Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Gümülcine’de Bati Trakya’daki soydaslarla bulusmasindaki konusmasi

 

Sevgili Batı Trakyalı soydaşlarım, değerli kardeşlerim; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Yunanistan ziyaretim vesilesiyle geldiğim Gümülcine’de gerek Cuma namazı sırasında, gerek Celal Bayar Lisesinde soydaşlarımızla kucaklaşma, hasret giderme imkânı bulduk, burada da sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Batı Trakya’nın dört bir köşesinden gelen siz değerli kardeşlerime, soydaşlarımıza, özelikle Türkiye’den milletimin selamlarını getirdim.

Atina’dan sora Batı Trakya’yı merhum Celal Bayar’dan sonra 65 yıl, kolay değil, 65 yıl aradan sonra ziyaret eden ilk Türkiye Cumhurbaşkanı olmaktan gurur duyuyorum, onur duyuyorum.

Bu toprakları 2004 yılında Başbakanken ziyaret etmiştim, hamdolsun tekrar görüştük, kavuştuk, hasret giderdik. Aradan geçen uzun zamana rağmen aramızdaki muhabbet aynıdır, onda bir değişiklik yok, çünkü biz yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevdik. Aramızdaki bu muhabbeti ne zaman etkileyebilir, ne de mesafeler etkileyebilir.

Değerli kardeşlerim; Başbakanlığım döneminden bu yana Yunanistan ile ilişkilerimizi geliştirmek öncelikli hedeflerimiz arasında yer almıştır. 2010’da iki ülke arasında yüksek düzeyli işbirliği konseyini kurduk, şimdi de bu tarihi ziyareti gerçekleştirdik. Tüm bu gelişmeler bizim kararlı adımlarımızın sonunda mümkün olabildi. Yunanistan ile her alanda üst düzey diyalogumuzun gelişmesine özel önem veriyoruz. Sayın Başbakan da geçtiğimiz Haziran’da Ramazan ayında iftarını sizlerle açmış ve teravih namazını da sizlerle birlikte eda etmişti.

Bugünkü ziyaretim kapsamında Atina’da Sayın Pavlopulos ve Sayın Çipras ile görüşmeler gerçekleştirdim. Bu görüşmelerde ikili ilişkilerin geliştirilmesi yanında, sizlerin sorunlarını da gündemde tuttuk. Sizlerin Lozan Anlaşması, Avrupa Birliği müktesebatı ve evrensel insan hakları anlayışına uygun olarak her türlü imkândan yararlanmanızı istiyoruz. Bu çerçevede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarının uygulanmasını bekliyoruz, görüştüğüm tüm Yunanistan yetkililerine bunları ifade ettim.

Yunanistan ile ikili ilişkilerimizin gelişmesi, azınlık sorunlarının çözümünü de kolaylaştıracaktır. Bu sorunların çözümü ise Türkiye ile Yunanistan’ı birbirine daha da yakınlaştıracaktır. Ülkemizde ve Yunanistan’da tüm yaşayan azınlıkları zenginlik ve bereket kaynağı haline dönüştürmek, her iki ülkeyi de güçlü kılacaktır.

Özellikle bu düşünceyle Rum kökenli vatandaşlarımızın taleplerini onlarla diyalog içinde karşılamak için son yıllarda biz çok önemli adımlar attık. Tüm vatandaşlarımız gibi Rum kökenli vatandaşlarımızın da hayat kalitelerini artırmak için çalışmayı sürdürüyoruz, benzer yaklaşımları Yunanistan’dan beklemenin de hakkımız olduğuna inanıyoruz.

İyi birer Yunanistan vatandaşı olarak sizler kendinizle birlikte bu ülke için de çalışıyor ve ter döküyorsunuz. Bunun karşılığında da Lozan’daki hükümlere ve Avrupa Birliği standartlarına uygun bir davranış beklemek hakkınızdır.

Sizlerin Türkçeyi, Yunancayı ve hatta uluslararası geçerliliği olan bir başka dili çok iyi konuşan, inancını ve kimliğini koruyan, geleneklerini yaşatan bireyler olmanız ülkeniz Yunanistan için de bir kazançtır. Bunun için sizlerden eğitim-öğretim meselesine çok önem vermenizi bekliyoruz. Bilhassa yüksek eğitim-öğretim çocuğunuza yapacağınız en güzel yatırımdır. Öğrenci yokluğundan kapanan her okulun geleceğimizde sönen bir ışık olduğunu unutmayınız.

