Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Kars 6. Olagan Il Kongresinde yaptigi konusmanin tam metni

 

Değerli kardeşlerim, değerli yol ve dava arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Ben de sizlerin yanındayım.

Yaklaşık 2,5 yıllık bir aranın ardından bir kez daha sizlerle birlikte olmanın memnuniyeti içindeyim. Kapalı spor salonumuz maşallah lebalep dolu, ama bilin ki bu kadar kardeşimiz de şu anda dışarıda. Dışardaki kardeşlerime az önce otobüsün üzerinden seslendim, onlarla şöyle bir hasbihalde bulunduk, şimdi de sizlerle 6. Olağan Kongremizde hamdolsun bu açılış konuşmasının finalinde biradayız.

Saygıdeğer Divan Heyetine şükranlarımı ifade ediyorum. İl Kongremizin şehrimize, partimize ve ülkemize hayırlar getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum.

Kardeşlerim, kurulundan bugüne kadar AK Parti Kars Teşkilatımızda vazife yapmış tüm kardeşlerime en kalbi şükranlarımı sunuyorum.  Ahirete irtihal etmiş olanlara Rabbimden rahmet ve mağfiret diliyorum, mekanları cennet olsun inşallah.

Aynı şekilde milletimizin birliği, bayrağımızın dalgalanması, ezanlarımızın susmaması, vatanımızın selameti, devletimizin bekası için bin yıldır bu toprakları kanıyla yoğuran tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle yad ediyorum. Benim dedem de burada, Sarıkamış’ta şahadet şerbetini içmişti. Ve bu vesileyle ben de Kemal dedeme Allah’tan rahmet diliyorum.

İşte onlar çağrı yapıldığı zaman ta Rize’den yola çıkmışlar, Rize’den yola çıkarak onlar da Sarıkamış’a gelmişler ve bu Sarıkamış’ta şahadet şerbetini içmişlerdi. Şahadet bizde öyle yüce bir makam, inananı işte bizim dinimizde çağrıldığı zaman yaz demez, kış demez yola koyulur ve o makama ulaşırdı. Ben sizleri bu makama aday insanlar olarak görüyorum, siz 15 Temmuz’da bunu ortaya koydunuz, Allah sizlerden razı olsun. Kars, 15 Temmuz gecesi sokaklara çıkan tankların önüne gövdesini siper ederek kısa sürede hepsinin de kışlalarına geri dönmesini sağlamıştır.

Bu kahramanlığınız, bu dirayetiniz için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.

Kars, dün olduğu gibi, bugün de ülkesine saldırmak isteyenlere asla geçit vermeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Sizler bir kez daha Malazgirt’ten çok önce buraları hem manevi olarak, hem de kılıcıyla fetheden Hasanı Harakani Hazretlerinin evlatları olduğunuzu gösterdiniz.

Kars’a bir teşekkür de 16 Nisan halkoylaması sonuçları için borçluyum. Kars yüzde 51 oy oranıyla evet diyerek tercihini büyük ve güçlü Türkiye’den yana kullandığını göstermiştir. İlçelerimiz arasında da yüzde 66,7’lik evet oranıyla ilk sırada yer alan Sarıkamış’ı özelikle tebrik ediyorum. Maşallah, Allah nazardan saklasın inşallah.

Kardeşlerim, Kars’ın bizim gönlümüzde hep ayrı bir yeri olmuştur. Ne diyor o güzel Kars Türküsünde:

“Bir taş attım çaya düştü,

Çaydan bir çift suna uçtu,

Bana gönlüm sana düştü,

Senin gönlün kime düştü?”

Bizim gönlümüzün Kars’ta olduğu gibi, sizlerin de gönlünün de bizimle birlikte olduğunu biliyoruz. Biz de sizlerle gurur duyuyoruz.

Burada kökenine, mezhebine, meşrebine, görüşüne bakmaksızın asırlardır birarada kardeşçe huzur içinde yaşayan sizleri tüm Türkiye’ye, tüm bölgeye örnek gösteriyoruz. Biz de kardeşlerim, çok açık, net söylüyorum, Türk’üyle, Kürt’üyle, Teremeke’siyle, Azeri’siyle, ayrılık yok, bizde birlik var.

