Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Genisletilmis Il Baskanlari Toplantisinda yaptigi konusmanin tam metni

 

AK Parti Merkez Yürütme Kurulumuzun kıymetli üyeleri, değerli il başkanlarımız, Kadın ve Gençlik Kollarımızın kıymetli il başkanları, değerli il genel meclis ve il belediye başkanlarımız, sevgili yol ve dava arkadaşlarım; sizleri en kalbi duygularımla hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Kasım ayı İl Başkanları Toplantımızın ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. İnşallah Cumartesi günü Rize, Pazar günü de Bayburt ve Gümüşhane il kongrelerimizi başlatıyoruz. İlçe kongreleri tamamlanan illerimizden başlayarak ve büyükşehirleri en sona bırakmak suretiyle bu süreci hitama erdireceğiz. Büyük kongremizi de önümüzdeki yılın inşallah sonbaharında yapmayı planlıyoruz. Böylece mahalli seçimlerden önce kongrelerimizi tamamen bitirerek tüm gücümüzü, enerjimizi ve zamanımızı seçim çalışmalarına ayırma imkanı bulacağız. Şimdiden il kongrelerimizin hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Kongrelerimizde görevlerini devredecek arkadaşlara yaptıkları hizmetler için teşekkür ediyor, sorumluluk üstlenecek arkadaşlara da şimdiden başarılar diliyorum.

AK Parti bu süreçte sevginin, saygının, dayanışmanın, fedakarlığın özünü oluşturduğu gelenekle demokrasiyi harmanlamayı başarabilen böyle farklı bir parti olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Mesele memleket meselesi olduğunda, mesele davanın geleceği olduğunda, mesele partimizin iradesi olduğunda hemen hemen tüm arkadaşlarımız takdire şayan bir sadakatle hareket etmişlerdir. Allah’ın izniyle AK Parti’yi asla hiziplerin, kliklerin, ekiplerin, dava yerine kendi ajandaları için çalışanların partisi haline getirmedik, getirmeyeceğiz. Biz hasbi oldukça, biz samimi oldukça, biz çalıştıkça, ürettikçe, eser üzerine eser koydukça milletimiz de bize sahip çıkmayı, desteklemeyi sürdürecektir. Bizi diğer partilerden ayıran en önemli özellik işte bu ruhtur, bu bakış açısıdır.

3 Kasım 2002 tarihinden bugüne kadar tüm başarılarımızı bu anlayışla hareket etmemize borçluyuz. Ben özellikle şu anda karşımda bulunan değerli yol arkadaşlarıma, dava arkadaşlarıma şunu hatırlatmak isterim: Sakın ha dedikodulara, sağda-soldaki fiskoslara kulak asmayın. Biz işimize bakacağız, yolumuza devam edeceğiz. Çünkü bizim ülkemizde yapacak çok işimiz var, daha alacağımız çok büyük mesafeler var. Biz kendimize inandıkça, kendimize güvendikçe Allah’ın izniyle milletimizin bize olan sadakati de bilesiniz ki o derece artacaktır, artmaya da devam edecektir. İnşallah 2019’da da bu çizgimize sıkı sıkıya sarılarak gireceğimiz tüm seçimlerden başarıyla çıkacağız. Türkiye’nin en çok üye sayısına, en yaygın kadın ve gençlik teşkilatına, en güçlü il-ilçe teşkilatlarına, en üretken Meclis Grubuna ve Genel Merkez Yönetimine sahip partiyiz tartışmasız. Şimdi tek yapmamız gereken; kendi içimizdeki birliği, beraberliği, kardeşliği ve bununla birlikte milletimizle olan bağımızı güçlendirmektir. Önümüzdeki 1-1,5 yıllık dönemi çok iyi değerlendirdiğimizde, hem mahalli seçimlerde, hem de milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hedeflerimize ulaşmamamız için hiçbir sebep yoktur. İnşallah bu tarihi mücadeleyi de hep birlikte başarıyla inşallah neticeye ulaştıracağız.

AK Parti’nin Genel Başkanı olarak ben sizlere güveniyorum, sizlere inanıyorum.

Kardeşlerim; Türkiye içeride ve dışarıda çok ama çok zorlu bir mücadele yürütüyor. Bunu sizler hem görüyorsunuz, hem hissediyorsunuz. Daha dün Irak’ın kuzeyinde bölücü terör örgütüne yönelik operasyonlarda iki askerimizi şehit verdik. Onların şahsında Rabbim tüm şehitlere rahmet eylesin. Gelin birer Fatiha şehitlerimiz için okuyalım.

