Cumhurbaskani Erdogan’in Bir Insan Haklari Ihlali Olarak 15 Temmuz Paneli’nde yaptigi konusmasi
Kıymetli misafirler, sivil toplum kuruluşlarımızın ve akademi dünyamızın kıymetli temsilcileri, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.
AK Parti Genel Merkezimiz tarafından düzenlenen Bir İnsan Hakları İhlali Olarak 15 Temmuz Toplantısının hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu programın düzenlenmesinde emeği geçen, katkı sağlayan herkesi gönülden tebrik ediyorum.
15 Temmuz gecesi istiklalleri ve istikballeri için verdikleri mücadelede darbeciler tarafından alçakça şehit edilen 250 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Yine darbecilerin kurşunlarıyla, tankların paletleri altında, uçakların bombalarıyla, helikopterlerin ateşiyle yaralanan tüm gazilerimize sağlık ve afiyetler diliyorum.
Milletimizin 15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleştirdiği tarihi kıyıma fiilen iştirak eden, kalbiyle ve dualarıyla destek veren her bir vatandaşıma şükranlarımı sunuyorum. Türkiye’nin her köşesinde 16 Temmuz’dan itibaren ülkesini ve milletini korumak için 29 gece boyunca demokrasi nöbeti tutan milyonların her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Tarihimizin bu en alçak ihanet girişiminin üzerinden 1 yıl geçtikten sonra, 15 Temmuz’u unutmamak ve unutturmamak için düzenlenen programlara iştirak eden, edecek olan tüm vatandaşlarıma teşekkür ediyorum.
Az önce yüzbinin üzerinde indirilmiş hatmi şeriflerin duasını yaptık ve şehitlerimizi unutmadık, inşallah unutturmayacağız. Dün aynı şekilde şehitlerimizin yakınları ve gazilerimizle kongre merkezinde birarada olduk, yine gerek ekranda, gerekse oradaki sunumlarla unutmadık, unutturmayacağız.
Milletleri millet yapan semboller, 15 Temmuz gibi karanlığa ve karanlığın aydınlığa döndüğü kanlı saldırıların sinelerde söndürülüp zaferle neticelendirildiği, acıyla sevincin birarada yaşandığı hadiselerden ortaya çıkar. Türk milleti Çanakkale’den ve Kurtuluş Harbinden bir asır sonra yeniden kim olduğunu hatırladığı, mazisiyle atisi arasındaki irtibatı tekrar ve daha güçlü şekilde tesis ettiği bir vakayla karşılaşmıştır.
Darbe girişiminde bulunanların amacı, ellerindeki modern savaş araçlarıyla şiddetli bir şekilde milletin üzerine gidip sokakları, meydanları boşaltmak, kısa sürede ülkeye el koymaktı, ama başaramadılar, çünkü milletimiz tankların önünden kaçmak bir yana, üzerine üzerine gitti. Ölüm kusan silahları görünce saklanmak bir yana, darbecilerin yakalarına yapıştı. Üzerine acımasızca ateş açan, bomba yağdıran helikopterlere ve uçaklara başkaldırdı, yumruk salladı. Hiç beklemedikleri bu tepki darbecilerin planlarını bozdu, morallerini çökertti, onları yönlendirenlerin kontrolü kaybetmelerine yol açtı. 15 Temmuz dünya demokrasi tarihinde bir ilktir.
Utanmadan, Amerika bana müsaade ederse Türkiye’ye giderim diyor. Seni ben daha önce çağırdım ya, gelseydin, niye gelmedin? Sende o yürek var mı? Buraya gelince ne olacağını biliyorsun, akıbetini biliyorsun.
Dünya tarihinde milyonlarca insanın ölümü göze alınarak ve bütün bunlara hiç acımadan bu adımı atanları biz millet olarak affetmiyoruz. Ve inanıyorum ki, Azizül intikam olan Allah bütün bu şehitlerimizin hesabını da, intikamını soracaktır ve alacaktır.
Silahların, tankların, uçakların, helikopterlerin üzerine cesaretle yürüdüğü dünyada bir başka örnek yok. İşte bunun için hep böyle bir milletin evladı olmaktan dolayı iftihar ettiğimi söylüyorum. Ve Rabbim bizleri bu millete hizmetle görevlendirdiği için de ayrıca Rabbime hamd ediyorum.
