Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Karaman Il Baskanligi Kongresinde yaptigi konusmasinin tam metni

 

… Divan, AK Parti teşkilatlarımızın kıymetli mensupları, değerli dava ve yol arkadaşlarım, geleceğimizin teminatı sevgili gençler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında 16 Nisan halk oylamasında yüzde 64 ile cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine evet diyen tüm Karamanlı kardeşlerime gönülden teşekkür ediyorum. Buradan ecdadın, aşıkların, erenlerin şehri, Türkçenin başkenti Karaman’ın tüm ilçelerindeki, köylerindeki kardeşlerime selamlarımı yolluyorum.

Üç senelik hasretin ardından tekrar sizlerle birlikte olmanın, kucaklaşmanın, özlem gidermenin bahtiyarlığını yaşıyorum. Bugün bizi bir kez daha muhabbetle bağrına basan tüm Karamanlı kardeşlerime, vatandaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. Maşallah bugün Karaman bir başka güzel. Bugün Karaman bir başka coşkulu. Bugün adeta kabına sığmayan bir Karaman görüyorum.

Gençler, şu an karşımda iradesine, geleceğine, demokrasisine canı pahasına sahip çıkan bir Karaman görüyorum. Bu salonda genç-yaşlı, kadın-erkek demeden kalbi Kudüs için, Filistin için çarpan dava arkadaşlarımı görüyorum. Sizlerin aracılığıyla buradan tekerlekli sandalyesinde kalleş kurşunlarla şehadete yürüyen Filistinli gazileri selamlıyorum. Cesaretleriyle korkaklar ordusuna kâbus yaşatan Filistin’in başı dik gençlerini, Fevzi el-Cüneydi’leri selamlıyorum.

AK Parti Karaman İl Kongresinin şehrimiz için, ülkemiz, milletimiz için, hepsinden önemlisi Kudüs için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Bu salondan yükselen duaların Filistinli kardeşlerime güç vermesini, umut olmasını temenni ediyorum.

Kuruluşundan bugüne kadar AK Parti Karaman teşkilatlarımızda görev alan tüm kardeşlerime emekleri, gayretleri için şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Ahirete irtihal etmiş olanlara Yüce Mevla’dan rahmet ve mağfiret diliyorum. Rabbim inşallah bizleri Cennetinde buluştursun.

Bu vesileyle 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde darbeci hainler tarafından şehit edilen Muhammed Yalçın evladımızı rahmetle yad ediyorum. Muhammed Yalçın şehit olduğunda henüz 22 yaşında umutlarla dolu bir üniversite öğrencisiydi. Muhammed, darbecilerin bombalarının hedefi olduğunda telefonla babasıyla görüşüyordu. Tıpkı diğer 250 şehidimiz gibi Muhammed de kalleşçe, alçakça, tam da FETÖ’cü müptezellerin karakterine yaraşır bir şekilde vuruldu. Şimdi bu Muhammed’in kanını döken insan müsveddeleri mahkemelerde işledikleri cinayetlerin tek-tek hesabını veriyor. Namuslarına emanet edilen silahlarla bu millete kurşun sıkmanın ne demek olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyorlar, anlayacaklar. Ve acımak yok, acırsak acınacak hale geliriz.

Kardeşlerim, son FETÖ’cü de hukuk önünde hesap verene kadar bu katil sürüsünün peşini bırakmayacağız. Dünyanın neresine kaçarlarsa kaçsınlar, nereye sığınırlarsa sığınsınlar, nefesimizi daima enselerinde hissedecekler.

