Cumhurbaskani Erdogan’in Agri 6. Olagan Il Kongresi’nde yaptigi konusmanin tam metni
Kalbi Diyadin Kaplıcaları gibi sıcak, sinesi Eleşkirt Ovası bereketli, kanı Murat suyu gibi coşkulu, sevdası Balık Gölü gibi temiz kıymetli kardeşlerim, değerli yol ve dava arkadaşlarım, sevgili Ağrılılar; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.
Biz sizlerle gurur duyuyoruz.
Öncelikle 16 Nisan’da yüzde 75’le evet diyen Eleşkirt’e, yüzde 58’le evet diyen Hamur’a, yüzde 57’yle evet diyen Tutak’a, yüzde 54’le evet diyen merkez ilçemize şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum. Ağrı genelinde de yüzde 43’lük bir evet oranına ulaştık; bu elbette önemli bir oran, ama yeterli değil. Zira benim tanıdığım, benim bildiğim ağrıya bu oran yakışmıyor, çünkü Ağrı çok daha farklı. Ama bu bir geçiş dönemiydi, Allah’ın izniyle Ağrı o eski günlerine dönüyor ve dönecek, ben buna inanıyorum.
Ağrı’nın önümüzdeki dönemde inşallah çok daha güçlü bir şekilde yanımızda yer alacağına inanıyorum.
Ne diyor o güzel Ağrı türküsünde, gençler, dikkat edin: “Kışlanın önü pınar, hep kuşlar ona konar. Bugün yâri görmedim, yüreğim ona yanar”, öyle mi? Rabbim bizleri birbirimizden hiç ayrı koymasın. Birbirimize hiç hasret bırakmasın diyorum.
Ben de sizlerin yanınızdayım, hiç ihmal etmedik, etmeyeceğiz.
Kardeşlerim, bugün 6. Olağan Kongremizi yapıyoruz, İl Kongremizin şehrimize, partimize ve ülkemize hayırlı olmasın diliyorum. Elhamdülillah, şu salona bak, lebalep dolu.
Kuruluşundan bugüne kadar AK Parti Ağrı Teşkilatımızda vazife yapmış tüm kardeşlerime en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Ahirete irtihal etmiş olanlara Rabbimden rahmet ve mağfiret diliyorum.
Bu topraklar insanlığın en eski medeniyetlerine ve sahipliği yapmıştır. Bu topraklar Allah’ın insanlara bahşettiği tabiat güzelliklerinin pek çoğunu sinesinde barındırmaktadır. Ağrı ve bölgemiz uzun zamandır terör belası yüzünden mahzundur, boynu büküktür, gariptir. Geçtiğimiz 15 yılda bölgemizin yolundan okuluna, hastanesinden doğalgazına kadar pek çok sorununu çözdük, sadece Ağrı’ya 10 milyar lirayı aşan yatırım yaptık, yani 10 katrilyon.
Şu anda 12 bin öğrenciye sahip İbrahim Çeçen Üniversitesini kurduk. Şimdi kendisinden bir söz aldım, dedi ki, buraya bir de tıp fakültesi yapacağım dedi. Şimdi tıp fakültesini İbrahim Bey yapacak, sözünü aldık. Şimdi inşallah Allah’ın izniyle Mart’ta hastanemiz de bitiyor, tıp fakültesi bu hastaneyle afiliye çalışmak suretiyle sorunu çözmüş olacağız; Ağrı’ya hayırlı olsun.
Şehrin her köşesine 4 binin üzerinde yeni derslik kazandırdık. Merkezde ve ilçelerimizde toplam 37 yeni sağlık tesisi inşa ettik. 400 yataklı Ağrı Devlet Hastanesinin yapımı da inşallah Mart ayı sonuna kadar bitiyor. İnşaatının bu kadar uzamasından sorumlu olanlara hesabını soracak ve inşallah çok yakında hastanemizi de hizmete açacağız.
