Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Necip Fazil Ödülleri programinda yaptigi konusma

 

Değerli misafirler, sanat, edebiyat, kültür ve ilim dünyamızın kıymetli mensupları, Star Gazetesi’nin değerli çalışanları, saygıdeğer hanımefendiler, sevgili gençler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.

Necip Fazıl Ödüllerinin dördüncüsünde sizlerle bir kez daha beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum.

Her biri mümtaz isimlerden oluşan 5 kişilik jürimiz tarafından bu yılki Necip Fazıl Ödüllerine layık görülen şiir dalında Sayın Ahmet Murat’ı;

Hikaye-roman dalında Sayın Necip Tosun’u;

Fikir-araştırma dalında Sayın Ahmet Özalp’i;

İlk eser dalında Betül Nurata ve Emre Ergin’i;

Uluslararası ödül alanında Bosnalı değerli dostum Cemalettin Latiç’i;

Saygı ödülünde de Sayın Profesör Doktor Teoman Duralı Hocamızı tebrik ediyorum. Edebiyat, fikir, sanat dünyamıza eserleriyle katkıda bulunan bu kardeşlerimize ve hocalarımıza gelecekteki çalışmalarında da başarılar diliyorum.

Necip Fazıl ismini taşıyan bir ödül almak şüphesiz ki kolay değil. Artık sizler bu ismin ve ifade ettiği büyük davanın da sorumluluğunu üstlenmiş bulunuyorsunuz.

Üstatla tabii benim bire-bir tanışmam da 18 yaşında Milli Türk Talebe Birliği çatısı altında oldu. Hamdolsun onunla kalmadık, daha sonra Üstadı yapmış olduğumuz Milli Gençlik gecelerimiz vardı, bu gecelerden birkaçında da gerek İstanbul, gerekse de Anadolu’nun bazı yerlerinde takdim etme şerefine de nail oldum. Ve Üstatla ikili bu noktadaki ilişkiler de ilerlemeye başladı, ama tabii bazı yaşça benden büyük abilerimiz vardı ki onlar çok daha ileri derecede evine girer-çıkar, bunların da hatıralarını kendilerinden dinlerdik.

Üstadımızın özellikle şöyle dar çerçevede olduğu zaman muhabbeti tabi doyumsuzdu. O muhabbetlerde hakikaten unutulmayacak tabi hatıralar vardı, Allah rahmet eylesin. Fakat bizim dünyamıza kazandırmış olduğu o dinamizm çok çok farklıydı. Verdiği heyecan çok çok farklıydı. Onunla beraber bizler gerçekten bugün hani karşımıza dikilen bazı gruplar, bazı saldırganlar var ya, işte o zamanlarda kalemiyle onlara karşı duran yegane isim Üstat Necip Fazıl Kısakürek’ti. Adeta tek başına onları çökertiyordu, öyle bir isim, baş edemiyorlardı. Sadece orada değil tabii, yargıda, adliyelerde yine aynı şekilde dimdik duran bir isim. Biz dik durmayı ondan öğrendik ve… (Alkışlar) Hele hele bir ifadesi var ki hiç unutmuyorum, o hakime verdiği cevapta bıktık senden dediğinde; “Siz burada hancı, ben de bu davada yolcu oldukça ben buraya daha çok uğrarım” ifadesini unutamıyorum. Mesele bu. Ve inşallah bizler de bu davada yolculuğumuzu ayağımızı sabit kadem tutmak suretiyle devam etmek durumundayız.

Programımızın hemen başında seyrettiğimiz filmde gördük ki gençlik sadece yaş işi değildir, aynı zamanda ruh işidir. Ruhundaki ateşi diri olan, diri kalan herkes genç demektir. Necip Fazıl son nefesine kadar ruhundaki ateşi diri tutmuş bir üstadımızdı. Diğer yandan biyolojik olarak, Teoman Hocam beni bağışlasın, biyolojik olarak daha yolun başında da olsa adeta dünyanın yükünü omuzlamış, adlarına türküler yakılsa, destanlar yazılsa az gelecek nice gençlerimiz var. Onların örneklerini de filmimizde seyrettik. Rabbim hepimizi inancıyla, davasıyla, heyecanıyla, azmiyle, enerjisiyle daima genç kalan, genç kalacak olan kullarından eylesin diyorum.