Hukuk, demokrasi ve meşruiyet içinde adaletin tecellisi için çalışmaya gayret göstermeye devam edeceğiz. Elbette tarih Muhammed gibi ezanına, bayrağına, iradesine sahip yiğitleri de, kimi 1 dolar, kimi 50 bin dolar karşılığında ruhunu satan soysuzları da sayfalarına kaydediyor. Tıpkı Çanakkale, Kudüs, Yemen, Medine, terörle mücadele şehitleri gibi 15 Temmuz şehitlerimiz de milletimizin derin hafızasına kazınmıştır, kaydedilmiştir. İnşallah Karaman’ın bu yiğit evladı daima hayırla anılacak, ismi ilelebet gönüllerde yaşatılacaktır. Çünkü biz şehitleriyle yaşayan… Rabbimiz ne buyuruyor: “…” Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, onlar diridirler, ancak siz anlayamazsınız, bilemezsiniz. Olay bu, işte buna inananlar, bunu anlayanlar, bunu bilenler o zaman nereye yürüyorlar? Şehadete yürüyorlar. Nereye yürüyorlar? Allah’a yürüyorlar, mesele bu. Ve o gece biz çağrımızı yaptığımızda o çağrıya karşı eğer binler, onbinler meydanlara yürüdüyse bunun sebebi var. Ama birisi de ne diyordu? Darbe olsa tankların önüne önce ben çıkarım diyordu. Sanki Rabbim söyletmiş ya. Ve o gece 23:17 İstanbul Atatürk Havalimanına iniyor o birisi ve orada onbinler var, onbinler bir çağrıya karşı oraya gelmiş. Biz biliyorsunuz Dalaman’dan çağrımızı yaptık ve sokaklara, meydanlara dedik. Hakikaten benim milletim onbinler, yüzbinler Türkiye genelinde sokaklara döküldü. Ama o kişi Atatürk Havalimanında öyle korktu, öyle korktu ki adamları hemen tanklara gittiler, tankların başındaki sorumlularla konuştular, onlarla anlaştılar, anlaştıktan sonra da Bay Kemal tıpış tıpış tankların arasından otomobiline bindi ve Bakırköy Belediyesi’ne gitti. Bakırköy Belediyesi’ne gittikten sonra oturdu, oradan evet maç seyretmeye başladı. Çayı geldi, kahvesi geldi neyse, darbeyi izliyor. Ne dedi? Otellere baktık, oteller doluydu dedi. Oteller doluymuş, bizim otel boştu gelseydin, Biz ondan 1,5 saat sonra falan havaalanına indik, bize diyor haber verseydi diyor. Yani adeta böyle adrese kayıtlı, beyefendiye haber vereceğiz; Bay Kemal sen de gel. Biz milletimize çağrıyı yaptık, milletimiz oraya geldi, demek ki sen milletin olduğu yerde yoksun, sen milletin olmadığı yerde varsın. Ve kaçtın, Bakırköy Belediyesine sığındın, ama biz oradaydık. 16 saat sonra darbe halledildi, elhamdülillah biz oradan zaten bütün operasyonları İstanbul’da şu anda İkinci Başkan olan İstanbul Birinci Ordu Komutanı ki vekâleti orada kendisine verdik ve vekâleten Genelkurmay Başkanlığını Ümit Paşa yürüttü ve o yönetti operasyonları. Onunla beraber oradan Valimiz ve Enerji Bakanımız, milletvekili arkadaşlarımız hep birlikte oradan süreci yönettik. Hamdolsun, Rabbimin lütfuyla işte bugüne geldik. Eğer bunların hesabı tutsaydı, belki bu kardeşiniz bugün karşınızda olmayacaktı, fakat dakikalar meselesiydi, 15 dakika geç kalksaydık, belki o yaptıkları atışlar bizi vuracaktı. Ama öyle olmadı, çünkü onlar bir şeyi bilemiyordu, “…” Onlar hesabını yaparlar, ama asıl hesap yapıcı Allah. Allah’ın hesabı tüm hesapların üzerindedir, bunu bilmiyorlardı.

Ve bizim inancımızda şehitlik peygamberlikten sonra taşınabilecek en şerefli, en aziz payelerdendir. Karaman’ın merkezindeki 630 yıllık Hatuniye Medresesinin kitabelerinde Peygamberimizin asırlara sari şu müjdesi oraya nakşolmuştur. Ne o müjde biliyor musunuz? Kardeşlerim, işte onu dikkatle zaman zaman özellikle gençlere tabii hatırlatmam lazım, okumaları lazım; kıyamet gününde şefaat eden üçtür; peygamberler, sonra alimler, sonra şehitler. Peygamber olamayacağınıza göre iki sınıf kalıyor; ya alim olacaksınız, ya şehadet şerbetini içenlerden olacaksınız. Ben şu anda Karaman’da karşımda böyle bir kitle görüyorum. İlmi ile amil olmaya namzet ve şehadete namzet bir kitle görüyorum karşımda. Yüce Mevla’dan şehitlerimizin şehadetini dergâhı izzetinde kabul etmesini, onları Peygamber Efendimize Aleyhissalatu Vesselam komşu eylemesini niyaz ediyorum. Bir kez daha başta Muhammed evladımız olmak üzere terörle mücadelede, vatan savunmasında, sınır ötesi operasyonlarda ölümsüzlüğü tadan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Şehitlerimizin vakur ailelerine de sabrı cemil temenni ediyorum.

