Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Islam Isbirligi Teskilati Zirvesi sonrasi basin toplantisindaki konusmasi

 

Filistin Devlet Başkanı kıymetli dostum Sayın Mahmud Abbas, İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Sayın el-Useymin, saygıdeğer misafirler, aziz dostlar, değerli basın mensupları; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, saygıyla selamlıyorum.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın varlık gayesi Kudüs’ün kutsiyetinin ve tarihi statüsünün muhafazasıdır. Bugün de İslam İşbirliği Teşkilatı’nın tarihi misyonuna, gayesine yakışır anlamlı, kritik bir zirve toplantısı gerçekleştirdik. Katılımlarıyla zirveyi teşrif eden tüm misafirlerimize bu önemli etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum.

Bu tarihi zirveyle bir kez daha Kudüs’ün sahipsiz olmadığını, karar sahipleri başta olmak üzere tüm dünyaya gösterdiğimize inanıyorum.

Biliyorsunuz Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’ın Kudüs’e dair açıklamasının ilk işaretleri gelmeye başladığı andan itibaren İslam Zirvesi Dönem Başkanı olarak çok yoğun mesai sarf ettik. Kararın çok ciddi sonuçları olacağını, bölgeyi büyük bir ateş çemberine sürükleyeceğini her fırsatta açıkça dile getirdik. Bu kararın gayrimeşru ve kabul edilemez olduğunu, barış çalışmalarını sekteye uğratacağını, fanatiklerin ekmeğine yağ süreceğini de anlattık.

Az önce Sayın Filistin Cumhurbaşkanı’nın ifade ettiği gibi, bundan böyle taraf olan bir Amerika’nın artık İsrail-Filistin arasında arabuluculuk yapması diye bir şey söz konusu olamaz, bu süreç artık bitmiştir. Burada arabuluculuk konusu artık İslam İşbirliği Teşkilatı’nın tüm yetkililerinin aramızda görüşmek suretiyle kim olabilir, ha bunun üzerinde durmak lazım ve gerekirse Birleşmiş Milletlerde bu konunun değerlendirilmesi lazım. Çünkü taraf olanla değil tarafsız olanla böyle bir süreç devam edebilir. Hele hele bugüne kadar alınmış birçok Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları var ki bu kararların hiçbirisine İsrail uymamıştır. Uymadığı halde bir daha, bir daha, bir daha demek suretiyle tezgah tamamıyla hep İsrail’e çalışmıştır. Şu anda bilmiyorum basın mensubu arkadaşlarımıza da bu haritalar dağıtıldı mı? Örneğin 1947’den günümüze Filistin topraklarının burada görünümü var. Kaldı ki 1947’den önce bir de 30’lu yıllar var, yani İngilizlerin o zamanlar adeta işi yönlendirdiği dönemler. Bakınız şurada bu bütün yeşil olan alan tamamen Filistin’e ait. Noktasal alanlar da o zamanlar Yahudi yerleşim bölgeleri. Geliyoruz 1947’ye, burada bir paylaşım planı var ki bu paylaşım planı da Birleşmiş Milletler’in, onların yaptığı bir paylaşım planı. Burada da yine Filistin o yeşil alan, ama beyaz olan kısımlar İsrail’e verilmiş, yani İsrail büyüyor. Geliyoruz 49’a ve 67, gördüğünüz gibi bu defa Filistin ciddi manada küçülmeye başlamış, İsrail ise orada büyütülüyor. İsrail topraklarının bakınız nereden nereye geldiğini görün. Kurt-kuzu paylaşımı var ya, kurt bile böyle adaletsiz bir paylaşım yapmaz. Bu toprakların gerçek sahibi Filistin’dir. İşte şu andaki mevcut duruma geliyoruz, bakın 47’de İsrail neyse, şu anda da Filistin o hale getirildi. Ve şimdi ise İsrail neredeyse tamamına yerleşmiş durumda, bununla da doymuyor, tamamını almanın hesabı, gayreti içerisinde. Şu anda Trump Efendi bunun gayreti içinde. Niye? Evanjelist ve Siyonist bir mantığın ürünüdür şu andaki tablo. Ve bu Siyonist mantık Sultan Abdülhamid’e yaptıramadıklarını şimdi yapmanın gayreti içerisindeler.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın bizler devlet ve hükümet başkanları olarak, yöneticileri olarak buradaki bu duruşumuzu kararlı bir şekilde sürdürmemiz gerekiyor. Bu konudaki duruşumuzu Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir diyerek tüm dünyaya ilan ettik. Amerikan yönetimi tüm itirazlara, ikazlara rağmen Kudüs’le ilgili hukuk dışı, mantık dışı, ahlak dışı açıklamasını yaptı. Bu kararın gerek vicdan, gerek hukuk, gerek tarih önünde hükümsüz olduğunu ilk günden itibaren belirtiyoruz yani Trump’ın ilan ettiği bu kararın bizim indimizde kıymeti harbiyesi yoktur. Sivas’ta da söyledim, kendi çalar kendi oynar, o kadar açık.