Türkiye 15 Temmuz’dan sonra artık çok daha güçlüdür, çok daha emin adımlarla aydınlık geleceğine doğru ilerlemektedir.
Değerli misafirler, 15 Temmuz pek çok yönüyle konuşulması, tartışılması, üzerinde uzun uzun durulması gereken bir hadise. 15 Temmuz elbette en başta bir darbe girişimidir, ama Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi örtülü darbe değil. Kılıçdaroğlu örtülü darbeyi Bakırköy Belediye Başkanının evinden izledi. Nasıl bir örtülü darbeyse? Kaldı ki, nasıl bir örtülü darbe, gel VIP’ye, ondan sonra tanklar gitti mi diye sor ve tankların oradan çekildiğini öğren, Beyefendi geldi ya ve Beyefendi geldiği için işbirliği tuttukları tanklar oradan çekildiler ve oradan Bakırköy’deki Belediye Başkanının evine gitti. Neymiş? Oteller o akşam kapalı olduğu için otellerde yer bulamadı Beyefendi, onun için Belediye Başkanının evine gitti. Örtülü darbe; kahve, çay, onlar bir tarafta ve oradan ekrandan örtülü darbeyi izliyor. 20’sinde örtülü darbe diyorsun, ama o gece 15’ini 16’ya bağlayan gece; nasıl bir örtülü darbe? Hayatı yalan hayatı yalan, bunlarda dürüstlük yok, hiçbir zaman doğru konuşmadılar ve doğru olmadılar.
Fakat bu Türkiye’nin daha önce gördüğü 27 Mayıs’tan, 12 Mart’tan, 12 Eylül’den, 28 Şubat’tan çok farklı bir darbe girişimidir. Çünkü 15 Temmuz’un amacı ülke yönetimini kontrol altına almak değil, milleti ve devleti topyekûn esir almaktı. Daha önceki darbelere tasvip etmese fiili mukavemet göstermeyen milletimizin 15 Temmuz’da hayatı pahasına sokaklara dökülmesi bu gerçeği görmesinden kaynaklanıyor. Menderes’te böyle bir tepkiyi ortaya koyamadı milletimiz, ama burada çağrımıza anında elhamdülillah bu millet cevap verdi.
Çanakkale’de tüm güçleriyle Boğaz’a dayananlar ne istiyorsa, ardından İzmir’den başlayarak Ankara önlerine kadar vatanımızı işgal edenlerin hedefi neyse, 15 Temmuz’un gayesi de oydu. 15 Temmuz, bir dolara satın alınan taşeronlar eliyle gerçekleştirilmeye çalışılan bir işgal girişimiydi.
Darbecilerin milletimize karşı gösterdikleri acımasız tavır, sergiledikleri vahşet ve döktükleri kan gerçek niyetlerini açıkça ortaya koymuştur. Yıllardır terörle mücadele etmesine rağmen insan haklarından en küçük bir taviz vermeyen Türkiye, 15 Temmuz gecesi bu bakımdan da saldırıya maruz kaldı. Evet, 15 Temmuz aynı zamanda insan haklarının ağır şekilde ihlal edildiği bir eylemdir.
Önceki gün AK Parti Genel Merkezimiz tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçlarının yer aldığı Milli İradenin Zaferi kitabının tanıtımını yaptık. Bu kitapta şehitlerimizin canlarına nasıl kıyıldığına, gazilerimizin nasıl yaralandıklarına ilişkin çok çarpıcı, çok acı tespitler var. Buna göre, şehitlerimizin yüzde 47,5’u darbecilerin taammüden, yani açık hedef gözeterek sıktıkları kurşunlarla hayatlarını kaybetmişlerdir, şehitlerimizin yüzde 21’i uçakların bombalaması, yüzde 9’u tankların ezmesi, yüzde 6,3’ü de helikopterlerin ateşiyle son nefeslerini vermişlerdir. Gazilerimizin de yüzde 40’ı kurşunla, yüzde 28’i ağır silahların mermilerinden ve bombalardan kopup gelen şarapnellerle, yüzde 8’i darbecilerin kullandıkları araçların ezmesiyle, yüzde 7’si helikopter ateşiyle, yüzde 3’ü uçakların bombalamasıyla yaralanmıştır.