Değerli kardeşlerim; bugün aynı zamanda “Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan” diyen Hazreti Mevlana’nın vefatının, yani maşukuyla vuslatının 744. seneyi devriyesini de idrak ediyoruz. Şeb-i Arus’un 744. yıldönümünde sevgi ve aşk medeniyetinin coşkun pınarı büyük mütefekkir, büyük mutasavvıf Mevlana Celaleddin Rumi Hazretlerini bir kez daha rahmetle yad ediyorum.

Yüzyıllardır Anadolu topraklarını ilmi, idraki, irfanı, hikmetiyle nakış nakış dokuyan ariflerimizi, alimlerimizi, manevi rehberlerimizi de tazimle anıyor, Allah hepsinden razı olsun diyorum.

“Allah’a ulaşacak birçok yol var, ben aşkı seçtim” buyuran Hazreti Mevlana’nın yaktığı aşk ateşi aradan 7,5 asır geçmesine rağmen halen bu topraklarda ve yüreklerimizde yanmaya devam ediyor. Dünya telaşıyla zaman zaman daralan kalplerimiz Mevlana Hazretlerinin öğretilerinden, tavsiyelerinden sızan hikmet damlalarıyla tekrar inşiraha kavuşuyor.

Her düğün gününde Hazreti Mevlana’yı yad ederken, aynı zamanda bu ülkeyi bize vatan kılan, bizi biz yapan değerleri, hasletleri de hatırlıyoruz. Her Şeb-i Arus’ta Hazreti Mevlana’nın geride bıraktığı o engin hazinenin yeniden idrakine varıyoruz. Özellikle millet olarak içinden geçtiğimiz bu imtihan günlerinde Hazreti Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Karamanlı Alaeddin Halveti, Molla Fenari, Şeyh Edebali gibi manevi kandillerimizin tavsiyelerine daha sıkı sarılmamız gerekiyor. Hazreti Mevlana, adeta bugünlere ayna tutarcasına, “Sabır, sıkıntıların anahtarıdır” buyuruyor.

Hayatın inişli çıkışlı serencamında zorluklar karşısında pes etmemeyi, umudu daima diri tutmayı tavsiye ediyor Hazreti Mevlana. Hepimiz karanlığın en koyu anının, şafak sökmeden önce olduğunu biliyoruz. Bizler her imtihanın, her sınamanın, aynı zamanda bir imkân olduğunun farkındayız. Allah’ın izniyle iman oldukça, sabır, azim, mücadele oldukça üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir engel yoktur. Bu millet birbirine kenetlendikçe, önüne set kurabilecek tek bir güç dahi yoktur. İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif’in ifadesiyle: “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.” Mesele, her gün aynı kıbleye giren, aynı mukaddes kitaba, aynı peygambere inanan insanların yüreklerinin de topluca vurmasıdır. İşte karşımda bu topluluk var. “İmam hatip seninle gurur duyuyor.” Gençler, ben de sizlerle gurur duyuyorum. Ama çok çalışacağız, çok gayret edeceğiz.

Mesele, aynı safta buluşan müminlerin arasına tefrikanın girmesine müsaade etmemektedir. Fitne girişimlerine prim vermemek, kardeşi kardeşe, komşuyu komşuya düşürmek isteyenlerin oyunlarına asla gelmemektir.