TOKİ aracılığıyla 4234 konut inşa edip sahiplerine teslim ettik. Bölünmüş yol uzunluğunu, 16 kilometreydi biz geldiğimizde dikkat edin, bunu nereye çıkarttık? 358 kilometreye çıkarttık; 16 kilometre nire, bunu 358’e çıkarmak nire. Görüyorsunuz havaalanımız, geçtiğimiz yıl ne kadar kişi kullandı biliyor musunuz? 235 bin kişi havaalanımızı kullandı elhamdülillah, bu sayının milyonlara ulaştığı günleri de inşallah çok yakında göreceğiz, bunun için turizmi hareketlendireceğiz. Geçen yıl Ağrı’ya 29 bin turist gelmiş. Halbuki şu güzelliklerle Ağrı milyonlarca turiste ev sahipliği yapmalı. İnşallah şehrimizi bu seviyeye de ulaştıracağız.
Ama Ağrı Belediye Başkanı seçti, fakat Belediye Başkanı Ağrı’da yaşamadı ki, hemen yanındaki birisine bıraktı, Ankara, şurası-burası, buralara geçti. Ya biz Ağrı’ya Belediye Başkanı seçmedik mi? Ee, peki nerede Belediye Başkanı? Yok. Ne yaptık? Müdahale ettik. Niye? Kardeşim, biz bu ülkeyi yol geçen hanına çeviremeyiz ve buraya da kayyum tayinini yaptık ve şimdi Valimiz Valilik görevinin yanında bir de burada Belediye Başkanlığı görevini sürdürüyor.
Birileri bir şeyler söylüyor, kim ne söylerse söylesin, bizim derdimiz Ağrı’yı şanına yakışır bir şekle altyapısıyla, üstyapısıyla dönüştürmektir, yaptığımız iş budur.
Terörle dayanışma halinde ve terörizme sırtını dayayanlarla bu ülkemize hizmet olmaz, şehirlerimize hizmet olmaz, ilçelerimize, beldelerimize hizmet olmaz, bunu böyle bilelim. Onun için bizim derdimizle dertlenecek belediye başkanlarına, milletvekillerine, bakanlara ihtiyacımız var, bunu böyle bilelim.
Geçtiğimiz 15 yılda Ağrı’da 956 milyon lira tarımsal destek ödemesi yaptık. Ülkemizde hayvancılıkta sıkıntı var deniyor, halbuki tek başına Ağrı dahi bu sıkıntıyı çözebilecek potansiyele sahip. Şimdi hayvancılık konusunda çok önemli teşvikler getirdik, inşallah Ağrı bu teşviklerle ülkemizin en başta gelen hayvancılık üretim merkezlerinden biri haline gelecek. Büyükbaşta 50 baş hayvan, altında veya biraz üstünde besleyenlere değerli kardeşlerim, 250 lira da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız destek verecek, Bakan Bey burada. Aynı şekilde küçükbaşta da değerli kardeşlerim, 25’şer lira onlara da yine destek, buna göre çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
Bunun yanında, söz verdiğimiz gibi Ağrı’yı doğalgazla buluşturduk, tüm sıkıntıları, engelleri aşarak Ağrılı kardeşlerimizin de doğalgazın konforundan istifade etmesini sağladık. İnşallah çok yakında Doğubayazıt’a, ardında da Eleşkirt, Taşlıçay ve Patnos’a bu imkanı ulaştıracağız.
Tüm bu hizmetlere rağmen bölgemizdeki insanlarımızın baka yerlere gitmelerine ihtiyaç bırakmayacak, iş ve istihdam alanları oluşturma konusunda arzu ettiğimiz neticeleri tabi ki elde edemedik.
Ne diyor:
“Dağlar, siz ne dağlarsız,
Kardan kemer bağlarsız,
Gül sizde, bülbül sizde,
Hangi derde ağlarsız.”