O gece hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 250 iken, öldürülen darbecilerin sayısı sadece 35’tir, işte bu rakamlar üzerinde düşünmemiz lazım. Şayet Türkiye bir hukuk devleti olmasaydı, adaleti gözeten bir ülke olmasaydı, en azından o gece darbede fiilen yer alan onbinlerce hain şu anda cezaevlerinde değil, rast gele açılmış çukurlarda yatıyor olurdu.
Batı, ikide bir bize gelip bunu soruyorsunuz, işte bu kadar kişi cezaevinde yatıyor, bu sayılar nedir? Ya sen bunu soracağına, darbecilerden kaç kişi öldü veya öldürüldü, bunu bir sorsana. Ama benim 250 vatandaşım şehit oldu, darbecilerden 35. Bir de ne kadar yaralanan var, bir de bunu sor.
Almanya’nın Batı-Doğu birleşmesinde 500 bini aşkın Alman memur işlerinden edildi; bak bunu sormuyorlar. Sordukları, işte bu kadar kişi işlerinden edildi, bunların bundan sonra imkânları, ihtiyaçları nasıl karşılanacak? Gitsin özel sektörde çalışsın, bize ne, onu mu düşüneceğiz bir de? Gitsin özel sektörde çalışsın. Devlet mi besleyecek bunları? Devlet besledi, devlete ihanet ettiler bunlar. Zaten Türkiye’nin en önemli sorunlarından bir tanesi de 657’dir. Bu 657’nin de eğer bir mutabakat sağlanabilse, aynen Batıda olduğu gibi 657’nin memur-işçi ayrımı değil tamamıyla çalışanlar olarak değiştirilmesi lazım. Bu olduğu zaman zaten çok daha isabetli adımların atıldığını göreceğiz.
Değerli kardeşlerim; öldürülen darbecilerin tamamı da çatışmalarda hayatını kaybetmiştir. Yani karşılarındaki öldürmeye çalışırken ölüp gitmişlerdir. Buna karşılık Türkiye tam tersi bir suçlamayla karşı karşıyadır. Darbeciler tarafından katledilen, yaralanan, hayatları tehlikeye atılan, özgürlükleri kısıtlanan vatandaşlarımıza gösterilmeyen ilgi ve sempati, hadiselerin bastırılmasının ardından darbeciler için en üst düzeyde sergilenmiştir. 15 Temmuz gecesi veya hemen ertesi gün demokrasiden, insan haklarından, meşru siyasi iradeden ve seçilmiş Hükümetten yana tavır almalarını beklediğimiz pek çok ülkenin derin bir sessizliğe bürünmesinden fevkalade rahatsız olduk. Özellikle Batılı hükümetlerin yetkililerinden, kurum temsilcilerinden, darbeciler tarafından öldürülen, yaralanan, hakları ihlal edilen vatandaşlarımızla ilgili samimi en küçük bir üzüntü beyanı, endişe ifadesi hala duymuş değiliz maalesef. Buna karşılık darbeciler başta olmak üzere teröristlerin davalarıyla, cezaevi şartlarıyla ilgili sayısız taleple karşılaştık, karşılaşıyoruz; ikide bir sordukları bu. Maktullerin değil de katillerin haklarıyla ilgilenen bu anlayış açıkçası bizi üzüyor. Teröristlere gösterilen şefkati, onların tehdit ettiği, mağdur ettiği, katlettiği masumlardan esirgeyen bir insan hakları anlayışını kabul etmiyoruz. İşte 15 Temmuz arifesinde de biliyorsunuz Büyükada’da otelde proje çalışmalarını yürüttüler, bunda da yine aynı şekilde Adada geldiler proje çalışmalarını yürüttüler. Ve polisimiz oraya yaptığı baskında bunları yakalayınca son G-20 Toplantısında bana bunu soruyorlar. Diyorlar ki; İstanbul’da gazetecileri tutukladınız. Onların gazeteci olduğunu size kim söylüyor? Bunlar dedik, ajan, provokatör. Yok yok. Evet, ajan, provokatör. Baskında masanın üzerinde ne tür haritalar olduğunu, ne tür projeler olduğunu polisimiz tespit etti. Kaldı ki niye bu kadar rahatsız oluyorsunuz? Bizde de yargı var. Polisimiz bunları yargıya teslim edecek ve yargı burada ne karar verirse o karara herkes uyacak. Ben 4500 dosya teslim ettim size, sorduğum zaman bunların akıbetini bana verdiğiniz cevap; bizde yargı var, şu anda yargı ne karar verirse o. Şu ana kadar yargıya giden bir tane dosya yok. Amerika’ya Feto’yla ilgili 85 koli teslim ettik, şu ana kadar aldığımız bir netice var mı? Yok. Adalet Bakanımız gitti kendilerine bunları anlattı, bir netice yok. Hani nerede insan hakları? Keyfe keder, bizimle alakalı olduğu zaman yargı var; kusura bakmayın, bizde de yargı var, bizde de yargı var.