Gençler, İslam dünyasını içeriden çökertme operasyonu 1 asır önce olduğu gibi etnik ve mezhebi farklılıkların körüklenmesiyle yürütülüyor. Gençler, yüzyıllardır aynı şehirde, hatta aynı mahallede barış içinde yaşamış insanlar birbirlerine düşmanlaştırılmak isteniyor. Komşunun komşuyu boğazladığı bir atmosfer oluşturulmaya çalışılıyor. Bunun için de DEAŞ, PKK gibi, YPG, PYD gibi proje terör örgütleri silah ve mühimmata boğularak adeta palazlandırılıyor. 4 bin tırı aşkın silah Amerika’dan bunlara ulaştırılıyor. Bunların içinde zırhlı taşıyıcılardan tank, top, çok çeşitli ağır silahlara varıncaya kadar hepsi var. Bunları kendilerine söyledim, hayır diyemiyorlar. Bu silaha boğma kimi zaman 4 bin tırlık sevkiyatlarla göstere göstere, kimi zaman da başka örneklerdeki gibi dünya kazaen oluyor. Ancak her iki durumda da Suriye halkını katleden, ülkeyi büyük bir enkaz yığınına çeviren silahların menşei hiç değişmiyor.

Geçtiğimiz haftalarda Rakka şehrinde sahnelenen kepazelik, bu işbirliğinin ilk değil son örneğidir. DEAŞ’lı teröristler kimliği herkesçe malum bir elin devreye girmesiyle Rakka’dan ellerini-kollarını sallayarak çıkmışlardır. Rakka tiyatrosu, DEAŞ ile YPG’nin bir madalyonun iki yüzü olduğunu artık inkârı mümkün olmayacak şekilde ortaya koymuştur. Suriye’de DEAŞ’a kaç, YPG’ye tut diyen aynı merkezdir. DEAŞ’ın, Suriye’nin PKK’ya altın tepside sunulmasının sadece bir aracı olduğunu artık hepimiz çok iyi biliyoruz. Suriye’nin parçalanması misyonunu yerine getiren DEAŞ’ın farklı isimler, farklı kılıflar altında başka bölgelerde de devreye alınması bizim için asla şaşırtıcı olmayacaktır. Çünkü terör birilerinin gözünde yok edilmesi gereken bir bela değil, çıkar hesaplarının vasatı durumundadır. Bunlar kendi çıkarları için kullanabildikleri sürece terör örgütlerini gerçek anlamda tehdit olarak görmezler. Bunu ben Trump’a söyledim, biz dedim karada her türlü desteği veririz, siz de bizlere havadan desteği verin, Rakka’yı birlikte bitirelim. Ama siz bir terör örgütünü bir başka terör örgütüyle bitirmeyi tercih ettiyseniz buna söyleyecek bir şey bulamıyorum, o da sizin demokrasi anlayışınızı ortaya koyar; bunu bizzat kendisine söyledim.

İşte şimdi yeni bir durum ortaya çıktı, onu da görüyorsunuz, Kudüs. Kudüs’te Evanjelist bir anlayış, Siyonist bir anlayış ben yaptım oldu mantığıyla Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan ediyor ve kendi büyükelçiliklerini de oraya alıyorlar. 1980 yılı 478 sayılı Birleşmiş Milletler kararına rağmen bu adımı atanlar, biz sizi tanımıyoruz, biz yaptık oldu mantığıdır. Böyle mi diyorsunuz, biz de sizi tanımıyoruz. İşte bildiğiniz gibi Çarşamba günü İslam İşbirliği Teşkilatı Dünya Liderler Zirvesini olağanüstü toplantıya çağırdı bir hafta içinde ve bir hafta içinde sağ olsun hepsi geldiler. Ve bu arada Hristiyan dünyasının lideri Sayın Papa Hazretlerini de aradım, onun da bizimle aynı düşüncede olduğunu gördüm ve o da Hristiyan dünyasını aradı, mesajını da açık-net verdi. Bir taraftan da Bağlantısızlar Lideri Venezüella Devlet Başkanını davet ettim, sağ olsun o da toplantımıza katıldı ve orada mesajını çok açık, net verdi. O da yetmez, öbür taraftan Arap Ligi’nin Dönem Başkanı Ürdün Kralı II. Abdullah’ı da davet ettim, o da geldi ve birlikte mesajlarımızı verdik.