(Fatiha okundu)

Aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Yakınlarına hem başsağlığı, hem sabırlar diliyorum. Gazilerimize bu arada sağlık ve afiyetler temenni ediyorum. Terör örgütünün sınırımızın her iki tarafında da rahat bırakmıyoruz, rahat bırakmacayız. Dedik ya, onları inlerine kadar takip ediyoruz, takip edeceğiz. Güvenlik güçlerimizin operasyonları kesintisiz sürüyor, kar-kış demeden sürüyor. Şu anda o bölgede yoğun kar var, yoğun bir kış var. Ama Silahlı Kuvvetlerimiz, polisimiz, güvenlik korucularımız bu temasları aynı kararlılıkla devam ettiriyor. Son terörist de imha edilene veya teslim olana kadar bu operasyonlar devam edecektir.

FETÖ terör örgütüyle ilgili davalar değerli arkadaşlar, yavaş yavaş neticelenmeye başladı. Elde edilen bilgiler, bulgular ışığında yeni operasyonlar da kararlılıkla devam ediyor. Bu ihanet çetesini ülkemizden ve milletimizin bünyesinden kazıyana kadar bize durmak yok, asla ara vermek yok, aynı kararlılıkla devam edeceğiz. Hangi kurumumuzda varsa, askerimizde, polisimizde, bakanlıklarımızda, yargıda, nerede varsa bunları temizlemeye devam edeceğiz. Onların inlerine girdik zaten ve şu anda da kovalıyoruz, kovalamaya devam edeceğiz.

Diğer taraftan güvenlik güçlerimiz DEAŞ ve DHKP-C gibi terör örgütlerine de hiç nefes aldırmıyor. Türkiye’ye ve Türk milletine silah doğrultan, böyle bir niyete sahip olan hiç kimseye acımayacağız. Hep söylüyorum, acırsanız acınacak hale gelirsiniz. Onun için acımayacağız. Öte yandan ekonomide de ciddi bir operasyonla karşı karşıya olduğumuz aşikârdır. Dövizde, faizde, uluslararası yatırımlarda, turizmde yaşadığımız sıkıntıların neredeyse hiçbiri de ekonominin kendi doğal dinamikleri içinde ortaya çıkmıyor. Belli ki bir yerlerden Türkiye’nin dikkatinin dağıtılması için düğmeye basılmış. Buna rağmen öyle üstesinden gelemeyeceğimiz bir yükle de karşı karşıya hamdolsun değiliz. Büyüme oranlarında hamdolsun çok iyi bir noktadayız. Yılın ilk yarısında yüzde 5’i geçtik. Üçüncü çeyrekle birlikte yıllık bazda büyümenin yüzde 6-7 arasında bir rakamı bulması, belki de aşması bekleniyor. Hiçbir rasyonel temeli olmayan dövizdeki şişkinliğin kısa sürede ortadan kalkacağını ve kurun tekrar kendi seyrine döneceğine inanıyorum.

Yatırımlar konusunda hem iç, hem dış kaynaklı ciddi bir hareketlenme olduğunu biliyorum. Borsa 110 bin seviyesini zorluyor. Merkez Bankası rezervlerimiz düzenli bir şekilde yükseliyor. Bugünlerde 120 milyar dolar seviyesine yaklaştık. İhracatta Ekim ayı itibariyle yıllık 154 milyar dolar seviyesini yakaladık ve yükseliş istikrarlı bir şekilde sürüyor. Tabii ki 158’i yakalamış bir ülkeyiz, dolayısıyla 154 bizim için yeterli değil, onu aşacağız, 158’i de aşacağız; Türkiye bu noktada kararlı, bundan hiç şüphemiz yok. Çünkü biz o ivmeyi yakaladık, şimdi onu Allah’ın izniyle rahat rahat aşacağız. Özellikle enerji alanındaki yatırımlarımızın semeresini almaya başladıkça cari açıkla da daha kolay baş edeceğimizi görüyoruz.

