Cumhurbaskani Erdogan’in Islam Isbirligi Teskilati Zirvesinde yaptigi konusma
Devlet Başkanı değerli kardeşim Sayın Mahmud Abbas, saygıdeğer devlet ve hükümet başkanları, Sayın Genel Sekreter, kıymetli misafirler; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum, esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.
Kudüs’ün kardeşi İstanbul’dan şu an kalbi bizimle çarpan tüm kardeşlerime, tüm Kudüs dostlarına selamlarımı ve saygılarımı yolluyorum.
Bugün burada İslam’ın ilk kıblesi ve 3 mukaddes mescidinden biri olan El Aksa’nın şehri Kudüs’ümüzün tarihi ve hukuki statüsüne yapılan tecavüzü ele almak üzere biraraya gelmiş bulunuyoruz. Davetime icap ederek Müslümanlarla birlikte tüm insanlık için tarihi önemi olan bu toplantıya iştirakiniz her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Filistin’le ilgili barış girişimine öncülük etmesini beklediğimiz Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkanı 6 Aralık’ta uluslararası hukuku hiçe sayan bir tutumla Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıklamıştır.
Hiç uzun söze gerek yok. Kudüs’te, bu kadim şehrin sokaklarında birkaç dakika dolaşan herkes orasının işgal altında olduğunu anlayacaktır. Zaten işgal altında olan bu şehirle ilgili böyle bir kararın açıklanmasının hiçbir hükmü olamaz.
Amerika Birleşik Devletleri’nin veto yetkisine sahip olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1980 tarihinde aldığı 478 sayılı karara göre hiçbir ülke Kudüs’te büyükelçilik bulunduramaz. Nitekim Amerika’nın bu hukuksuz kararına sadece Kudüs’ü işgal altında tutan İsrail destek vermiştir. Bu gayrimeşru kararı kabul etmeyen tüm ülkelere teşekkür ediyoruz. Sayın Papa dahil olmak üzere şu ana kadar yaptığım tüm görüşmelerde Kudüs’le ilgili bu kararlı duruş teyit edilmiştir. İslam ülkeleri de ilk andan itibaren ve en açık şekilde Amerika Birleşik Devletleri’nin Kudüs’le ilgili kararını külliyen reddetmiştir.
İslam İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanı olarak aynı gün dünya kamuoyuna bir çağrıda bulunarak bu kararın vicdan, hukuk, ahlak ve tarih önünde hükümsüz olduğunu ilan ettik. Bu karar her şeyden önce şiddet yerine barıştan yana tavır koyan, barışı isteyen taraf olduğunu defalarca ispatlayan Filistinlilerin cezalandırılmaları anlamına geliyor. Bu karar, şimdi sizlere haritada da göstereceğim, 1947’den bu yana Filistin’de neler oldu bunu görmenizde büyük faydalar var.
Bakınız 1947 Filistin ne durumda ve İsrail ne durumda? Sene 1947, Birleşmiş Milletler paylaşım planı. Bu paylaşım planında Filistin ciddi manada bir küçülme yaşıyor, İsrail ise büyüyor. Sene 1949-1967 arasına bakıyoruz, Filistin ciddi manada küçülüyor, İsrail ise büyümeye devam ediyor. Ve geliyoruz bugüne; işte buyurun, şu anda bakınız 1947’de İsrail neyse şimdi de Filistin ne yazık ki aynı duruma getirildi. Böyle bir taksimi inanın kurt-kuzu mücadelesinde kurt bile yapmaz. Ama bu taksim işte burada yapıldı. Sizlere ayrıca bunların birer tablo üzerinde de dağıtılmış olması lazım, zaten de biliyorsunuz. Ve 1947’den günümüze işte Filistin toprakları bu hale getirildi.