Geleceğim yer şu, bu mesajla oybirliği, ittifakla dünyaya şu duyuruldu: Burayı kesinlikle Müslümanların bir başkenti olan Kudüs’ü siz Musevilere veya Yahudilere mal edemezsiniz. Burada Müslüman ve Hristiyanların bir kadim tarihi vardır, ama diğerlerinin yoktur. Siz de lütfen yerinizde durun ve Siyonist bir operasyon yapmaya kalkmayın. Kalkarsanız, ha bunun da bedeli ağır olur.

Değerli kardeşlerim; Türkiye bölgede attığı adımlarla bu kirli hesaplara çomak sokmuştur. Ülkemiz gerek diplomatik alanda, gerekse askeri alanda gerçekleştirdiği başarılı operasyonlarla terör devletinin kurulmasına engel olmuştur. Çıkmış Kemal konuşuyor, diyor ki; orası hemen Filistin’in başkenti olarak ilan edilmeli diyor. Ya zaten biz Filistin’in Başkenti olarak Kudüs’ü çoktan ilan ettik, fakat Kudüs şu anda işgal altında olduğu için ne yapamıyoruz? Oraya gidip büyükelçiliğimizi açamıyoruz. Ama bizim şu anda Başkonsolosluğumuz bile neyle temsil ediliyor? Büyükelçiyle temsil ediliyor, fiili olarak biz bu işi yapmışız. Ama inşallah o gün de yakın ve bizim bizzat resmi olarak da Allah’ın izniyle o günler yakın ve büyükelçiliğimizi ayrıca da orada açacağız.

Fakat ben bir şeyi merak ediyorum; Batı medyası lafa gelince objektifliği kimseye bırakmıyor, bölücü teröristlerin cinayetlerini gündeme dahi getirmiyor. Bu teröristlerce göçe zorlanan Suriyelilerin dramlarına tek bir satır bile ayrılmıyor. Bunu yapmadıkları gibi, bir de bu katil sürülerini kendi ülkelerinde pazarlamaya çalışıyorlar. Teröristleri parlatma kervanına son olarak Alman ordusuna ait bir derginin katıldığını gördük. Hatırlarsınız daha önce de başka dergiler bu teröristleri kendilerine kapak yapmıştı. Hatta bir tane televizyon kanalı Fransız sokaklarındaki reklam panolarını bunların resimleriyle donatmıştı. Batılı kurum ve kuruluşların teröristlere verdiği destek sadece medya boyutunda da kalmıyor. Hemen her gün terör örgütünün saflarında ölen Batılıların haberleriyle karşılaşıyoruz. Emin olun, terörün bu kadar meşrulaştırıldığı, hatta alenen desteklendiği bir başka dönem yoktur. Ne diyor atalarımız? Yavuz hırsız ev sahibini bastırır. Bunlar da aynaya bakmadan bize çamur atmaya çalışıyorlar. Ama bu işi öyle beceriksizce, öyle pespaye bir şekilde yapıyorlar ki her seferinde ellerine-yüzlerine bulaştırıyorlar.

Biz bunların şantajlarına elbette boyun eğmedik, eğmeyeceğiz. Biz bunların yalan ve iftiralarla köşeye sıkıştırma yöntemlerine de asla rıza göstermeyeceğiz. Şunu unutmayın: Yalanın en güçlü panzehri hakikatlerdir.

Şimdi size ben burada bir gerçeği göstereceğim, arkadaşlar şu Filistin haritasını şöyle ekrana, perdeye bir getirelim bakalım.

Bakınız şu gördükleriniz, Filistin nereden nereye gelmiş. Sene 1937, Filistin yüzde 100, tamamen. Geliyoruz 37’nin ikinci yarısına, Filistin yüzde 80’e düşmüş. Görüyorsunuz değil mi, bütün salon görüyor mu? Ve geliyoruz sene 1947 ve 1947’de bakın Filistin ne hale gelmiş, yüzde 44’e düşmüş, yüzde 56 İsrail’e bırakılmış. Ve daha da ileri gidiyoruz, sene 1967, Filistin yüzde 22’ye düşüyor, 78 İsrail’de. Ve bugünkü haline geliyoruz, Filistin ne kadar kalmış? Yüzde 12. Kurt-kuzu bile, kurt böyle bir paylaşımı yapmaz. Peki, Birleşmiş Milletler falan ne yaptılar? Hiç.

