Cumhurbaskani Erdogan’in Fransa Cumhurbaskani Macron ile ortak basin toplantisindaki konusmasi
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Sayın Cumhurbaşkanı, saygıdeğer heyet üyeleri, değerli basın mensupları; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.
Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı değerli dostum Sayın Macron’un nazik davetine icabetle Fransa’yı ziyaret etmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Şahsıma ve heyetime gösterilen misafirperverlikten ötürü bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanının şahsında tüm Fransız halkına teşekkürlerimi tekrar ifade etmek istiyorum.
Bu ziyaretimizde 500 yılı aşkın bir mazisi olan dostluğumuzun bugün çok daha farklı bir şekilde attığımız adımlarla, yaptığımız anlaşmalarla güçlenerek devam ettiğini görüyorum.
Bugün gerek heyetlerarası çalışma yemeğinde, gerek ikili görüşmemizde siyasi, askeri, ekonomik, ticari, kültürel bütün bu alanları kapsayacak görüşmeler yaptık ve bu görüşmelerde de Türkiye-Fransa ilişkilerini, bölgesel ilişkileri, uluslararası camiadaki gelişmeleri ciddi manada ele alma, değerlendirme fırsatını bulduk.
Her şeyden önce tabi Türkiye, Avrupa Birliği süreci içerisinde ne yazık ki, sene 63-sene2017, 54 yıldır bu kapıda bekletilen bir ülke. Ve şu anda tabi Fransa da yine özellikle Avrupa Birliği’nin önemli bir ayağını oluşturuyor, bunları da aramızda müzakere ettik.
Türkiye gibi bir başka ülke Avrupa Birliği içerisinde yok. Gerekçelerini sunmaya gelince Avrupa Birliği bize gerekçe de sunamıyor. Ve öyle ki, ilk zamanlar 15 fasıl üzerinden bizi engellerken, daha sonra bize yönelik bu fasılların sayısı 35’e çıktı ve bu 35 fasıl daha sonra da yine bir farklı yaklaşımla faslın açılması, ama kapatılması noktasına gelince kapatılması da olmadı, bunları da yaşadık, hala da yaşıyoruz. Tabi bu bizi ciddi manada yorduğu gibi, milletimi de ciddi manada yoruyor, yani belki de bizi bir karara doğru sürükleyecektir. Zira sürekli olarak ne olur artık bizi de alıverin diyecek halimiz de pek yok, bakın bunu Fransa’dan söylüyorum, buradan dillendiriyorum, sesleniyorum.
Siyasi ilişkilerimiz, ekonomik ve ticari noktadaki münasebetlerimiz tek tek ele aldığımızda, biz NATO’da beraberiz, yani bizim bir stratejik ortaklığımız da var askeri alanda, bu da bize tabi birbirimize yönelik bir güç katıyor. Nitekim bugün işte burada Eurosam’la ilgili bir anlaşmayı da imzalamış olduk, ki bu çok çok önemli bir adım. Bir diğer NATO ülkesi İtalya’yı da içine alacak şekilde 3’lü bir anlaşmanın adımını da böylece atmış olduk. Şimdi bundan sonrası süratle yola çıkmak ve süratle de üretimine bu işin geçmek.
Bir başka önemsediğim adım da, tabi kendileri de Sayın Cumhurbaşkanı ifade ettiler, gıda ile ilgili olarak da atılan adım bana göre önemli. Bu konuda da yine Türkiye-Fransa ilişkilerinin ikili anlamda nereye geldiğini gösteriyor.
Hedef nedir? Hedef, 20 milyar avro gibi bir ticaret hacmine ulaşabilmek. Bu, Fransa-Türkiye el ele verdiği zaman yapılmayacak bir ticaret hacmine ulaşma değildir, yapılır bu ve bunu başarabiliriz. Bütün mesele, buradaki ilgili bakanlarımızın ve ilgili birimlerimizin, ticaret odalarımızın dayanışma içerisinde atacakları adımdır.
Tabi bir başka adım da, özellikle Türk Hava Yolları ve Airbus arasındaki bugün imza altına alışımız, bu da çok önem arz ediyor. İmzalar atıldı, artık buna hayırlı olsun demekten başka bir şey bize düşmüyor. Nitekim Aselsan, Roketsan ve Eurosam konsorsiyumu olarak bu adımı atmış bulunuyoruz. Her iki ülke için de hayırlı olsun.
