarını, her şeylerini geride bırakarak mücadeleye koşan erkeklere, kadınlara, gençlere ne desem eksik kalır. Rabbime beni böyle bir milletin evladı olarak yarattığı için ne kadar hamd etsem azdır. Allah’ıma bana böyle bir millete hizmet etmeyi nasip ettiği için ne kadar hamd etsem azdır. Mevla’ma o gece bu kulunu böyle bir milletle birlikte mücadele verme şerefine nail kıldığı, bana böyle bir ihsanda bulunduğu için ne kadar hamd etsem azdır.

Kardeşlerim, şu anda burada kelimelerin kifayetsiz kaldığı, düşüncelerin ve duyguların ancak kalplerden kalplere giden o gizli yolla ifade edilebildiği bir andayız. Burası milletin evi, sizin eviniz. Birilerinin gelmeye ayaklarının varamadığı yer değil burası, burası sizin eviniz. Hamdolsun bizim milletimizle gönül bağımız hiç kopmadı. Milletimiz ne hissediyorsa, biz de onu hissettik. Milletimiz neye öfkeleniyorsa biz de ona öfkelendik. Milletimiz neyi özlüyorsa biz de onu özledik. 40 yıldır bu çizgiden hiç sapmadığımız için, attığımız her adımda milletimizi yanımızda bulduk. Bu yüzden milletimize hâkim olmaya değil hadim olmaya geldik.

Önce bizi küçümseyerek milletten uzak tutmaya çalıştılar. Bunu başaramayınca cezaevine attılar. Yine netice alamayınca, siyaset yoluyla hizmet etmemizi engellemeye kalktılar. Bunu yapamayınca, milletin verdiği yetkileri sinsi yollarla elimizden almaya çalıştılar. Sonunda işi 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi canımıza kastetmeye kadar götürdüler. Bu fakirin canını alınca, 80 milyonluk Türkiye’yi teslim alacaklarını sandılar. Hâlbuki ne diyor Yunus: “Ten fanidir can ölmez, gidenler geri gelmez. Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil. Gevhersiz gönüllere yüz bin söz söyler isen, Hakk’tan nasip olmasa nasip alası değil.” Evet, işte bu Hakk’tan nasibini almamış olanlar milletimizle aramızdaki güçlü rabıtayı göremedikleri için güç kullanarak, silah kullanarak, kan dökerek ülkeyi teslim alma hevesine kapıldılar. Biz milletimizle birlikte ölümü göze alarak yola çıktığımızda bu nasipsizlerin yüreğine korku çoktan düşmüştü. FETÖ’nün ordumuza sızmış mensuplarının döktükleri masum kanı, onların yüreksizliklerinin, alçaklıklarının, ruhlarını ve bedenlerini sattıkları şarlatanla birlikte yuvarlandıkları ihanet çukurundaki çırpınışlarının eseridir. Bu alçaklar o gece kendilerince her şeyi hesap etmişler. Sadece Allah’ın hesabının tüm hesapların üzerinde olacağını düşünememişler. Türk milletinin dünyada tanka karşı yumrukla, kurşuna ve bombaya karşı tekbirle karşı koyacak tek millet olduğunu akıllarına getiremedikleri için sokağa adım attıkları andan itibaren planları bozuldu.

Kardeşlerim, 15 Temmuz gecesine dair öyle hatıralar, öyle kareler, öyle arka plan hikâyeleri var ki inanın üzerimizdeki yükün ağırlaştıkça ağırlaştığını hissediyoruz. İşte şu anda arkamızdaki kareleri görüyorsunuz. Çanakkale’ye son ferdine kadar şehit düşen meşhur 57. Alaya oğlunu asker olarak gönderen bir baba evladının arkasından şöyle diyordu: “Git evladım, yıllarca ben oğulsuz kalayım, şu yaralı bağrıma kara taşlar çalayım. Hadi yavrum, hadi git, ya gazi ol, ya şehit.” Az önce Adanalı babayı dinledik değil mi? İki ikizi Özel Harekât’ta şehit oldu. O gün orada 53 şehidimiz var, ikisi de bu ikiz kardeşler. Allah rahmet etsin, mekânları Cennet olsun. Rabbim Kur’an-ı Kerim’de müjdeyi veriyor ve Allah yolunda ölenlerin biliyorsunuz Cennet karşılığında onların nefsini Rabbimiz satın alıyor. Ve onlar Allah yolunda öldüler. Dolayısıyla onlara ölüler demeyiniz, onların makamı zaten belli. Böyle yüce bir makam var mı? Az önce Ömer Halisdemir kardeşimin eşi Rabbim bizlere de bu şehadeti nasip edecek mi diye ağlıyordu. Mesele bu, Rabbim bizlere inşallah aynı yolda şehadeti nasip etsin. (“Amin” sesleri) Ve biz Allah yolunda dinimiz için, vatanımız için, milletimiz için her an ölmeye hazır, ta yola çıkarken ne dedik? Kefenimizi giydik ve yola böyle çıktık.

