Cumhurbaskani Erdogan’in Engelliler Haftasi programinda yaptigi konusmanin tam metni
Değerli kardeşlerim, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.
Bugün farklı duygular içerisinde sizlerin karşısında bulunuyorum. AK Parti Sosyal Politikalar Başkanlığımız tarafından düzenlenen Engelleri Aşanlar 2017 Programının başarılı geçmesini diliyorum. Sergisiyle, gösterileriyle, ödülleriyle bu güzel programın düzenlenmesinde emeği geçen başta Genel Başkan Yardımcımıza, herkese şükranlarımı sunuyor, ödül alan kardeşlerimizi tebrik ediyorum.
Aramızda bulunan ve her biri bir zafer hikayesi olan engelli kardeşlerimizi mücadeleleri, gayretleri, kararlılıkları için özellikle tebrik ediyorum.
3 Aralık Dünya Engelliler Günü vesilesiyle ülkemizdeki ve dünyadaki tüm engelli kardeşlerimize selamlarımı, saygılarımı iletiyorum.
Değerli kardeşlerim; dün Muş’ta bazı sinyaller aldığımı belirterek önce orayı bir şöyle düzeltelim, ondan sonra bugüne gelelim.
Mal varlıklarını başka ülkelere kaçırmaya çalışanlar bulunduğunu söylemiştim. Bizim bu kazançları yurt dışına kaçırmak isteyenlere iyi gözle bakmayacağımızı belirtmiştik. Bunun üzerine farklı değerlendirmeler yapıldığını gördüm. Bu ülkenin en yüksek mercii olarak şu hususu kesin olarak ifade etmek istiyorum: Türkiye serbest piyasa ekonomisine sahip bir ülkedir. 1989 yılından beri isteyen herkesin yurt dışına parasını çıkarma hakkı vardır, şüphesiz ki aynı şekilde devam etmektedir. Yurt dışından yatırımcı çekmenin yanında, yurt dışına yatırım yapan da bir ülkeyiz. Geçtiğimiz 15 yılda yurt dışından ülkemize 180 milyar dolara yakın yatırım gelirken, Türk işadamlarının yurt dışındaki yatırımlarının tutarı da 40 milyar doları geçti. Sadece bu yılın ilk 9 ayında yurt dışına giden yatırım rakamımız 2 milyar dolara, ülkemize gelen yatırım rakamı da 7,5 milyar dolara ulaştı. Gittiğimiz yerlerde işadamlarımızın yatırımlarını gördüğümüzde gurur duyuyoruz, iftihar ediyoruz. Dolayısıyla ülkemizdeki yerli, yabancı tüm firmalar küresel finans sistemine entegre bir şekilde faaliyetlerini sürdürüyorlar, sürdüreceklerdir. Aksi yönde atılacak adımlara önce biz karşı çıkarız.
Benim sermaye hareketlerinin sınırlandırılmasıyla ilgili bir talebim veya talimatım söz konusu değildir. FETÖ gibi, PKK gibi terör örgütleriyle iltisaklı oldukları için paralarıyla beraber bu ülkedeki kaynakları yurt dışına kaçıranlar zaten haindir, bunu söylüyorum. Onlarla ilgili nefes tüketmeye de gerek duymuyorum. Benim söylediğim; ülkemizin diğer saldırılarının yanı sıra ekonomik olarak da baskı altına alınmaya çalışıldığı şu dönemde işadamlarımızın yerli ve milli duruş sergilemeleri gerektiğidir. İş adamlarımız şayet bu dönemde Türkiye ekonomisine sahip çıkmayacaklarsa, soruyorum ne zaman çıkacaklar?
Kasım ayı itibariyle yıllık ihracatımızı hamdolsun 155,5 milyar dolara ulaştıran iş dünyamıza ben şükranlarımı sunuyorum. İhracatımızın rekor üzerine rekor kırdığı, Merkez Bankası rezervimizin 119 milyar doları bulduğu, üçüncü çeyrek büyüme rakamının neredeyse çift haneye doğru gittiği bir dönemde ülkesine güvenmeyen işadamı hiç kusura bakmasın yerli değildir, milli de değildir.
İşte bu duygularla dün Muş’ta yatırım için değil ülkesine güvenmediği için varlıklarının bir bölümünü yurt dışına çıkartma gayreti içinde olduğunu duyduğum bir kısım işadamlarına sitemimi dile getirdim. Yoksa yatırım için yurt dışına kaynak götürüne, ihracat arayışı içinde olana, ticaret yapana asla sözümüz yoktur, olamaz. Her zaman ifade ettiğim gibi, bu ülke için tuğla üstüne tuğla koyan herkesin bizim başımızın üzerinde yeri vardır.