Ayrıca, bu kararın Müslümanlarla beraber Hıristiyanların da Kudüs üzerindeki haklarını gasp ettiğini, yok saydığını dile getiriyoruz. Ben Sayın Papa Fransuva’yı da aradım, onunla da konuştum ve kendileri de bu konuda yaptıkları açıklamalarla hemen hemen açıklamalarımız aynı yerde örtüşüyor. Açıklama yapılır yapılmaz tüm İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülke, devlet ve hükümet başkanı kardeşlerime olağanüstü zirve için ayrıca davet mektubu gönderdim. Aynı şekilde Kudüs konusunda hassasiyetini bildiğimiz diğer ülkeleri ve uluslararası kuruluşları da zirveye davet ettim. Mesela bugün burada bağlantısızlar biliyorsunuz noktasında Maduro, yani Venezüella Devlet Başkanı, o da oranın Dönem Başkanı, sağ olsun davet ettik, bakın Venezüella nire İstanbul nire ve sağ olsun çıktı geldi. Dolayısıyla o bölgenin de sesi olarak, çünkü bu sadece Müslümanların meselesi değil, geldi katıldı, o da desteğini burada açıkladı.

Kudüs’teki mukaddes mekânların hanisi unvanını taşıyan ve o anda Ankara’da bulunan Ürdün Kralı II. Abdullah da bu konuda bizi destekledi. II. Abdullah da Arap Ligi’nin biliyorsunuz şu anda Dönem Başkanı, o da Arap Ligi Dönem Başkanı olarak bu çalışmanın içerisinde yerini aldı.

Ayrıca, Teşkilatın Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı da Ürdün’de yapılacaktı Amman’da, o da buraya alındı, birleştirelim, daha güçlü bir mesaj çıksın diye.

Bu arada, tabi Sayın Papanın pek çok ülke liderleriyle biz ayrıca bir telefon diplomasisi de yürüttük. Bugünkü olağanüstü zirve toplantısına 30’u aşkın devlet ve hükümet başkanı ile meclis başkanları iştirak etti ve bunun yanında yine aynı şekilde dışişleri bakanları, farklı bakanlar da yine buraya katılmak suretiyle 50’yi aşkın ülkeden bu toplantıya katılım oldu. Üyeler haricinde Filistin’e verdikleri destekle öne çıkan ülkelerden de davetimize icabet eden ayrıca devlet ve hükümet başkanları oldu. Gerçekten çok kısa bir sürede organize edilmesine rağmen hamdolsun her açıdan güçlü bir zirve toplantısı yapıldı. Ben Kudüs konusundaki bu vahdet tablosunun herkese örnek olmasını, ders ve ibret olmasını diliyorum. Biz kez daha tabi tüm katılımcılara kalpten teşekkür ediyorum.

Değerli basın mensupları; bugün zirveden hemen önce Olağanüstü Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı yapılarak zirve gündemi ve nihai bildiri için hazırlık yürütüldü, Konsey kendisi de ayrıca bir karar hazırlayıp kabul etti. Zirve toplantısının ardından nihai bildirinin yanı sıra, ülkemizin ev sahibi olarak hazırladığı “Kudüs’e Özgürlük” başlıklı İstanbul deklarasyonu da yayınlandı. Herhalde bunlar basın mensubu arkadaşlarımıza dağıtıldı değil mi? Basın mensubu arkadaşlarımız aldılar. Peki… Almayanlar var, hayır, almadık diyenler var. Çıkışta alacaklar.

Peki, bizim Mescid-i Aksa’da yaptırdığımız arkeolojik araştırmanın o kitabı aldınız mı? Almayan var mı? Onlara da dağıtalım.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın bugünkü zirvesi Amerikan yönetiminin attığı provokatif adımın vahametini göstermesi açısından tarihi bir mesajdır. Hatada ısrar etmenin kimseye faydası yoktur. Amerikan makamlarının bu yanlış kararlarından bir an önce dönmelerini bekliyoruz. Teşkilat üyesi ülkelerin tamamı Kudüs’te dayanışma içinde olmaya, Kudüs’ün kutsiyetini ve tarihi statüsünü müdafaa etmeye kararlıdır. Zirvenin Kudüs’le dayanışma için birlikte hareket temasıyla yapılmış olması bu kararlılığın ispatıdır, yani buradan bir ittifak doğmuştur.