Evet, Allah’ın verdiği güzellikler karşımızda dururken sizlerin burada sıkıntı çekmeniz gerçekten çok üzüntü vericidir.
Kardeşlerim… Ben de sizlerle gurur duyuyorum.
Hangi altyapıyı kurarsak kuralım, hangi teşvikleri verirsek verelim, bir yerde terör varsa, bırakın dışarıdan birilerinin gelip yatırım yapmasını, oranın kendi insanlarını dahi yerinde tutamıyoruz. Az önce bir hanımefendi dışarıda, buradan daha fazlası dışarıda var, dedi ki, iş iş iş. Tamam da, işadamı gelip buraya yatırım yapmıyor ki. Niye yapmıyor? Terör. Ama şimdi terör Allah’ın izniyle buradan defoluyor ve bundan sonra ben inanıyorum ki Allah’ın izniyle işadamlarımız buralara da gelip yatırımlarını yapacaklar. Ağrı pek çok şehrimiz gibi terör kurbanıdır, bu yüzden başlı başına bir zenginlik kaynağı olması gereken Ağrı Dağı’na çıkmak uzun yıllar boyunca mümkün olmamıştır. Niye Ağrı Dağı’na bu insanlar çıkamıyor? Ürküyor, korkuyor. Ama bu terör belası ortadan kalkmış olsa, sadece Ağrı Dağı için binlerce, onbinlerce insan turist olarak buralara gelir. Aynı şekilde Tendürek Dağı uzun yıllar boyunca boynu büyük kalmıştır.
Ağrı’nın medeniyetleri birbirine bağlayan ilçeleri adeta bir kısır döngünün içine düşmüştür. Havalimanı var, bölünmüş yolları var, elektriği, suyu, her türlü aracı-gereci var, ama yeterince fabrika yok, turist yok, istihdam yok. Niye? Yatırımcı gelmiyor. Gönlümüz bu duruma asla razı değildir. Biz geçmişte nasıl altyapı devrimiyle bölgemizin geri kalmışlığını ortadan kaldırmışsak, şimdi de yeni bir hamleyle işsizliğin üstesinden gelmek istiyoruz, ama bunun için sizlerin desteğine ihtiyacımız var. Siz isteyeceksiniz ki biz de üzerimize düşenleri yapabilelim.
Kardeşlerim; geçmişte Ağrı’yı adeta teslim alan, zehirleyen, elini kolunu bağlayan bölücülük virüsünü vücudumuzdan tümüyle atmanın zamanı gelmiştir.
BİR VATANDAŞ- …
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Ben de sizleri çok seviyorum.
Patnos Teşkilatından gelen partililerimizi taşıyan minibüs kaza yapmış, 4 kardeşimiz yaralanmış, Ekrem Koçak, Mehmet Yıldız, Mehmet Duna, Harun Erkan. Rabbim şifalar versin, inşallah beterinden korusun diyorum.
Kardeşlerim; ülkemizin dört bir yanında yaşananları takip ediyorsunuz. Kuzeyimizden güneyimize kadar her yerde kimi zaman köken, kimi zaman inanç, kimi zaman mezhep, kimi zaman meşrep farklılıkları bahane edilerek ülkelerin ve halkların nasıl paramparça edildiğini görüyorsunuz. Şayet Türkiye 35 yıldır süren bölücü teröre rağmen bu duruma düşmediyse, milletimizin sağduyusu, dirayeti, feraseti sayesindedir. Kardeşi kardeşe kırdırmak için bir dönem sağcı-solcu dediler, fitne ateşi yaktılar. Sonra Sünni-Alevi dediler, bir başka fitne ateşini tutuşturdular. Ardından Türk-Kürt dediler, yine bir fitne ateşiyle hepimizi birbirine düşürmeye ve yakmaya çalıştılar. Peki, biz bunlara karşı ne diyoruz; hazır mısınız? Tek millet diyoruz. Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Abhaza’sıyla, Boşnak’ıyla, Teremeke’siyle vesaire, tek millet.