Kardeşlerim; biz yaratılanı Yaratandan ötürü sevdik,  öyle mi? Biz ayrılabilir miyiz insanoğlunu birbirinden? Rabbim bizleri farklı kabileler, kavimler halinde yarattı, ama ayrılık için değil, birbirimizi iyi tanıyacağız, iyi anlaşacağız. Üstünlük neyle, kavimle mi? Değil. Kabileyle mi? Değil. Ya?.. İttika, takva, üstünlük onunla. Ve ben sizi bu yarışın içinde işte bu şekilde görüyorum ve sizleri Allah için seviyorum. Makamınız, mevkiiniz, paranız, pulunuz değil, sadece ittika. 

Şu Kars Kalesinden bakınca bu şehre hayran olmamak… Biz ne zaman eğildik ki? Elhamdülillah beşer planında kimsenin karşısında bugüne kadar eğilmedik, biz sadece ve sadece Rabbimizin huzurunda rükuda ve secdede eğildik, başkası asla.

Gençler, ben inanıyorum ki, hiçbir zaman ne makamların, ne paranın, ne pulun, ne beşeri bir gücün karşısında eğilmeyeceksiniz; eğilirseniz hakkımız size helal olmasın, eğilmeyeceksiniz. Eğer böyle olursak işte 15 Temmuz’da bize saldıranlar geldikleri gibi giderler.

250 şehidimiz olur, 2193 gazimiz olur, ama birileri Amerika’ya gider, birileri Batının değişik ülkelerine gider, ama bu ülkenin asıl sahipleri yine burada kalır. Bak biz buradayız, onlar nerede? Kimisi Hans’ın kulu kölesi oluyor, kimisi George’un kulu kölesi oluyor, kimisi sahte kurulan mahkemelerde yargılanmak suretiyle güya benim ülkemi yargılamaya kalkıyor. Boşuna uğraşmayın, bizim abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun. Onun için öyle sanal oluşturulan mahkemelerle o FETÖ denilen alçağın uydurma temsilcileriyle kurulan mahkemeler asla benim ülkemi mahkum edemez.

Şimdi şu Kars Kalesinden bakınca bu şehre hayran olmamak, maziden atiye bir köprü olan bu şehri sevmemek mümkün mü? Sarıkamış’ın eteklerinde bu konuşmayı yapmamak mümkün mü? Onun için burada bu konuşmayı yapmak zorundayız. Bingöl Dağları’nda doğup, ilimizin sınırlarından geçip Hazar Deniz’ine dökülen Aras Nehri adeta Kars’ın vizyonunu da çiziyor. Geçtiğimiz günlerde Azerbaycan’da açılışını yaptığımız Kars-Tiflis-Bakü demir yolu hattı Londra’dan Pekin’e kesintisiz raylı taşımacılığa imkan sağlayan devrim niteliğinde bir proje olmadı mı? Verdiğimiz sözü tuttuk mu, er veya tuttuk mu? Tuttuk elhamdülillah.

Kardeşlerim; Kars dünyanın iki ucu arasındaki ulaşımın en önemli durak noktalarından artık biri haline gelmiştir. Sözümüzü verdik, biraz gecikmeli olsa da yerine getirdik hamdolsun.

Türkiye’de AK Parti işte budur, biz hizmet ederiz, biz yaparız, ama birileri de malum zat gibi, biraz sonra geleceğim, ancak iftira eder. Bölgenin en modern, en büyük havalimanı da yine Kars’ta elhamdülillah kuruldu mu? Kuruldu. Az önce Sayın Valim bana dedik ki, Sayın Cumhurbaşkanım, fiyatlar biraz pahalı. Öyle deyince… Gençler, bir dakika bir dakika, biraz sonra söylersiniz. Sayın Valim dedi ki, uçak fiyatlar biraz pahalı ve uçak sayısı da az. Artık buraya geliş-gidişler bayağı çoğaldı, hele hafta sonları Sarıkamış ihtiyaca cevap vermiyor ve günübirlik geliş-gidişler ciddi manada arttı. 1400 yatak var, ihtiyaca cevap vermiyor.

Şimdi ben buradan sesleniyorum, ey turizm sektörünün içinde olanlar, gel Kars’a, gel burada otellerini yap, bak burada ekmek var, ona göre.

Biz gerekli teşvikleri zaten bu bölgeye verdik mi? Cevdet Bey, verdik mi? Verdik. Dolayısıyla biz bununla birlikte istiyoruz ki istihdamı da sağlayalım.

