Cumhurbaskani Erdogan’in çiftçilerle bir araya geldigi iftar programinda yaptigi konusmanin metni
Kahramankazanlılar, Ahi Köyümüzün değerli sakinleri, değerli kardeşlerim, hanımefendiler, beyefendiler; başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan mübarek Ramazan-ı Şerif’in artık son iftar sofrasındayız. Artık bu akşamdan sonra iki akşamımız var ve bu iftar sofralarıyla birlikte Ramazan-ı Şerif’e veda ediyoruz. Hep dua ettik; ya Rab, bizi Ramazan-ı Şerif’e kavuşturdun, Ramazan-ı Şerif’e kavuşturduğun gibi Ramazan Bayramına da kavuştur dedik. İnşallah Pazar günü de Ramazan Bayramıyla müşerref olacağız. Şimdiden Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum.
Sözlerimin hemen başında Köyümüzün Muhtarı Ali Anar başta olmak üzere 15 Temmuz’da şehit verdiğimiz tüm kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyorum. Rabbim aileleriyle Cennette Sevgili Peygamberimizin Liva-ül Hamd ismiyle müsemma sancağı altında buluştursun.
Türkiye tarihinin en alçak ihanet girişimine göğüslerini siper ederek geçit vermeyen tüm vatandaşlarımı buradan bir kez daha minnetle selamlıyorum. Darbenin merkezinde yer alan hava üssündeki hainlere inat ezanlarını ve bayraklarını korumak için gözlerini kırpmadan ölümün üzerine yürüyen tüm Kazanlı kardeşlerime özellikle şükranlarımı sunuyorum.
Kazan ilçemiz isminin başına aldığı “kahraman” ifadesini bir lütuf olarak değil verdiği 9 şehit ve 92 gaziyle, yani yüreğinin ve bileğinin hakkıyla elde etmiştir. Rabbim ülkemizi ve milletimizi tüm hainlerden, tüm teröristlerden, dahili ve harici tüm düşmanlardan muhafaza eylesin. Rabbim işte şu anda içinde bulunduğumuz bu birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi, dayanışmamızı daim eylesin.
Sizler gibi istiklali ve istikbali uğruna canından geçenler eksik olmadığı sürece, çocuklarımıza özgür ve müreffeh bir ülke bırakma umudumuzu hiç kaybetmeyeceğiz.
Şu güzel topluluğun içinde şehitlerimizin yakınları var. Şu güzel topluluğumuzun içinde şu anda gazilerimiz var. Kendilerini görüyorum, Allah onlardan da razı olsun. Ki onlar şehitlerimizle beraber;
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın” diyerek bütün o uçakların üzerine yürüdüler, helikopterlerin üzerine yürüdüler, tankların üzerine yürüdüler, topların üzerine yürüdüler, ama bu toprakları o alçaklara vermediler, verdirmediler.
Kazan’dan yükselen bu kahramanlık ateşi sönmediği müddetçe, Allah’ın izniyle bu millete kimse diz çöktüremez, bu bayrağı kimse indiremez, bu ezanları kimse susturamaz, bu vatanı kimse bölemez, bu devleti kimse yıkamaz. İşte onun için birileri anlamaz, ama varsın anlamasınlar, bizim Rabia’mız var.
Bu Rabia’mızın içerisinde tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet var.
Biz tek milletiz, 80 milyon tek milletiz, Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Abhaza’sıyla, Boşnak’ıyla, Roman’ıyla 80 milyon tek milletiz, bu akşam burada olduğu gibi.
Bizim tek bayrağımız var, asla o paçavraları kimse bize yutturmaya kalkmasın. Ve bayrağımızın rengi şehidimizin, gazimizin kanının rengidir. Hilal, bağımsızlığımızın ifadesidir. Yıldız, her yıldız bir şehidin ta kendisidir.
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Kardeşlerim, biliyorsunuz, siz bu işleri iyi bilirsiniz, çiftçi kardeşlerim hele daha iyi bilir. Tarlaya imar girmediği sürece o toprak nedir? Tarladır. İmar girince ne olur? Arsa olur. Şimdi vatan nasıl vatan olur biliyor musunuz? Şehidin kanıyla yoğrulduğu zaman vatan olur. Yoksa kuru kuruya bir topraktır. İşte bu topraklar üzerinde biz çok kan verdik. Ta Malazgirt’ten bu yana hep kan verdik ve böylece bu toprakları vatan kıldık.