Allah bizleri kavimler halinde yarattı birbirimizle iyi tanışalım, anlaşalım diye. Üstünlük kavimde değil, Allah’a yakınlıkta, yani ittika ile. Ve biz insanları kavminden dolayı sevmedik, ya?.. Yaratan’dan ötürü sevdik. Hangi kökenden olursa olsun bu ülkede yaşayan 80 milyonun tamamı tek millettir. Burada mutabık mıyız? Ben Türk’üm, sen Kürt’sün, şöyle ayrıl, böyle ayrıl, bizde bu yok, yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevdik, o kadar.
Ve ne diyoruz, tek bayrak. İşte bayrağımız, rengi şehidimizin kanının rengi, hilal bağımsızlığımızın ifadesi, yıldız şehidimizin ta kendisi, bizim bundan başka asla bir bayrağımız söz konusu değil. Bu bayrak hepimizin sembolüdür.
Ve ne diyoruz, bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Öyleyse tek vatan diyoruz, tek vatan. 81 vilayetiyle, 780 bin kilometrekare toprağıyla bu vatanın tek bir karışına kimseye el uzattırmayız. Kim ki bu yola tevessül ederse, işte Tendürek’te F-16 oluruz, Cudi’de F-16 oluruz, Gabar’da F-16 oluruz, Beslerderesi’nde F-16 oluruz, üstüne üstüne ineriz.
Ve dört, tek devlet diyoruz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka bizim başka bir devletimiz yok, tek devlet. Yok paralel devletmiş, yok şöyle devletmiş, böyle devletmiş; yok böyle bir şey, tek devlet.
Şayet bu 4 ilkeye sıkı sıkıya sahi çıkarsak, Allah’ın izniyle bizi hedeflerimize ulaşmaktan alıkoyacak hiçbir fani güç tanımıyoruz. Yularını şu veya bu yabancı güce teslim etmiş hiçbir yapının, hiçbir kişinin bizlere faydasının dokunması mümkün değildir. Açık konuşuyorum, adeta parasını verenin tepe tepe kullandığı bir katiller sürüsüne dönüşen PKK’nın ülkemizle ve milletimizle uzaktan-yakından bir ilişkisi yoktur. Ülkemizde benim Kürt kardeşlerimin kendilerini temsil etmek için terör örgütlerine, bölücü zihniyetli partilere de ihtiyacı yoktur. Onlar kendi kendilerini temsil ederler, nitekim de öyle ediyorlar. Mecliste, bürokraside, iş dünyasında ve her yerde Kürt kardeşlerim diledikleri gibi işlerini yapıyor, hayatlarını sürdürüyorlar.
Siyasi hayatım boyunca tüm vatandaşlarım gibi Kürt kardeşlerimin de ekonomik, sosyal, kültürel sorunlarının çözüm için mücadele ettim. Hamdolsun, elimize imkan geçtiğinde de bu sorunların hepsini çözdüm.
Kardeşlerim; bugün ülkemizde artık hiç kimse kökeni, inancı, meşrebi, kültürü sebebiyle baskı altında olduğunu iddia edemez. Varsa böyle bir sıkıntısı olan, doğrudan bize gelsin. Biz yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevdik, bu anlayışla herkesin hakkını, hukukunu teslim etmeyi kendimize vazife biliyoruz. Ama artık böyle bir sorun olmadığı halde, ısrarla Kürt kardeşlerimizi tahrik etmenin adı da ırkçılıktır. Biz her türlü ırkçılık gibi Kürt ırkçılığına da karşıyız, Türk ırkçılığına da karşıyız, bu böyle biline. Çünkü bu ülke, bu vatan, bu devlet hepimizin, aksini düşünen herkes karşısında önce bizi bulur.