Her iki ülkenin Eximbank’ları bugün yeni ayrıca bir adımı atmış bulunuyorlar. Bu da tabi ekonomik ilişkilerimizin gelişmesine çok ciddi katkılar sağlayacaktır ve bundan da beklentilerimiz gerçekten çok çok farklı.
Fakat en önemlisi, üzerinde durduğumuz ve durmamız gereken konu terörle mücadele konusudur. Tabi biz teröre 35-40 yıldır çok ciddi bedeller ödedik ve Fransa’nın da tabi terörle mücadelede ödediği bedelleri biliyorum.
Fakat Türkiye’de şu anda Suriye’deki mültecilere yönelik kamplarımızda yaşayan, kampların yaşındaki yerlerde yaşayan insanların sayısı 3,5 milyona ulaşmıştır. Bu insanlar Türkiye genelinde çeşitli yerlerde barınıyorlar, ayrıca 260-270 bin insan da çadırlarda ve konteyner kentlerde barınıyor. Bunların bütün bakımı bize ait, sivil toplum örgütlerimize ait ve biz bunlara yönelik şu ana kadar 30 milyar dolar harcama yaptık. Avrupa Birliği’nin vermiş olduğu söz vardır, ama bu söz yerine gelmemiştir. Kendileriyle görüştüğümüzde, işte şu anda plana aldık, verdik, veriyoruz hep demişlerdir, verilen bir şey yok. Şu ana kadar verdikleri rakam 900 milyon ne yazık ki avrodur. Aynı şekilde Dünya Mülteciler Komisyonu’na bakıyorsunuz, oradan da ciddi bir rakam gelmiyor, son olarak herhalde 600 milyon doları buldu, oradan gelen de bu. Fakat biz bütün bunlara rağmen bu yolda geri adım atmayacağız, yine buralardan gelen mültecilere en büyük desteği vermeye devam edeceğiz, çünkü bunu bir insani, bir vicdanı mesele olarak görüyoruz.
Terörle mücadele noktasında DEAŞ’la olan mücadelemiz yoğun bir şekilde devam ediyor. Ülkemizin içinde DEAŞ’a karşı mücadelemiz var, sınırımızda Suriye’ye karşı verdiğimiz mücadele var, bunu Cerablus’ta verdik, bunu Rai’de verdik, El Bab’da verdik, Fırat Kalkanı Harekatında bu mücadeleyi verdik. Ve şu anda da her an DEAŞ’la mücadelemiz süreci gibi, şimdi dostlarımıza sesleniyorum, aynı şekilde PYD, YPG PKK’nın yan kollarıdır, bunlara karşı da aynı mücadeleyi bizim beraber vermemiz gerekir. Maalesef bazı dostlarımız bu konuda bakıyorsunuz hala YPG’yi, PYD’yi yanlarına almak suretiyle DEAŞ’a karşı mücadele ettiklerini sanıyorlar. Halbuki DEAŞ’a karşı yeni yeni planlamalar yapılıyor ve onlara daha farklı yaşam zeminleri hazırlanıyor. Bu konuda da bence uyanık olmak, istihbarat örgütlerimizin birbirleriyle olan dayanışmasını, bilgi akışını daha ileri seviyelere taşımamız gerekir diye düşünüyorum.
Tabi Fransa’da nüfusu 700 bin civarında olan ve Fransız toplumuna büyük ölçüde entegre olmuş soydaşlarımız var, vatandaşlarımız var ve onların bir köprü görevi görmesi de bizi ciddi manada mutlu etmektedir.
