Cumhurbaskani Erdogan’in, TBMM’de 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Töreni’ndeki konusmasi
Sayın Meclis Başkanı, Sayın Başbakan, siyasi partilerimizin değerli genel başkanları, şehitlerimizin emaneti değerli kardeşlerim, değerli gazi kardeşlerim ve bu anlamlı geceyi bizlerle paylaşan değerli misafirlerimiz, 15 Temmuz’un birinci yıl dönümünde Başkentimizin dört bir köşesinden şu anda Meclisimizin teşrif eden sevgili vatandaşlarım, sevgili Ankaralılar; hepinizi en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.
Burada bu saatte sizlerle Türkiye’nin yakın tarihinde yaşadığı en büyük ihanet, işgal ve darbe girişimi olan 15 Temmuz’un birinci yıl dönümü vesilesiyle buluştuk.
Öncelikle, 15 Temmuz gecesi şehit olan tüm kardeşlerime Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum. O gece yaralanarak gazilikle şereflenen tüm kardeşlerimize sıhhat ve afiyet temenni ediyorum.
Ankara ve İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin her yerinde darbecilerin karşısına dikilerek bu büyük ihanet girişimine geçit vermeyen milletimin her bir ferdine şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum.
Türk milleti 15 Temmuz’da herhangi bir topluluk değil, kelimenin tam anlamıyla millet olduğunu, hem de nasıl bir millet olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Yaşadığı ülke, mensubu millet, özelikle de gençler konusunda ümitsizliğe düşmüş olanlar vardı, 15 Temmuz gecesi hep beraber gördük ki, küllerin altında kor bir ateş yanıyor, vakti, saati geldiğinde o kor ateş istiklaline ve istikbaline el uzatan herkesi yakıp kül eden bir aleve dönüşüyor. Bir asır önce 7 düvelin biraraya gelip tüm gücüyle yüklendiği Çanakkale’de herkesi şaşırtan bir zafere imza atmıştık. 15 Temmuz’da da 7 düveli arkasına alan bir ihanet çetesinin 40 yıllık planını 20 saate kalmadan bozarak tarihimize yeni bir zaferi nakşettik.
Savaşlar ordular arasında olur, Türk milleti 15 Temmuz’da ordulaşmış bir ihanet çetesine karşı yüreğindeki iman ve çıplak elleriyle bir mücadele verdi. Benim milletimin elinde silah mı vardı, benim milletim o alçaklara karşı, o hainlere karşı silahla mı yürüdü? Elindeki bayrağıyla ve yüreğindeki imanıyla yürüdü. Dünyada bunun başka bir örneği yok, kurşunu göğsünde durduran bir başka millet de yok.
Ne diyor İstiklal Marşımızda:
“Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın;
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.”
Evet, millet göğsünü siper etti. Tankı yumrukla durduran bir başka millet yok. Tankın egzozunun içine fanilasını, tişörtünü sokmak suretiyle onu durduran bir başka zeka da yok. Uçağı, helikopteri yakalamak için hamle yapan bir başka millet yoktur. Ölümün üzerine böylesine cesaretle giden bir başka millet yoktur. Can pazarının ortasında dahi zalimle mazlumu ayırt etme konusunda dünyanın her köşesinde adaletin sembolü olarak kullanılan o gözleri bağlı mitoloji heykelini utandıracak bir hassasiyet gösteren bir başka millet yoktur. Böyle bir milletin mensubu olduğum, böyle bir ülkenin evladı olduğum için her zaman Rabbime hamdediyorum.
Ne diyor şair:
“Ey bütün cihana bedel Türk ili,
Açtığın cenklerin yoktur evveli.
Tarih bir nehir ki coşkundur seli.
Sen ona nispetle umman gibisin.
Bir yandan hep böyle taştın, köpürdün,
Bir yandan cefalı bir ömür sürdün,
Fakat ne derece ezildin sen de dün,
Şimdi gene tunçtan kalkan gibisin.
Evet, ülke ve millet olarak şimdi yine tunçtan bir kalkan gibi hedeflerimize doğru ilerliyoruz; öyle mi? ("Evet" sesleri)
Kardeşlerim, 15 Temmuz’u herhangi bir darbe girişimi olmanın ötesinde ihanet kalkışması şekilde ifade etmemizin bir sebebi var. Şu anda önünde bulunduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi bizim bağımsızlığımızın ve demokrasimizin sembolüdür. Bu Meclis Kurtuluş Savaşını bizzat idare etmiştir. Polatlı’ya kadar yaklaşan düşmanla yapılan savaşta top sesleri duyulurken dahi Meclisimiz görevini sürdürmüştür.
Cumhuriyet tarihimiz boyunca pek çok badire yaşamamıza rağmen, hiç kimse bu kutlu çatıya el uzatmayı düşünmemiştir.