Faiz ve enflasyon ilişkisi konusundaki görüşümü biliyorsunuz. Faizin sebep, enflasyonun netice olduğu kanaatindeyim. Ve bu konuda beni anlamayanlar er veya geç anlayacaklar. Enflasyon şu-bu gibi, yani yok hıyarmış, yok salataymış filan falan bunlardan kaynaklanan bir şey değil. Enflasyonu doğuran ana sebep faizdir faiz, bunu öğreneceksiniz. Ve bunu bütün gelişmeler teyit ediyor zaten, bütün gerçekler bu istikamette. Ama hala bunu anlamayanlar, anlamak istemeyenler, hala bunu af edersin Batı’daki kafalarla çözmeye çalışanlar tabi ki bizi anlamazlar. Kaldı ki Batı’daki kafaların da bir kısmı zaten uygulamalarıyla bizi destekliyor. Şu anda Amerika’daki faiz oranları ortada, Japonya ortada, Avrupa ortada, bütün bunlardaki faiz oranlarına baktığınız zaman enflasyonların da orada ne olduğunu zaten görüyoruz, ama gel gör ki bizdekilere bunu hala anlamadık. Bir şeyi anlamıyorlar, anlamadıkları şu: Ya faiz lobisine çalışıyorsunuz ya, başka bir şey yok. Faiz lobisi bunu düşürür mü? Tabi ki faiz lobisi bunu düşürmeyecek. Şu anda bu ülkede en çok kazanan hangi kurumlar, kimler? Ya banka sahipleri, finans sektörü, onlar götürüyor parayı. Peki, bizde yatırımlarda niye sıkıntımız var? Sen kalkıp da bu kadar yüksek faizle kredi vermeye kalkarsan tabi ki yatırımlar bu ülkede ne yapar? Yürümez, durur; olay bu, ama hala bunu anlatamıyoruz. Ve bu konuda maalesef devletin bankaları dahi ciddi bir tutuculuk, ciddi bir muhafazakarlık içindedir. Onun için Sayın Başbakanla da bunu konuştuk, dedik oturup bunu konuşmamız lazım, bu iş böyle yürümez bunu çözeceğiz. Bunu bir tabu haline getiremeyiz, bunu çözmeye mecburuz. Ve 15 senedir bunda inat edilmiştir. Faizi düşürdük enflasyon tek haneliye geldi. Bakın faiz tekrar çıkmaya başladı ve enflasyon da buyurun çift haneliye yine gidiyor.

Merkez Bankası ne diyor? Merkez Bankası diyor ki; efendim, işte yılsonu itibariyle şu olacak. Ne oldu? Ya kaç kere revize ettiniz, söylediklerinizin hiçbiri tutmuyor ya, tutmaz, yanlış yoldasınız. Efendim, işte merkez bankalarının bağımsızlığı var, müdahale etmeyin; tamam, müdahale etmediğimiz için zaten bu hale geliyor, tablo ortada.

2018 yılı için hiç şüphesiz mali disiplini elden bırakmayacak, ancak ekonomiyi de çok fazla sıkmadan, daraltmadan, milletimize ve özellikle yatırımcılarımıza nefes aldıracak bir orta yolu bulmak zorundayız. Ülkemizi ekonomik olarak sıkıştırmak isteyenlere vereceğimiz en güzel cevap üretimi, yatırımı, ihracatı gerçek anlamda destekleyecek bir politika uygulamak olacaktır. Bu konuda ilgili bakanlıklarımızın, kurumlarımızın şimdiden sıkı bir çalışma yapması gerekmektedir. Türkiye’ye diz çöktürmek için sabırsızlıkla bekleyenlere, bunun için her yola başvuranlara ben bir kez daha sesleniyorum; başaramayacaksınız, milletimizi bölemeyeceksiniz, bayrağımızı indiremeyeceksiniz, ezanımızı susturamayacaksınız, vatanımızı parçalayamayacaksınız, devletimizi yıkamayacaksınız, 2023 hedeflerimize ulaşmamızı engelleyemeyeceksiniz.

Kardeşlerim, Suriye ve Irak’ta yaşanan hassas süreci doğrudan ülkemizin bekasıyla, geleceğiyle ilgili gördüğümüz için her aşamasıyla yakından takip ediyoruz. İdlib operasyonu planlandığı şekilde sürüyor. Türkiye, Rusya ve İran olarak bölgedeki gelişmeler karşısında ortak bir tutum oluşturma yönünde oldukça ciddi mesafeler kat ettik. Elbette bu ülkelerle farklı düşündüğümüz, anlaşamadığımız pek çok husus halen var, bu da bir gerçek. Ama bu durum hem kendi ülkelerimiz, hem de bölge halklarının ortak çıkarları için işbirliğine gitmemize mani değil.