Değerli basın mensupları, tabi bugünkü görüşmemizde sadece bu konularla sınırlı kalmadık, Suriye’yi görüştük, Irak’ı görüştük, Filistin’i görüştük, İsrail-Filistin ilişkilerini görüştük ve iki devletli bir Filistin meselesini görüştük. Fakat son dönemde Birleşmiş Milletler’deki yapılan oylamanın getirisini-götürüsünü de görüşme imkanımız bu vesileyle olmuş oldu. Biz olaylara duygusal yaklaşmıyoruz, ama olayları değerlendirirken de hakkın teslim edilmesi gerektiğini ortaya koyuyoruz, bunu yapmamız lazım. Yani burada ben güçlüyüm, güçlü olduğuma göre haklıyım; hayır, güçlü olmak haklılık sebebi değildir. Güç haktan gelir, eğer haklıysanız güçlüsünüz, haklı değilseniz güçlü değilsiniz, er veya geç bir defa bütün her şeyinizi kaybetmeye mahkum olursunuz, işte bunun örneklerini de böylece görmüş olduk.
Libya’da aynı sıkıntılar yaşanıyor, Mısır’da aynı sıkıntılar yaşanıyor, bir el buraları sürekli olarak maalesef karıştırıyor. Ve Körfez’deki olayları biliyorsunuz. Gerçekten dostum Macron o dönem içerisinde kendisi de, şahsım da sürekli olarak telefon diplomasisiyle buralarla görüşmelerimiz oldu ve nasıl yardımcı olabiliriz, nasıl bunları çözebiliriz, bunları sürekli aramızda da görüştük.
Ve Kudüs Filistin konusunda önümüzdeki dönemde atılabilecek adımlarda da yine Fransa ile yakın istişare içerisinde olacağız.
Fransa ile özellikle diyalogumuz Suriye konusunda da kararlı bir şekilde devam edecek. Ayrıca, Suriye konusunda fikirdaş ülkelerle dışişleri bakanlarımızın biraraya gelmesi ve yapacakları toplantılar neticesinde de müşterek adımları nasıl atarız, bunları da belirleyeceğiz.
Tabi bir diğer konu, özellikle Fransa’da FETÖ mensuplarına yönelik hassasiyet çok önem arz ediyor. Buralarda dernekleriyle, vakıflarıyla, iş yerleriyle adeta kurumsallaşıyorlar, PKK aynı şekilde kurumsallaşıyorlar. Yani buralardaki hassasiyet eğer gözden kaçırılırsa, inanıyorum ki yarın sıkıntısı bunun çok farklı olacaktır, çünkü bunları biz ağır ödedik. İşte biz 15 Temmuz’da bildiğiniz gibi 251 şehidimiz oldu, FETÖ terör örgütü bize maalesef bu bedeli ödetti. 2193 vatandaşımız gazi oldu, bu terör örgütü bize bu bedeli ödetti, artık dostlarımız aynı bedeli ödesin istemiyoruz. Biz şu anda içeride FETÖ’yle de bu mücadeleyi veriyoruz, PKK’yla da bu mücadeleyi veriyoruz, DEAŞ’la da bu mücadeleyi veriyoruz, vermeye devam edeceğiz, kararlıyız.
Tabi bir diğer konu, onun üzerinde de özellikle durmamda fayda var. Bir defa, Türkiye bir hukuk devletidir. Dolayısıyla Batı her zaman bize şunu söylüyor: Yargı bağımsızdır. Türkiye’de yargı bağımlı değil ki, Türkiye’de yargı bağımsız ve bağımsız yargı kendi kararını kendisi oluşturuyor ve kendisi de kararını veriyor. Ve bununla ilgili Sayın Cumhurbaşkanı bana bazı isimler verdi, ben Adalet Bakanımızdan onlarla ilgili bilgileri temin ederek kendilerine göndereceğim.
Fakat şunu bilmelerini isterim: Terör kendi kendine oluşmuyor, terörün ve teröristin bahçıvanları vardır, bu bahçıvanlar işte o düşünce adamı diye bakılanlardır. Onlar gazetelerin köşelerinden orayı sularlar, oranın bahçıvanı olarak, fikir babaları olarak, düşünce babaları olarak işte onları yetiştirirler. Ve bir gün gelir bakarsanız ki, bu insanlar karşınıza terörist olarak çıkarlar. Biz bunun bedelini 35 bini aşkın, evet, şehit vererek ödedik. Temenni ederim ki, Fransa böyle bir bedeli ödemez.
Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.
SORU- Merhabalar, CNN Türk Arzu Çakır, sorum her iki cumhurbaşkanına da olacak.