15 Temmuz gecesi evladını, eşini, çocuğunu darbecilerin üzerine gönderenler de aynı duygular içindeydi. İşte Safiye kardeşimi de dinlediniz değil mi?  Bakın orada kaç tane asker var, ellerinde silahlar var. Ya onlardan yoğurt olmaz be. Ulan terbiyesizler, karşınızda tek başına bir bayan var, elinde silah mı var? Hiçbir şey yok. Ve o haliyle geliyor, siz onu ölümle tehdit ediyorsunuz. Ne oldu? Yürek meselesi bu yürek, kürek değil yürek, mesele bu. İstiklal Marşımızda ne diyor Akif:

“Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,

Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.”

İşte mesele bu, onun için kardeşlerim ister F16 olsun, ister silahlar yağdıran helikopterler olsun, tanklar olsun, tüfekler olsun. İşte bir Sabri, Sabri bugün yok mu burada? Kendini tankın altına atıyor, paletlerin arasına. Birinci tank üzerinden geçiyor, çıkıyor. Arkadan ikinci tank geliyor, onun da altına kendini atıyor, oradan da çıkıyor. Hadi öldürseydiniz, niye öldüremediniz? O an gelmeden muktedir olamazsınız. Hele hele şehadete yürüyorsa, hiç muktedir olamazsınız. Ve bakın az önce de ifade edildi, şu anda gazilerimizin içerisinde 40’ın üzerinde ameliyat geçirenler var. Geçen GATA’yı ziyaret ettim, oradaki gazilerimizi gördüm. 40’ın üzerinde ameliyat, ameliyat üstüne ameliyat. 6, 10, 15 ameliyat geçirenler var.  Ama dedik ya, Rabbimin o murat ettiği hayat, ömür devam ediyor, devam edecek. Ve biz işte şehitlerimizle ne denli iftihar duyuyorsak, aynen gazilerimizle de iftihar duyuyoruz.

Sevdiklerinin şehit olduğunun haberini alanların yüreklerine biliyorum o gece kor ateş düşüyordu. Gazilerin yakınları üzüntüyle umudu bir arada yaşıyorlardı. Sağ-salim geri dönenlerin yakınları ise şehitlerin ve gazilerin acısıyla sevinçlerini göstermeye dahi imkân bulamıyorlardı. 16 Temmuz akşama doğru darbenin bilançosu ortaya çıktığında bir kez daha dillerimizden; ah be Anadolu, şimdi her köşen ağlayan ana dolu. Bu sözler döküldü. Kur’an-ı Kerim’in şehitlerimizle ilgili hep bu aralar o ayeti hep birlikte ezberledik değil mi? Allah yolunda öldürülenlere asla ölüler demeyiniz. Bilakis onlar diridirler, lakin siz anlayamazsınız. Bu emir, en büyük teselli kaynağımızdır.

Atalarımız, ateş düştüğü yeri yakar diyor. Ancak 15 Temmuz şehitlerimizin terörle mücadele şehitlerimizin ateşi sadece ailelerini değil milletimizin tamamını yaktı, yakıyor. Ne dersek diyelim, geride kalanların, özellikle de anaların yürek yangınlarını söndüremeyeceğimizi biliyoruz. Bir şehidimizin dilinden ifade edilen şu dörtlük belki annelerimize bir parça ferahlık verir:

“Yine hangi duayı okudun anne?

Vurulduğum yerde güneş açtı.

Yine mi ağlıyorsun anne,

Cennetime yağmur yağdı.”