Bildiğiniz gibi Pazartesi günü Rusya’daydım, ardından Kuveyt’e geçtim, ardından Çarşamba günü Katar’daydım. Şimdi nasip olursa ayın 22’sinde Soçi’de tekrar Sayın Putin’le, İran Devlet Başkanı Ruhani, hep birlikte orada üçlü olarak biraraya geleceğiz. Bizden bir gün önce de Dışişleri Bakanlarımız biraraya gelecekler, genelkurmay başkanlarımız biraraya gelecekler, onlar ön hazırlıkları yapacak ve ardından bizler de final görüşmesini yapacağız.

Bütün bunların tabi ana sebebi, özellikle İdlib meselesidir. Ve bu çalışmalarla birlikte istiyoruz ki çatışmasızlık bölgesi diye ifade ettiğimiz bu bölgedeki süreci bir nevi ateşkes sürecini daha kalıcı kılabilmek. Ve bunun yanında Afrin tabii bizim çok daha önemli. Zira Afrin bizim sınırdaşımız konumunda ve burada da ciddi manada, yüzde 50’nin üzerinde Arap kardeşlerimiz var ve bizde kamplarda yaşayan Arap kardeşlerimiz artık topraklarına dönüyorlar. Bir diğer tarafta kısmi olarak Kürt kardeşlerimiz var, bir diğer tarafta Türkmen kardeşlerimiz yine bölgede var. Buradaki yapıyı bizim şu anda terör örgütü olan PYD’den ve bunun yanında YPG’den Afrin’i temizlememiz gerekiyor ve bu başından itibaren söylediğimiz konudur. Onun için de oradaki özellikle gözleme noktalarında biz kendimiz hâkim unsur olarak bulunacağız, buna mecburuz. Eğer biz burada hâkim unsuru olarak bulunmazsak o zaman burayı farklı terör gurupları gelip işgal etme yoluna girerler.

Amerika’nın Suriye krizi başladığından beri verdiği sözlerin çok büyük bir bölümünü tutmaması bizim için çok büyük bir hayal kırıklığı olmuştur. İşte şimdi Afrin’de aynı oyuna gelmek istemiyoruz. Müttefiklik ilişkileri çerçevesinde çok kolayca çözebileceğimiz nice sorun maalesef Amerika tarafından ısrarla çıkmaza sürüklenmiştir. Rakka olayı böyledir, Mümbiç böyledir. Deyrizor böyledir. Ve bütün bu olaylar, Rakka’da, Mümbiç’te gelin bu işi beraber halledelim dediğimiz zaman Amerika’nın önceki yönetimi; hiç endişe etmeyin, burada ne PYD-ne YPG kalmayacak demelerine rağmen, Sayın Obama bana bu sözü kaç kere vermiş olmasına rağmen bu sözü tutmamışlardır. Ardından gelen yönetim ise ne yazık ki isim de değiştirmek suretiyle bu terör örgütü YPG’nin artık orada biz YPG’yle değil SDG’yle işbirliği yapıyoruz. Yapmayın, yani siz ortada yokken biz vardık. Burada biz kimin kim olduğunu çok iyi biliyoruz. Bunlarla benim ülkemin insanlarının akrabalık bağları var. Kim kimdir bunları gayet iyi biliyoruz. Buralardaki aşiretlerin kim olduğunu gayet iyi biliyoruz. Ve çok daha enteresanı, 3500 tır Irak tarafından gelerek Kuzey Suriye’ye girmiştir. Ve bu Kuzey Suriye’ye giren bu tırlar bütün bu ağır zırhlı araçları, silahları, mühimmatı kime getiriyor? PYD’ye, YPG’ye ve Amerika’nın oradaki üslerine. Şu anda Kuzey Suriye’de beş hava üssü var Amerika’nın, 8 tane de normal üssü var. Şimdi bir de Rakka’da kuruyor. Ne yaptı? 14. Bütün bunlar ortada, bilinen gerçekler bunlar. Siz 12 bin kilometre uzaklıktan acaba Suriye’ye niçin geliyorsunuz, bu soru sorulmaz mı? Neden? Bu soru sorulmaz mı? Bana vatandaşım soruyor. Ben de vatandaşıma bunun cevabını vermek durumundayım. O zaman ben de size soruyorum. Maalesef bu gerçekler ortada. Ama benim ülkemde öyle ürkek, öyle korkak tipler var ki bunlar aleyhimizde kampanyalar da sürdürüyorlar. Fakat biz bütün bunlara rağmen inandığımızı inandığımız gibi yapmaya devam edeceğiz. DEAŞ’la mücadele, başlık bu. Peki, DEAŞ’la mücadele dediğinizde ne yaptınız ya? DEAŞ’a bol bol dolar ödediniz. Ama biz DEAŞ’la benim askerim kahramanca mücadelesini verdi, Özgür Suriye Ordusu kahramanca mücadelesini verdi, hala bu mücadeleyi vermeye devam ediyor, 2000 kilometrelik alan DEAŞ’tan böyle temizlendi. Öbürleri ise bakıyorsunuz işte zafer işaretleriyle onları dolar ödemek suretiyle uğurluyorlar.