Dört, tek devlet. Bizim Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka bir devletimiz yok. Kimse bize devlet içinde devlet yutturmacası yapmasın. Yok paralel devletmiş, yok şu devletmiş, yok bu devletmiş, sıkıysa Pensilvanya’da durma buraya gel. Ama onlar kendilerine başka yerlerde vatan arıyorlar. İşte buralardan kaçıp oralara sığındılar. Şimdi oralarda koruma altındalar. Biz de diyoruz ki, verin bu adamı bize ya. Bu adam bu ülkeye ihanet etmiştir. Bu adam teröristtir. Ve şu ana kadar hala vermediler ve orada çiftlikte bey-bey kalıyor. Oradan da dünyadaki bütün o FETÖ teröristlerini yönetiyor. Biz de dost bildiklerimize sesleniyoruz, verin. Eğer verilmeyecekse, gün ola harman ola.
Değerli kardeşlerim; böyle bir milletin, hele hele o 15 Temmuz gecesini yaşayan böyle bir milletin bir mensubu olmaktan, Cumhurbaşkanı olmaktan, böyle bir milletin hizmetkârı olmaktan iftihar ediyorum, Allah’ıma hamd ediyorum. Rabbim bizi birbirimizden ayırmasın. İnşallah beraber yürüdük biz bu yollarda dedik ya, inşallah beraber yürümeye de devam edeceğiz. Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece dedik ya, gideceğiz gündüz gece inşallah.
Kardeşlerim, tarım insanlığın en eski ve önemi asla azalmayacak uğraş alanıdır. Tarih şöyle der: Tarımın ilk merkezi olarak Şanlıurfa Harran’ı gösterir, öyle mi Faruk Bey, sen daha iyi bilirsin. Harran, yarın inşallah oradayım, partimiz Türkiye’de en fazla oyu Harran’dan aldı, birinci oldu orası. Onun için yarın akşam inşallah iftarı Harran ilçemizde yapacağız, yani tarım ilçesinde.
İnsanlar dünya üzerinde yaşadığı sürece gıda ihtiyacı devam edeceği için tarım, dolayısıyla çiftçilik hep olacaktır. Tarih boyunca biz Türklerin iki temel mesleği olmuştur. Bunlardan biri askerliktir, diğeri de tarım ve hayvancılıktır. Biz asker bir milletiz. Son yıllarda yaşadığımız gelişmeler bize bu iki alanı çok sıkı tutmamızın şart olduğunu gösteriyor. Askerliği sıkı tutmazsak vatanımızı koruyamayız. Tarım ve hayvancılığı sıkı tutmazsak da özellikle kriz dönemlerinde onurumuzu muhafaza edemeyiz.
Sanayi elbette önemlidir, teknoloji elbette önemlidir. Mimari, sanat, spor, enerji, hepsi elbette önemlidir. Ama kendinizi güvende ve tok hissetmiyorsanız hiçbiri işe yaramaz. Kalkınma programlarımızı, büyüme stratejilerimizi bu anlayışla hazırlamak ve hayata geçirmek mecburiyetindeyiz.
Geçtiğimiz 15 yılda savunma sanayine verdiğimiz önemle askeri alanda ülkemize adeta çağ atlattık. Yüzde 80’leri bulan dışa bağımlılığımızı yüzde 40’lar seviyesine düşürmemize rağmen hala kat etmemiz gereken çok yol olduğunu biliyoruz. Uçağımızdan gemimize, uydumuzdan füzemize, tüfeğimizden tankımıza, radarımızdan yazılımımıza kadar her şeyimizi kendimiz yapmadan bize huzurlu bir uyku uyumak yoktur.
Aynı şekilde tarım alanında da ülkemizi tarladan sofraya kadar tüm aşamalarıyla en ileri seviyeye çıkarmadan kendimizi güvende hissedemeyiz. Yani endüstriyel tarım, bunu başarmamız lazım. Bunun için geçtiğimiz 15 yılda 123 milyar lira tarım ve hayvancılık desteği verdik bunu başaralım diye. Tarımsal hâsılada Avrupa’da ilk sıraya yükseldik elhamdülillah. Neredeydik, nereye geldik.