Şimdi Sayın Yönetim Kurulu Başkanı dedi ki Türk Hava Yollarının, biz dedi hemen yönetimde bunu konuşacağız ve inşallah gereğini de… Gençler, bak sonra ne dediğimi bilmiyorsunuz, bunu da gidip arkadaşlarınıza anlatmıyorsunuz. Şimdi bak uçak fiyatlarını da inşallah indirecekler, daha düşük fiyatta gelme şansınız olacak. Şimdi ben de bunu ayrıca arkadaşlarımla birlikte takip edeceğiz, başta Cevdet Bey siz takip edeceksiniz,  inşallah fiyatların düştüğünü, hafta sonundaki uçak sayılarının da, seferlerin de arttığını inşallah duyacaksınız. Artık Karslı kardeşlerimize yazı burada, kışı Ege’deki, Marmara Bölgemizdeki, Akdeniz’deki şehirlerde geçirmek yakışmaz. Bundan sonra yaz-kış Kars’ta yaşayıp daha çok üretmenin, daha çok ticaretin, daha çok ihracatın peşinde koşmamız gerekiyor; tamam.

Koskoca Kars’ın bu yılki dış ticareti ne biliyor musunuz? 4 milyon 200 bin lira civarında. Ne demek bu? Yaklaşık 1 milyon dolar, öyle mi Ahmet Bey? Bu Kars’a yakışmaz, burası serhat şehir. Bunun da tamamına yakını neyden oluşuyor? İthalattan oluşuyor, bu rakamlar asla Kars’a yakışmıyor.

Havalimanı olan, 3 ülkenin sınırına iki adım mesafede bulunan, gerçekten çok kadim bir tarihe sahip, Ani Harabelerinin olduğu Kars’a bu yakışır mı be? Biz Ani Harabelerinin duble yollarını boşuna mı yaptık be? Turizm burada hareketlenmesi lazım. Turizm sektörüne sesleniyorum, bak, Ani Harabeleri artık zannettiğiniz gibi yollar değil, duble yollar, açılışını yapmıştım. O günden bugüne bir sıkıntı var mı Ahmet Bey? Ulaşım sende, ona göre.

Ama burada benim hatıralarım var. Bir gün Başbakanken Ani Harabelerine geldim, Ani Harabelerini gezdim, gezdikten sonra arkadaşlarımla dönerken dedim ki arkadaşlarıma, şurada bir çat kapı yapalım, bir eve girelim dedim, arkadaşlar da tabi biraz şaşırdılar. Hemen çat kapı yaptık, bir eve girdik. Evleri Ani Harabelerinin yanındaki biliyorsunuz, tabi görünce bizi şaşırdı. Dedim Beyefendi nerede? Meğerse o da çobanmış, o da davarlarla berabermiş, koyunlarla berabermiş neyse. Dedim şeyin var mı, gelelim mi içeri? Ne demek Başbakanım dedi, buyur buyur dedi, aldı. Meğerse gelin de evdeymiş filan, girdik içeriye. Burada ben Kars’taki kardeşimi, Kars’taki anaları, bacıları, onları gördüm. Hemen baktım, peynirler geldi, bal geldi, çay ısıtıldı. Tabi nereden geliyor? Malum hemen gözleme filan hazır, onlar geldi, ikramlar yapıldı. Ama bir taraftan da gelin kayınpederini arıyor, baba baba diyor, kim var bizde biliyor musun? Kim var? Başbakanımız var. Gelebilir misin? Kızım diyor, ben neredeydim. Şimdi bize de biraz uzaktan uzağa dinletiyor. Dedim yok yok, sakın gelmesin. Siz dedim zaten ev sahipliğini yapıyorsunuz, orada o ev sahipliğini gördüm. Benim Kars’taki kardeşim bu. O aşk, o ev sahipliği, o misafirperverlik, bunlar Batıda-matıda yok, burada var.

Ve o akşam döndük, geliyoruz, tam şehir merkezine yaklaşırken dedik ki, ya bir eve daha çat kapı yapalım. O ev biraz daha moderndi, çat kapı yaptık, o evin de ev sahibi yoktu ama, çocuklar, gençler vardı evde, hanım, gelin vesaire, girdik. Yanımda olanlardan Recep Akdağ’ı hatırlıyorum, o yanımızdaydı. Bilmiyorum Ahmet Bey, sen var mıydın o zaman? Yoktun. Neyse girdik, fakat o kızımı tanıyan varsa selam söylesin, heyecanla mı, nasıl olduysa kahveyi yaptı, getirirken maalesef elini kesti. Ondan sonra, Recep dedim, hadi bakayım sen hemen al, doğru hastaneye götür, ne gerekiyorsa yapın dedik. Onlar hastaneye gittiler, elhamdülillah gereği yapıldı. Yine orada o hale rağmen evin büyükleri, ya hiç gelinimizin eli kesildi, şu oldu, bu oldu yok. Ama biz Recep’i gönderdik, evin erkeğiyle beraber gittik, hamdolsun gerekli tedaviler yapıldı. Ve orada da yine ben o misafirperverliği, o şefkati farklı bir şekilde gördüm.  O aileye de lütfen benim selamımı iletin.