Yaşadığımız darbe teşebbüsüne ve terör saldırılarına rağmen insan haklarından, özgürlüklerden taviz vermeyen bir ülke olduğumuzu Türkiye’yi yakından tanıyan, vicdan ve ahlak sahibi herkes çok iyi bilir. Buna karşılık sadece ideolojik saplantıları ve siyasi ihtirasları sebebiyle dış dünyaya kendi ülkesini karalayan bir Ana Muhalefetin bulunmasının en büyük zaafımız olduğunu da huzurlarınızda itiraf etmek istiyorum. Darbecilere karşı değil darbecilerin, teröristlere karşı değil teröristlerin safında yer alan Ana Muhalefetimize en güzel cevabı aslında her seçim sandığında milletimiz veriyor. Onun için burada bu meseleye girerek sizlerin başını ağrıtmak istemiyorum.
Değerli misafirler, Türkiye’nin insan hakları alanında özellikle son 15 yılda kat ettiği mesafe sessiz devrim olarak adlandırılmıştır. Demokrasimizi güçlendirmek için attığımız adımların önemli bir bölümü insan hakları konusundaki eksiklerimizi gidermeye, özgürlükleri genişletmeye yöneliktir. Geçmişte bu konuda yaşanan bizzat şahsımın da maruz kaldığı yanlışların bir daha tekerrür etmemesi için hem hukuki altyapıyı, hem de uygulamayı baştan sona değiştirdik. Daha demokratik, daha özgür, daha müreffeh, daha huzurlu, daha güvenli bir Türkiye yolunda attığımız adımlarla vatandaşlarımıza yönelik tüm ayrımcılıkları ortadan kaldırdık. Zira bizim bir hedefimiz vardı, insanı yaşat ki devlet yaşasın. Çalışmalarımızı bu anlayışla yürüttük, reformlarımızın pusulası bu. Fakat enteresan olan şu, şimdi bize şunu söylüyorlar: OHAL’i ne zaman kaldıracaksınız? Bütün bu huzursuzluklar bittiği zaman OHAL’i kaldıracağız. Terörle mücadelede hedefe ulaştığımız zaman OHAL’i kaldıracağız. Bunlar bitmeden kimse bizden OHAL’i kaldırmayı beklemesin.
İşte Fransa, Fransa’da devlete darbe mi yaptılar? Hayır. Teröristler 15-20 Fransız vatandaşını öldürdü. Bizde bugüne kadar 40 bine varan biz vatandaşımızı kaybettik; kimse bunu sormuyor. 15 Temmuz’da devlete darbe yapıldı, devlete yapılan bu darbe girişimine karşı beyefendiler bizden hemen OHAL’in kaldırılmasını bekliyor. Biz göreve geldiğimizde, 15 yıl önce Türkiye’de OHAL vardı, biz de Anadolu’yu dolaşıyoruz, parti teşkilatımızı kuracağız. Ve ben de Güneydoğu, Doğu, bu bölgelerde dolaşırken oradaki vatandaşlarıma soruyorum; bizden ne bekliyorsunuz, ne istiyorsunuz? Dediler ki; ne olur şu OHAL’i kaldırın, başka hiçbir şey istemiyoruz. O zaman Abdullah Bey Başbakan ve biz 1 ay içerisinde OHAL’i kaldırdık. Ben de Genel Başkanım. Peki, kaldırdık da ne oldu, bir şey değişti mi? Hayır, değişmedi. Tam aksine terör orada her geçen gün daha da arttı, ama artık devran böyle gitmeyecek. Şimdi bakın işte son şurada 1 yıl içerisinde yoğun bir şekilde terörün üzerine gidiyoruz, onların anlayacağı dilden onlara konuşuyoruz. Tendürek’te, Cudi’de, Gabar’da, Kandil’de, Beslerderesi’nde, aklınıza neresi gelirse bütün buralarda askerimiz, jandarmamız, polisimiz, güvenlik güçlerimiz, hepsi bir defa dağ-taş demiyor. Ve sonuna kadar bu işi aynen bu şekilde götüreceğiz ve Allah’ın izniyle buradan da bu neticeyi alacağız.
