Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Polis Akademisi Mezuniyet Töreni’nde yaptigi konusmanin tam metni

 

Polis Akademisi’nin değerli yöneticileri ve hocaları, kıymetli öğrenciler, değerli misafirler; sizleri en kalbi duygularımla muhabbetle selamlıyorum ve öncelikle tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize Rabbimden şifalar temenni ediyorum.

Polis Amirleri Eğitim Merkezimizdeki eğitimlerini tamamlayarak göreve başlamayı hak eden 1859 komiser yardımcımızın her birini gönülden tebrik ediyorum. Emniyet Teşkilatı dışından alınan öğrencilerimiz, 24 Ekim 2016’da başlayıp 18 Ağustos 2017 tarihinde sona eren zorlu bir maratondan geçtiler. Derslerinde, mesleki eğitimlerinde ve kamplarında başarılı bulunan arkadaşlarımız eğitim sonu sınavının ardından işte bugün burada polis teşkilatımıza katılma gururunu yaşıyorlar. Şu anda ekranları başında tüm anneler-babalar bu merasimi izliyorlar, onları da tebrik ediyorum böyle evlatlara sahip oldukları için. Evlatlarını bu vatan seferberliğinde, bu millet seferberliğinde hazırlayıp yetiştirdikleri için, Allah onlardan razı olsun.

İlk derece amirlik eğitimi ve güvenlik yönetimi tesis yüksek lisans eğitimini tamamlayan arkadaşlarımıza görev yerlerinde de başarılar diliyorum. Mezun olan öğrencilerimiz arasında ülkemizin 81 vilayetinden kardeşlerim olduğunu görüyorum. Her meslek grubundan, her sosyal kesimden, her meşrepten insanlarla bu kadro adeta Türkiye’nin bir özü, bir özeti gibidir, böyle de olması gerekir. Geldiğimizden bu yana bunun için çalıştık, bunun için çalışıyoruz. Milletin içinden gelen insanlar, milletin beklentilerine, hassasiyetlerine, ihtiyaçlarına uygun hizmetleri çok daha iyi bir şekilde verebilirler. Sizlerden bu çok renkli yapıya uygun şekilde şu veya bu grubun, şahsın, ekibin değil milletin ve devletin polisleri olarak görev yapmanızı özellikle bekliyorum. Görevinizi yaparken arkanızda devletin ve milletin, bunların temsilcisi olan Cumhurbaşkanınızın bulunduğu asla unutmayın. Yaşam hayatımızda devletten ve milletten daha büyük bir güç yoktur. Sizin de böyle arayışa girmenize ihtiyaç var.

Biliyorsunuz geçmişte pek çok kurumumuz gibi maalesef Polis Akademimiz de bir grup tarafından sinsice kontrol altına alınarak kendi amaçlarına hizmet eder hale getirilmişti. Sınavlarından terfilerine kadar her konuda hakka, hukuka, ahlaka aykırı yollarla elde ettikleri gücü, devleti ele geçirmek için kullanan FETÖ, sonunda işi millete saldırmaya kadar vardırdı. 17-25 Aralık’ın ardından başlattığımız mücadeleyi 15 Temmuz’dan sonra hızlandırarak bu ihanet çetesini devletten de, ülkeden de temizledik, temizlemeye devam ediyoruz. Bu çerçevede Polis Akademisini de yeniden yapılandırdık. FETÖ’nün propagandasına kanarak terörle mücadele için yapılan tasfiyelerin kurumlarımızı, özellikle de Emniyet Teşkilatımızı zaafa uğratacağını düşünenlere en güzel cevabı sizler veriyorsunuz. Bugün mezun olanlarla birlikte 17-25 Aralık sonrası göreve başlayan komiser yardımcısı sayısı 7347’yi buldu. Eskiden yılda 500 mezun verebilen Akademimiz üstün bir gayretle sadece bu yıl 1859 mezun vermiştir. Mevcut eksiği tamamlayana kadar bu sistemle, yani sivilden öğrenci alarak komiser yardımcısı yetiştirme programını sürdüreceğiz.