Değerli kardeşlerim…
Selva Hanım, yarınki program neydi bizim? Uluslararası İşte Kadın Zirvesi. Yarın takdimleri, tamam kardeşimiz yapacak? Onun için programı falan veriyorsun, inşallah yarının spikeri o olacak. Ankara Ticaret Odası’nın salonunda, hadi bakalım.
Değerli kardeşlerim; engelli kardeşlerimizin nereden nereye geldiğinin hikayesi, bir anlamda Türkiye’nin de hikayesidir. Hani bir söz vardır, kendisi himmete muhtaç dede, nerede kaldı gayrıya himmet ede. Türkiye, devletiyle, milletiyle, kurumlarıyla öylesine sıkıntılı günler yaşadı ki, bu süreçten engelli kardeşlerimiz de maalesef payını aldı. Geçtiğimiz 15 yılda ülkemize her alanda olduğu gibi engellilerimizin sorunlarının çözümü konusunda da adeta çağ atlattık. Türkiye’ye sosyal devlet olma yolunda kat ettirdiğimiz mesafenin en önemli motivasyon kaynağı inancımızdır. Çünkü bizim inancımızda engelliler Rabbimizin bir imtihan vesilesidir, sınamasıdır, bağışlanma vesilesidir.
Batı ülkeleri başta olmak üzere, dünyadaki pek çok toplumda engelliler bir yük olarak görülürken ve buna göre muamele görürken, bizde tam tersine bir lütuf olarak kabul edilmiştir. Bize göre, bir yazarımızın ifadesiyle, çok güzel bir tespit, canda özür olmaz, özür bakışlarımızda, engel düşüncelerimizdedir. Gerçekten de ülkemizde geçmişte yoksulluğun, yokluğun, sefaletin gönüllerimizde ve zihinlerimizde yol açtığı yaralar her alan gibi engellilerimizi de etkilemiştir. Bu cendereden çıkar çıkmaz milletimizin her kesimiyle birlikte engellilerimizin de meselelerinin çözümü yolunda tarihi önemde adımlar atılmıştı.
Ünlü divan şairimiz Şeyh Galip bugünkü Türkçemizle ifade edersek şöyle diyor:
“Ey dil, neden bu makamda gam dolusun sen?
Gerçi virane isen de tılsımlı bir definesin sen.
Meleklerin secde ettikleri mükerrem varlık sen.
Bildiğin gibi değil, cümle vardan üstünsün sen.
Hoşça bak zatına, zübde-i alemsin sen.
Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen.”
Evet, asıl önemli olan engelli veya engelsiz olmak değil, insan olmaktır, adem olmaktır. İnsanı eşrefi mahlukat olarak kabul eden Yunus’un ifadesiyle; “yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü” diyen bir medeniyetin insanlar arasında böyle ayrımlar yapması mümkün müdür? İyiliği gösterişte, adaleti yollarda, sevgiyi sosyal medyada arayanlar, elbette medeniyetimizin bu derin sırrına eremezler.
Biz geçtiğimiz 15 yılda önce insan diyerek iyilikte ve hayırda yarışmanın faziletine inanarak, adeta ilmek ilmek örerek bir sosyal devlet inşa ettik. İktidarlarımız döneminde engellilerimize, çocuklarımıza, kadınlarımıza, yaşlılarımıza, gariplerimize, şehit yakınlarımıza, gazilerimize, tüm ihtiyaç sahiplerimize hizmet için 235 milyar liralık bir kaynak kullandık. Tarihimize ve kültürümüze sahip çıkarken, milletimizi muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkartmanın mücadelesini verirken, işte bu şekilde gönül medeniyetimizi de ihya etmenin gayreti içinde olduk.
Kardeşlerim; işin özüne baktığımızda, önce kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Görememek, duyamamak, konuşamamak, yürüyememek, algılayamamak bir eksiklik midir? Asla değildir. Şimdi bazı tespitler yapıyorum; ışığı kapattığımızda biz de göremeyiz, duvarları yalıtılmış bir odaya girdiğimizde biz de duyamayız, yabancı bir ülkeye gittiğimizde biz de lal oluruz, ayaklarımız uyuştuğunda biz de yürüyemeyiz, uykuya daldığımızda biz de çevremizle irtibatımızı kaybederiz. Daha da önemlisi, yarın hangimizin bu engellerle sürekli yaşamak zorunda kalmayacağının garantisi var mıdır? Öyle ya, her engelli doğuştan bir engelle doğmaz, kimi merhum Aşık Veysel gibi hastalık sebebiyle, kimi Ampute Milli Takımımızın Kaptanı Osman Çakmak kardeşimiz gibi terörle mücadele sırasında, kimi iş veya trafik kazasında, kimi başka sebeplerle daha sonradan engelli olabilir. İşte bak dünya şampiyonu oldular, Avrupa şampiyonu oldular, takım burada. Ama içlerinde hala bekarlar var, onları da bir an önce Kaptan Osman evlendirecek, söz verdiler bana.