Şimdi bakınız bir de size şu süreç içerisinde terör devleti İsrail’in askerlerinin neler yaptığını birkaç örnekle gösterelim.

Şu delikanlı kaç yaşında? 14 yaşında, Cüneydi bu. 20 asker terörist Cüneydi’nin bakınız ağzını-burnunu kırmışlar, gözlerini o bantla kapatmışlar ve sürükleye sürükleye evet kafesin içine götürüyorlar, şuraya bak. Demek ki bak o kadar korkuyorlar ki, o kadar korkuyorlar ki 14 yaşındaki genç bunları nasıl korkutuyor anlayın. Ya bu gencin elinde silah yok, ama bu gencin imanı var imanı. Bu genç Allah’ın izniyle gün ola harman ola, hesabını çok ağır soracak, ben bunu biliyorum. Ama bununla da yetinmediler ki, bakınız burada bunlar down sendromlu çocuklardan bile korktular. Ya bu genç down sendromlu, ya bundan bile bunlar korkacak kadar korkak, ürkek, pısırık; işte İsrail bu. Ey Amerika, ey Trump; ya sen bunları görmedin mi, şu kafeslerin içindeki çocukları görmedin mi? Ya bunları göre göre, ondan sonra da dünyanın en güçlü devleti benim, ya senin her yerin güç olsa ne olacak ya? Elinizde nükleer başlıklı silahlar var. Şu anda Amerika tüm dünyaya ne diyor? Nükleer başlıklı silahınız olmayacak. Peki, senin elinde 16 bini aşkın nükleer başlıklı silah var, senin silahlar ne olacak, senin silahlar ne olacak? Sen dünyaya diyorsun ki; bu silahları kaldırın, gömün, yok edin, peki sendeki silahlar ne olacak? O duracak, o dursun, Avrupa öyle, diğer ülkeler öyle, peki seninkiler ne olacak? Adalet, bu mu adalet?

Değerli kardeşlerim, onun için kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz, başka bunun lamı-cimi yok.

Kardeşlerim, ülkemizin önünde iki yol var; ya boyun eğeceğiz, ya mücadele edeceğiz. Türkiye ya paryalığa rıza gösterecek ya da bağımsızlığına sıkı sıkıya sarılacaktır.

Biz 40 yıllık siyasi hayatımızın her döneminde olduğu gibi bugün de mücadeleyi seçtik. Türkiye’de devlet yönetmenin dikensiz bir gül bahçesi olmadığını çok iyi biliyoruz. Zira bu ülkede millete hizmet etmek, yıllardır milletin kaynaklarıyla kendilerine saadet zinciri kuranlara dur demektir. Türkiye’yi büyütmek, iddia ve vizyon sahibi bir ülke yapmak, senelerdir bu ülkenin kaynaklarını sömürenlerin hortumlarını kesmek demektir. Bu hortumları kestiğiniz an, elbette birilerinin ayağına basıyorsunuz. Milli ve bağımsız politikalar izlediğiniz zaman, senelerdir size emir kipiyle yat, kalk, otur diyenlere siz ne yapıyorsunuz haddini bil ve bunu dediğiniz için rahatsız oluyorlar.