İşte bu sesleniş, sırf annesine evladım gel, yoksa hakkımı helal etmem dedirtmemek için konuşmasını kesip telefonu kapatarak şehadete koşan kahramanların Cennetten kopup gelen fısıltısıdır.

Anneler, babalar, kardeşler, eşler, evlatlar; emin olunuz ki sevdikleriniz şehittir ve Rabbimin müjdesi gereğince Cennetliktir. Bize düşen, bu dünyadaki imtihanımızı şehitlerimize layık olacak şekilde vermeye çalışmaktır.

Şehadet için öne atılan, ama yaralanıp gazilikle yetinmek zorunda kalan kardeşlerim, işte Derya kardeşimiz, bir öğretmendi. Daha sonra Belediye Meclis üyesi olarak görevine devam ederken Kahramankazan’da o da gazi oldu. Ve hala 1 yıldır işte tedaviler devam ediyor. Fakat dedim ya, mesele yürek meselesi. Size sadece ve sadece bu unvanın şerefi yeter. Dünyanın tüm malına, mülkine, makamlarına değişilmeyecek bu unvanı hayatınız boyunca şanla, şerefle, gururla taşıyınız. Başka hiçbir millette böyle bir makam yok, onu bilesiniz ha, bu sadece Müslümanlarda var. Vakarlı, onurlu, ağırbaşlı duruşunuzla yeni nesillerin rol modeli olacağınızı asla unutmayınız. Bu unvan ve getirdiği sorumluluk size şehitlerimizin emanetidir. İşte Çanakkale’yi anıyoruz değil mi? Her yıl 18 Mart’ta Çanakkale’yi yad ediyoruz değil mi? İşte bundan sonra 15 Temmuz da, 16 Temmuz da aynı şekilde ne olacak, anılacaktır.

Ben şimdi buradan bütün şehit kardeşlerimin eşlerine, tüm yakınlarına ve gazilerimize, az önce Başbakanımız da söyledi, ben de söylüyorum; şehitlerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız. Ve unutmayın, her salalar okunduğunda şehitlerimiz akla gelecek; bu çok önemli. Ve şu anda bazı görsel medyanın bunları sürekli olarak yayında tutması, aslında bizim geleceğe bakışımızı güçlü kılıyor, kavi kılıyor. Niye? Şehitlerimizi hatırlıyoruz. Onları hatırladıkça geleceğe olan güvenimiz artıyor ve artacak. Ve şehadete inanmak, onu yaşamak, o konuşulmaz, yaşanır, işte o çok önemli. Ve bu milletin tarihinde bu var, işte bundan sonra da bu olacak.

Bakın az önce yine söylendi, ben de söyleyeceğim; dünyanın hiçbir yerinde, buna İslam dünyası da dahil askerine Mehmet diyen bir başka millet yoktur. Ama ecdadımız bakın askerine aslında küçük Muhammed anlamına Mehmet demiştir. Muhammed dememiştir, olur ki yakışık almaz. Önce yumuşatmış Mehemmed demiştir, daha sonra iyice yumuşatmış Mehmet demiştir ve Mehmetçik ile de küçük Muhammed, bu anlama getirmiştir. Askerimizin işte böyle bir güzelliği, böyle bir özelliği var. Onun için bizim Mehmetçiğimiz farklı. Ve onun için de ordumuzun yeri, konumu çok çok farklı.

Kardeşlerim; devletlerin ve milletlerin tarihlerinde geleceklerine yön veren kritik dönüm noktaları vardır. 15 Temmuz Türk milleti için ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti için işte böyle bir tarihtir. Bundan sonra ülkemizde hiçbir şey 15 Temmuz öncesi gibi olmayacaktır. Tek parti döneminin zulmünü yaşayan milletimiz, bir daha böyle bir zillete asla rıza gösteremeyecektir. 27 Mayıs darbesinin, 12 Eylül darbesinin, 28 Şubat müdahalesinin mahcubiyetini yaşayan milletimiz bir daha asla böyle bir mihnete maruz kalmayacaktır. Menderes gibi bir beyefendinin haksız yere darağacında son nefesini vermesine engel olamayan milletimiz, bir daha böyle bir utancı asla yaşamayacaktır.

İki arkadaşıyla beraber onlar da idam edilip… (Tezahüratlar) Sağ olun.