Daha önce değerli arkadaşlar, bütün bunlarla ilgili uyarıları, nerede, kim, nasıl, ne yaptı hepsini kendilerine bildirdik. Türkiye’nin hem DEAŞ’a, hem de PYD’ye karşı operasyonlarını baltalayan Amerika’nın bu örgütler üzerinde hayata geçirmeye çalıştığı senaryonun biz gayet iyi farkındayız.

Ben buradan bir kez daha ifade ediyorum; ittifak-müttefiklik başka bir şey, ama bu müttefikliğe sığmayacak hareketleri yapmak bambaşka bir şey. Yani biz NATO’da beraberiz diye yanlışları söylemeyecek miyiz? Kusura bakmayın söyleyeceğiz. İşte bakın son olarak dün Norveç’te bir durum oldu. Norveç’te düşman tablosu diye bir tablo koymuşlar ve bu tabloda Atatürk’ün resmi ve bir tarafta da şahsımın ismi var; hedefte bunlar. Tabii bu haber gelince Genelkurmay Başkanımız ve Avrupa Birliğinden Sorumlu Bakanımız onlar da Kanada yolundaydılar. Sonra bizi yoldan aradılar, dediler böyle böyle bir durum var, bu tatbikat da NATO tatbikatı, 40 tane askerimiz var, biz şimdi bu askerimizi çekme kararı verdik, çekiyoruz dediler. Dedik ki tabii hiç durmayın, hemen. Yani velev ki o hedefler kaldırılsa dahi 40 askerimizi süratle oradan çekin. Böyle bir ittifak olamaz, böyle bir müttefiklik olamaz. Tabii gerekli bağlantılar, gelişmeler, konuşmalar vesaire bunları da yaptılar, yapıyorlar.

Şimdi değerli arkadaşlar, oyun başka. Zaman zaman malum değişik yerlerde de bunlar yapıldı, yapılıyor. Şimdi bizde öyle bir zihniyet var ki, maalesef içimizde de bunlar var onu da söyleyeyim, nedir bu zihniyet? Ya koskoca Amerika’ya karşı niye böyle konuşuyorsunuz? Ya ne demek koskoca, Hakk’tan daha güçlü ne olabilir? Biz buna bakacağız. Eğer biz silahı güç olarak kabul ediyorsak, o zaman bırakalım biz siyaseti, başka bir işe bakalım. Hakk’tan daha güçlü hiçbir şey olamaz. En büyük güç Hakk’tır, hakikattir. Öyleyse biz mücadelemizi böyle yürüteceğiz ve galip gelecek olan da Hakk’tır, bunu da böyle bilin.

Şimdi bakınız, her gün yeni belgelerle ortaya çıkıyor ki DEAŞ denilen örgüt bizzat bu örgüte karşı mücadele ettiğini söyleyen güçler tarafından icat edilmiş, silahlandırılmış, yönlendirilmiş bir katiller ordusudur ve arkasında kimlerin olduğu da ortaya çıkıyor. Her biri farklı gayelerle bölgeye gelen veya getirilen kadrolar buradaki özel bir ekip tarafından daha önceden belirlenmiş senaryoya uygun şekilde yönetilmiştir. DEAŞ’ın işte bu çekirdek ekibi bizzat bölgedeki hakim güçler tarafından oradan oraya taşınarak kan ve ateş her tarafa yayılmıştır. Güya bu örgüte karşı savaşmak üzere silahlandırılan, eğitilen, sahada önleri açılan bir başka terör örgütü de benzer vahşetleri sergileyerek hakimiyet alanını genişletirken kimsenin sesi çıkmamıştır. DEAŞ’ın kafa kesme ve katliam görüntülerinden tecavüz hikayelerine kadar tüm veriler, unutmayın, bak tekrar hatırlatıyorum; Batı ülkelerinin kontrolündeki medya mecralarından servis edilmiştir. Bunların hepsinin de bölgeyi dizayn etmek için yapılan ince bir planın unsurları olduğu anlaşılıyor. DEAŞ terörü ve bundan kaynaklanan diğer çatışmalar sebebiyle Suriye ve Irak’ta hayatlarını kaybeden yüzbinlerce insan da aynı alçak planın masum kurbanlarıdır.