Geçmişte PKK eylemlerinin ardından DEAŞ eylemlerinin karşısında dimdik duran milletimiz, 15 Temmuz darbe girişimine de kahramanca karşı koyarak istiklaline ve istikbaline sahip çıkma konusundaki kararlılığın göstermiştir.
Diğer yandan, Suriye’de faaliyet gösteren YPG, PYD, sanıyor musunuz ki oradaki Kürt kardeşlerimizin menfaati için, hayrı için, geleceği için çalışıyorlar? Asla, böyle bir durum söz konusu değildir. Bu örgüt bugün şu devletin, yarın öteki devletin, beriki gün bir başka gücün oyuncağı olacak, sonunda da kirli mendil gibi kaldırılıp bir kenara atılacaktır.
Suriye’de yıllarca kimlik dahi verilmeyen benim oradaki Kürt kardeşlerim, haklarını, hukuklarını elde edemedikleri zaman, bizzat şahsım onların hakkını, hukukunu Beşer Esad’a karşı bizzat savundu. Niye bunların kimliğini veriyor musunuz, pasaportunu vermiyorsunuz dedim o iyi zamanlarımızda. Ama böyle bir derdi yoktu ki Esad’ın, burası başkaydı, yaptıkları bambaşkaydı. Suriye yönetimine defalarca bu kardeşlerimizin meselelerinin çözümü için kendisine telkinde bulunduk, tavsiyelerde bulunduk.
Şundan emin olunuz: Suriye’de DEAŞ neyse, YPG, PYD de odur. DEAŞ’ı kim kurdu, silahlandırdı, ülkeyi kana ve ateşe boğduysa, bugün YPG, PYD’yi de onlar donatıyor, yönetiyor, yönlendiriyor.
Ağrılıların güzel bir sözü var, bakayım bilecek misiniz? Ağrılılar kara yüze is gerekmez derler. Cemal Efendi, biliyor musun? Kara yüze is gerekmez. Bunların birilerinin maşası olduğunu görmek için de öyle uzun lafa gerek yok, her şey ortada. Suriye’deki kardeşlerimizin tek bir dostu vardır, o da Türkiye’dir, başka dostları yok.
Benzer bir krizi Irak’ta yaşadık. Bugün Kuzey Irak ülkenin en mamur bölgesi haline geldiyse, bu Türkiye’nin verdiği destek sayesindedir. Ama Onlar kendileri ve bölge için hiçbir faydası ve gerçekçiliği olmayan bir işe kalkışıp mevcut kazanımlarını da kaybettiler. Türkiye olarak hamdolsun bu oyunların hiçbirine düşmedik.
Çukur eylemleriyle bir deneme yaptılar, önce Kürt kardeşlerim, ardımdan da devletimiz bu bölücülere hak ettikleri dersi verdik. Bugün ülkemize yönelik saldırılar karşısında yedi düvele meydan okuyabiliyorsak, bunda Kürt kardeşlerimizin bölücülük senaryolarını yırtıp artmasının çok büyük payı vardır. Artık geleceğimize çok daha güvenli bakabiliyor, hedeflerimize ulaşma inancımızı çok daha güçlü şekilde ifade edebiliyoruz.
Hazır mısınız gençler? Hep beraber hazır mısınız?
Öyleyse, bir olduk… Çok az, bu nasıl genç ya? Sesiniz şöyle biraz gür çıksın. Biraz sonra Muş’a gideceğiz, Muş duysun. Bir olduk… Ha böyle. İri olduk… Diri olduk… Kardeş olduk… Hep birlikte Türkiye olduk… Maşallah, böyle olacağız.
Sizlerin nezdinde ülkemizin bütünlüğü, milletimizin birliği yönünde irade kullanan tüm kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum.