(“İdam isteriz” sesleri) Kardeşlerim, ben sizinle kanaatimi paylaştım, hukuk içinde, Parlamento burada, Parlamentoya gelir ve Parlamentodan ben geçeceğine inanıyorum. Parlamentodan geçtiği zaman bana geldiğinde de ben tereddütsüz onaylarım. Çünkü 250 şehidimizin ve milletimizin burada ahı var, 2193 gazimizin ahı var. Ve Hans ne der, George ne der, ben şahsen buna bakmam. Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin, Ayşe, Fatma, Hatice ne der ona bakarım.
Değerli kardeşlerim; 15 Temmuz bu ihaneti yapanlar böyle alçakça bir cüret göstermişlerdir, çünkü onlar ülkenin yönetimine el koymanın çok ötesinde niyetlerle yola çıktılar. Amaçları ülkemizi ve milletimizi topyekun esir ederek hem devletimizi, hem medeniyetimizi kökten yıkmaktı. Bunun için Türkiye Büyük Millet Meclisi öncelikle hedef aldıkları ve en çok bombaladıkları yer olmuştur. Darbeciler tıpkı milletimizin korkup evlerine saklanacağını sandıkları gibi milletvekillerimizin de Meclisi terk edip kaçacaklarını düşünmüşlerdi. Milletimiz sokaklara ve meydanlara dökülerek ülkesine sahip çıkarken, Ankara’da bulunan Meclis Başkanımız ve milletvekillerimiz saat 23:30’dan itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir araya gelmeye başlamışlardı. Pensilvanya’daki FETÖ Türkiye’deki temsilcilerini idare edemiyordu.
Şimdi diyorum ki kimse Pensilvanya’daki bu FETÖ’nün bütün kirli çamaşırlarını ortaya çıkarmaktan çekinmesin, ne biliyorsa söylesin, adını anmaktan çekinmesin. Çünkü biz Müslümanlar olarak iki kişi konuşuyorsak, üçüncüye hainlerin kim olduğunu anlatmalıyız, öğretmeliyiz ki herkes bilsin.
Kardeşlerim, işte saat 23:15, 23:15’te de İstanbul Atatürk Havalimanında onbinler vardı, ama orada da bir siyasetçi vardı o esnada. Ve o siyasetçi ne yazık ki tankların VIP’nin önünden çekilip ondan sonra çıkmayı planladı. Ve tankların başındakilerle pazarlık yapıldı, tanklar oradan çekildi, ondan sonra tankların önüne çıkarım diyen bu kişi Bakırköy’deki Belediye Başkanının yanına gitti.
Kardeşlerim; bugün baktım konuşuyor ve konuşurken de hala bu olayı kontrollü bir darbe olarak ifade ediyor. Kimseyi aldatmayalım, bu olaya kontrollü darbe demek gerçekten bir nasipsizliktir. Bu olaya kontrollü darbe demek nasipsizliğin ötesinde vurdumduymazlıktır. Siz bu milleti ne zannediyorsunuz? Nasıl kalkar da buna kontrollü darbe dersiniz? Ha siz yoksa bu sürecin hala böyle devam etmesini mi istiyorsunuz? Kusura bakma, olağanüstü hal Pazartesi günü Milli Güvenlik Kurulu gündemine gelecek, konuşacağız ve Hükümetimize tavsiye kararını alacağız.
Dünyanın değişik yerlerinde bir eyalette basit bir mesele oluyor olağanüstü hal ilan ediyorlar. Fransa’da işte bakıyorsunuz teröristler, şöyle bir 10-15 kişi ölüyor, orada 1 yıl olağanüstü hal kararı alıyor. Bizim ülkemizde devletimize karşı devletimizi yıkma operasyonu yapılıyor, 250 kardeşimiz şehit ediliyor, 2193 vatandaşımız gazi oluyor, hala kontrollü darbeden bahsediliyor. Yazıklar olsun, yazıklar olsun, başka ne diyeceğiz? Ve söyleyecek fazla söz herhalde gerek yok.
Saat 01:30, Meclise ulaşmayı başarabilen 106 milletvekilimizle Genel Kurul açıldı, çalışmalarına başladı. Genel Kurulda söz alan grup başkanvekilleri, bakanlar ve milletvekilleri darbeye karşı duruşlarını ifade ettiler. 15 Temmuz bir tiyatrodur diyenler o gece burada yaşananları farklı partilere mensup milletvekillerinin ağzından anlatan Meclisimizin yayınladığı Gazi Meclis’te O Gece Kitabından en ince detayına kadar öğrenebilirler.
Kardeşlerim; Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 tarihinde milletvekillerimiz ve milletimizle birlikte dualarla, salavatlarla, tekbirlerle açılmıştı. Aradan 96 yıl geçtikten sonra 15 Temmuz 2016 tarihinde de Türkiye Büyük Millet Meclisi yine milletvekillerimiz ve milletimiz tarafından aynı şekilde dualarla, tekbirlerle müdafaa edilmiştir. Milletimiz meydanlarda, caddelerde darbecilere karşı cesaretle direnirken milletvekillerimiz de Meclis’te toplandılar. O gece milletvekillerimiz Genel Kurulu açık tutarak darbecilere meydan okudular. F16’lar bomba yağdırıyordu, helikopterlerden mermiler geliyordu, ama milletvekillerimiz Meclis’te o gün kapalı olmasına rağmen açtılar ve çalışıyorlardı. Kürsüden tüm Türkiye’nin ve dünyanın gözü önünde darbecilere başaramayacaksınız diye haykıran milletvekillerimiz, halkımızın namuslarına emanet ettiği özgürlüğümüzün ve demokrasimizin sembolü Meclis’imize sahip çıktılar. Buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tüm mensupları, özellikle de o gece Genel Kurulda bulunma imkanı elde eden 106 milletvekilimizi ayrı ayrı tebrik ediyorum.