Burada bir konuya da özellikle değinmek istiyorum, o da şudur: Bunları da gündeme getirdiğimiz için açıkça konuşmam lazım, zaten televizyonlarda da izlemişsinizdir. Tabii Yunanistan’daki en önemli sorunlardan bir tanesi malum buradaki başmüftülük sorunudur, din adamları sorunudur. Ve burada atanmış müftü ile işi götürmek isteme anlayışı var; bunun Lozan’da yeri yok, tam aksine seçilmiş müftünün yeri var. Nitekim biz seçilmiş din adamını kendi ülkemizde uyguluyoruz. Örneğin Patrik bizim tarafımızdan atanarak görev yapan bir insan değildir, tam aksine San Sinod Meclisi tarafından seçilen bir insandır. Nitekim San Sinod Meclisindeki sayı iyice azalmıştı, azaldığında ben Patriğe bir haber gönderdim; bize dedim, siz bu noktada din görevlisi gönderin, biz bu sayıyı vatandaş yapmak suretiyle dolduralım. Ve bize isimler gönderdiler ve biz onları vatandaş yaptık, nitekim şu anda San Sinod Meclisinin üye sayısı 17’ye yükseldi. Dolayısıyla da seçme hakkı kimin? 17 kişiden oluşan San Sinod Meclisinin. Peki, burada niçin biz başmüftümüzü bizim din görevlilerimiz seçmesin? Niçin burada hala atama kararlılığını gösteriyorsunuz? Bu yanlış bir şey, bunun Lozan’da yeri yok.

Ve tabii şunu da söylemem lazım: Biz Lozan’ı gündeme getirdiğimizde, Lozan bir defa sadece Türkiye ile Yunanistan arasındaki bir anlaşma değildir ki, Lozan’ın 11 ülke taraf olarak vardır. Burada bir şey söyleyeceğim şaşıracaksınız; şimdi Ege’nin bir kıyısında Türkiye, bir tarafında Yunanistan, peki Japonya’nın burada ne işi var, Japonya da Lozan’da taraf. Öbür tarafta Bulgaristan, Fransa, İngiltere, onların burada ne işi var? 11 ülke var burada ve 11 ülke Lozan görüşmelerine katıldı. Şimdi bizim söylediğimiz neydi? Biz de dedik ki; bak 94 yıl geçti, 94 yıl aradan sonra burada bir güncelleme gerekebilir dedik. Nedir o güncelleme? İşte olaya illa böyle adalar meselesi veya kara meselesi diye bakmanın anlamı yok ki, işte bak başmüftülük meselesi diyoruz, işte en önemli sıkıntılardan bir tanesi. Eğitim-öğretim sıkıntısı diyoruz, en önemli meselelerden bir tanesi. Ama bizim ülkemizde böyle bir sıkıntımız yok. Mesela Rum vakıflarının gayrimenkulleri vardı ve biz bunların hepsinin de çıkardık yasayı, kendilerine bedelse bedel, gayrimenkulse gayrimenkul hepsini ödemeye başladık, niye? Hak onların da onun için. Bizim böyle bir endişemiz, korkumuz yok, rahatsız bu konuda. Aynı şeyin mesela ben size çok daha ilginç bir şey söyleyeceğim; Patrik yurt dışına çıkmak istese Eyüp Kaymakamlığının iznine tabidir, fakat biz bunu uygulamıyoruz. Niye? Bir patriklik makamı var ya, bunu kalkıp da kaymakamlığın müsaadesine bırakmak doğru olur mu? Uygulamıyoruz şu anda. Ama burada hakikaten bazı şeyleri yaşıyoruz ki bunların olmaması lazım. Niye? Biz birçok şeyleri artık aşmamız lazım. Yani birçok şeyler var ki bunlar tarih oldu, biz şimdi geleceğe bakalım. Endişeyle birbirimize bakmamızın anlamı yok, şüpheyle birbirimize bakmamızın anlamı yok, bunları kaldıralım ve birbirimize güvenle bakalım.

Ve Sayın Başbakanla görüşürken de yine gündeme geldi, ben burada kendi soydaşlarıma da sesleniyorum, nedir o? Mesela azınlıklar kavramı içerisinde burada Müslüman azınlık noktasından mı hareket, yoksa Türk azınlık noktasından mı hareket? Tabii kendileri dediler orada Pomak da var, Roman da var. Değerli arkadaşlar, bana göre bizim ortak paydamız zaten İslam’dır dedim, Müslümandır dedim. Dolayısıyla Türk’üyle, Roman’ıyla, Pomak’ıyla biz biriz beraberiz. Burada hiçbir şeyimiz yok. Az önce söyledim ya, yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevdik biz. Benim indimde ha Türk olmuş, ha Pomak olmuş, ha Roman olmuş, ya biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevdik mi bitti iş, bitti. Bunun aksini kimse iddia edemez. Eğer birileri bunun aksini iddia ediyorsa kendisini çek etsin, hocalarım burada.

Ve bizim bir Rabia’mız var, bu Rabia’da ne var?

Bir, tek millet var.

İki, tek bayrak var.

Üç, tek vatan var.

Dört, tek devlet var.

Şimdi tek millette ne var? Türkiye’deki hangi etnik unsurlar varsa bunların hepsi o tek millet kavramının içindedir. Aynı şey Yunanistan için de geçerli. Hangi etnik unsurlar olursa olsun bunun içindedir.