Şimdi bir yere geliyorum; arazi toplulaştırma, gübre ve yemde KDV’yi sıfırlama, kredi kolaylığı gibi çalışmalarla çiftçilerimizin daha verimli üretim yapabilmelerine imkân sağladık. Topraklarımız nasıl şehitlerimizin kanlarıyla yoğrularak vatan oluyorsa, çiftçilerimizin alın teriyle yoğrularak da bereketleniyor.
Şimdi kardeşlerim; şu toplulaştırma olayını değerlendirmemiz lazım. Bakıyorsunuz devasa arazi var, ama hepsi adeta ev yapar gibi parsel parsel. Onda bereket olmaz, onda verimlilik olmaz. Diyorum ki bir toplulaştırma yapalım. Kardeşler, 5 kardeş, 10 kardeş, 15 kardeş, böyle bölük pörçük olacağına kardeşler bir araya gelir, mahallemizin muhtarı yardımcı olur, belediye başkanımız yardımcı olur, artık köy yok. Buraları toplulaştırırsak buraya bereket gelir. Nasıl bakıyorsunuz bu işe? (Alkışlar) Alkışlar geldi, ama az geldi sanki. O zaman ben de Cumhurbaşkanınız olarak hayırlı olsun diyebilir miyim? (Alkışlar) Bölük pörçük yapmayalım, tadı olsun bu işin, bereketi olsun bu işin. Kardeşler kendi arasında al-ver yaparlar, bedelsiz versin demiyorum ha, tabii ki bedelini de verecek ve böylece bu bereketli topraklar daha bereketli olacak.
Şimdi Başkan bir şey söyledi, Sayın Bakan duymanı isterim, o da şu: Arazimizin sulamasında sıkıntımız var diyor. Dolayısıyla aşağıdaki rezervimizi şöyle dağın tepesine doğru, oradaki yapılacak bir rezerv alanıyla orada depolayıp cazibeyle bunu şöyle arazimize kapalı sistem olursa tabii nurun ala nur olur, çünkü güneş buharlaştırmaz, bu buharlaşmada kaybolan nereden bakarsan bak yüzde 50, yüzde 60’tır açık kanal olursa. Ama kapalı sistem olursa, o zaman Allah’ın izniyle böyle bir şey olmaz. Tamam? Söz? Yapıyor muyuz? (Alkışlar) Bakanımızdan sözü aldık. İnşallah. Bak burada güneş panel sistemleriyle ısıtma varmış, Sayın Başkan öyle mi? Ama bunu şimdi daha da yaygınlaştırmak lazım. Eskiden bu sistem pahalıydı, şimdi bu sistem ucuzladı. Dolayısıyla benim bütün vatandaşlarım enerjide de daha ucuz enerji elde etme imkânını da yakalamış olsun. Başarılı Belediye Başkanı bunu ispatlar.
Şimdi hedefimiz, 780 bin kilometrekare vatan toprağının tarıma uygun olan 230 bin metrekaresinin her karışını değerlendirmektir. İnşallah bunu bu şekilde değerlendireceğimize ben inanıyorum.
Bereket demek, çok su kullanmak, çok gübre dökmek, çok ilaç serpmek değildir. Bereket, toprağı bilinçli ekip biçmekle olur. Her şey gibi toprak da orta yolu sever. İhtiyaçlarının kararında karşılanmasını sever. Bunun için milli tarım projesiyle çok önemli bir adım atıyoruz. Tarımda üretim planlaması yaparak, etkili destekler vererek, sağlıklı gıda kullanarak, özellikle bunu kullanmak için de sağlıklı gıda üretmemiz lazım, bunu yaparak, rekabet gücümüzü yükselterek, çiftçimizin refahını artırarak inşallah yeni bir dönemin kapılarını açıyoruz.