Ne askerimizin içerisinde, ne polisimizin içerisinde, ne jandarmamızın içerisinde en ufak bir ayrımcılık istemiyoruz. Onların birliğini, beraberliğini ülkemizin huzuru, refahı için çok önemsiyoruz. Şu anda onun üzerinde çok çalışıyoruz ve bunu başaracağız. Ve bunu başardığımız andan itibaren Allah’ın izniyle çok sürmez. İşte Fırat Kalkanı Harekâtında nasıl orada başarılı bir neticeyi aldıysak, aynı şekilde içeride de bu başarılı neticeleri almaya devam edeceğiz. Ve buralarda da kim ki ülkemizi taciz ediyorsa, bilsin ki anında angajman kuralları onlar için uygulanır ve onlara yaptıklarını ağır ödetiriz.
Bakın geçmişte kapısının önünden dahi geçilmeye korkulan polis, jandarma karakollarının vatandaşlarımızın şimdi rahatça haklarını aradıkları birer güven yuvası haline biz getirdik ya. Şimdi buralara girildiği zaman çayını, kahvesini içiyor, bu tür ikramlar-izzetler yapılıyor, böyle bir bütünleşme var.
Taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalarla, Anayasamızda, kanunlarımızda, diğer mevzuatımızda yaptığımız düzenlemelerle faaliyete geçirdiğimiz kurumlarla Avrupa standartlarında değil onların ötesinde bir insan hakları altyapısı kurduk, biz onların önündeyiz. İşte Hamburg G-20 Zirvesi’nde hallerini gördük ya, rezalet rezalet, her taraf yakıldı yıkıldı. Antalya’yı da gördüler, Antalya’da nasıl bir G-20 Zirvesi yaptık, Hamburg’da nasıl bir G-20 Zirvesi gördük. Ve zaten hepsi de bize açık, dost olarak söylüyorlar, diyorlar ki; Antalya bir başkaydı. İşte görün, anlayın, hala anlamakta zorlanıyorsunuz. Ama biz anlasalar da-anlamasalar da bunlara bu dersi vereceğiz.
Ülkemizin tabii en önemli sıkıntılarından biri olan kültürel haklar meselesinde tarihi dönüşümlere imza attık. Vatandaşlarımızın talebi doğrultusunda medyadan kamu hizmetlerinin sunumuna kadar günlük hayatın her alanında farklı dil ve lehçelerle ilgili sınırlamaları kaldırdık. Ey benim Kürt kardeşlerim; ya biz gelmeden önce haklar noktasında ne durumdaydın? Ana evladıyla Kürtçe konuşabiliyor muydu? Yok. Seçim kampanyalarında Kürtçe konuşabiliyor muydun? Yok. Bütün yazılı, bildiri, şu bu kullanabiliyor muydun? Yok. Ya biz geldik bunların hepsinin önünü açtık be. Ama bunun kadri kıymetini maalesef işte terör örgütünün desteklemiş olduğu siyasi hareket anlamadı, bilmedi. Ve 83 milletvekilini çıkardığı anda zannetti Türkiye benim oldu. Hemen sokağa çağırdı. Şimdi birisi daha sokağa çağırıyor öyle. Ve sokağa çağırınca ne oldu? Kim kimi öldürdü? 