Onun için önemli olan, bu kardeşlerimizin engellerinin en olduğu, nasıl olduğu değil, bu kardeşlerimize nasıl baktığımızdır. Engelli kardeşlerimizin durumunu tıpkı erkek veya kadın olmamız gibi, tıpkı düz veya kıvırcık saçlı olmamız gibi, tıpkı mavi veya kahverengi gözlü olmamız gibi insani bir gerçek kabul ettiğimizde, diğer tüm sorunların kendiliğinden çözüm yoluna girdiğini görürüz.
Ne diyor Aşık Veysel:
“Hakikat ararsan açık bir nokta,
Allah kula yakın, kul da Allah’a.
Hakk’ın gizli hazinesi toprakta,
Benim sadık yârim kara topraktır.”
Evet, kara torağın altına girdiğimizde her şey eşitlenir, ne makamların, ne malın mülkün, ne engellerin orada bir ehemmiyeti yoktur, cumhurbaşkanı olsan ne yazar, başbakan olsan ne yazar, trilyalder olsan ne yazar, er kişi niyetine der oraya gönderirler, öyle. Varsa yaptığın güzellikler, o zaman işte baki kalan bu kubbede hoş bir seda imiş meğer derler, Allah razı olsun, hizmet eden bir cumhurbaşkanımız vardı, başbakanımız vardı derler, hayırla yad ederler. Sadece bu dünyada Allah’ın rızasını kazanmak için yaptıklarımızda orada bir fark ortaya çıkacak.
Engelli kardeşlerimize de tıpkı köken, inanç, dil, derimizin rengi gibi diğer farklılıklarımızın ötesinde insan gözüyle bakma anlayışını 7’den 70’e milletimizin tüm fertlerine kazandırmak zorundayız. Gerekiyorsa ilkokuldan itibaren çocuklarımıza bunun eğitimini vermeliyiz. Az önce Gökkuşağı Okulunu, o yavrularımızı dinledik değil mi? Emeği geçen gerek öğretmenlerimize, gerek okulun yönetimine ve Bakanlığımıza ben huzurlarınızda çok teşekkür ediyorum. Demek ki yapınca oluyor, gayret gösterince oluyor. İnşallah yaygınlaştırarak bu daha da iyisi olacak.
Yunus’u bilmeyen, Mevlana’dan haberi olmayan, Hoca Ahmet Yesevi’yi duymayan, Hacı Bayram Veli’yi, Hacı Bektaş Veli’yi, Ahi Evran’ı tanımayan bir nesil, engelliyi de saymaz, yaşlıya da hürmet etmez, kadına da değer vermez.
İşte geçenlerde Ankara’da gazilerimize yapılanı gördünüz, hep duyduk değil mi? Bunlarda vicdan var mı, bunlarda insanlıktan nasibini almak var mı? Yok. İşte bunlardan hiçbir şey olmaz.
İslam’ı kendi medeniyetimizin kaynaklarından değil de dünyanın başka köşelerindeki yanlış uygulamalardan öğrenenler, dönüp dolaşıp ya DEAŞ, El Kaide, Boko Haram gibi eli kanlı örgütlerin ağına düşer ya da mezhepçilik fitnesine odun taşır. Biz meselelerimizin çözümünü kendi medeniyetimizde, kendi tarihimizde arayacağız. Asırlar önce engellilerini musikinin gücüyle, suyun ferahlığıyla, canlılarla iletişimle topluma kazandıran bir medeniyetin bugün hala engelli sorununu tartışıyor olması gerçekten üzüntü vericidir. İşte bunun için ben değerler eğitiminin çok önemli olduğunu özellikle söylüyorum. Çocuklarımıza medeniyetimizin, tarihimizin, kültürümüzün değerlerini öğretmeyen bir eğitim-öğretim sistemi benim gözümde başarısızdır, başarısız olarak da kalacaktır.