Şu anda eğitim gören 1000 öğrencimiz ile yeni alınan 2200 öğrencimiz de en geç önümüzdeki yılın Temmuz ayında göreve başlayacaklar. İnşallah 2020 yılından itibaren bu ihtiyaç ortadan kalkacaktır. Bu tarihten sonra artık komiser yardımcısı alımı sadece teşkilatın kendi içinden yapılacaktır. Böylece Polis Teşkilatımızın en altından en tepesine kadar tüm kademelerindeki terfiler tamamen liyakate, bilgiye, beceriye, başarıya dayalı bir sisteme bağlanacaktır. Bu amaçla yapılan sınavlar Polis Akademisi dışında bir kurumda gerçekleştirilecektir. Açık Öğretim Fakültesi tecrübesiyle kendini kanıtlamış bulunan Anadolu Üniversitesi aracılığıyla yürütülecek bu çalışmanın başarılı olacağını ümit ediyorum. Böylece sistemi hiçbir şaibeye, hiçbir haksızlığa meydan vermeden meslekte yükselme yolları tüm polislerimize açık olacak şekilde işletme imkanını elde edeceğimize inanıyorum.

Değerli kardeşlerim, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz tecrübeleri bize bir gerçeği göstermiştir; Emniyet, yargı, ordu gibi kritik kamu kurumları ile medya, üniversite, iş dünyası gibi toplum üzerinde yüksek etkisi olan yerlerde yerli ve milli anlayışı çok güçlü bir şekilde yerleştirmeliyiz. Hangi görünüm, hangi iddia, hangi kisve altında olursa olsun kendini devletin ve milletin menfaatlerinin üstünde gören hiçbir anlayışın buralarda hakim olmasına izin vermemeliyiz. Bu bizim olmazsa olmazımız olmalıdır. Meşruiyetinin kaynağı millet ve hukuk olmayan adaletten, ahlaktan, vicdandan, değerlerine saygıdan, hoşgörüden nasibini almamış hiçbir kişi ve grubun fikirleri ve eylemleriyle ortak geleceğimize hizmet etmesi mümkün değildir.

Sevgili gençler, şunu unutmayın: Müslüman, aynı delikten iki kez ısırılmaz. Biz FETÖ ve PKK gibi terör örgütlerinin ülkemize verdiği zararları, toplumsal yapımızda yol açtığı tahribatları yeniden yaşamak istemiyoruz. Türk milleti varlığına, birliğine, özgürlüğüne, geleceğine kasteden dış güçlerle mücadelede yeteri kadar yoruldu, yoruluyor. Bir de aynı mücadeleyi onar-yirmişer yıllık periyotlarla içeride vermemizin akılla, mantıkla izah edilebilir bir tarafı yoktur. PKK ile mücadelede sadece 2015 Temmuz’undan bu yana 1000’in üzerinde şehit verdik. Buna karşılık da 10 bine yakın teröristi etkisiz hale getirdik. Ama dikkat edin ölen de, yıkılan da, kaçıp göçen de hepsi bizden gidiyor. Aynı şekilde FETÖ’yle mücadelede kamudan ihraçlarla, tutuklamalarla, kaçıp gidenlerle 100 bini aşkın bir insan kaybımız var. Bunların hepsi de milletimizin kendi ekmeğinden kısarak artırdığı kaynaklarla büyütülmüş, eğitilmiş, her alanda belirli konumlara gelmiş insanlar. Elbette teröre bulaştıkları için, kan döktükleri için, devletlerine ve milletine ihanet ettikleri için bunların hiçbirinin gözünün yaşına bakmıyoruz, bakmayacağız, adaletimizin gereği de budur. Fakat faturayı kendimizin ödediğini de asla unutmayacağız. Allah’ın izni, milletimizin desteği, devletimizin kararlılığıyla biz tüm terör örgütlerinin, tüm teröristlerin üstesinden geliyoruz ve geleceğiz, bu konuda kimsenin en küçük bir şüphesi olmasın, çünkü bu konuda kararlılığımız var. Allah’ın izniyle bu işi halledeceğiz. Aksi takdirde tarih bize bunun hesabını soracak, gelecek nesiller bize bunu hesabını sorar. En az bu mücadele kadar önemli olan, bundan sonra ne yapacağımızdır. Eğer büyük bedeller ödeyerek imha ettiğimiz terör örgütlerinin, teröristlerin yerlerine sürekli yenileri türeyecekse, o zaman burada bir sorun var demektir.