Sevgili dostlar, sevgili gençler; Necip Fazıl Üstadımız hayatını büyük Türkiye idealine adamıştı, İdeolocya Örgüsü zaten bunun bütün yapı taşlarını ortaya koyan eseri. Kendisi büyük Türkiye hedefini realite dışına çıkarmaya, büyük Türkiye ümidini kaybettirmeye çalışanları da ağır şekilde eleştirmiştir. Üstat, bu yönde gayret gösterenleri milletimizin ümit kapılarını sürgülemekle itham etmiştir.

Biz 15 yıldır büyük Türkiye’yi, güçlü Türkiye’yi kendisiyle birlikte tüm dostlarının, soydaşlarının, dindaşlarının, mazlumların ve mağdurların umut kapısı, güven kaynağı bir ülkeyi inşa etmenin gayreti içindeyiz. Biz, Üstadın ömrü boyunca hep bekleyip durduğu o inkılap var ya, işte onu gerçekleştirmek için çalıştık, çalışıyoruz. Devlerin kıvranışına, cücelerin çırpınışına aldırmadan tarihin en büyük iman devini ayağa kaldırmak için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Eğer bugün içeriden ve dışarıdan sürekli saldırılara maruz kalıyorsak, iftiralara uğruyorsak, davamıza ve onun uğruna adadığımız canımıza kastediliyorsa sebebi işte bu mücadeleden vazgeçmiyor oluşumuzdur. Şayet tıpkı geçmişte hep yapılageldiği gibi otur denildiğinde otursak, sus denildiğinde sussak, ver denildiğinde versek, al denildiğinde alsak inanın bana bu saldırıların hiçbiriyle karşılaşmazdık. Ama biz şu veya bu gücün ne dediğine değil sadece ve sadece Allah’ın ne dediğine baktık, sadece ve sadece milletimizin ne dediğine baktık. Türk milleti olarak daha dünyaya son sözümüzü söylemedik.

Ben burada beni bağışlasın, Betül kızımıza şunu söyleyeceğim: Dibe çakılmadık, yok böyle bir şey, sakın ha, dibe çakılanlar başkaları, biz şu anda tavan yapıyoruz Allah’ın izniyle, tavan yapıyoruz. Ah o dönemleri bir yaşamış olsaydınız, bugünü mukayese daha rahat olacaktı. Rabbimize hamd olsun, nereden nereye geldik. Eğer artık bir Betül kızımız, kardeşimiz varsa, bir Rümeysa kızımız varsa, bugün onlar elhamdülillah üniversitelerde, bilimde, her türlü yarışın içerisinde yer alabiliyor, devletin her kademesinde yer alabiliyorsa, dibe çakan değil tırmanan bir nesil var, bir gençlik var. Ve milyarlarca Müslüman olarak da son sözümüz henüz ağzımızdan çıkmadı. Her şeyin bir zamanı olduğu gibi bu büyük inkılabın da bir zamanı vardır.

Bir yandan kendimizi güçlendirmenin, büyütmenin, o güne hazırlanmanın mücadelesini verirken, aynı zamanda her türlü haksızlığa, zulme, ahlaksızlığa karşı itirazlarımızı en yüksek perdeden dile getirmekten de geri durmuyoruz, durmayacağız. Çünkü elimizle düzeltemiyorsak dilimizle, onunla da bir şey yapamıyorsak kalbimizle buğz etmenin gerektiğini biliyoruz. Kalple buğz etmekten, dille itiraz etme seviyesine çıktık. İnşallah en kısa sürede haksızlıkları elle düzelteceğimiz günleri de göreceğiz. Bunun ilk adımlarını atmaya başladık. Suriye’de tüm Müslümanların geleceğini yakından ilgilendiren senaryoyu bozan biz olduk.