Kardeşlerim, buradan açıkça ilan ediyorum; DEAŞ’ı icat eden kimse, PYD’yi kuran da odur. PYD’yi parlatan kimse, Kuzey Irak Yönetimini bağımsızlık ilanına sürükleyerek Irak’ın istikrarsızlığını derinleştirmek isteyen de odur. Tabii aynı güçlerin FETÖ’yü kendi koruma kalkanlarının içinde besleyip büyütmeye devam ettiklerini de unutmamak lazım. Ülkemizde de birilerinin daha düne kadar DEAŞ’ın katliamları, tecavüzleri, saldırıları üzerinden PYD’ye ve PKK’ya meşruiyet sağlamaya çalıştıklarını zaten biliyoruz. Aynı çevrelerin bugün DEAŞ ve PYD’nin Rakka’da el ele, kol kola girmesi karşısında derin bir suskunluk içinde olduklarını da görüyoruz. Kimse bize SDG’yi demokratik bir kuruluş olarak yutturmasın. Adı demokratik, ama kendisi bir terör örgütüdür. Batı medyasında bu ilişkiye dair en küçük bir eleştirinin, en küçük bir itirazın, en küçük bir analizin çıktığını duydunuz mu arkadaşlar? Çıkmaz, çünkü senaryo karışık ve bu senaryoda bunlar yok. Kim ne derse desin güya DEAŞ’a karşı mücadele ediyor denilerek beslenen bu PYD’nin aslında aynı madalyonun diğer yüzü olduğu inkar edilemez bir şekilde ortaya dökülmüştür. Bunun DEAŞ’la PYD’nin işbirliğini –bu ifade çok önemli- saygıyla karşıladıklarını söyleyenlerin aleni itiraflarından daha somut bir belge aramaya da gerek yoktur.

Önümüzdeki tüm bu açık gerçeklere rağmen ısrarla bu örgütler için özgürlük, kahramanlık söylemleri üretmeye devam edenler var. Biz biliyoruz ki bunların derdi DEAŞ’la ve hatta terörizmle mücadele değildir. Bunlar için DEAŞ İslam düşmanlıklarını rahatça ifade etmenin bir aracıydı. PYD’yi parlatmalarının sebebi de, bölgenin dizaynıyla ilgili projeleri için uygun bir araç olmasıdır. Bir süre sonra fonksiyonu bitince bu örgütün de paçavra gibi kaldırılıp bir köşeye atılması kuvvetle muhtemeldir. Dolayısıyla oyunu kuranlar için dün vuruşturdukları bu iki örgütün bugün biraraya gelmesinin hiçbir mahsuru yoktur. Ancak bölgeyi kana ve ateşe boğarak kendi senaryolarını hayata geçirenlere gönüllü figüranlık yapanları bu toprakların halkları asırlar boyunca unutmayacaktır. Hiçbir istisna yapmaksızın mağdur ve mazlum duruma düşmüş herkese sınırlarını açan, ekmeğini bölüşen ülkemize karşı oynanan oyunların içinde yer alanların ihanetini biz de, evlatlarımız da asla unutmayacaktır.