Kardeşlerim; Türkiye demokrasisiyle, ekonomisiyle, güvenliğiyle, dış politikasıyla tarihinin en önemli sınamalarından birini yaşıyor. Bugüne kadar bölücü terör örgütünün eylemleriyle, emniyet-yargı ve askeri darbe girişimleriyle, İslam’a yapılmış en büyük bühtan olan DEAŞ’ın saldırılarıyla, sosyal ve siyasi kaos teşebbüsleriyle mücadele ettik. Bazı gafiller ülkemizin üzerinde oynanan oyunların farkında değil. Bazı hainler ise, bu oyunlara bilerek ve isteyerek destek veriyor. Bazı muhterisler de farkında olmadan düşmanlarımızın değirmenine su taşıyor. Ama hamdolsun milletimiz her şeyi görüyor, biliyor, iradesini de ona göre ortaya koyuyor. Özellikle son üç yıldır adeta kesintisiz bir şekilde süren bu saldırılara karşı milletimizle omuz-omuza tarihi bir mücadele verdik. Kirli senaryoların ardı arkası kesilmiyor. Bir gün milletimizin teslim olacağını sananlara anlaşılan o ki 15 Temmuz’da verdiğimiz ders yeterli gelmemiş. Birileri yolda yürüyor şimdi değil mi? İstanbul’a yürüyeceklermiş. 15 Temmuz gecesi neredeydin ya? 15 Temmuz gecesi neredeydin? Benim milletim, benim vatandaşım İstanbul Atatürk Havalimanında F16’ların altında dururken, helikopterlerin bütün o saldırılarına karşı dururken sen neredeydin ya? Oraya geliyorsun, saat 23:15 ve darbe oldu diyorlar, beyefendi oradan hemen bir resmi araca bindiriliyor ve oradan Bakırköy Belediye Başkanına gidiyor, Belediyenin misafiri oluyor. Ve açıklamalarına bakın, çok enteresandır, ne diyor? Oteller kapalıydı, onun için Belediye Başkanımıza misafir oldum diyor. Şecaat arz ederken sirkatin söylüyor. Ve utanmadan, sıkılmadan şimdi de bu darbeye bir kılıf uyduruyor, örtülü darbe girişimi diyor. Kimin lafı bu? Pensilvanya’daki o FETÖ denilen örgüt başının tabiri, onu aynen kullanıyor. Şimdi daha da ileri gidiyorlar, bu milleti tehditle, şantajla, gizli-açık kumpaslarla alt edemeyeceğini anlayınca bu sefer başka yollara sapıp gündem oluşturmaya kalkıyorlar. Çıkmış, mesela bana kendisinin Grup Başkanvekili midir ne karın ağrısı, 3,5 milyar dolar benim mal varlığım varmış, şimdi bunu söylüyor. Utanmadan sıkılmadan çıkıyor Genel Başkan denilen bu kişi, o da diyor ki; namusluyum ben diyor. Ya sen bunu bugüne kadar çok söyledin, biz sana bu dediklerinin böyle olmadığını da mahkeme kararlarıyla her şeyle çok ispat ettik. Şimdi bak Kazan’dan, Kahramankazan’dan sesleniyorum; ey Kılıçdaroğlu, senin bu adamının yaptığı açıklamayı ispatlayamazsanız alçaksınız, namustan yoksunsunuz. Eğer bizim böyle bir malımız, böyle bir varlığımız olmuş olsaydı, Türkiye’de bu hizmetleri kimse göremezdi. Eğer bu ülkede bu hizmetler yapılmışsa, ta Ahi Köyüne kadar bu asfaltlar gelebiliyorsa, bunlar o yolsuzluklarla gelmediler, o yolsuzluklar yapılmadığı için geldiler.
Ey Kılıçdaroğlu, 260 bin derslik 15 senede yapıldı bu ülkede. Üniversitelerimizin sayısı eğer bugün 74-75’ten 184’e çıktıysa, bizim bu kılı kırk yararak attığımız adımlarla yapıldı. 25 havalimanı 55’e çıktıysa, bunlar kılı kırk yararak attığımız adımlarla oldu.
Bununla kalmadık, hastanelerimiz, artık Türkiye’de hastanemizin olmadığı il yok. Neredeyse büyük ilçelerin hepsinde hastanelerimiz var. Şimdi şehir hastanelerine başladık. İşte Yozgat, işte Isparta, işte Mersin, işte Balıkesir, buralarda hastanelerimizi bitirdik. Şimdi de hızla Ankara devam ediyor, inşallah iki tane şehir hastanesi de biliyorsunuz Ankara’da yapıyoruz. Bu hastaneler dünyada örnek hastaneler, muhteşem hastaneler. Ve bütün bunların yanında adalet saraylarıyla, bunlarla beraber değerli kardeşlerim; şu anda 79 senede Cumhuriyet tarihinde 6100 kilometre bölünmüş yol yapılmışken, bakın otoyol demiyorum bölünmüş yol, biz şu 15 senede 19 bin kilometre bölünmüş yol yaptık.