53 tane Kürt kardeşimiz öldürüldü. Öldüren? Onlar da Kürt. Peki, bunun izahını neyle yapacaksın? Ve bunlar şimdi yurt dışına kaçtıkları zaman yurt dışında nasıl anlatıyorlar olayı? Çok daha farklı anlatıyorlar. Şu anda milletvekili sözde yurt dışında. Şimdi bunların aldıkları maaş hak mı? Merve Kavakçı kardeşimiz milletvekili seçildi, milletvekili seçildiği halde şu anda ebediyette olan zat atın bu kadını şu meclisten dışarı diye orada meydan okuyordu. Hangi zihniyetti o? İşte bu CHP zihniyeti; ha DSP, ha CHP, ne farkı var? O günden bugüne hak ihlalinden öte ne yaptılar? Vatandaşlıktan da çıkardılar. İnsan hakları ihlali bu değil mi? Asıl insan hakları ihlali bu. Ama bunların gözleri var görmez. Kulakları var duymaz. Ağızları var hakikati konuşmaz. Niye? Kalp mühürlü, kalp mühürlü. Ama biz asla bunları yapmadık. Biz tam aksine istedik ki hakikaten bu ülkede herkes gelsin barış için neyse biz bu hakları onlara verelim. Yatırımsa yatırım, Güneydoğu’da bu yatırımları yaptık. Eğitim, sağlık, adalet, emniyet, ulaşım, enerji bütün bunları yaptık. Ama kadri kıymeti ne yazık ki bu terör örgütü bilmediği gibi, buraları yakıp yıkmanın hep gayreti içinde oldu. En modern hastaneleri biz oralarda yaptık. Havalimanı Yüksekova’da Selahattin Eyyubi Havalimanını yaptık ve orayı havan topuyla bombardıman ettiler. Kim? Bu terör örgütü. Aynı şekilde Iğdır’da yaptık. Ağrı, Kars, bütün buralarda havalimanlarını yaptık. Niye? Ya bizde ayrımcılık yok. İnsan haklarının kadri kıymetini bilen biziz. Çünkü biz bu Kürt’tür diye ayrım yapmadık. Beni yaratan onu da yarattığı için bu yatırımları oralarda yaptık. Zira biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevdik, onun için ayrım yapamazdık ve yapmadık.
Bakınız 79 senede bu ülkede 6100 kilometre bölünmüş yol yapıldı, biz ise şurada 15 senede 19 bin kilometre bölünmüş yol yaptık; farkımız bu ya. Bu yollardan kim istifade ediyor? Şu partili-bu partili ayırt ediyor muyuz? Hepsi de buradan istifade ediyor. Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Gürcü’sü, Abhaza’sı, Roman’ı, hepsi. Ya bütün mesele Türk milleti bunlarla güç bulacak. Onun için ne diyoruz biz? Tek millet. Ne diyoruz? Tek bayrak. Ne diyoruz? Tek vatan. Ne diyoruz? Tek devlet, bununla bu yolda yürüyeceğiz.
Şimdi ben tabi bunu böyle yapınca Kılıçdaroğlu bundan rahatsız oluyor, bir terör örgütünün işaretini yapıyor diyor. Bu Rabia’dır, Rabia da Arapçada dörttür. Bunun içeriğinde de ne vardır? İşte millet vardır, bayrak vardır, vatan vardır, devlet vardır; bunu öğren.
Yerel yönetimler tarihimizde hiç olmadığı kadar güçlendi. Büyükşehir uygulamasıyla nüfusu 750 binin üzerinde olan şehirlerimizde etkin ve demokratik bir yeni yönetim modeli oluşturduk. Bugüne artık hiç kimse Türkiye’nin demokraside ve ekonomide 15 yıl öncesinin, hatta birçok Batı ülkesinin kat be kat ilerisinde olduğunu inkâr edemez. Özellikle de insan hakları alanında kat ettiğimiz mesafenin şahidi, bizatihi milletimizin ta kendisidir. Bugün bize insan hakları konusunda eleştiriler getiren, sözde adalet yürüyüşlerine çıkan muhalefet partisinin geçmişiyse tarihimizin en utanç verici insan hakları ihlalleriyle, bunlara verdiği desteklerle doludur.