Şimdi Kudüs üzerinden tüm Ortadoğu’yu, tüm Müslümanları hedef alan yeni bir saldırı başladı. Bu konuda da ilk adımları Çarşamba günü büyük ölçekte attık, inşallah devamını da getireceğiz. Şunu iyi biliyoruz: Kudüs giderse Medine’yi koruyamayız, Medine giderse Mekke’yi koruyamayız, Mekke giderse Kabe’yi de kaybederiz. Unutmayınız, Kudüs demek İstanbul demektir, İslamabat demektir, Cakarta demektir, Medine demek, Kahire demektir, Şam demek, Bağdat demektir. Kabe demek, tüm Müslümanlar olarak hepimizin şerefi, namusu, onuru, haysiyeti, varlık gayesi demektir. Biz bunların hiçbirinden vazgeçemeyiz. Allah’ın emrine ve ecdadın emanetine sahip çıkmak için ne gerekiyorsa bunu yapacağız.

Kardeşlerim, dünyanın düzeni bozuktur. Bu bozuk düzen gün geliyor kıyıya vuran masum Suriyeli bedeni olarak karşımıza çıkıyor. Bu bozuk düzen, gün geliyor evi başına yıkılan, tüm hakları ellerinden alınan Filistinli olarak karşımıza çıkıyor. Bu bozuk düzen gün geliyor yurtlarından topluca sürgün edilirken nehirlerde, bataklıklarda son nefeslerini veren Arakanlılar olarak karşımıza çıkıyor. Ama biz susmuyoruz, şimdi Pazartesi günü bakın Başbakanımız onlar da Bangladeş’e gidiyorlar bu sorun için. Bir ay kadar önce Dışişleri Bakanı, eşim, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, hepsi birlikte oradaydılar. Elimizle müdahale edeceğiz ya, bütün görüşmeleri, her şeyi yapacağız ya. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda çağrımızı yaptık, Arakan için orada cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, onlarla beraber orada bizzat toplantı yaptım. Niçin? Duyarsız kalamayız. Ve attığımız adımların da yavaş yavaş neticesini alıyoruz. Düzen bozuk olabilir, ama bizim buna rıza gösterme mecburiyetimiz yoktur.

Üstadın kalplerimize nakşettiği itiraz ve mücadele aşkıyla bu bozuk düzene karşı mücadele edeceğiz. Bunun için önce kendimizden başlayarak milletimizi, tüm Müslümanları, tüm insanlığı bu doğrultuda harekete geçirmeliyiz.

Üstadın seslenişiyle diyoruz ki:

“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:

Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,

Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden.”

Bizler millet, ümmet ve insanlık olarak tepemize inen gök kubbeyi daha fazla görmezlikten gelemeyiz. Fert-fert üzerimize düşeni yaptığımızda millet olarak, milletler olarak üzerlerimize düşenleri yaptığımızda insanlık olarak bu sıkıntıları aşacağımıza inanıyorum. Bu adımları attıkça Üstadın müjdesine her gün biraz daha yaklaştığımızı göreceğiz. Ne diyor Üstat:

“O gün bir kanlı şafak, gökten üflenen ateş;

Birden, dağın sırtında atlılar belirecek.

Atlılar put şehrine gediklerden girecek.

Bir şehir ki, orada insan ayak üstü leş.

Yalnız iman ve fikir; ne sevgili, ne kardeş.

Bir akıl gelecek ki akıllar delirecek.

Ve bir devrim, evvela devrimi devirecek.”

Her şey birbirine denk, her şey birbirine eş.

Fertle toplum arası kalkacak artık güreş;

Herkes tek tek sırtına toplumu bindirecek.

Gökler iki şakkolmuş haberi bildirecek.

Müjdeler olsun size; doğdu batmayan güneş!”

İşte müjde. Evet, Rabbimin lütfuyla batmayan güneşin doğuşuna inşallah az kaldı.

Bu duygularla bir kez daha 4. Necip Fazıl Ödüllerini kazanan sanat ve fikir insanlarımızı tebrik ediyorum. Star Gazetesi’ne, Üstadın adının yaşatılmasına bu güzel etkinlikle katkıda bulunduğu için teşekkürlerimi sunuyorum.

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.