Avrupa Birliği’yle ilişkilerin yeniden ivme kazanması konusu bu gezinin önemli hedeflerinden birisiydi. Sayın Erdoğan, siz bu konuya önem verdiğinizi söylediniz ama, açıklamalardan nasıl bir sonuç çıktı net olarak, değerlendirmede bulunur musunuz? Bu konuda beklentileriniz gerçekleşti mi?
Çok teşekkür ediyorum.
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Ben tabi henüz daha beklediğimi alabilmiş değilim. Herhalde beklediğimizi alabilmek için biraz daha zaman gerekecek, öyle görünüyor. Onun için de gerek Dışişleri Bakanım, gerek Avrupa Birliği Bakanım süreci takip ediyorlar. Şu anda 16 fasıl açılmış vaziyette, ama bunlar kapanmış değil. 35 fasıl, ne zaman ki bunlar aç-kapa yapılır, tamam, üye oldunuz denir, ondan sonra bu sorunuza çok daha rahat cevap vereceğim.
SORU- ... özel muhabir.
Sayın Erdoğan, Fransa, Avrupa Birliği, size acaba terörle mücadelede güvenilir mi? Suriye’deki iç savaşın başladığı andan 7 yıl sonra orada savaşan kişilere bu kadar silah göndermiş olmaktan dolayı acaba pişman mısınız? Ve bu konuda güvenilebilir mi? Avrupa’ya ve Fransa’ya orada savaşmış olan yabancı savaşçıların geri dönüşünün konuşulduğu bu dönemde bunu soruyorum.
DEAŞ’ın bazı üyeleri Türk personelin, Türk Musul Konsolosluğu personelinin serbest bırakılmasında bir takas yaşandı mı acaba? Alman, Avusturyalı, Fransız, İngiliz, başka tutsaklarla ilgili bilgi edinebildiniz mi bu bağlamda? Ve bu bağlamda edinebildiğiniz bilgileri Fransız istihbaratıyla paylaştınız mı?
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Sorunuzu anlamadım, Suriye’ye kim silah gönderdi?
SORU- Şimdi kamyonlar, istihbarat, MİT servislerinin kamyonları bulunmuş 2013 sonu, 2014 Ocak ayında sınırda bulunmuş ve bunlar içerisinde silah bulunmuş ve bunlar hemen…
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Sen şimdi FETÖ ağzıyla konuşuyorsun.
SORU- Bir gazeteci gibi konuşuyorum, Fransız gazeteci gibi.
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Gazeteci gibi değil, sen FETÖ’cü gibi konuşuyorsun, çünkü o operasyonu yapanlar FETÖ’nün savcılarıydı, şu anda onlar içeride, hapisteler şu anda ve operasyonu yaptılar.
Bakın, istihbarat teşkilatlarının bu tür operasyonlara yönelik kamyonlarla silah taşıma vesaire gibi, nereye neyi taşıyacağı gibi yetkileri vardır, hakkı vardır.
Sen bana bu soruyu böyle soruyorsun da, Amerika’nın 4 bin tır Suriye’ye şu anda getirmiş olduğu silahları niye sormuyorsun, 4 bin tır? Gazetecisin ya, bunları da bir öğrenseydin, bunları da bir araştırsaydın, bunların üzerinde de bir dursaydın. Niye bunların üzerinde durmuyorsun? 4 bin tır, bunları yazın. Sorularınızı sorarken bu noktada hassas olun ve bir başkasının ağzıyla konuşmayın. Ve bunları da kolay kolay karşınızda yutacak birisi yok, onu da bilmenizi isterim. Ve tamamıyla bir FETÖ ağzıdır bu, FETÖ ağzıyla konuşmamayı da lütfen öğrenin.
SORU- Yani cevabınız hayır, böyle bir şey gönderilmedi. Benim cevabım belki evet olabilir.
SORU- Kayhan Karaca, NTV.
Suriye krizi konusunda bir soru yöneltmek istiyorum,
Sayın Erdoğan, aynı şekilde devamı olarak, Sayın Macron bu süreçlere inanmadığını söylüyor. Türkiye-İran ve Rusya’yla beraber bu süreçlerin içinde. Halbuki öbür yandan da Fransa’yla Suriye krizinin çözümü konusunda bir diyalog istediğinizi söylediniz her ikinizde. Bu durumda nasıl olacak, nasıl Fransa’yla Türkiye, Fransa Soçi sürecine dahil olmazsa bir diyalog içinde olacaklar Suriye krizinin çözümü konusunda?