Biz ne diyoruz? Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bunu derken ülkesine ve toplumuna tüm benliğiyle, tüm varlığıyla, tüm samimiyetiyle bağlı insanlardan oluşan bir Türkiye hayal ediyoruz, bunu iddia ediyoruz.

Biz 80 milyon tek milletiz, Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Gürcü’sü, Abhaza’sı, Boşnak’ı, Roman’ı vesaire, bizi kimse parçalayamamalı, buna dikkat etmeliyiz. Niye? Sevgili Peygamberimiz öyle buyuruyor, bizler ayrı değiliz. Ayeti kerime açık ortada, biz sizi kabileler halinde yarattık birbirinizle iyi anlaşasınız, tanışasınız diye. Üstünlük şu ırk, bu ırk olduğu için değil, kim Allah’a daha yakın ise o en üstündür. Öyleyse kimse kimseye afra-tafra yapmasın. Yunus, yaratılanı Yaratandan ötürü seviyoruz diyor. İnsana da bakarken böyle bakacağız, biz yaratılanı Yaratandan ötürü seveceğiz. Benim akrabamdır, parası bol, makamı yüksek, bundan dolayı değil. Eğer bundan dolayı sevmeye kalkarsak orada çok ciddi bir yanılgı var demektir.

Kendi etnik kökenini, kendi meşrebini, cemaatini, kendi ideolojik grubunu… İşte bak, Pensilvanya’daki bu nasipsiz adamın arkasından giden proflar da var. Ya sen prof olsan ne yazar ya? Kusura bakmasın buradaki profesör kardeşlerim. Niye? Cenap Şahabettin’in bir güzel lafı var, Peyami Sefa da olabilir, bunları kitap yüklü merkebe benzetiyor. Kardeşim ya, adam ilkokul mezunu, herhangi bir şey yok, takılmışlar peşine gidiyorlar ve şu anda da birçoğu kaçmış, Pensilvanya’da onun kaşanesinde onunla beraber yaşıyorlar. 400 dönüm arazi Amerika onlara tahsis etmiş, orada beraber dünyada 160 ülkeyi buradan idare ediyoruz diyorlar. Ama Amerika’nın bir sesi çıkıyor mu? Çıkmıyor. Defaatle görüşmemize rağmen, 85 koli dosyayı bunlara göndermemize rağmen sesi çıkıyor mu? Çıkmıyor. Buradan ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Birileri bizi bir yerlerden idare etmeye çalışıyor, birileri bizi bir yerlerden bölmeye, parçalamaya çalışıyor. Fakat bu milleti de, bu ülkeyi bölemeyecekler, parçalayamayacaklar. Bunları defaatle kendilerine söyledik, belgeyse belge, bilgiyse bilgi, hepsini verdik. Ondan sonra bizden kalkıyorlar, diyorlar ki böyle böyle, işte filanca papazı bize verin. Bir papaz da sizde var, siz onu bize verin, biz de size onun yapalım yargıda şeyini, size verelim. Ya onu karıştırma. Ne demek? Sizde yargı var, bizde yargı yok mu? Kaldı ki, bizdeki yargılanıyor, sizdeki yargılanmıyor, Pensilvanya’da bir kaşanede yaşıyor. Sizin vermeniz çok daha rahat, hemen verebilirsiniz.

Yürekliliğimizi her yerde göstereceğiz. Ölmekse, Allah için, vatan için, millet ölmeye hazır olacağız; bütün mesele bu. Şahadet böyle var, yoksa kuru kuruya şahadet olmaz.

Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır hadisi hepimize hitap ediyor. Burada kastedilen birlik, kendi dar çevrimizin değil, tüm milletin, tüm ümmetin birliğidir. İşte ümmet kavramı içerisinde, Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Gürcü’sü, Abhaza’sı, her şeyi var.