Bilmiyorum, Ani Harabelerine gidemeyiz ama… Ahmet, sen o evi biliyor musun? Selahattin Bey, sen biliyor musun?

SELAHATTİN …-

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Biliyor musun? O zaman dur bakalım ya, şu kongreden sonra oraya bir uğrayalım. Yani Ani Harabelerine gidemeyiz, ama o eve gideriz, o yakın, o kadar uzak değil o. O kadar uzak değil ya, kaç dakika?

Şimdi ben buradan çok önemli işadamları, sanatçılar, siyasetçiler yetiştirmiş Kars’ı biz mahzun bırakamayız. İşte onun için Ulaştırma Bakanlığı’nı kalktık Kars’a verdik. Altyapıyı kurarak, teşvikleri vererek, sizlere her türlü desteği sağlayarak inşallah görevimizi yapacağız. Karslılar da potansiyellerini harekete geçirecek adımları atacak, buna inanıyorum.

Bakınız, Türkiye uzun süredir et fiyatlarının yüksekliğini, hayvancılığın yetersizliği sebebiyle ithalata yöneliyor olmamızı tartışıyor. Kars hayvancılık bakımından Allah vergisi tabiat imkanları sayesinde çok önemli avantajlara sahip bir şehrimizdir. Eğer Türkiye’nin hayvancılık sorununu Kars çözemiyorsa, burada gerçekten bir sıkıntı var demektir.

Şimdi bak, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanım burada, şimdi 50 baş hayvan bakıyorsa, bunların kesimine gidişinde her biri için 250 lira teşvik verecek; kim verecek? Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız, Bakan burada, 250 lira. Küçükbaşta da zaten 25 lira. Ahmet Bey, herhalde yeter değil mi? Sözü verdi. Şimdi ne zamandan itibaren başlıyor bu? 1 Ocak’tan itibaren bu başlıyor.

Demek ki, o zaman 50 baş büyükbaş olarak bunu hedefleyeceğiz.

Aynı şekilde ihracat pazarlarına bu kadar yakın mesafede olduğu halde şehrin her köşesinde üretim yapan fabrikalar, atölyeler yoksa, Kars’ta gerçekten ters giden bir şeyler var demektir. Biz Kars’ı 300 binin altına düşen nüfusuyla değil, yılda en az 3 milyon turisti ağırlayan yüzüyle görmek istiyoruz. Kars’ın sorunları çözülmeden doğunun sorunları çözülmez, doğunun sorunları çözülmeden de Türkiye’nin sorunları çözülmez. İnşallah önümüzdeki dönemde elbirliğiyle Kars’ı hayvancılıktan turizme kadar her alanda ayağa kaldıracak adımları hep birlikte atacağız.

Kardeşlerim, aslında bugün sizlerle konuşacak, dertleşecek çok konumuz, çok meselemiz var. Ama yaklaşık 2 haftadır süren tatsız bir tartışma var ki, cevap versek kendimize yakıştıramıyoruz, cevap vermesek de acaba deniliyor. Vaktinizi böyle çirkin iddiaları cevaplamakla israf etmiş olmaktan olayı sizlerden ve tüm milletimden özür dileyerek birkaç hususa açıklık getirmek istiyorum. Ekranları başında bizi izleyen milletime bunu özelikle hatırlatmak istiyorum.