İstanbul deklarasyonda Filistin ve Kudüs hakkında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiş olan kararları, özellikle de 1980 tarihli ve 478 sayılı Güvenlik Konseyi kararını hatırlattık. 478 sayılı kararın altında Amerika Birleşik Devletleri’nin de imzası var, bu çok önemli. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin itibarsız hale getirildiği bir sisteme diğer ülkelerin güvenmesini kimse beklememelidir. Sayın Başkan altında Amerika’nın da imzası olan böyle bir karar metnini nasıl yok sayar ya? Tek başına sen böyle bir kararı nasıl alıyorsun?

Kudüs ve Filistin, geçmişi özellikle Deir Yassin, Cenin, Gazze, Sabra ve Şatilla gibi katliamlarla dolu bir ülkenin insafına terk edilemez. Kudüs’ün kaderi, kandan beslenen, çocukları, sivilleri, kadınları vahşice öldürerek sınırlarını genişleten bir ülkenin ellerine bırakılamaz. Şu anda basın mensubu arkadaşlarımız burada, 14 yaşında çocuğu 20 tane askerin, polisin nasıl gözlerini kapatarak, işte buyurun, işkence yaptıklarını görüyorsunuz değil mi? Şu hale bakın. Çok daha enteresan, down sendromlu bir çocuğu işkence yaparak, sürükleyerek götürüyorlar. Tabi şu anda onlar ekranda yok, onların ekranda olması bu toplantıyı daha da zenginleştirecekti. Daha da ileri gidiyorum, ufacık bir kız yavru, annesi yavrusuna sarılıyor, onlar gelip dipçikle anneyi orada döverek, işkence ederek herkesin önünde bunu yapıyor. Daha ileri gidiyorum, bu çocukları yakalayıp demir kafeslerin içine koyuyorlar. Ben nereyi anlatıyorum şu anda? Anlattığım yer İsrail.

Ey Trump, sen bu İsrail’in mi arkasında duruyorsun ya? Burada işgal var, burada işkence var, burada terör var; burayı mı savunuyorsun? Ama artık ben normal karşılamaya başladım. Savunur niye? YPG’yi, PYD’yi DEAŞ’a karşı cepheye süren bir Trump anlayışı bunu da yapar.

Ama şunu bilmeniz lazım: Kudüs bizim ilk kıblemizdir, peygamberler şehridir. Kudüs, Mekke’nin, Medine’nin, İstanbul’un, Bağdat’ın, Kahire’nin, Buhara’nın kardeşidir. Kudüs tüm alemi İslam’ın göz bebeğidir. Bunun yanında Kudüs tüm insanlığın ortak mirasıdır. Biz tüm uluslararası ortaklarımızla birlikte Amerikan yönetimi yanlış kararından dönene ve İsrail işgali bitene kadar hukuk ve meşruiyet temelinde Kudüs mücadelemizi sürdüreceğiz.

Diğer yandan, İsrail’in işgal ve saldırılarının sadece Kudüs’le sınırla olmadığını da görüyoruz. İsrail aleyhinde alınan onca karara rağmen işte haritada gösterdiğim gibi, Filistin’deki yasa dışı yerleşim faaliyetlerini sürdürüyor, tıpkı zehirli bir sarmaşık gibi 1947’den beri Filistin topraklarını adım adım gasp etti, gasp ediyor.

Toplantımızda İsrail’in kamulaştırmalardan ev yıkımlarına, Gazze ablukasından aşırı güç kullanımına kadar pek çok eylemini de kınadık. Son gelişmeden sonra İsrail’in bu faaliyetlerine hız vereceği açıktır. Uluslararası toplumu bu tür girişimlere karşı uyanık olmaya davet ettik. Filistinli mültecilerin haklı mücadelesine desteğimizi bir kez daha beyan ettik. Amerika’nın Kudüs açıklamasının Birleşmiş Milletler kararları yanında şehrin asırlara sari kadim karakterine de aykırı olduğu ortadadır. Kudüs’ün tarihi karakterinin muhafazasının tüm insanlık için önemini vurguladık. Kudüs’e sahip çıkmanın gerek bölgemizde, gerek dünyada vicdanın, adaletin mihenk taşı olduğunun özellikle altını çizdik. Bölgede barışın ancak Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’deki işgali sona erip Filistinliler kendi yurtlarında özgürce yaşayabildiğinde mümkün olacağını da hatırlattık.

Yine söylüyorum; 1,7 milyarlık İslam dünyasıyla birlikte tüm insanlık olarak Amerikan yönetiminin açıklamasını reddettiğimizi bir kez daha teyit ettik.