Sevgili gençler, buradan açıkça ikaz ediyorum, devletin içinde hiçbir kişinin, ekibin veya grubun paralel bir yapıya veya yapılanmaya gitmesine izin vermeyiz. Şimdi göreve gidiyorsunuz, işte gittiğiniz yerlerde bunları didik didik aramanız bulmanız, çıkartmanız gerekiyor. Nerede ne var, bunları çıkartacağız hep beraber, çünkü bunlar bu ümmeti bölmek, parçalamak istiyorlar. Bizi içimizden böldüler, yaralamaya çalıştılar, ama Rabbim fırsat vermedi.

15 Temmuz gecesi meydanlara çağırdığımızda bu asil milletin meydanlara dökülmesi, caddelere, sokaklara, her yere dökülmesi, işte o ruhundaki asaletin bir tezahürüydü, bunu ortaya koydular. F-16’lar uçuyor ya; öyle kolay iş mi? 250 şehit verdik değil mi? İşte o şahadete yürüyen o aşk olmasa olur muydu? 2193 gazimiz oldu, o aşk olmasa, o iman olmasa bu olur muydu? Telefonla konuşuyor ve telefonda ne diyor? Kuzenim diyor, belki bir daha görüşemeyiz ve hakikaten şehit oluyor. Şimdi kardeşi, o da benim yanımda sizler gibi polis, benim korumalarımdan bir tanesi de o. Bu aşk, bu inanç, bu çok önemli. Yoksa herkes o F-16’nın karşısında, o tankların karşısında, top, bunların karşısında, helikopterler saldırıyor… İşte şimdi şu millet evi biliyorsunuz bir gazi evdir, bu çevrede 29 şehidimiz var, 36 gazimiz var elhamdülillah, bunları da gördü bu milletin evi. Sizlerin yetiştiğiniz o merkezde 53 şehidimiz var. Haince, alçakça geldiler, ha en önemli merkez burasıdır dediler değil mi, o merkezi vurdular ve 53 şehit orada verdik. Şimdi biz bunların hesabını sormayacak mıyız? Burası yol geçen yolu mu ya? Burası bu milletin en önemli hareket merkezidir. Biz burada, böyle gel F-16’yla vur geç; var mı böyle bir şey ya? Bazıları bana şimdi mektuplar yazıyor, işte benimki diyor suçsuz, şusuz vesaire. Tamam da, yani o F-16’da seninki vardı ve onlara emreden, komuta eden oydu; bundan haberin var mı? İşte onlar bunu bilmiyordu. Ne demek bilmiyordu? Bunların hepsi yaşandı. İşte bu yönde girişim başlatanlar, organizasyonlar yapanlar veya heveslenenler, hangi gruba mensup olurlarsa olsunlar karşısında hep beraber bizi bulmalıdır.

Türkiye dost ve kardeş topluluklarıyla birlikte çok büyük ve güçlü bir ülkedir. Hamdolsun, 80 milyon nüfusumuzla, ekonomik gücüyle, imkanlarıyla, savunmadaki, askerdi, polisti fark etmez, bütün teknik altyapı, üstyapımızla böylesine büyük bir ülkede herkesin kendi alanında yapacak ziyadesiyle iş vardır. Yardım faaliyetleriyle ilgileniyorsanız kendi vatandaşlarımız yanında el uzatmamız gereken Suriyelisi, Iraklısı, Afrikalısı, Asyalısı, Arakanlısı, Balkanlısıyla yüzlerce milyon mağdur ve mazlum var, bunlara yoğunlaşmak lazım. Ve ne diyorlar biliyor musunuz gittiğim her yerde? Türkiye Türkiye Türkiye. Bu mutluluk, mutluluk be. Yani elhamdülillah, mazlumlar, mağdurlar Türkiye’yi kendileri için sığınacak bir liman olarak görüyorlarsa, bu bir mutluluktur. Bunun tam tersi de olabilir değil mi? O günleri de gördük. Delikli yüz para derdik biz eskiden 2,5 kuruşa, muhtaç olduğumuz dönemler oldu. Marshall yardımlarıyla bu ülkenin askeri gücünün oluşturulduğu dönemler oldu. Ama şimdi artık öyle Marshall yardımı, şu-bu, filan-falan yok, artık biz bunları kendimiz yapar hale geldik, artık bu güce kavuştuk. Askerimizle, polisimizle hepsi bu güce kavuştuk, daha da iyi olacak. Eğer bu millet, bu ülke artık kendisi insansız silahlı-silahsız hava araçlarını üretir hale geldiyse, işte bize o zulmetmek isteyenler bizi şimdi ev sahibi yaptılar, bizi güç sahibi yaptılar; bunların daha da iyisi olacak. Bu konuda her türlü çalışmamız devam ediyor, zaten bunları da sizlere zaman içerisinde üst düzeydeki bütün arkadaşlarım da anlatacaklar, sizler de bunlardan zaten haberdar olacaksınız, burada bunlara girmeye gerek yok.