Bir müddet önce Ana Muhalefetin başındaki zat bir iddia ortaya attı. Görünüşte laflar çok büyük, ama özüne baktığınızda ortada tam bir komedi var. İşin komikliği daha ilk adımda başlıyor. Bu şahıs geçen haftaki Grup konuşmasında Çorum’da söylediğini beyan ettiği birtakım iddialara atıfta bulundu. Evet, Grup konuşmasında aynen, Çorum’da 17 Kasım’da bir konuşma yaptım diye söze başladı. Arkadaşlarımız aradılar taradılar, böyle bir konuşma bulamadılar, çünkü Beyefendi 17 Kasım’da Çorum’a hiç gitmemiş, kendisi o gün Tekirdağ’daymış. Önce Tekirdağ Belediyesinin, sonra da Çorlu Belediyesinin programlarına katılmış, demek Çorlu’yla Çorum’u karıştırdı. Çorum nire Tekirdağ nire, Tekirdağ nire Çorum nire, Çorlu nire Çorum nire. Kendince güya siyasi hayatının en önemli açıklamasın yapıyor, ama daha Çorum’la Çorlu’yu ayırt edecek durumda değil, daha önce Kağıthane’yle Kağıttepe’yi birbirine karıştırdığı gibi. Artık kendisinin bu tür zırvalarına alıştığımız için bunun üzerinde çok durmadık, Tekirdağ’da ne demiş ona …

Aynen şu ifadelerle güya şahsımı itham ediyor, ne diyor: Senin çocukların vergi cennetlerine para gönderdi mi, gönderme mi? Bana söylüyor. Bununla da kalmıyor, güya hesap uzmanıymış ya, oturup hesaplaşalım diyor. Evet, kendisinin onca gürültü, patırtı arasında sorduğu soru bu. Tabi benim bu zatı dinleyerek heba edecek vaktim olmadığı için, söyledikleri kulağıma biraz geç ulaştı. İstanbul’daki bir toplantıda kendisinin bu sorusunun gayet açık bir cevap verdim, dedim ki, benim çocuklarım yurt dışında hiçbir yere para göndermediler ve yurt dışı bankalarda da benim çocuklarımın da, eniştemin de, dünürlerimin de böyle bir para yok. Ve kendisine dedim ki, öne sürdüğün iddiaların belgesi var mı, açıkla? Ardından kendisine, elinde belge varsa, çıkart milletin önüne, ben hemen gereğini yapayım. Yoksa, çık milletin önüne iftira attığını söyle, özür dile; ben meydan okudum.

Tabi azıcık onuru, haysiyeti, şerefi olan, yüreğinde utanma duygusu, yüzünde kızarma hissi olan birisinin bu sözler karşısında iki yoldan birini seçmesi gerektiğini de ilave ettim. Sonra bu zat partisinin Grup toplantısında çıktı kürsüye, elinde birtakım kağıtlar, sallayarak bilmem ne adasındaki bir hesaba şu kişi şu kadar, bu kişi bu kadar milyon dolar yatırdı diye güya iddialarını belgelendirdi, ama belge dediği bu kağıtları düne kadar da kimseye vermedi.

Ben de Grup konuşmasının ertesi günü bir açılış töreninde önce kendisinin geçmişte var, daha sonra da yok diye çıkan birçok yalanını ifade ettim, ardından da sorduğu soruya cevabımı bir kez daha tekrarlayarak, benim veya yakınlarımdan birinin yurt dışındaki herhangi bir hesaba giden tek kuruşu parası olmadığını söyledim. Zaten söylediği bu 5 arkadaştan bir tanesi güya benim Özel Kalem Müdürümmüş. Benim bir defa öyle bir Özel Kalem Müdürüm olmadı, o isim bir işadamı, Özel Kalem Müdürüm değil. Ya zerre kadar senin aklın olsa, gerçekten bu isim Özel Kalem Müdür mü, ya bunu bir sor. Ama kılavuzu karga olanın… Bunlar işte maalesef böyle bir yanlışın peşinden gidiyor.

Dün belge dedikleri kağıtları gördükten sonra anladık ki, birileri bu zatı fena halde tongaya düşürmüş. Sanıyorum CHP’de hiçbir zaman bitmeyen ve bu gidişle bitmeyecek olan adam harcama, adamın ayağını kaydırma oyununa bu defa, evet, Kemal’in kendisini kurban edecekler, yazık. Artık orası bizi çok da ilgilendirmiyor, varsın kendi derdine kendisi yansın, biz sadece bu zatın iftiralarını ortaya dökmekle mükellefiz.