Kardeşlerim; toplumumuzda engellilerin bu derece büyük sıkıntı çekmesinin en başka gelen sebebi, onları hayatın ve üretimin dışında bırakan anlayıştır. Halbuki engelli olmak demek 4 duvar arasına hapsolmak, ailesine ve topluma yük olmak demek değildir. Tam tersine, herkes gibi engelli kardeşlerimizin de hayatın her alanında yapabilecekleri işler, sağlayabilecekleri katkılar vardır. Önemli olan engelli kardeşlerimize bu fırsatı tanımaktır. Türkiye engellilerini hayatın dışında tutacak, dört duvara hapsedecek kadar müsrif bir ülke değildir, olamaz. Bizim 80 milyon vatandaşımızın her biri gibi…
Tamam, alacağım, merak etme.
Engellilerimizin de katkısına ihtiyacımız bulunuyor. Bunun için önce engellilerimizle ilgili güçlü bir hukuki altyapı oluşturduk. Ülkemizin ilk Engelliler Kanununu 2005 yılında biz çıkardık. Birleşmiş Milletler’in engellilerin haklarına ilişkin sözleşmesini 2009 yılında biz kabul ettik. Anayasa değişikliği ile engellilerimize yapılacak pozitif ayrımcılığı en üst düzeyde garanti altına aldık.
Engellilerimizin özellikle eğitimine ve rehabilitasyonuna çok önem veriyoruz. Ailelerimize sağladığımız destekle bakım hizmetlerini yaygınlaştırarak, istihdam imkanlarını artırarak engellilerimizi hayatın içine soktuk. Şu anda bu rakam çok önemli, 521 bin engelli vatandaşımız ailelerine sağladığımız destekle evde bakım hizmetlerinden yararlanıyor. Kamuya ait bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde sıra bekleyen hiçbir engelli yoktur, başvuran herkese kapılar açıktır. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden tüm engellilerimiz ücretsiz yararlanabiliyor.
Sadece kamuda çalışan engelli sayısını 10 kattan fazla artırarak 52400 seviyesine çıkarttık. Fakat burada benim tabii şimdi özel sektöre bir çağrım var, özel sektörümüzden de benzer bir yaklaşım bekliyoruz. Engelliyi almayı kendisi için zül addeden sermaye çevresi var. Bak devlet istihdam ediyor, sen de istihdam et, bir şey kaybetmezsin. Şimdi burada Türk otomobilinde veya Türkiye otomobilinde biliyorsun 5 tane babayiğit bulduk, şimdi bu işte de ben babayiğitler arıyorum; buna göre. Her şey kanunla, her şey cezayla, her şey zorlamayla olmaz. Bazı şeyleri gönüllü olarak yapmak gerekir. Engelli bireylere çalışma hayatında daha çok yer vermek de, işte bu şekilde olmalıdır. Yasak savma kabilinden değil kalpten gelen bir sevgiyle ve doğruluğuna inanarak bu işi yapmak gerekir.
Aynı şekilde şehirlerimizin binalarından yollarına, parklarından toplu taşım araçlarına kadar engellilerin ihtiyaçları da göz önünde bulundurularak planlaması gerekiyor. Bu konuda hala çok eksikler olduğunu görüyorum. Engelli bireylerimizin haklarını kullanabilmeleri için çok önemli olan sağlık raporlarının alınmasında hala bazı sıkıntılar olduğunu duyuyorum. Bu meselenin de bir an önce…
BİR VATANDAŞ- Sizin yaptığınız kanunlardan sonra engellileri kıskanıyor, siz çalışmıyorsunuz diye sahte raporlar alıp bizim imkanlarımızdan yararlanıyorlar. Belki çoğu işe girenler de bizim hakkımızı…
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Tabii bu tür sahtekarları da tabii yakalayıp ortaya çıkarıp ifşa etmek lazım. Bu meselenin de bir an önce bir standarda ve sisteme bağlanmasında fayda görüyorum.
Kardeşlerim, bu duygularla bir kez daha Engelleri Aşanlar 2017 Programı için AK Parti Sosyal Politikalar Bakanlığımızı ve ekibini ayrıca tebrik ediyorum. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız ile diğer bakanlıklarımıza, bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarımıza engellilerimiz için bugüne kadar yaptıkları çalışmalar için şükranlarımı sunuyorum.
Düne kadar her yerde engellenen, bugün ise tüm imkanlarla desteklenen engelli kardeşlerimize kendilerine olan güvenimizi, itimadımızı boşa çıkarmadıkları için teşekkür ediyorum.
Başarılarıyla göğsümüzü kabartan engelli sporcularımızı, sanatçılarımızı, bilim insanlarımızı, eğitimcilerimizi, bürokratlarımızı yürekten kutluyorum.
Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.