Eğitim faaliyeti yürütüyorsanız, özel eğitim kurumlarına tarihimizde hiç olmadığı kadar büyük bir alan açtık. İster ilk, orta, lise, üniversite düzeyinde olsun, ister dini eğitim alanında olsun, okuluyla, öğrencisiyle, öğretmeniyle, yurduyla ve diğer hususlarıyla yapılacak o kadar çok iş var ki, asırlarca uğraşsak bitiremeyiz.

İlim-irfan işleriyle uğraşıyorsanız kıyamete kadar bitmeyecek bir sorumluluğun, bir yükün altına girdiğinizi zaten biliyorsunuz.

Kültür ve sanat alanına yönelmişseniz, ülkemizin katkıya en çok ihtiyacı olan alanda faaliyet gösteriyorsunuz demektir.

Dolayısıyla ne yapsanız karşılık bulur, hangi hizmeti sunsanız teşekkürle karşılanır. Bu kadar çok hizmet ve faaliyet alanı önümüzde dururken, tutup tüm gücü, tüm imkanları devlet içinde paralel bir yapı oluşturmaya teksif etmek netice vermeyeceği gibi, yılların emeğinin hebasına yol açar. Devlet kendi işini yapacak, hayırsever, eğitimci, ilim-irfan sahibi, kültür, sanat erbabı da kendi alanında en güzel hizmetleri vermeye çalışacak. Tüm bunlar milletin maddi ve manevi varlığını güçlendirmek, yüceltmek içindir.

Her fırsatta ifade ettiğim gibi bizim ölçümüz, Şeyh Edebali’nin ifadesiyle, insanı yaşat ki devlet yaşasın. Elbette herkesin ülke yönetimine talip olma hakkı vardır, bunun yolu siyasetten geçiyor. Kuraksınız partinizi, çıkarsınız milletin karşısına, programınızı, hedeflerinizi anlatırsınız, eğer gereken desteği bulursanız iktidara gelir ülkeyi de yönetirsiniz. Ülke yönetiminde söz sahibi olmanın tek meşru yolu budur. Bunun dışındaki yol ve yöntemlerin darbelerden, cuntalardan, vesayet güçlerinden, işgallerden bir farkı yoktur.

Kardeşlerim, sevgili gençler, saygıdeğer hocalarım; bir yandan içerideki ihanet odaklarıyla mücadele ederken, diğer yandan bölgemizde ve dünyada yaşanan büyük değişim sürecinden ülkemizi güçlü bir şekilde çıkarmanın da hesapları içindeyiz. Ülkemiz üzerinde yapılan hesapları boza boza bugünlere geldik, ne toplumsal kaos senaryoları tuttu, ne darbe teşebbüsleri neticeye ulaşabildi, ne üzerimize salınan terör örgütleri başarılı olabildi. Şu anda Güneydoğu, Doğu, buralarda polisimizle, jandarmamız, askerimizle verilen mücadeleyle az önce rakamı verdim, hamdolsun 1’e 10 netice alır noktaya geldik. Bu, uluslararası terörle mücadelede aslında konulan çıtanın üstüdür, bu çıtanın üzerine çıkmış vaziyetteyiz; yeter mi? Yetmez. Yeter olan nedir? Sıfırlamaktır. İnşallah o günleri de göreceğiz. Bu ülkeden o terör bulutları yok olup gidecek, işte bu genç, dinamik kadrolarla bu işi de başaracağız.