Kardeşlerim, bu zatın belge diye salladığı kağıtları görünce anladık ki, bir şirket alışverişi için yapılan ödemelerin dekontlarını kendisine Cumhurbaşkanının yakınları yurt dışına para gönderiyor diye yutturmuşlar. Hesap uzmanı ya, sevsinler senin gibi hesap uzmanını, hesap uzmanı. Yani ortada yurt dışına gönderilen bir para filan yok. Halk Bankasıyla … arasındaki sadece bir alış verişin belgeleri var, fakat bunun elindeki belgeler de sahte, böyle bir hadise de mevcut değil. İnanın bana dünyanın en zor işi, yok olan bir şeyi ispatlamaya çalışmak. Peki, olan ne? İşte yurt içindeki bir bankadan yine yurt içindeki bir başka bankaya yapılan havale. Havalenin yapıldığı kişilerin hepsi de yıllardır ticaretle uğraşan insanlar. Ticaretle uğraştıkları için kimi zaman mal alır-mal satarlar, kimi zaman şirket alır-şirket satarlar, velhasıl işlerini yaparlar. Yani aslında bu kişiler ticari faaliyetleri sebebiyle, tabi Bay Kemal ticaret filan yapmış değil, sadece güya ticaret yapanları, diyor ya ben işte Maliye Bakanlığında çalışmış birisiyim, bu işleri yaptım, bunları gayet iyi bilirim, ama tüccarların birbirleriyle olan bu tür hesaplarını demek ki iyi öğrenmemişsin. Onun için de zaten o kadar bu işlerde aciz birisisin ki, Sosyal Sigortalar Kurumunu batıran kişi sensin.  O kadar zavallısın ki, bir yaşındaki torununu sigortalı yapan kişi sensin. 14-15 yaşındaki oğlunu SSK’lı yapan kişi sensin, bunlar da kayıtlarda mevcut. Yurt dışına para da göndermiş olsalar yaptıkları iş gayet normal olurdu, ama yok böyle bir şey. Ortada bu zatın iddia ettiği gibi yurt dışına giden tek kuruş para kesinlikle yoktur.

Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere; hani Cumhurbaşkanının yakınları yurt dışındaki vergi cennetlerine para gönderiliyordu, nerede gönderilen bu paralar? Hani nerede bunların belgeleri? Kimsenin ağzı torba değil ki büzesin. Herkesin olur olmaz konuştuğunu görüyoruz. Ama siyasetçiysen, hele bir de de Ana Muhalefetin, ben şimdi artık Ana Muhalefet demeyeceğim buna, ana hıyanet diyeceğim, bunun başıysan ağzından çıkana dikkat edeceksin, iddianı ya ispatlayacaksın ya da bedelini ödeyeceksin.

Şimdi bu kadar açık, bu kadar net, bu kadar tevile kapalı bir iddia karşısında azıcık onuru, haysiyeti olan birisi ne yapar? Benim yaptığım çağrı ney? Elinde belge varsa milletin önüne koy, ben gereğini yaparım, Cumhurbaşkanlığını da bırakırım, siyasetten de çekilirim. Yoksa sen siyasetten çekil, CHP’nin başından da çekil de karşımızda bir doğru dürüst muhalefet bulalım. Belge diye gösterdiği kağıtlar yurt dışına tek kuruş para gönderildiğini ispatlayabiliyor mu? Hayır. Peki, bu şahıs çıkıp iftiracı olduğunu itiraf etti mi? Tabi ki ona da hayır. Eder mi? Onu da sanmıyorum. Hani bir zamanlar meşhur bir şarkı vardı ya, Allah’ım neydi günahım, inanım bana bu zatla muhatap olmak da bize aynısını hatırlatıyor. Siyasi hayatımın en seviyesiz saldırılarına bu dönemde muhatap kaldım. Hani şeytan taşlamaktan tavafa fırsat kalmıyor, bizimki de aynı o. Ben bu zata haddini bildirimim, orada bir sıkıntı yok da, sürekli bu zatın yalanlarını dinlemek zorunda kalan milletimizin Allah yardımcısı olsun.

Kardeşlerim, biraz önce ifade ettiğim gibi, partisi içinde birilerini,  sanıyorum kendisinden kurtulmayı kafaya koydukları için olacak, sürekli sahte belgelerle, sahte iddialarla bu zatı rezil, kepaze ediyorlar, bir oyun var. Kendisinin surat derisi biraz kalın olduğu için bugüne kadar söylediği onca yalanı yüzüne vurmamıza rağmen hala yerinde durmayı başardı. Daha önce şahsımın İsviçre’de hesapları olduğunu söyledi, ispatlayamadı. Hadi neyse dedik, terbiyesizliğine verdim, mahkemelerden paralar kazandım. Bir televizyon kanalında Erdoğan’ın Baykal’ın kasetini izlediğini gördüm iftirasını attı, ispatlayamadı, yüzüne tükürüldüğüyle kaldı.