Eline diline dursun ya, bu yollardan gidip geliyorsun, görmüyor musun? Bu havaalanlarından uçuyorsun, gidip geliyorsun, görmüyor musun? Şu anda Türk Hava Yolları dünyanın ilk 7’si içerisinde. Buralara durup dururken gelmedik. Öyle kasasında 3 milyar dolar malı olacak, parası olacak, bu yatırımlar da yapılacak; böyle şey olur mu?
Bitmedi değerli kardeşlerim; ulaşımdan öte, bakın İstanbul’da Marmaray’ı yaptık. Ecdadımızın eskiz çalışmalarını yaptığını biz hayata geçirdik. Denizin altından Asya’yı Avrupa’ya bağladık. Dedik ki; yetmez, oradan raylı sistem geçiyor, bir de otomobillerin geçmesi lazım. Asya’yı Avrupa’ya yine denizin altından yine bir tünelle bağladık. Dedik ki; bu da yetmez, tuttuk Yavuz Sultan Selim Köprüsünü yaptık, 4 gidiş-4 geliş, dünyanın ilkleri arasında. Şimdi bu köprüden bir de demir yolunu yapıyoruz inşallah bu köprünün üzerinde. Kılıçdaroğlu, senin havsalan almaz bunları, havsalan.
O ağzı olup konuşana da söyle de haddini bilsin, haddini bilsin. Müddei –hukukta tabirdir bu, kuraldır- iddiasını ispatla mükelleftir. İddiasını ispat edemiyorsa, o dönüp dolaşıp bumerang gibi onu vurur.
İzmir Otoyolu, Körfez’de Osman Gazi Köprüsünü yaptık. Şu anda İstanbul-Bursa 1 saat 15 dakikaya düştü. Nerelerden nerelere geldik. Ve inşallah bittiği zaman İstanbul-İzmir arası 2 saat 45 dakikaya falan düşüyor, öyle değil mi, oraya düşüyor.
Biz çalışıyoruz, bizim bu millete aşkımız var, bu millete sevdamız var. Yapacağımız çok iş var bu ülkede. Ha bunların yapacağı iş de şu: İftira, sürekli iftira atsınlar. İftira at, tutmazsa iz bırakır; yaptıkları iş bu. Ama tutmayacak, milletimiz bizim kim olduğumuzu gayet iyi biliyor. Onun için biz de daha çok çalışacağız, daha çok çalışıyoruz.
İnşallah bölgemizdeki krizleri ülkemize taşıyanların heveslerini de kursaklarında bırakacağız.
İnşallah enerjide attığımız adımlar da ortada, çok ciddi adımlar atıyoruz. Ve Türkiye enerjide dışa bağımlılıktan büyük ölçüde kurtuldu, kurtulmaya devam ediyor.
Teröristleri yurt içindeki ve yurt dışındaki inlerinde bulup yok ederek bu kirli oyunu da mutlaka bozacağız. Bak Tendürek’te vuruyoruz, Cudi’de vuruyoruz, Gabar’da vuruyoruz, Beslerderesi’nde vuruyoruz, vuracağız. Ve onlar silahları gömene kadar biz onları gömeceğiz. Aynı şekilde Kandil’e kadar uzanacağız uzanıyoruz. Ve 2023 hedeflerimizi adım-adım hayata geçirerek büyük Türkiye’yi, güçlü Türkiye’yi, müreffeh Türkiye’yi azimle, kararlılıkla inşa etmeyi sürdüreceğiz.
Kardeşlerim; işte bunun için bir şeye ihtiyacımız var, nedir biliyor musunuz? Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.
Rabbim yar ve yardımcımız olsun.
İftar sofranızı bizlerle paylaştığınız için sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Tekrar Ramazan Bayramınızı şimdiden tebrik ediyorum, kalın sağlıcakla.