Suriye ve Irak’ta yaşanan hadiseleri, bu ülkeler üzerinde yapılan hesapları Türkiye’den bağımsız olarak görmüyoruz. Eğer Türkiye konusundaki niyetler gerçekleşmiş olsaydı, zaten şu anda Suriye ve Irak başta olmak üzere tüm bölgemizde başka şeyler konuşuluyor olurdu. Bizim bozduğumuz oyunları sebebiyle sürekli yeni senaryolar üretiliyor ve tedavüle sokuluyor. Böylesine değişken, böylesine sisli bir zeminde biz hem kendi hedeflerimize bağlı kalarak, hem de tüm kardeşlerimize sahip çıkarak farklı bir yol izliyoruz. Büyük devlet olmanın, büyük bir millet olmanın verdiği o vakarla, günlük gelişmelerin heyecanına kapılmadan asıl oyunun, asıl amacın bilincinde olarak kararlılıkla adımlarımızı atıyoruz, atacağız. Bu süreçte çıkarlarımızın yüzde 100 uyuştuğu, hedeflerimizin tam olarak kesiştiği hiçbir gücün olmadığını belirtmek isterim. Herhangi bir konuda buluştuğumuz her ülkeyle ve güçle, bir başka yerde mutlaka maalesef ayrışıyoruz, hatta karşı karşıya da geliyoruz. İşte bu karmaşık ilişkiler yumağı içinde ülkemizin ve milletimizin çıkarlarını koruyarak istiklalimizin ve istikbalimizi önceleyen bir anlayışla mücadelemizi yürütüyoruz.

Kuzey Irak’ta ortaya çıkan son durum, bizim açımızdan üzüntü verici olmakla birlikte, üstesinden gelemeyeceğimiz bir mesele değildir. Birlikte hareket etmeyi sürdürmemiz halinde çok güzel neticeler elde edebileceğimiz Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, anlamsız bir şekilde başlattığı bağımsızlık girişimiyle adeta kendini ateşin ortasına atmış bulunuyor. Kim senin bağımsızlığını kabul ediyor? Kosova bakın ne günden ne güne şu ana kadar daha 114 ülke Kosova’nın bağımsızlığını kabul etti. Çok gariptir, işte biz şu anda İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanıyız, biz söylüyoruz ya, tanıyın diyoruz, İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerden bile Kosova’nın bağımsızlığını hala tanımayan ülkeler var. Dedim ya, bazı yerde bütünleşiyoruz, bazı yerde ayrışıyoruz. İşte Kosova Müslüman, halkının neredeyse yüzde 90’ını aşkın kesimi Müslüman, ama yok işte şurada şu var, ondan dolayı sıkıntıya düşeriz, onun için şu anda mümkün değil; bu tür böyle saçma sapan bahanelerle karşımıza çıkanlar var.

Şimdi Kuzey Irak’ta da, otur oturduğun yerde ya işte, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi başındasın, para pul, her şeyin var, petrolün var, rahat dur; yok. Neymiş, bağımsız devlet olacakmış. Ya 350 sınırın var, bizimle bunu konuştun mu? Yok. İran’la konuştun mu? Yok. Federal devletle konuştun mu? Yok. Öbür tarafta Suriye’de şu anda zaten içeride savaş var, orayla mutabık mısın? O da yok. Nasıl sen geliyorsun da böyle bir adım atıyorsun? İşte devlet yönetmek, öyle bir aşiretin reisi olarak işi çözmekle bu iş olmuyor. Şimdi oradan hareketle herhalde kendisine de bu noktada çok ciddi teşvikler oldu, bu oyuna gelerek böyle bir adımı atmış bulunuyor. Maşallah, yüzde 92 filan da kabul görmüş. Yüzde 72 katılım varmış, yüzde 92 evet demiş. Bunları biz çok gördük. Burada da darbeler olduğu zaman, bu darbelerin neticesinde yüzde 90-95 evet diyenlerin olduğunu çok gördük. Güzel bir nükte; bir gazeteci şoföre diyor ki bindiği araçta, sen ne oy kullandın? Evet. Peki, ne düşünüyorsun, eğer durumlar iyi gitmezse ne olacak? Çocuklarımı toplarım Türkiye’ye giderim diyor. Yani şimdi onlar bile bu işi hazmetmiş değil, evet veriyorum, ama bir aksilik olursa da gideceğim yer Türkiye. Yani konumumuzun ne olduğu ortada.