Güney Asya’daki tsunami felaketi için ülkemizde toplanan paraların AÇE’ye gönderilmediğini iddia etti, belgeler ortaya konduğu halde akıl almaz bir yüzsüzlükle kılını bile kıpırdatmadan dönüp gitti.

Şimdi de Suriyeliler için harcanan paraya kafayı takmış. Ya senin zaten Suriyelilerle ne işin var ya? Sen o mültecilerle ilgili en ufak bir derdin var mı ya? Sen ne anlarsın muhacirden, ne anlarsın ensardan ya.

Kardeşlerim, bütün bu adımları biz kararlılıkla atıyoruz. Almanların bir mülteci anlayışı var, Lübnan ha keza öyle, sıkıntı yaşıyorlar. Ve biz 30 milyar doları aşkın bir rakamı Türk milleti olarak, Türkiye olarak harcadığımızı söylüyoruz, çık diyor bunu bize ispatla; hey Allah’ım ya Rabbim. Ya sen kimsin ki sana bunu ispatlayacağım ya? Şu anda AFAD’ıyla, Kızılay’ıyla, Diyanet Vakfıyla, tüm STK’larımızla, tüm milletimizle bizler buraya gıdasından giyimine, ilacına, konteyner kentlere, çadır kentlere varıncaya kadar, eğitimlerine varıncaya kadar bu insanların her şeyini 7 yıldır biz hallediyoruz ya.

Bir ara yine Grup toplantısında elinde bir kağıt sallayarak, o dönemdeki bir Bakan arkadaşımızın, Hayati Yazıcı Beyin ÖSYM Başkanına şu kişiyi üniversiteye yerleştirin diye mail attığını ileri sürdü, mail adresinin de, mesajın da sahte olduğu, öyle bir olay yaşanmadığı ortaya çıktı, ama tabi bu zat yine işi pişkinliğe vurdu.

 Şimdi Bakan olan bir Belediye Başkanımızla, söyleyeyim, Çevre Bakanımız, akıl almaz iddialarla haftalarca kamuoyunu oyaladı, sonuçta ödediği tazminatlarla kaldı ve Mehmet Özhaseki kardeşimiz de aldığı o tazminatları Kayseri’nin en büyük meydanlarından birinde Kayseri’de vatandaşa sucuk-ekmek olarak dağıttı.

Şimdi ben de inşallah şu anda arkadaşlarımızla beraber 3 milyonluk dava açtık ve bu davalardan kazandıklarımızı da inşallah, tabi milyoner olacağız ya, inşallah biz hanımlar için inşallah onlara şöyle bir konaklama yurdu ve evi inşallah yapacağız.

Geçenlerde hanımlara da bir ters laflar etti biliyorsunuz, tekrar etmeyeyim, bunun hanımlara da saygısı filan yok ha, hiç zerre kadar.

Zaten önümüzdeki seçimi kaybettiği zaman eve nasıl gelecek diye de merak ediyorum, hanıma da bir şey söylemek lazım.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi hizmete girdiğinde binalarımızda altın klozet olduğunu söyleyecek kadar işi bayağılaştırdı. Meydan okudum, gel, bak bakalım, bunlar altın mı, değil mi, değilse ne yapacaksın? Bir şey diyemiyorum ki, daha ileri gidemiyorum.

Güya kadın haklarını savunur, kadınlara şiddeti meşrulaştırır. Duyduğuma göre daha sonra kadınlarımız kendisine ağzının payını vermişler zaten.

Çanakkale’de bizim bir hanım Belediye Meclis üyemiz orada konuşma yapıyor, Belediye Başkanı CHP’li, bizim o bayan arkadaşımızı susturuyor, en sonunda mikrofonu kapatın diyor. Ya bir Belediye Başkanı bir meclis üyesine bunu nasıl yapar? Şimdi 18 Mart geliyor, bu 18 Mart’ta da hadi bakalım çık sen şimdi Çanakkale’de konuş. Sayın Valiye talimatı verdim, bu adamı Çanakkale’de bu sene konuşturtmayacaksın dedim, konuşturtmayacaksın. Arapların güzel bir sözü var, men dakka, dukka, konuşmayacak. Orhan, yanlış söylemedik değil mi? Men dakka dukka.

Bu zatın iftiralarını, yalanlarını, yanlışlarını, cahilliklerini tek tek anlatmaya kalksak bir sürü sonu gelmeyen dizileri dahi geride bırakacak kadar malzeme çıkar. Kendisinin işte SSK’yla ilgili olan şeylerini Savaş Ay’ın programında A Haber’de izlemişsinizdir, o rezillikleri gördünüz, ne insanlar gitti ya. Biz şu anda ne tür hastaneler yapıyoruz görüyorsunuz.