Kardeşlerim, karşımızdaki manzara bu kadar netken, ülkemizdeki Ana Muhalefet Partisinin millilikten ve yerlilikten uzak bir siyaset izlemekte ısrar ediyor olması dikkat çekicidir. Anlaşın o ki bölgemizde tedavüle sokulan senaryoda kendilerine verilen rol budur. Buna rağmen biz kendileriyle siyaset zemininde mücadele edecek ve takdiri milletimize bırakacağız. Çünkü biz onların aksine demokrasiye gönülden bağlı, milli iradenin üstünlüğüne saygı duyan bir partiyiz. 15 Temmuz’a kontrollü darbe diyerek şehitlerimize ve gazilerimize karşı en büyük saygısızlığı yapan bu partinin başındaki zat kendi geçmişini unutturmak için AK Parti’nin başarılarına saldırmayı adet haline getirdi. Şimdi de tutmuş Sosyal Güvenlik Kurumumuza saldırıyor. Hey Allah’ım. Biliyorsunuz her fırsatta bu zatın başında bulunduğu SSK’yı nasıl batırdığını, milletimizi nasıl perişan ettiğini anlatıyoruz. Rahmetli Savaş Ay bununla ilgili çok güzel bir program yapmıştı, o programda zaten bunu yerle yeksan etmişti. Bunca kabahatin üzerine böyle bir çıkış yapması da ayrı bir garabet. Biz seni biliyoruz, senin cemaziyülevvelini biliyoruz, senin döneminde Sosyal Sigorta Kurumunun ne hallere düştüğünü biliyoruz. Ben şimdi buradan tüm milletime, ekranları başında bizi izleyenlere rakamlarla bu zatın Sosyal Sigortalar Kurumunun başında olduğu dönemi açıklıyorum. Bu zat ben SSK’yı 2 milyar zarara uğratmıştım diyor, siz SGK’yı 20 milyar zarara uğrattınız diye bize şöyle bir laf geveleyip duruyor. Kendisinin her ağzını açtığında hesap uzmanıyım demesine bakmayın, bu hesap kitap filan bilmez. Hesap uzmanı sıfatı almak bir kişinin hesap uzmanı olmasını getirmiyor, uygulama getiriyor; batırdın mı-çıkardın mı, aslolan budur. Hem de öyle bir bilmez ki kendi dönemindeki 2,5 milyarlık zararın TÜFE hesabıyla bugün 42 milyara denk geldiğinden dahi bu zatın haberi yoktur. Şimdi otursun bir de bunun hesabını yapsın. Bunu da şimdi farklı yere doğru çekiverir. Hiçbir şey bilmiyorsan ey Kılıçdaroğlu, aç interneti orada bu hesabı otomatik olarak yapan programlar var onu kullan. Ne yapalım?.. Aslında CHP’nin başındaki zata bize gerçekleri milletimizle bir kez daha paylaşma fırsatı verdiği için ben teşekkür etmem lazım.

Bakınız, 1999 SSK’sı 62 milyonluk Türkiye’nin yalnızca yarısına, lütfen buraya dikkat edin, yalnızca yarısına, yani 32 milyona hizmet veriyordu, bugünkü SGK ise 80 milyonluk Türkiye’nin hemen hemen tamamına, yüzde 99’una hizmet veren dev bir sosyal güvenlik sistemidir. Sen nasıl hesap yapıyorsun ya, hesabı nasıl yapıyorsun? Kalan yüzde 1 de başka bir maniden dolayı değil, sadece kendileri istemediği için bu sistemin dışındadır. Çünkü mevcut sistemimizde primini ödeyecek imkânı olan kendisi öder, imkânı olmayanın primini de devlet öder.

 

Arada böyle bir fark var. Ayrıca, özel hastanelerden üniversite hastanelerine kadar ülkemizdeki neredeyse tüm sağlık kurumları çok cüzi ödemelerle SGK’lılara ne yapıyor? Hizmet sunuyor. Eskiden para ödese bile Sosyal Sigortalar Kurumunun bu kurumlarda insan onuruna yakışır bir hizmet alabilmesi mümkün değildi, biz bu çileleri çok çektik. SSK döneminde hiçbir ödemesi yapılmayan kanserden hepatit C’ye, beyin pillerinden yapay kalbe kadar yüzlerce çok pahalı tedavi, ilaç ve cihazın bedeli de bugün ne yapılıyor? SGK tarafından ödeniyor ya ey Kılıçdaroğlu; inanın bundan bile haberi yoktur, bunları artık devletin, SGK’nın ödediğinden bile haberi yoktur. Niye? Bunun hayatına böyle şeyler girmemiş ki ya.

Gelelim emekli maaşları konusuna, o dönemin SSK’sı toplam nüfusun yüzde 5’ine bile denk gelmeyen 3 milyon emekliye maaş ödüyordu. Bugünkü SGK ise nüfusun yüzde 15’ini oluşturan 11 milyon 800 bin kişiye emekli maaşı ödüyor; farkı görüyor musun? CHP’nin başındaki bu zat bütçesi fazla veren SSK’nın prim gelirlerinin giderlerine oranını yüzde 55’e kadar düşürmüştü. SGK’da ise gelirlerin giderleri karşılama oranı emekli sayısındaki büyük artışa ve sağlık hizmetlerinin kalitesindeki yükselişe rağmen yüzde 67’dir.