Bölgemizde yakılan her ateş gibi inşallah bu da bizi teğet geçer, ama birilerinin canını fena halde yakar. Bugün sırf kendi çıkarları için kullanacak araç arayanlara gönüllü asker yazılanlar, yarın her şey normale döndüğünde kapı komşularının, kardeşlerinin, kaderdaşlarının yüzüne bakamayacaklardır, bunu böyle bilsinler. Atılan bu adım, dün bölgedeki kötülüklerin sembolü haline gelmiş olanlara dahi rahmet okutacak vahamette gelişmelerin önünü açma faaliyetlerinin potansiyelini taşımaktadır, işte böylesine bir tehlike var. Geçmişte kendilerinin maruz kaldığı zulüm ve baskı politikalarını bugün zayıf gördükleri herkese uygulayanların artık mağduriyet sözünü ağızlarına almaya hakları kalmamıştır. İşte Türkmenlere orada zulmediyorlar. Onların haklarını-hukukunu asla göz önünde bulundurmuyorlar. Ama öbür taraftan da, biz devlet olacağız. Biz dostlarımızın ve kardeşlerimizin sadece iyiliğini isteriz. Bugün Kuzey Irak’taki gelişmelere eğer böyle sert bir tepki veriyorsak, tek sebebi;  en başta Kürtler olmak üzere Arapların, Türkmenlerin ve diğer kesimlerin iyiliğini istiyor olmamızdır. Yapılan ve esasen hiçbir hukuki ve fiili karşılığı olmayan referandum kimsenin faydasına değildir.

Tüm ikazlarımıza rağmen ısrarla girişilen bu maceranın hüsranla sonuçlanması kaçınılmazdır. Hiç kimse kendini kandırmasın, Kuzey Irak’taki mesele şu veya bu kesimin devlet kurma hakkıyla alakalı değildir. Buradaki asıl konu, bölgedeki halkların birliğini, beraberliğini, dayanışmasını ortadan kaldırarak ardı arkası gelmez çatışmaların önünü açmak isteyenlere payanda olunmasıdır. Mezhep gerilimi sebebiyle zaten yeteri kadar acı çeken bölgenin şimdi bir de etnik kavgalarla daha da örselenmesinin kime faydasının olduğunu çok iyi hesap etmeliyiz. Türkiye’ye, Irak’a, Suriye’ye, buralarda yaşayan hiç kimseye faydası bulunmayan bir girişimin birileri tarafından açık veya örtülü şekilde desteklenmesinin sebebi, elbette ki onların birilerinin işine geliyor olmasıdır. Bugün bir gazetede okudum, biz İsrail bayraklarının olduğundan haberimiz yoktu diyor Kuzey Irak Yerel Yönetimindeki bir yetkili. Görmüyorsun, ben Türkiye’den görüyorum da, sen Kuzey Irak’ta nasıl görmüyorsun? Bir gün, iki gün, üç gün. Çünkü geçmişte İsrail’in MOSSAD’ı onların ileri gelenleriyle işbirliği halindeydi. Şimdi yine bu hareketlendi. Biz hem bu konudaki tavrımızı net bir şekilde ortaya koyacak, hem de sonuna kadar ikaz vazifemizi yerine getireceğiz.

Suriye’ye yakılan ateşin nasıl ülkemize sıçramasına izin vermediysek, Irak’ta teşebbüs edilen bu fitneyi de inşallah durduracağız.