İnşallah 2020’ye kadar şehir hastaneleriyle birinci derecede büyük şehirleri donatıyoruz ve buralarda elhamdülillah artık Türkiye yurt dışına kolay kolay evlatlarını göndermeyecek, her tedavi burada olabilecek. Ve doktorlarımız da yoğun bir şekilde yetişiyor, yeni gençlerimiz yetişiyor, tıp fakültelerinin sayısın artırdık ve şimdi sağlık bilimleri üniversitelerinin sayısın artırıyoruz.

Ve bu defa yakayı öyle kolay kurtaramayacak, artık bu yalanın bir bedeli var. Kendisinin sözünde duracağından, özür dileyeceğinden, istifa edeceğinden yana en küçük bir umudum yok. Dikkat ederseniz, bu zata cevap verirken onun seviyesine düşmemek için gerçekten çok gayret sarf ettim. Sadece söz sanatımızın en güzel örneklerinden biri olan şair Nefi’nin Tahir Efendi adındaki bir zatın kendisi hakkında söylediklerine verdiği cevabı hatırlatmakla yetiniyorum; ne demiş, işte o çok önemli.

Türkiye terör örgütlerinden ekonomik tetikçilere, iç ve dış kumpasçılara kadar pek çok saldırıyla aynı anda mücadele eden bir ülke. Böyle bir ortamda Ana Muhalefetin öyle gizli, saklı filan-falan değil, alenen terör örgütlerinin kuklası, kumpasçıların ortağı haline dönüşmesi en büyük talihsizliğimizdir.

Hamdolsun, milletimiz gerçekleri çok iyi gördüğü için bunlara itibar etmiyor. Ülkemizin bu kritik süreçten sadece sağ salim çıkması bizim için yeterli değil. Biz bu tarihi dönüşüm sürecini daha da güçlenerek, daha da büyüyerek, daha da zenginleşerek geride bırakmak zorundayız, çünkü bizim milletimizle birlikte kendimiz için belirlediğimiz büyük hedeflerimiz var. Bizim 2023 hedeflerimiz var, bizim 2053 vizyonumuz var, gençler bizim 2071 hayallerimiz var. Bunların hepsini de gerçekleştirebilmemiz, bugünlere, yapacağımız işlere, atacağımız adımlara göstereceğimiz dirayete bağlıdır. Önemli olan, başkalarının bizim için ne düşündüğü, bize ne gömlek biçtiği değil, önemli olan bizim ne istediğimiz, bizim nereye varmak istediğimizdir.

İşte her fırsatta dile getirdiğimiz bizim Rabia’mız var, 4 ilke, bizim kurtuluş reçetemiz. Rabia’yı biliyorsunuz değil mi? Gençler, delegeler, bunu unutmayın, iyi hatırlayın.

Tek millet olmayı başardığımızda bizi yıkacak hiçbir güç tanımıyorum.

Tek bayrak, bu ifadeyle sembolleştirdiğimiz değerlerimize sahip çıktığımızda yapılan saldırılar yel kayadan ne götürür misali bize zerre kadar etik etmez.

Tek vatan diyerek 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarımızı bölemeyecekler, bu topraklara sahip çıkacağız. Kem gözler görmez, kem dudaklar söylemez, kem kulaklar duyamaz, kem kalpler atamaz hale gelir.

Tek devlet, bu kararlılıkla kardeşlerim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka bir devlet tanımıyoruz, bunu da böyle bilelim. Ne PKK’sı, ne FETÖ’sü, ne DEAŞ’ı, ne de diğer terör örgütlerinin paralel devlet arayışları işe yarar.

Eğer biz kendi gündemimizi bir kenara bırakır tüm vaktimizi ve imkanlarımızı başkalarının ne dediğiyle, ne yaptığıyla uğraşarak veya birbirimizle didişerek geçirirsek, işte o asıl o zaman maalesef kaybederiz, bu oyuna düşmeyeceğiz. Tam tersine, geçler, hazır mısınız?

Bir olacağız… Sesiniz çok az geldi.  Biz olacağız… İri olacağız… Diri olacağız… Kardeş olacağız… Hep birlikte Türkiye olacağız…

Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor.

Allah yar ve yardımcımız olsun inşallah, kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.