İki, tek bayrak, aynı şey burada da geçerlidir, Yunanistan’ın tek bayrağı var. Eğer birileri Yunanistan’da Yunanistan bayrağının dışında bir bayrak çıkarmanın gayreti içerisine giriyorsa, bu 17 Kasım’cıların olabilir, ha orada sıkıntı olur. Ama bizim bir defa soydaşlar olarak, Türkler olarak ayrı Türk bayrağımız var, o ayrı bir konu, ama burada bizim bir defa asimilasyon değil entegrasyon noktasında bizim Yunanistan bayrağını bir kenara koymamız mümkün değil.

Üç, tek vatan. 780 bin kilometrekareyle biz ülkemizde tek vatanız. Aynı şey Yunanistan için de geçerli, Yunanistan’da da kaç kilometrekareyse hep buna sahip çıkılmalı.

Ve dört, tek devlet; bu devlet de şu anda burada benim 150 bine yakın soydaşım Yunanistan Cumhuriyeti’nin bayrağı altında, devleti altında ne yapıyor, yaşıyor.

Ha bizim isteğimiz şudur: Yunanistan Devleti benim soydaşlarımdan asimile olmasını istememeli. Entegrasyon ayrı bir konu, ama asimile olmasını istememeli, çünkü biz hiçbir farklı etnik unsurdan bunu bugüne kadar istemedik ve istemeyiz, en büyük haksızlık, adaletsizlik o olur.

Bakanız, Yunanistan’ın geçirdiği ekonomik krizin etkilerinin bölgeye olumsuz yansımaları olduğunu biliyoruz. Batı Trakya’nın ekonomisinin genel olarak toprağa bağlı olması başka zorlukları da beraberinde getiriyor. Şimdi tabi buraya gelirken biraz ders de çalıştık, Gümülcineli şair ne diyor dedik bakalım burayla ilgili. Gümülcineli şair şunu diyor:

“Sağanak yağmurdu saçlarımı tarayan…”

Bakalım bilenleriniz var mı?

“Umutlarımdı takılan kar beyaz Ağustos bulutuna,

Kuytusunda bir söğüt ağacının dökülürken akşamlar gecelere,

Günler buğday kokuyordu.”

Demek ki, Gümülcine’de her şey buğday. Ama bu ara buğday çok önemli bir yer almaya başladı, ona göre Semih Kaplanoğlu’nun Buğday filmini herhalde sizler de seyredersiniz. Evet, günleri buğday kokan Batı Trakya topraklarını bereketlendirmek gerekiyor. Bunun için hayata geçirilebilecek pek çok proje mutlaka vardır.

Sizler Yunanistan vatandaşı olmakla, aynı zamanda Avrupa Birliği üyesi bireylersiniz, Avrupa Birliği’nin sağladığı imkanlardan en ileri düzeyde yararlanmaya çalışmalısınız.

Yunanistan ekonomisinin güçlenmesi, sizlerin de güçlenmesi demektir. Burada üretim, ticaret, istihdam konularında elde edeceğiniz başarılar bizleri gururlandıracaktır.

Türkiye geçmişte yaşadığı sıkıntıları 15 yıldır sürdüğümüz üretim ve istihdam odaklı politikalarla aştı. Sizlerin de Batı Trakya’da aynı anlayışla hareket etmeniz Yunanistan ekonomisinin düze çıkmasına da katkı sağlayacaktır. Batı Trakya Türk toplumunun çalışkanlığıyla ve basiretiyle geleceğini bu topraklarda güvence altına alacağına inanıyorum.

Sevgili kardeşlerim, siyasi krizler, ekonomik krizler, sosyal çalkantılar bölgemizin bir gerçeği, bunlar en eski çağlardan beri insanlığın adeta gözbebeği bir coğrafyada yaşamanın bedelleridir. Her şey gelip geçtiğinde geride sadece gönül bağlarımız kalır, inancımız kalır, dilimiz, kültürümüz kalır, bunlara sıkı sahip çıkarsak daha nice sarsıntıyı, fırtınayı atlatır, geleceğimize güvenle bakabiliriz. Bunun için sizlerden şartlar ne olursa olsun benim isteğim şudur: Birlik, beraberlik, kardeşlik ve dayanışma içinde olmanızdır, birbirinize kenetlemenizdir.

Lozan Anlaşması her iki ülkede yaşayan azınlıkları ülkemize ve Yunanistan’a emanet etmiştir, bu emanetleri gözümüz gibi korumalıyız. Biz sorumluluklarımızın farkındayız, Yunanistan’ın da farkında olduğunu düşünüyoruz. Bizlerin burada biraya gelmesine vesile olan herkese, özellikle otel sahibi değerli dostumuza huzurlarınızda teşekkür ediyorum, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.