Sevgili Ağrılılar, dostluğun, kardeşliğin, dayanışmanın nelere kadir olduğunun en güzel örneklerinden biri, hemen yanı başımızdaki Ermenistan’la, onun üst tarafındaki Gürcistan’la olan ilişkilerimizdir. Ermenistan, özellikle de diasporanın etkisiyle ülkemizle dostluk kanallarını ısrarla kapalı tuttuğu için tüm ulaşım, enerji, ticaret yollarının dışında kalmıştır, kalmaya da devam edecektir. Buna karşılık Gürcistan, Türkiye ve Batı dünyası ile Kafkasya, Orta Asya ve Güney Asya coğrafyası arasında bir köprü vazifesi yaparak kendisine aydınlık bir gelecek inşa etmiştir. Bu iki örnek Türkiye’nin çevresindeki ülkelerle olan ilişkilerini oturtmak istediği zemini göstermesi bakımından çok manidardır.
Bizimle dost olan kazanır, bize husumet besleyen kaybeder. Hükümete geldiğimizde ne dedik? Dostlarımızı çoğaltacağız, ama değerli kardeşlerim, düşmanlarımızı da, kusura bakmasınlar onları da bir kenara koyacağız ve yolumuza devam edeceğiz. Bu doğrultuda pek çok önemli adımlar attık. Dünyanın neresinde olursa olsun, bize samimiyetle yüreğini açan herkese biz de samimiyetle elimizi uzattık. Afrika’dan Güney Amerika’ya, pek çok coğrafyada ilk defa siyasi irtibat tesis edip diplomatik kanallar oluşturduğumuz, ticari ilişkiler kurduğumuz onlarca ülke var.
Böylesine uzak diyarlarda dahi bu gayretleri gösterirken, yanı başımızdaki ülkeleri, uzun zamandır müttefiklik ilişkisi içinde bulunduğumuz devletleri elbette ihmal edemezdik. Nitekim Avrupa Birliği’yle ilişkilerimiz en ileri seviyelere bizim dönemimizde gelmiştir, ama sonra aynı Avrupa Birliği’yle çok farklı bir noktaya savrulduk. Benzer bir durum müttefiklik ilişkisi içinde bulunduğumuz bazı devletler için de söz konusudur. Burada oyunbozanlık eden asla Türkiye olmamıştır, burada müttefiklik hukukunu ihlal eden de biz olmadık. Tam tersine, işler bu noktaya yıllarca ülkemize verilen sözlerin tutulmaması sebebiyle gelmiştir. Bugün de Suriye’de, Irak’ta yaşadığımız sıkıntıların nedeni, hem bölge halkına, hem de bize karşı ikiyüzlü davranılmış olmasıdır. Demokrasi ve insan haklarını ağızlarından düşürmeyenler, bu ülkelerden yükselen aynı yöndeki taleplere kulaklarını tıkamış ve terör örgütleriyle birlikte hareket etmişlerdir. Bizi de buna rıza göstermediğimiz, itiraz ettiğimiz, sesimizi yükselttiğimiz için hedefe koydular.
Şimdi buradan, Ağrı’dan soruyorum; Türkiye, Irak’taki, Suriye’deki kardeşlerinin yaşadığı zulümlere sırtını dönebilir mi? Türkiye, bölgemizdeki binlerce yıllık medeniyet birikimlerimizin terör örgütleri eliyle yele bir edilmesine göz yumabilir mi? Türkiye, kardeşi kardeşe kırdıran bu zalim düzenin sürmesine rıza gösterebilir mi? Birileri kendi günlük çıkarları için zalimlerin dümen suyuna girebilir, ama biz yapamayız; zulme rıza zulümdür. Eğer böyle davranırsak, bugün gelip Ağrılı kardeşlerimizin karşısına böyle başı dik, anlı ak bir şekilde çıkamayız.