Bu şunu gösteriyor: İsrail bir işgal devletidir, Bunun yanında İsrail aynı zamanda bir terör devletidir. Erdoğan, niye böyle söylüyorsun? Nasıl söylemeyeyim? 10 yaşında çocukları o terörist askerler alıyor gözaltına ve demir kafeslerin içine bunları yığıyorlar. 14 yaşında çocuklar 20 kadar asker-polis neyse tarafından gözleri bağlanıyor ve 14 yaşında çocuk dipçikleniyor. Öbür tarafta bir yavru kız çocuğu, annesi yavrusuna sarılıyor ve annesi yavrusuna sarıldığı o tabloda bakıyorsunuz anne dipçikle dövülüyor ve o çocuk elinden alınıyor. Yani bu işgalci değil de, bu terörist değil de nedir, bunun izahı var mı? İnsan olan, vicdan sahibi olan buralardan gerekli dersi alması lazım. Şuraya bak, 20’ye asker işte o çocuk gözleri bağlı 14 yaşında, bakınız yüzü kan revan içinde. Bunu ispat etmek için ey Trump, sana daha neyi anlatalım, her şey ortada. İsrail’e zaten bir şey anlatmamıza gerek yok, gerçekler ortada, bunları biliyorlar. Tabii bu kararla işgal, abluka, yasa dışı yerleşimler, ev yıkma, yerinden etme, arazi ve mülk gasp etme, orantısız şiddet ve cinayet suçlarının faili İsrail, yaptığı tüm terör eylemleri için adeta ödüllendirilmiştir. Bu ödülü veren tek başına da olsa şu anda Trump’tır. Ben yaptım oldu demekle bu dünyada hiçbir şey olmuyor. Siz tek başınıza böyle bir karar alabilirsiniz, ama dünya sadece sizden ibaret değil. Sadece Birleşmiş Milletler’in bugün üyesi 196 üye var ve bütünüyle bu karar içerisinde şüphesiz ki ben 196 dünya ülkesinin buna tavır koyacağına inanıyorum. Siz Amerika olarak güçlü bir ülke olabilirsiniz, silahlarınız olabilir, nükleer başlıklı, 16 nükleer başlığa sahip bir Amerika olabilirsiniz. Bol miktarda silahlarınız, uçaklarınız olabilir, ama bunlar sizin güçlü olduğunuzu ifade etmez. Eğer haklıysanız güçlüsünüz. Eğer haklı değilseniz şunu bilin ki hiçbir zaman güçlü olamazsınız. Barışı isteyenlerin değil barışı imkansız hale getirenlerin yanında duran Amerika Birleşik Devletleri, terörizmle yoğun mücadelenin yürütüldüğü böyle bir dönemde tüm fanatiklerin ekmeğine yağ sürmüştür. İşte bunu Suriye’de de gördük. Suriye’de YPG, PYD terör örgütlerinin yanına, DEAŞ’a karşı mücadele etmek üzere o terör örgütlerini yanına alarak onlarla beraber böyle bir mücadelenin içerisine girmiştir Sayın Trump. Kendilerine bunu anlattığımız için rahat rahat konuşuyorum. Niye? Bir terör örgütünü bir başka terör örgütüyle yok edemezsiniz. Ve sadece Kuzey Suriye’ye 4 bin tırı aşkın zırhlı taşıyıcılar, tank, top, mühimmat nakledilmiştir. Peki Kuzey Suriye’ye 4 bin tırı aşkın bu silahlar bu acaba niçin geldi, neden getirildi? Demek ki orada bulunan terör örgütlerine bu destekler verildi.
Kudüs kararıyla ateşlenen fitil Amerika ve İsrail’le birlikte tüm insanlığa yönelik tehditlerin kapısını açmıştır. Bölgemizde yaşanan diğer sorunlar Filistin meselesini bize ve insanlığa asla unutturamaz. Filistin meselesine adil ve sürdürülebilir bir çözüm bulunmadan bölgesel ve küresel ölçekte kalıcı barış ve istikrardan söz edilemez. Hukuku çiğneyen, vicdanları yaralayan bu tür adımlar uluslararası sisteme ve Birleşmiş Milletler’e yönelik güveni de dinamitliyor. Hepimizin geleceğini ilgilendiren bu duruma seyirci kalamayız.