Milletimiz bir daha asla FETÖ gibi inancını eğitim ve hayırseverlik duygularını sömürerek ihanet zehrini damarlarına zerk etmek isteyen örgütlerin ülkesinde boy göstermesine meydan vermeyecektir. Her kim ki din adına, mukaddes bildiğimiz değerler adına bizi istismara kalkışırsa, önce Kur’an-ı Kerim’de defalarca emredilen akletmez misiniz ikazını hatırlayacağız. Rabbimizin bize en büyük ihsanı olan irademizi, aklımızı kesinlikle kimseye ipotek etmeyeceğiz. Bölücü gayelerle milletimizin içine etnik veya mezhebi fitne sokmaya çalışanlara karşı da aynı yolu izleyeceğiz. Bu ihanet teşebbüslerinin üstesinden coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımızın, kardeşliğimizin, birliğimizin, beraberliğimizin, gönüldaşlığımızın bize gösterdiği hakikatlerin rehberliğinde yola devam edeceğiz.

15 Temmuz’la, onun ayrılmaz bir parçası olarak gördüğüm bölücü terör örgütünün saldırılarıyla etrafımızı kuşatmaya yönelik sinsi oyunlarla gördük ki artık ya olacağız, ya öleceğiz. Bu sebeple 2023 hedefleri bizim için sıradan bir kalkınma programının çok ötesinde anlamlara sahiptir. Yaklaşık 200 yıldır gerileye gerileye geldiğimiz yerin bir tarafı uçuruma, bir tarafı düz duvar gibi yalçın sırtlara açılıyor. Bir başka ifadeyle gidecek yerimiz kalmadı.

Kurtuluş Savaşımızın ardından razı olduğumuz sınırlarımız Misaki Milli’mizin dahi gerisinde bulunmasına rağmen hala bize rahat vermiyorlarsa, artık geriye değil ileriye bakma zamanı gelmiş demektir.

2023 hedeflerimiz bizim ufkumuzu açacak, menzilimizi genişletecek, dizlerimize derman, kollarımıza kuvvet verecek, nefesimizi tazeleyecek, mazimizle atimizin bağını kuracak imkânın adıdır. Ecdadımız Balkan bozgununun acısıyla Çanakkale’de sadece kendi tarihimizin değil dünya savaş tarihinin en büyük zaferlerinden birini kazandı. Onlardaki teknoloji bizde var mıydı? Yoktu. Ama bir şeyleri vardı, imanları ve çözdüler. Çanakkale’den aldığımız cesaretle ve özgüvenle Kurtuluş Savaşı’mızı zafere taşıdık. 15 Temmuz bizim yeni Çanakkale’mizdir, Dumlupınar’ımızdır, Sakarya’mızdır. Yıllardır darbelerin, mücadelelerin, vesayet güçlerinin pençesinde kıvranan bu millet, 15 Temmuz’da şahlanışını ifade etmiştir. Buradan aldığımız cesaret ve özgüvenle elde edeceğimiz bir sonraki zafer, 2013 hedeflerine ulaşmak olacaktır.

Savaşların, işgallerin, sömürgelerin biçim değiştirdiği bir dünyada, demokratik, ekonomik, siyasi ve ferdi özgürlüğümüz bizim elimizdeki en önemli fırsattır. Şehitlerimize layık olmanın, gazilerimize şükranlarımızı ifade etmenin yolu, ülkemizi her alanda muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmayı amaçlayan 2023 hedeflerimize ulaşmaktan geçiyor.

Kardeşlerim, bizim bizden başka dostumuz yok. İşte görüyoruz, bakın Amerika’da metroda 15 Temmuz’la ilgili ilanlara beyefendiler müsaade etmiyor, benzer şeyleri Avrupa’da yaşıyoruz. İşte G-20 zirvesine gittik, orada vatandaşlarımızla buluşmak için salon toplantıları yapacağız, müracaatlar yapıldı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanına müsaade etmediler, bakanlarımıza müsaade etmediler. Lafa geldiği zaman özgürlükten bahsediyorlar, düşünce özgürlüğünden bahsediyorlar; ne özgürlüğü ya, ne özgürlüğü? Biz 15 Temmuz’da darbeyle karşı karşıya kaldık, 3 gün Hamburg’u yaktılar, yıktılar, ya işte böyle, bumerang gibi. Ve o teröristlerin içinde de aynen buradan Almanya’ya gidip orada kabul gören PKK teröristleri vardı. O paçavralarıyla beraber, terörist başının resimleriyle beraber kortejin içerisinde yer alanları gördük.