Şimdi bizi, ülkemizle ve siz kardeşlerimizle bütün bunlarla ilgili senaryolara boğun eğmedik diye cezalandırmaya, yargılamaya, itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar Amerika’da. Senaryo belli, tezgah belli, bunu ülkemizdeki işbirlikçileri aracılığıyla yapıyorlar, FETÖ’yle birlikte yapıyorlar. Bu oyuna bizi getiremeyeceksiniz, bunu böyle bilin. PKK’yı bunun için azdırdılar, FETÖ’yü bunun için sahaya sürdüler, DEAŞ’ı bunun için üzerimize saldılar, hatta şu anda Ana Muhalefetin, diğer adıyla ana hıyanetin başında bulunan zatı da aynı amaçla kullanıyorlar. Ülkemizde elde edemedikleri neticeye, binlerce kilometre ötede aynı tezgahla, aynı malzemeyle, aynı senaryoyla ulaşmanın gayreti içindeler.
Milletimiz şunu bilsin ki; bu saldırıların, bu iftiraların, bu oyunların hiçbiri birbirinden bağımsız değildir, hepsi de aynı gayeye yöneliktir, hepsi de Türkiye’yi diz çöktürmeyi amaçlamaktadır, hepsi de milletimizi birbirine düşürmeyi hedeflemektedir. İstedikleri kadar uğraşsınlar, başaramayacaklar, çünkü bu millet oynanan oyunu gayet iyi biliyor ve ülkesine sıkı sıkıya sahip çıkıyor.
Dün Kars ve Iğdır’daydım, bugün Ağrı’dayım, inşallah biraz sonra Muş’a gideceğim. Geçtiğimiz günlerde Rize, Bayburt, Gümüşhane’deydim, ardından Balıkesir’de, Manisa’daydım, gittiğim her yerde tıpkı burada olduğu gibi hep aynı sağlam duruşla karşılaştım; siz ne güzel insanlarsınız ya, siz ne yiğit insanlarsınız ya. Türkiye’nin istiklal ve istikbal davasına Ağrı’yla, Manisa’yla aynı kararlılıkla sahip çıkıyorsak, Allah’ın izniyle bu iş tamam demektir.
Şimdi Ana Kademeye sesleniyorum, kapı-kapı dolaşmaya var mıyız? Kadın kollarımız sesleniyorum, kapı-kapı dolaşmaya var mıyız? Gençlerimize sesleniyorum, kapı-kapı dolaşmaya var mıyız? İşte bu manzara bir olduğumuzu, iri olduğumuz, diri olduğumuzu, kardeş olduğumuzu, hep birlikte Türkiye olduğumuzu gösteriyor.
Bugün Ağrı’nın tüm Türkiye’ye, tüm dünyaya verdiği şu birlik, beraberlik, dayanışma görüntüsü bu bakımdan çok önemlidir. Sizlerden 2019 seçimlerine kadar bu ruhu, bu heyecanı, bu birlikteliği daha da güçlendirmenizi istiyorum. Şayet ülkemizi bu türbülanstan sağ salim çıkartırsak, ki bu konuda en küçük bir tereddüdüm yoktur, sadece 2023 hedeflerimizi değil, onunla birlikte 2053 ve 2071 vizyonlarımızı da sağlama aldık demektir. Bir başka ifadeyle, Türkiye’nin önümüzdeki yarım asrı şu birkaç yıl içinde göstereceğimiz birliğe, beraberliğe, dayanışmaya bağlıdır.
Ben değerli kardeşlerim, şöyle bir müjdeyi daha sizlere vereyim. Özelikle Ağrı-İzmir ile ilgili hava taşımacılığında sefer talepleri var, 24 Ocak 2018 itibarıyla haftada 3 sefer başlayacak, bunu böyle bilmenizi istiyorum.
Ve hazır mısınız? Çok oturdunuz, şöyle bir ayağa kalkın isterseniz. Hazır mıyız? Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey Ağrı’yı hatırlatıyor.
Kalın sağlıcakla, çok teşekkür ediyorum.