Şimdi biraz sonra toplu açılış yapacağız. Kardeşlerim; Karaman’da ne gibi yatırımlar yaptık bunu göreceğiz. 15 sene önce yola çıktığımızda IMF’e borcumuz neydi bizim? 23,5 milyar dolar. Davos’ta toplantıdayız, son toplantım benim Davos’ta ve o gün IMF’in başındaki zatla konuşuyoruz, dedim ki; sen Türkiye’yi mi yöneteceksiniz, Türkiye’ye verdiğin parayı mı tahsil edeceksin? Biz sana borcumuzu zamanında ödüyor muyuz? Ödüyoruz. Sen paranı takip et, Türkiye’de siyaset bana ait, Türkiye’yi ben yönetiyorum. Tabii IMF’in başındaki memur gitti, o zaten gidici Abbas’tı gitti, ama biz yerimizdeyiz Allah’ın izniyle. Ve sene 2013, IMF’e borç bitti. Ve 27,5 milyar dolar Merkez Bankası rezervi vardı, o da şimdi hamdolsun 120, o civarlarda dolaşıyor. Ama biz bir ara 136’yı bulduk, yine bulacağız, yine bulacağız. Ya hiçbir yere gitmeye gerek yok, Karaman’a bak bunu anla, Karaman’a bak bunu anla. Artık 15 sene önce, 20 sene öncenin Karaman’ı var mı? Nereden nereye geldik be, şu hale bak. Karaman’da yeni yeni şehirler kuruluyor Karaman’ın içinde. Karaman çok daha güzel olacak. Ve biraz sonra yapacağımız toplu açılış töreninde olduğu gibi milyarlarca lirayı faiz lobilerine değil de yatırım, proje ve eser olarak Karamanlılara sunduğumuzda bu çevreler rahatsız oluyor. Onlar rahatsız olsa da biz hizmet yolculuğumuza devam edeceğiz.

Şimdi önümüzdeki 2019 seçimlerini de yeni bir rekorla kazanarak Türkiye’yi büyütmeyi, kardeşliğimizi güçlendirmeyi sürdüreceğiz. İl kongrelerimizde şimdiden 2019 seferinin hazırlıklarını yapıyoruz. Şimdiden kadrolarımızı güncelliyor, yeni isimlerle, yeni arkadaşlarla saflarımızı takviye ediyoruz. AK Parti Karaman İl Kongresinin bu açıdan yeni bir dirilişe, yeni bir şahlanışa vesile olmasını diliyorum.

Sizlerden daha fazla gayret bekliyorum; 2019 öncesinde Ana Kademeden, Kadın Kollarından, Gençlik Kollarından çok daha fazla gayret.

Ana Kademe size sesleniyorum, hazır mıyız? "Evet." Yok yok böyle olmaz, eğer Ana Kademenin sesi böyle çıkıyorsa yandık. Şöyle Ana Kademe bir kalksın bakayım. Hazır mıyız? "Evet." Eyvah. Siz kendiniz memnun musunuz bu sesten? Hazır mısınız? "Evet." Ha böyle ya.

Şimdi geldi sıra hanımlara, hanımları da bir göreyim bakayım, Kadın Kolları, evet şöyle kadın kolları bir kalksın. Bu kadar mı var Kadın Kolları? Kadın kolları hazır mıyız? "Evet." Hazır mıyız? "Evet." Bana bak, kadın kolları sanki daha iyi gibi geldi bana.

Gençlik Kollarına geliyorum, gençler hazır mıyız? "Evet." Oh, maşallah, gençler bu işi bitirdi, yine bu işi gençler bitirecek.

Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Şöyle kalkalım bakalım, Rabia’mızı şöyle hep beraber haykıralım. Rabia’mızı biliyoruz değil mi? "Evet." Ya biraz garip sesler geliyor, çok az geliyor. "Evet."  

Tek millet; Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Abhaza’sıyla, Arnavut’uyla, Boşnak’ıyla tek millet.  

Tek bayrak; bayrağımızın rengi şehidimizin kanıdır, hilal bağımsızlığımızın ifadesi, yıldız şehidimizin ta kendisidir. Bayrağımıza eş bir bayrak olamaz.

Ve tek vatan, 780 bin kilometrekareyle tek vatan. Öyle ülkemizin Güneydoğu’sunda, Doğu’sunda bir şeyler yapmak isteyenler boşuna heveslenmeyin. Askerimizle, polisimizle, jandarmamızla, güvenlik korucularımızla F16 oluruz, helikopterlerden yağan mermiler oluruz, tank-top oluruz inlerinizden sizi çıkartırız. Ve 780 bin kilometrekare bizim tek vatanımız.

Ve son, tek devlet; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka bizim devletimiz yok, mutabık mıyız? "Evet." Paralel devletmiş, bilmem neymiş, tek devlet.

Şimdi bir tekrar edelim.

Tek millet…

Tek bayrak…

Tek vatan…

Tek devlet…

Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey Karaman’ı hatırlatıyor.

Kalın sağlıcakla. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.