Bunlar Menderes ve 2 arkadaşı ipe gittiği zaman alkışlayanlardan değil miydi? Biz Parlamento’nun kahir ekseriyetine sahip olduğumuz bir dönemde AK Parti olarak bizi kapatma girişimine girdiklerinde o dönemde CHP’nin Genel Başkanı ne diyordu, şu anda da milletvekili, ne diyordu? Ankara’da yargıçlar var diyordu. Ya böyle bir parti kapatılacak, sen Ankara’da yargıçlar var diyorsun. Niye? Çünkü hayatları hep böyle geçmiş. Örneğin, 28 Şubat döneminde Türkiye belki de dünyanın en barışçıl eylemine sahne oldu. Milyonlarca insan İstanbul’dan başlayarak tüm Anadolu’yu kat edecek şekilde el ele tutuşarak kızlarımıza başörtüsü konusunda uygulanan zulmü protesto etmeye karar vermişti. Bu eylem Bolu’da devlet şiddetiyle engellendiğinde şu anda insan hakları havarisi kesilen CHP’liler, yine mağdurların değil zalimlerin yanında saf tutmuştu. CHP Genel Başkanına şu andaki bu yürüyüşünde eşlik eden dönemin İstanbul Üniversitesi Rektörü ile bu partide milletvekilliği, yöneticilik yapmış pek çok isim bu dönemde uygulanan zulümlerin sembol isimleriydi. Bugün Ankara’dan İstanbul’a devlet korumasında yürüyenlerin adalet konusunda, özgürlükler konusunda, insan hakları konusunda yaptıkları eleştirilerin hiçbir karşılığı yoktur. Böyle bir güvenlik ortamını hiçbir zaman size kimse sağlamazdı, ama biz sağladık; farkımız bu.
Yürüyüşü de yaptın rahatça, mitingi de yaptın rahatça, bunu sana biz sağladık ya. Bak şu anda OHAL var, OHAL olmasaydı başka şeyler de olabilirdi ha. Bak huzur içinde bunu yaptın. Acaba bir teşekkür geldi mi? Gelmez, onların kitabında bu yok.
Aynı şekilde bu partinin darbeler karşısındaki tavrını da biz çok iyi biliriz. Şayet böyle kara bir sicile sahip olmasaydı, şayet terör örgütlerinin değil devletinin, mesela çok enteresan; o gün beraber yürürken bir tanesi de, Adalet Bakanımız da burada, çok hasta olduğu için Mardin Belediye Başkanı, hastalığı sebebiyle serbest bırakıldı. Bu nasıl hasta? Serbest bırakılıyor ve ondan sonra o da yürüyüşte maşallah yürüyor. Sayın Bakan, bunlar tam teşekküllü hastaneden rapor almıyorlar mı? Rapor aldılar mı? Bu raporu size gösterdiler mi? Nasıl bunlara bence çıkma şeyi verildi? Bunlar kontrollü göz hapsinde olması gerekirdi. Milletinin yanında saf tutmuş olsaydı, bu partinin yaptığı itirazlara, gerçekleştirdiği eylemlere başka bir gözle bakabilirdik. Fakat biliyoruz ki bunların amacı kesinlikle adalet değildir, insan hakları değildir, özgürlükleri savunmak değildir. Bunlar FETÖ gibi, PKK gibi terör örgütlerini ve onların destekçilerini arkalarına alarak ülkedeki meşru Hükümeti, meşru siyasi düzeni yıpratmanın peşindedir. Çünkü milletimiz bunlara itibar edip ülke yönetimini teslim etmiyor. Ben inanıyorum ki, benim milletim hiçbir zaman bunlara bu ülkede iktidar şansı vermeyecek.
Milletten alamadıkları yetkiyi kaosla elde etmenin hesabı içindeler. Milletin vermediği emaneti terör örgütleriyle kol-kola girip gasp etmenin peşindeler. Elbette başaramayacaklar. Bunlar 2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de benzer yollara tevessül etmişlerdi. Bunlar 2013 yılındaki Gezi eylemlerinde de aynı umuda kapılmışlardı. Bunların gözleri 2014 mahalli idareler ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, 7 Haziran 2015 seçimlerinde de aynı hevesle parlamıştı. Milletimiz her defasında kendilerine sandıkta hadlerini bildirdi ve yerlerine de oturttu. Bu defa da aynı akıbete uğrayacaklarından şüpheniz olmasın.
Değerli kardeşlerim, 15 Temmuz darbe girişiminin nasıl bir şiddet, nasıl bir vandallık, nasıl bir gözü dönmüşlük, nasıl bir insan hakları ihlali olduğunu anlamak için o geceyle ilgili görüntülere, resimlere, şahit ifadelerine bakmanız yeterlidir. Türkiye’nin yaşadığı bu travmanın yüzde 1’ne dahi maruz kalmamış ülkelerin verdikleri tepkilerle bizim uygulamalarımızı yan yana getirdiğinizde aslında ülkemize Nobel Barış Ödülü verilmesi gerekir. Fakat tabii Nobel Barış Ödülü de sipariş üzere verildiği için buraya böyle bir ödül gelmez.