Kardeşlerim, alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste; olay bu.

Çevresinde düşmanın, içerisinde hainin eksik olmadığı bir coğrafyada ayakta kalmanın, hedeflere ulaşmanın zorluğunu elbette biliyoruz. Ama unutmayınız ki, bizim milletimizin diğerlerinden farkı, tarihin her döneminde bunu başarmış olmasıdır. Bugün de bölgemizdeki ve dünyadaki tüm mazlumlar gözlerini ülkemize dikmişlerse, kalplerinde ve dudaklarında bizim için dualarını eksik etmiyorlarsa, sebebi işte budur. Kendi evlatlarımız ve umudunu bize bağlamış tüm mazlumlar için bu sorumluluktan kaçamayız.

Bir insanın canından daha değerli neyi vardır? Eğer şehitlerimiz en değerli varlıklarını gözlerini kırpmadan ülkemizin ve milletimizin geleceği için feda etmişlerse, bize düşen görev, onların davasına sahip çıkmaktır. İşte b sebeple 15 Temmuz’u unutmamak ve unutturmamak mecburiyetindeyiz. FETÖ’nün ihanetini unutmayacağız, unutturmayacağız. Darbe girişimini fiilen yürütenleri, arka planda onları yönetenleri, darbecilere destek olanları aslı unutmayacağız, unutturmayacağız.

Batı bize ne diyor biliyor musunuz, hani diyor belge? Ya daha ne belgesi olacak? 250 şehidim var, 2193 gazim var, ne belgesinden bahsediyorsun ya? Ve şu anda da bunlar yargılanıyor, hukuk bunlarla ilgili kararı verecektir; niye rahatsız oluyorsunuz?

Ve söyledikleri ne biliyor musunuz, ama diyorlar bunlar bizi tatmin etmiyor. Siz buraya kaçıp gelenleri lütfen Türkiye’ye gönderin de, bunların suçu irtikâp ettikleri yer Türkiye’dir, Türk mahkemelerinde bunların yargılanması gerekir, Alman mahkemelerinde değil. Bunu bizzat Merkel’in kendisine söyledim bu son gidişte, sizin mahkemelerde değil, bizim mahkemelerde yargılanası gerekir. Hukukta kaide, suç nerede işleniyorsa oranın mahkemelerinde bunlar yargılanır, sizin yargınızda niçin yargılanacak? Bizden geliyorsun çift vatandaşlı birisini istiyorsun, niye? Suçu burada irtikâp etmiş, şu anda da burada yargılanıyor ve tutuklandı. Eğer yargı onlarla ilgili olumlu bir şey düşünürse gereğini yapar.

Kılıçdaroğlu yolda yürüyor.

Değerli kardeşlerim, şunu çok iyi bilmemiz lazım: Onun için biz 15 Temmuz’u resmi anma günü haline getirdik biliyorsunuz. Niçin? Unutmayacağız, unutturmayacağız.

Salı gününden itibaren başlayan ve Pazar gece saat 24’e kadar devam edecek olan çeşitli programlarla milletimizle birlikte 15 Temmuz’u hatırlayacak, şehitlerimize biraz sonra Diyanetleri Başkanımızla duayı da inşallah yapacağız, hatmi şerifler indirildi yüzlerce, belki binlerce bilemiyorum, bütün bu hatmi şeriflerle şehitlerimizi hayırla yad edeceğiz ve gazilerimize minnettarlığımızı ileteceğiz.