Teşekkürler.
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Evet, Astana süreciyle alakalı olarak tabi başlattık ve 8’inci bölümünü yaptık ve 8’inci bölümdeki çalışmalarla birlikte süreç devam etti, devam ediyor. Tabi bu sadece Rusya-İran-Türkiye’nin katıldığı bir süreç değil biliyorsunuz, Amerika dahil, bunun yanında Ürdün, bütün gözlemci üyelerle beraber sayı zaten çok daha fazla. Ve bu sürecin devamında bir de Soçi çalışmaları başlatıldı, Soçi süreci de aslında, Astana dahil, Soçi dahil bunlar Cenevre’ye alternatif değil, Cenevre’yi tamamlayıcı çalışmalardır ve bu çalışmalar da aynı şekilde devam ediyor. Çünkü Suriye’de Rusya’nın ciddi bir etkinliği var, İran’ın ayın şekilde bir etkinliği var ve Türkiye de 911 kilometre sınırıyla Türkiye’de önemli bir yere sahip. Tabi ki Suriye’nin kuzeyi sürekli Türkiye için bir tehdit unsurudur. Şu anda kuzeyde belli bir bölge bizim kontrolümüzün altındadır, ama biz Suriye’nin kuzeyinde bir terör koridoru oluşturulmasına müsaade etmeyeceğiz, burada kararlılığımız var. Eğer burada böyle bir gelişme olması halinde gereği neyse bunun gereğini de yaparız, buradan geri atmamız mümkün değil. Zira sınırda tamamıyla bizim yerleşim bölgelerimiz olduğu gibi, şu anda 260 bin civarındaki mülteci de bu sınırlarda yaşıyor.
Ve şu anda bütün mesele, YPG, PYD, bunlar PKK’nın yan kuruluşları olarak kuzeyden aslında Akdeniz’e girmenin yollarını arıyorlar, buna müsaade yok, burada kararlıyız ve dostlarımızın da burada bizimle beraber hareket etmesi beklentimizdir. Ama ne yazık ki bizim NATO’da dostumuz olan, kendilerine de bunu söylememize rağmen Amerika’nın kalkıp hala PYD, YPG, bunlara tırlarla yüklü zırhı taşıyıcıları, silahları vermeleri bizim üzüntü kaynağımızdır, böyle bir şey olamaz. Müttefiksek bunun gereğini yapmamız lazım. Kaldı ki, biz özellikle DEAŞ’a karşı bu mücadeleyi beraber yapalım teklifini kendilerine yaptık, ama bu kabul edilmedi. Ve terör örgütünü iki terör örgütüyle beraber yok etme anlayışı terörle mücadele değildir, bunu bir defa kafamızdan silmemiz lazım ve bu mücadeleyi bu şekilde de sürdürmekte kararlıyız.
Yani biz Soçi sürecinde, bu ay Soçi’deyiz, önümüzdeki ay İstanbul’dayız, ondan sonra Tahran’dayız, burada bu şeyi devam ettireceğiz. Ama bizim hedefimiz Esed’li bir çözüm değildir, bizim hedefimiz Esed’siz ve Suriye halkının kendi demokratik iradesiyle bir seçimi gerçekleştirmektir ve bizim buna yardımcı olmamız lazım. Ve Suriye halkının kendi iradesinin ortaya çıktığını hep beraber görmemiz gerekir diye düşünüyorum ve bunun için de tabi elimizden gelen desteği, gayreti ortaya koyacağız.
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Evet, Kavala’nın avukatları var, iyi ve burada da demek ki bu avukatlar bayağı iş görüyorlar, çalışıyorlar. Ama Türkiye’de İstanbul’daki 2013 Gezi olaylarının bunlar perde arkası, geri planındaki aktörleri olduğunu ben hanımefendiye hatırlatayım da onun üzerinde de bir çalışma yapsın, isabetli olsun.
Teşekkür ediyoruz.