Kardeşlerim; Amerika’nın Kudüs kararı uluslararası hukuku çiğnemenin yanında medeniyetimize de indirilmiş ağır bir darbedir. Ecdadımızın tüm ihtiyaçlarını gidermek için bu mukaddes beldeye özenle hizmet etmiş, hiçbir ayrım gözetmeden tüm şehir halkının refahını, emniyetini ve ibadet özgürlüğünü garanti altına almıştır. Ecdadımız Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı’nın Kudüs surlarında inşa ettirdiği El Halil Kapısına –burası çok önemli- “Lâ ilâhe illallah, İbrahim halîlullah” lafzının kazınmış olması, medeniyetimizin Kudüs’e bakışının en güzel ifadesidir.
Hristiyan alemi için büyük önem taşıyan Kudüs’teki kilisenin balkonunda 162 yıldır hassas mezhebi dengeler sebebiyle öylece duran ahşap merdiven bize şehirle ilgili aslında çok şey anlatıyor. Bugün Kudüs’ün mahremiyetini hiçe sayan kararlara imza atanların Hazreti Ömer Radıyallâhu Anh’ın büyük bir tevazuuyla girerek mukaddes bir emanet olarak teslim aldığı Kudüs’ten alacakları çok dersler vardır.
Kudüs’ün tüm inançlar için taşıdığı öneme saygı duyan Sayın Papa’ya, adil bir barış için gayret eden aklıselim sahibi Musevilere, Kıptilere, tahkir edilseler de muhkem duruşlarından taviz vermeyen herkese şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum.
Tabi en başta da asırlardır namusları olarak gördükleri Kudüs’e hizmet eden, koruyan, mücadeleden asla vazgeçmeyen Filistinli kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum.
Bölgemizde ve Kudüs’te barış ancak her kesimden, her milletten, her inançtan ahlaklı, dürüst ve adil insanların çabasıyla sağlanacaktır. Buradan uluslararası hukuka, hakkaniyete sahip çıkan tüm ülkeleri Kudüs’ü Filistin Devleti’nin işgal altındaki başkenti olarak tanımaya davet ediyorum, artık daha geç kalamayız diyorum. İslam ülkeleri olarak başkenti Kudüs olan egemen ve bağımsız Filistin Devleti talebinden asla vazgeçmeyeceğiz. İsrail askerlerinin Amerika’nın Kudüs kararını protesto eden Filistinli kardeşlerimize uyguladığı zulmü lanetliyoruz.
Bu vesileyle, Filistin davasının tüm şehitlerini rahmetle anıyoruz.
Geçen hafta Kudüs’te İslam idaresinin sona erişinin 100. yıl dönümüydü. Birinci Dünya Savaşı sırasında Kudüs’ün ve Filistin’in müdafaası için Filistin cephelerinde savaşan ve toprağa düşen tüm şehitlerimizi de Allah’tan rahmetle andık.
Müslümanlara düşen görev, her hal ve şart altında Kudüs’e sahip çıkmaktır. Ülkemizdeki ve dünyanın her yerindeki tüm kardeşlerimizden imkan ve fırsat buldukça Kudüs’e gitmelerini, Harem-i Şerif’i ziyaret etmelerini özellikle istiyoruz, çünkü orada varılacak secdede selametle birlikte barış için çağrı vardır, merhamet için yakarış vardır, insanlık için kurtuluş vardır.
Buradan bir kez daha ifade ediyorum ki, Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir. Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra’nın içinde bulunduğu Harem-i Şerif 144 dönüm alanıyla ebediyete kadar Müslümanlara ait kalacaktır. Harem-i Şerif’i hedef alan ve giderek artan, adeta ırkçı bir kampanyaya dönüşen yerleşimci saldırılarına karşı buranın hamiliğini üstlenen Ürdün Kralı II. Abdullah kardeşimizle işbirliği içinde dik duruşumuzu da sürdüreceğiz.