Salı günü Ankara ve İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin her yerinde 15 Temmuz ve terörle mücadele şehitlerimizin kabirlerini ziyaret ettik 81 vilayette, Kur’an-ı Kerim’ler okundu, dualar yapıldı. Yurt içinde ve yurt dışında fotoğraf sergileriyle, basın bültenleriyle, bilgilendirme toplantılarıyla anma programlarıyla başlatıldı. Çarşamba günü diğer programlara ilave olarak, İstanbul’da bir uluslararası sempozyum düzenlendi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimizde uluslararası yatırımcılarla bu yıl ikincisi yapılan bir toplantıda şahsımın da iştirakiyle hadisenin ekonomik yönünü tartıştık. Bugün de, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği aynı şekilde Türkiye’deki odalarla müşterek bir basın toplantısı yaptılar, aynı şekilde Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı bugün İstanbul’da tüm gönüllü teşekküller vakıflarıyla, dernekleriyle yine bir basın açıklaması onlar da yaptılar. AK Parti genel Merkezi tarafından şehit yakınlarımız ve gazilerimizle ilgili olarak akademisyenlere hazırlatılan Milli İradenin Zaferi isimli araştırma kitabının tanıtımına bizzat katıldık. Yine Genel Merkezimizde Karanlıktan Aydınlığa Meydanların Dili Sergisinin açılışın dün gerçekleştirdik. Bugün de burada darbecilerin en önemli hedeflerinden biri olan çok sayıda vatandaşımızın şehit edildiği ki bu gazi mekânın çevresinde biliyorsunuz 29 şehidimiz var, 36 gazimiz var, bu mekân aynı zamanda gazi mekân, şehit yakınlarımız ve gazilerimizle birlikte anma toplantımızı icra ediyoruz.

Yarın Cuma namazını müteakip 81 ilimizde okunan hatmi şeriflerin duasını hemen karşımızdaki Millet Camii’mizde hep beraber yapacağız. Yine yarın AK Parti Genel Merkezi tarafından 15 Temmuz ve insan hakları konulu bir toplantı düzenleniyor. Yarın akşam 81 ilimizde valilerimiz,15 Temmuz ve terörle mücadele şehitlerimizin yakınlarıyla gazilerimize yönelik bir yemek veriyoruz.

15 Temmuz günü ise programımız öğle üzeri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılacak özel oturumla başlıyor, ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde çok sayıda yabancı basın mensubuyla biraraya gelerek kendilerine 15 Temmuz’u anlatacağız.

İstanbul’daki milli birlik yürüyüşü saat 18:30’da Anadolu Yakasından başlayacak. Biz de adı artık 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olan Köprümüzün Anadolu Yakasındaki gişelerin hemen önünde bulunan tören alanına 21:15 gibi varmayı hedefliyoruz, burada Kur’an-ı Kerim tilaveti ve bölgesel gösteriminin ardından milletimize bir hitabımız olacak. 250 şehidimizin isimlerinin tek tek okunması ve saygı ışıklarının yanmasının ardından tören alanının hemen yanında bulunan şehitler makamının açılışını şehit yakınlarımız ve gazilerimizle birlikte gerçekleştireceğiz. Ve Nakkaştepe’den o şehitler makamına gayet güzel bir yol düzenlendi, yol güzergâhında her iki tarafta, evet, selvi, endamlı selvi, ahirete perdelik selvi ağaçlarıyla yolun her iki tarafı şu anda orada döşenmiş durumda ve her selvi ağacı bir şehidimizi ifade ediyor. Ve her selvi ağacının kökü diyebileceğim noktada elektronik olarak da gayet güzel bir düzenleme yapıldı, orada şehidimizin hem hayat hikâyesi ve orada aydınlatma da yapıyor. Geceleri oradan aynı zamanda aydınlatma yapmak suretiyle de selvi ile aydınlatma bütünleşecek, gayet güzel bir orada da hakikaten proje hayata geçirildi.

Ve saat 00:13’te tüm Türkiye’de salaların okunmasıyla milli birlik yürüyüşleri ve onunla birlikte demokrasi nöbetleri başlayacak.

Ankara’daki yürüyüş Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önüne kadar sürecek. Bu arada biz de en geç saat 2 gibi inşallah Ankara’ya, Meclisin önüne intikal etmiş olacağız. Kur’an-ı Kerim tilaveti ve duanın ardından orada siyasilerle beraber inşallah hitabımız olacak. İnanıyorum ki onbinler Parlamentonun önünde toplanmış olacak ve başta Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanımız olmak üzere orada hitabımızı inşallah gerçekleştireceğiz.