Fransa’nın, Belçika’nın, Almanya’nın ve diğer Avrupa ülkelerinin yaşadıkları en küçük terör olayının ardından temel hakları sınırlandırma, askıya alma tartışmalarına girdiklerini sizler de biliyorsunuz. Hâlbuki biz 15 Temmuz darbe girişimine ve yaşadığımız diğer terör olaylarına rağmen bu yollara başvurmaya gerek duymadık. Sadece 15 Temmuz’un ardından bu darbe girişimini gerçekleştiren örgütün sinsi yöntemleri sebebiyle soruşturmaların hızla yürütülebilmesi, tedbirlerin etkili bir şekilde alınabilmesi için olağanüstü hal ilan ettik.
Fransa’nın çok daha eskiden beri uyguladığı, Belçika ve Hollanda gibi ülkelerin gerektiğinde kısmi olarak başvurdukları bu yöntemi biz de terörle mücadeleyle sınırlı olarak kullanıyoruz. Diğer ülkelere seslerini çıkartmayanların, hatta destek için gidip kol kola caddelerinde yürüyüş yapanların bize karşı gösterdikleri tepkiyi anlamakta doğrusu zorlanıyorum. Anayasamızda ve yasalarımızda yer alan olağanüstü hal yetkilerinin neredeyse yüzde 90’ını kullanmadığımız halde bu derece üzerimize gelinmesi, bizde işin arkasında başka niyetler olduğu hissini uyandırıyor.
Cezaevlerindeki işkence iddialarının yalan olduğu, mahkemeler başladığında güya işkenceye maruz kalanların gayet gürbüz bir şekilde takım elbiseleriyle ve tüm çirkeflikleriyle arzı endam ettikleri de görüldü. Ama Amerika’ya bakıyorsunuz, Batıya bakıyorsunuz, tek tip özel cezaevi elbisesiyle duruşmalara giderler, bunları da görüyoruz. Ölümcül hasta denilenlerin ne kadar sağlıklı, sağlam olduğuna hep beraber şahitlik ettik.
Biliyorsunuz, en son olağanüstü hal kapsamında yapılan işlemlere itirazları değerlendirmek üzere bir komisyonu faaliyete geçirdik, böyle yapılan her işlemin mevcut hukuk yolları yanında bu komisyon tarafından da incelenip varsa mağduriyetlerin giderilmesinin yolunu açtık. Dünyanın neresinde 15 Temmuz gibi kanlı bir darbe girişiminin binlerce güvenlik görevlimizin ve vatandaşımızın hayatına mal olan terör eylemlerinin etkilerinin sürdüğü bir ortamda böyle mekanizmalar kurulur? Biz kurduk, kurarız, çünkü bizim derdimiz kimseyi mağdur etmek değil, sadece ve sadece teröristleri cezalandırmaktır, terör örgütlerinin kökünü kurutmaktır. İşte bu sebeple tek bir vatandaşımızın haksızlığa uğramasındansa tüm işlemleri tek tek gözden geçirmeyi göze alıyoruz.
Sadece teröristlerden aldıkları bilgilerle hareket etmek yerine, gelip burada aslında neler olup bittiğine bakanlar, tüm bunları göreceklerdir. Ama biliyoruz ki, onların derdi gerçekleri tespit etmek değildir.
Pazartesi Milli Güvenlik Kurulu toplantımız var, OHAL’i tekrar masaya yatıracağız ve teklifimizi Hükümetimize yapacağız ve şu andaki görünümle bizim OHAL’e hala ihtiyacımız var.
Değerli kardeşlerim, 40 yalanın yanında ifade edilen bir gerçeğin kıymeti yoktur. Biz kimseden kendimize ayrıcalık yapılmasını istemiyoruz, hatta kimseden anlayış da beklemiyoruz. Tek istediğimiz dürüst olunmasıdır, tarafsız olunmasıdır, gerçeklerin ifade edilmesidir, tek arzumuz hakikatlerin önyargılara kurban edilmemesidir.
Bu toplantının 15 Temmuz’un insan hakları açısından değerlendirilmesi konusunda tüm dünyaya güçlü bir mesaj olmasını temenni ediyorum.
Bir kez daha toplantının düzenlenmesinde emeği geçenleri tebrik, katkı sağlayanlara teşekkür ediyorum, sizler sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.