Filistinli kardeşlerimizin de kendi aralarındaki sorunlarını çözerek bu imtihanlar karşısında vahdet içinde hareket etmeleri artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Kudüs fatihi Selahaddin Eyyubi’nin şu altın tavsiyesi hepimize rehber olmalıdır: “Dostlarıyla uğraşanlar, hasımlarını yenemez.”
Değerli kardeşlerim; henüz Filistin Devleti’ni tanımamış olan ülkelerin artık bu önemli adımı atmaları, bölgede aklıselimi ve adaleti ayakta tutacak bir dengenin sağlanabilmesi bakımından şarttır. Özellikle Avrupa’nın, İsrail’in bir taraftan yerleşimleri genişletirken, diğer taraftan Filistin Devleti’ni tanımayın, çünkü barışa mani olur söyleminin eseri olmaktan vazgeçmesi gerekiyor.
İşgali devam ettiren devlet kabul görürken, barış isteyen 1967 sınırlarını, yani tarihi Filistin topraklarının neredeyse 5’te birinde yaşamayı kabul eden tarafın tanınmıyor olmasının hiçbir makul sebebi yoktur. Amerika’nın bu açıklamasından sonra barış zemini başka türlü canlı tutulamaz.
İsrail’in işgal ettiği Filistinlilere ait topraklardan daha da fazlasına el koyabilmek için dünyayı oyalamasına prim verilmelidir. Sözde iki devletli çözümü savunurken, uygulamada İsrail’in bu imkanı her geçen gün biraz daha ortadan kaldırmasına göz yumulması kabul edilemez. İşgal edenle işgal edilen arasında tarafsız kalmak, zulme destek vermektir. Bunun için en azından Filistin’in uluslararası anlaşmalara ve kuruluşlara dahil olma süreci hızlandırılmalıdır. İslam ülkeleri olarak Filistin Devleti’nin diplomatik sahada tam temsili konusunda daha güçlü bir irade ortaya koymalıyız. Bugün buradan bunun çıkması gerekmektedir. Vicdan sahibi gelecek nesiller adına mesuliyet sahibi herkesin maddi, manevi tüm imkanlarını Kudüs için seferber etmesini istiyoruz.
İslam İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanı sıfatıyla Amerika Birleşik Devletleri’ni attığı bu son derece yanlış, provokatif ve hukuk dışı adımdan bir an evvel geri dönmeye davet ediyoruz. Bu adımla kendini barış sürecinde diskalifiye eden, arabuluculuk vasfını tamamen yitiren Amerika’nın yerine, uluslararası toplumun tamamından dünya barışı ve istikrarı için sorumluluk üstlenmelerini bekliyoruz. Bugün burada verdiğimiz mesajların tüm dünya tarafından ciddiyetle değerlendirileceğine inanıyorum.
İştirakleriniz için sizlere bir kez daha teşekkür ediyorum, esselamü aleyküm ve rahmetullah ve berekatühü.
Değerli kardeşlerim, saygıdeğer misafirler; Teşkilatımızın usul kuralları gereğince büronun ilanı ve kabulü gerekiyor. Dünkü Bakanlar Konferansında olduğu gibi, büronun Başkan Türkiye ve daimi üye Filistin’in yanı sıra Ürdün ve Gambiya’dan oluşturulmasını sizlere teklif ediyorum: Kabul edenler… İtirazınız yoksa büro onaylanmıştır.
Şimdi toplantı Başkanı sıfatıyla açılış konuşmasını yaptım ve sözü Filistin Devlet Başkanı değerli kardeşim Mahmud Abbas’a veriyorum.
Tabi burada Sayın Abbas’ın bugün özel bir konumu var, hakeza Filistin Devlet Başkanımızın, tabi Ürdün Devlet Başkanımızın hakeza, onun için zamanlama noktasında kendileriyle yaptığım özel görüşmede de etraflıca kendisini dinlememizde çok büyük faydalar olduğuna doğrusu ben de inanıyorum. Değerli kardeşim Abbas’ın tespit ve değerlendirmelerini de ciddi manada önemsiyorum.
Buyurun.