81 ilimizden gençlerimizin getireceği bayrakları Meclis Başkanımızla birlikte teslim aldıktan sonra Külliye’ye gelerek burada milletimizle birlikte sabah namazımızı Millet Camii’nde kılacağız. Namazın ardından da Külliye ana girişinin tam karşısında inşa edilen, evet, şehitler abidesinin açılışını da burada gerçekleştireceğiz. Ve dört yanında tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet yazıyor o abidede ve tüm şehitlerimizin de orada posterleri var. Ve orada da gerçekten güzel bir proje hayata geçirildi, geceleri onun da aydınlatması hakikaten gayet güzel olacak, farklı olacak ve gerek Millet Camii’ne gelenler, gerek Külliye’ye gelenler artık buradaki bu güzelliği görecekler.

Bizim programımız burada bitecek, ama Türkiye genelindeki demokrasi nöbetleri 16 Temmuz Pazar günü saat 24:00’a kadar devam edecek.

Kardeşlerim, şu anda burada 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece yarısı 00:13’te okunan salalarla başlayıp 16 Temmuz’u 17’sine bağlayan gece yarısına kadar sürecek demokrasi nöbetlerini resmen ilan etmiş oluyorum, her ne kadar 24 desem de bu uzayabilir.

Ülkemizin 81 vilayetindeki tüm vatandaşlarımı tıpkı bir yıl önce olduğu gibi illerimizin, ilçelerimizin bunun için hazırlanmış olan meydanlarında demokrasi nöbetine davet ediyorum. 15 Temmuz’u unutmamak ve unutturmamak için bu nöbetleri her yıl tekrarlamamız çok önemlidir. Milletleri yapan, ilhamını tarihlerindeki dönüm noktalarından aldıkları bu tür geleneklerdir, bu tür törenlerdir. Biz şu anda tarihi bizzat yaşadığımız için belki yeterince farkında değiliz, ama gelecek nesillere gerçekten çok önemli bir miras bırakıyoruz, 15 Temmuz’un ülke ve millet olarak bizim için ne anlama geldiği, gelecekte çok daha iyi anlaşılacaktır. Tarihe not düşmek adına 15 Temmuz’la ilgili mümkün olduğu kadar çok bilimsel çalışma yapılmasını, mümkün olduğu kadar çok hatıra bırakılmasını sağlamalıyız. Açılışını yaptığımız anıtlarla, başlattığımız anma programıyla, ilk raporunu yayınladığımız bilimsel araştırmalarla bu yolu açtığımıza inanıyorum.

Aynı şekilde bir makamı da, anıtı da inşallah Türkiye Büyük Millet Meclisi Külliyesi içerisinde inşallah gerçekleştireceğiz, onun da projesi hazır.

Gelecek yıllarda çok daha kapsamlı, çok daha zengin programlarla bu önemli günü yad etmeyi inşallah sürdüreceğiz. Ülkemizin ve milletimizin bekasıyla ilgili aklından hala kötü niyetler geçenlere, geçirenlere ders niteliğinde olacak bu etkinliklere özellikle geçlerimizin sahip çıkmasını istiyorum.

Şehitlerimizin emanetleri olan yakınları başımızın tacıdır, gazilerimiz başımızın tacıdır.

15 Temmuz gecesi sokakta ülkesini, milletini, bayrağını, istiklalini ve istikbalini savunan her kardeşimiz başımızın tacıdır. Onlara sahip çıkan bir nesil yetiştirmek için, 15 Temmuz’u her kademedeki eğitim kurumlarımızda mutlaka hakkıyla işlemeli, zihinlere nakşetmeliyiz.

Sözlerimi yine bir şairimizin şiirinden ilhamla şu şekilde tamamlamak istiyorum:

Selam olsun tanka karşı dimdik duran kahramanlara,

Helal olsun bu yiğitleri doğuran eli öpülesi anılara.

Yazıklar olsun darbeye sevinen kanı bozuklara.

Selam olsun Nene Hatun’lara, Şerife Bacı’lara,

Helal olsun Çanakkale ruhunu yaşatanlara.

Yazıklar olsun vatan elden giderken kaçan korkaklara.

Selam olsun ölüme meydan okuyan tüm canlara,

Helal olsun darbeye darbe yapan korkusuzlara.

Yazıklar olsun özgürlüğümüze kasteden alçaklara.

Selam olsun kefenim sırtımda diyerek yola koyulanlara,

Helal olsun gövdesini kurşuna siper eden yiğitlere,

Yazıklar olsun kendi milletine silah sıkan soysuzlara.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.