Biz iktidara geldiğimizde SSK emeklisi ne alıyordu? 257 lira maaş alıyordu. Bugün en düşük SSK emeklisi 1430 lira maaş alıyor ve bu rakam prim oranına göre de ne yapıyor, artıyor. Bu rakam BAĞKUR emeklilerinde çok daha vahim düzeydeydi, öyle ki 66 lira emekli maaşı alan tarım BAĞKUR’lusu vardı ya. Bugün hiçbir kategoride böyle komik emekli maaşı ödemesine rastlayamazsınız. Lafa gelince kendi dönemindeki açıkların sebebini erken yaşta emekliliğe bağlar. Ama bu zatın bizzat kendisi, dikkat edin, ortaokul öğrencisi oğlundan daha bir yaşına değmemiş torununa kadar tüm yakınlarını erken emekli olsunlar diye sigortalı göstermekten geri dönmemiştir. Bunları biliyorsunuz, belgelerle bunlar hep açıklandı. Basiretsizliği ve kötü yönetimiyle SSK’yı batırmış olan bu zatın şimdi başında bulunduğu partisini aynı akıbeti uğratmasından doğrusu endişe ediyorum, çünkü demokrasi olarak muhalefete ihtiyacımız var.

Bu ülkenin SSK, SGK gibi kurumlara ne kadar ihtiyacı varsa, derli toplu bir ana muhalefete o kadar ihtiyacı var. Birini biz kurtardık, ötekini kurtarmak da CHP’lilere düşer.

Evet değerli arkadaşlar, Türkiye işte böyle kara günlerden hamdolsun bugünlere geldi. Yaptıklarımız elbette önemli, ama yeterli mi? Değil. Milletimize daha iyisini, daha fazlasını, daha güzelini vermek için çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz.

Bununla birlikte, 2002 öncesiyle bugünün Türkiye’sinin mukayesesinin ne anlama geldiğini, gençlerimize ve orta yaşlı vatandaşlarımıza izah etmek öyle kolay olmuyor. Onun için, şu anda salonumuzda bulunan tüm teşkilat mensuplarımıza, ana kademe, kadın kollarımız, gençlik kollarımız, belediye başkan, il genel vesaire, bütün kardeşlerime şunu hatırlatıyorum: Gençlerimizle özellikle ilgilenmenizi sizlerden rica ediyorum. Ve özellikle SSK dönemindeki rezaletleri yaşamamış birine bugünkü sağlık hizmetlerinin, emeklilik hizmetlerinin farkını nasıl gösterebiliriz, bunu düşünmemiz lazım. Çünkü genç 18 yaşında, oy kullanacak 2019’da düşünün, bu şimdi 99’un Kılıçdaroğlu’nu bilir mi? Bilmez. Anlatacağız, o zamanın Türkiye’siyle bugünün Türkiye’sini bilir mi? Bilmez. O zamanın hastaneleriyle bu bugünün hastanelerini bilir mi? O farkı onlara göstermemiz lazım. Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür, bunu böyle bilelim.

Hele hele yalanın ve iftiranın, unutmayın, en büyük panzehri hakikatlerdir, bu hakikatleri anlatacağız ve biz bunların karşısına hakikatlerle çıkacağız. Gece-gündüz demeden, bıkmadan, usanmadan milletimize yaptığımız hizmetleri, hayata geçirdiğimiz ve geçireceğimiz projeleri anlatacağız. Unutmayınız, Allah doğrularla beraberdir.

Değerli arkadaşlarım, bugün tabi Başbakanımız bir heyetle beraber onlar da Hakkari ve Şırnak’ta bazı açılışlar için bulunuyorlar. Dolayısıyla oradaki arkadaşlarımız burada olamadılar ve bunun yanında da tabi Sayın Başbakan ve beraberindeki heyet de bizimle beraber değiller, onu da bilmenizi istiyorum. İnşallah bizler de kısa bir zaman içerisinde bölgedeki kongreler ve bu kongrelerin yanında, Ağrı, Iğdır, Kars, oralardaki kongreleri yapmak üzere önümüzdeki haftalarda da inşallah oralarda olacağız.

Bu duygularla bir kez daha sizlere çalışmalarınızda başarılar diliyorum, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.