Buradan altını çizerek şu noktayı tekrar ifade ediyorum: Biz Teşkilat olarak 1967 sınırlarında başkenti Kudüs olan egemen ve bağımsız Filistin Devleti talebinden asla geri adım atmayacağız. İşgal bitene kadar mücadelemizi hukuk, demokrasi ve meşruiyet çizgisinde kararlılıkla yürüteceğiz. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere tüm uluslararası platformlarda Filistin davasına ve Kudüs’e sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Aynı şekilde medya, sosyal medya, sivil toplum, akademi, iş dünyası, üyesi olduğumuz kuruluşlar nezdinde güçlü bir Kudüs seferberliğini de başlatacağız. Filistin devletinin ve kurumlarının her sahada güçlendirilmesi için Müslümanlar olarak tüm imkanlarımızı harekete geçireceğiz.

Bir kez daha şu tarihi açıklamayı yapmak istiyorum: Filistin Devleti’ni henüz tanımamış tüm ülkelere derhal Filistin Devleti’ni tanımaları çağrısında bulunuyorum. Biz bugün Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak tanıdığımızı ilan ettik, artık bizim nazarımızda Filistin Devleti’nin başkenti Kudüs’tür ve öyle kalacaktır. Diğer ülkeleri de Kudüs’ü Filistin Devleti’nin işgal altındaki başkenti olarak tanımaya davet ediyorum. Adalet ve barış isteyen herkesin bu önemli adımı bir an önce atacağına inanıyorum.

Buradan Filistinli kardeşlerimizin birlik, beraberlik çabalarına desteğimizi bir kez daha tekrarlıyoruz.

Değerli basın mensupları; Amerikan yönetiminin kararı, Müslümanlarla birlikte Hıristiyanları, Kıptileri, vicdan ve adalet sahibi diğer herkesi de rencide etmiştir. İşgalci İsrail yönetimi ve bir avuç fanatik dışında bu kararı tasvip eden hiç kimse yoktur. Müslümanlar kadar Hıristiyanlar da bu açıklamanın hukuk dışı ve kışkırtıcı olduğunu, Kudüs’ün işgalini meşrulaştırdığını kabul ediyor. Yaptığım görüşmelerde gördüm ki, Malezyalı kardeşimiz ne diyorsa, Sayın Papa da aynısını söylüyor. Afrikalı kardeşimiz ne diyorsa, Asyalı, Güney Amerikalı dostumuz da aynı şeyi ifade ediyor. Artık herkes Amerikan yönetiminin barış görüşmelerinde arabulucu vasfını yitirdiğini dile getiriyor.

İşgali meşru gören, hukuku yok sayan, her gün Filistinlilere devlet terörü uygulayan bir ülkenin sırtını sıvazlayan bir aktörün elbette böylesi hassas bir meselede tarafsız ve adil davranması beklenemez. Şayet barış süreci devam edecekse, artık gerçekten arabulucu vasfını taşıyabilecek diğer ülkeler inisiyatif almalıdır. Zira bu karar, bugüne kadar barış için tüm gövdelerini ortaya koyan Filistinlilerin cezalandırılmaları anlamına gelmektedir. Bu adaletsizliği gidermek de artık herkesin görevidir. Unutulmamalıdır ki Kudüs, iç siyasi hesaplara kurban edilemeyecek kadar önemli, aziz ve mukaddes bir şehirdir.

Kardeşlerim; Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de sizin şer bildiklerinizde hayır, hayır bildiklerinizde şer olabilir buyuruyor. Şu an Müslümanlar için zahirde şer gibi gözüken bu kararın inşallah hayra tebdil olacağına inanıyorum. Uzun süredir özlediğimiz vahdet tablosunun bugün burada tecessüm etmesini de bu bakımdan anlamlı görüyorum. İnşallah ortak mücadelemizle hem mevcut adaletsizliği düzeltecek, hem de Kudüs’ün özgürlüğüne kavuşmasını inşallah sağlayacağız.

Şu gerçeği daima aklımızda tutmamız gerektiğine inanıyorum: Umutsuz olmayın, “La taknetû min rahmetillah” Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Müslümanlar asla çaresiz değildir, güçsüz değildir. İman varsa her zaman imkan da vardır. İnanç, sabır, azim ve mücadele olduğu sürece aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Onlarca İsrail askerinin arasında o başı dik yürüyen Filistinli çocuklar bizim ilham kaynağımızdır, onlara selam olsun. Onca baskıya, şiddete ve devlet terörüne rağmen özgürlüklerinden vazgeçmeyen o Filistinli kadınlar, anneler bizim en büyük güven kaynağımızdır; onlara selam olsun. Rabbimizin inayeti, kardeşlerimizin desteği, mazlum ve mağdurların duasıyla inşallah bu mücadeleyi başarıya ulaştıracağız.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, bir kez daha bugüne kadar Kudüs için canlarını vermiş tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara şifalar diliyorum.

Toplantıya iştirak eden tüm misafirlerimize şükranlarımı sunuyorum.

Siz basın mensuplarına teşekkür ediyor, hepinizi en kalbi duygularımla selamlıyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.