Sevgili gençler, saygıdeğer hocalarım; yeni Lawrence’ler bu defa başarılı olamayacaklardır, bunu bilmenizi istiyorum. Dünya haritasını şöyle önünüze alıp baktığınızda ülkemizin bulunduğu yerin ne derece önemli olduğunu başka hiçbir izaha gerek kalmadan görebilirsiniz. Böylesine büyük bir hazineye sahip olmanın bir bedeli mutlaka olacaktır. Türk milleti olarak bin yıldır biz bu bedeli ödüyoruz. Kimi zaman Haçlı Seferleriyle, kimi zaman Moğol İstilasıyla, kimi zaman kendi içimizde oluşturulan çatlaklarla maruz kaldığımız imtihanlardan hamdolsun alnımızın akıyla çıktık. Bizim 2023 hedefimizi, 2053 ve 2071 vizyonlarıyla daha da ileriye taşımamızın sebebi, halen içinden geçtiğimiz imtihanları başaracağımıza olan inancımızdır. Bu tarihlerin hiçbiri de tesadüf değildir, sıradan değildir, rastgele belirlenmiş değildir. Geçtiğimiz 15 yılda yaptıklarımızın taçlandırılması olan bu vizyonlarımızın mesajını dışarıdaki herkes aldı. Ama maalesef içimizdeki bazıları hala bu meseleyi anlayamadı. Hiç önemli değil, her dönemde böyle gafiller, böyle aymazlar çıkabilir. Aslolan milletimizin bu taşıyıcı ve kurucu unsuru olan kahir ekseriyetinin ne dediğidir, ne istediğidir; zaten demokrasi de bu değil mi? Milletimiz özellikle son 4 yıldır karşılaştığımız her sıkıntıda iradesinin büyük ve güçlü Türkiye’den yana olduğunu ortaya koymuştur. 2019 yılından itibaren geçeceğimiz yeni yönetim sistemimiz, hedeflerimiz doğrultusunda çok daha kararlı ve süratli bir şekilde ilerleyebilmemizi sağlayacaktır.

Saygıdeğer hocalarım, sevgili gençler, misafirlerimiz; ben bu vesileyle olimpiyat, dünya şampiyonluklarını hakkıyla almış Naim Süleymanoğlu ile ilgili bir duyurumu tüm milletime ve dünyaya buradan hatırlatmak istiyorum. Bildiğiniz gibi çok ciddi bir siroz ve karaciğer yetmezliği sebebiyle yoğun bakımda, şu anda yoğun bakımdan çıkmış vaziyette bir özel hastanede. Ancak bir transplantasyonla, bir karaciğer nakliyle umudun olduğu söyleniyor, bunu özellikle milletime duyurmak istiyorum. Kendisine geçmiş olsun temennimi dualarımızla özellikle güçlendirmek istiyorum. Ve bu vesileyle inanıyorum ki Naim Süleymanoğlu’nu zaten ülkemde, dünyada tanımayan-bilmeyen sporla ilgilenenler içerisinde yok gibidir. Bu vesileyle de tabii Turgut Özal’a da Allah’tan rahmet diliyorum, çünkü Naim Süleymanoğlu’nu biliyorsunuz o dönemde ülkemize kazandıran da oydu. Allah’tan şifalar temenni ediyorum.

Bu vesileyle, sizler de ülkemizin bu tarihi dönüşümüne, Emniyet Teşkilatımızın belkemiğini teşkil eden kritik noktalarda üstlendiğiniz, üstleneceğiniz görevlerde ülkemizin güvenliğine, barışına, katkıda bulunacaksınız. Huzurun ve güvenin olmadığı bir toplumun orta ve uzun vadeli hedeflerine odaklanabilmesi mümkün değildir. Can güvenliğimizin garantisi sizsiniz, mal güvenliğimizin garantisi sizsiniz, nesil güvenliğimizin garantisi sizsiniz, akıl güvenliğimizin garantisi sizsiniz, dolayısıyla bu güvenlikleri bir kenara atmak mümkün değil, hep bunu beraberce inşallah hayata geçireceğiz. Milletimize işte bu imkanları siz sağlayacaksınız.

Her birinize görev yerlerinizde başarılar diliyorum. "Sağ ol." Rabbim yar, yardımcınız olsun inşallah. "Sağ ol." Mezuniyetinizin hayırlı olmasını temenni ediyorum. Rabbim sizi ailelerinize bağışlasın. Evli olanlarınıza ve olacak olanlara da şimdiden hayırlı nesiller inşallah meydana getirmeyi de Rabbim lütfetsin diyorum. "Sağ ol."  

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.