Darbeciler Meclis’i bombalarken ne kadar alçaldılarsa, milletvekillerimiz de o Meclis’in çatısı altında istiklalimize ve istikbalimize sahip çıkarak o derece yükseldiler. Böyle millete böyle Meclis yakışır.
Gazilikle ikinci kez şereflenen Meclis’imizin kalbimizdeki, gözümüzdeki yeri de artık çok daha başkadır. Milli iradenin vatanın sembolü olan Meclis’imize bir daha kimsenin el uzatamaması için artık daha çok çalışacağız. Bakınız şairimiz ne diyor:
“İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
Günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur:
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?”
Evet, bu millete nasıl kıydınız? Bu milleti nasıl parçaladınız. Ey FETÖ, senin gideceğin yer var mı ya? Bu milleti parçalamak için yapmadığın iş kaldı mı? Çalmadığın kapı kaldı mı? Şimdi Pensilvanya’da 400 dönüm yeri sana tahsis ettiler, oradan dünyayı idare ediyorsun.
Darbe hesabı yapanlar, Allah’ın hesabının üzerinde bir hesap olmadığını unuttukları için kafayı duvara değil ama milletimizin iradesine vurdular. 15 Temmuz gecesi bu vatana kıymaya çalışanlar şimdi mahkemelerde ihanetlerinin hesabını veriyorlar. Suyunu içtikleri, ekmeğini yedikleri vatanlarını Pensilvanya’daki şarlatanın emriyle 1 dolara satanlar zindanlarda çürüyüp giderken, bu Meclis milletimize hizmet etmeye devam edecek. Çünkü milletimize sözümüz var, Cumhurbaşkanlığıyla, Meclisiyle, Hükümetiyle, tüm resmi ve özel kurumlarımızla birlikte ülkemizi muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkaracak, 2023 hedeflerimize mutlaka ulaşacağız. Bu sözümüzü yerine getirine kadar ne bize, ne Meclisimize, ne Hükümetimize, ne de milletimize durmak, duraksamaz, dinlenmek yoktur.
Kardeşlerim, 15 Temmuz gecesi öyle bir gece ki, anlatmaya ne kelimeler, ne cümleler kifayet eder, ne de soluğumuz yeter. Demokrasi ve Milli Birlik Günü olarak ilan ettiğimiz bu tarihin anlamını en iyi o geceyi yaşayanlar bilir. Şu anda 81 vilayet hamdolsun sadece ilk merkezlerinde değil, ilçelerinde bile gümbür gümbür milletimiz, evet, bu günü, bu geceyi kutluyor.
Burada Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde hemen karşımızdaki Genelkurmay Başkanlığımızın çerçevesinde, Kızılay Meydanında, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi etrafında, Ankara Emniyet Müdürlüğünün önünde, Kazan’da, Mürtet Üssü önünde ve diğer yerlerde yaşanan hadiselerin onbinlerce, yüzbinlerce şahidi var. Şehitlerimizin her birinin hikayesi çeşitli kurumlarımız tarafından kitap olarak, belgesel olarak yayınlanmıştır. Gazilerimizle her biraraya gelişimizde onların yaşadıkları hadiselerin yüreğimizi yakan, aklımızı zorlayan yeni boyutlarını öğreniyoruz.
Henüz hayatının baharına bile girmemişken, 14 yaşında gazilikle şereflenen bir kızımız, o hainlere, siz daha 14 yaşındaki bir çocuğu karşı duramazken, bu devleti yıkmayı, bu millete hakim olmayı nasıl başaracaksınız diye sesleniyor.
Bir başka gazimiz, vücudundaki 14 parça şarapneli ahirette sahip olacağı en büyük delil olarak görüyor.
Babası, kendisi ve oğluyla birlikte 3 nesil olarak ilk defa üzerine çıktıkları bir tankı sanki yıllarca eğitimini almış gibi doğru yöntemlerle etkisiz hale getirmeye çalışan ve bu esnada vurulan bir başka gazimizin en büyük üzüntüsü ise ne biliyor musunuz? Kendisine şahadetin nasip olmayışı.
O gece Ankara Emniyet Müdürlüğünü kahramanca savunurken darbeciler tarafından ağır şekilde yaralanan bir emniyet müdürümüz, eğer birleri köprü olmasaydı hiçbir uçurum geçilemezdi diyor.
15 Temmuz Şehitler Köprüsünde vurulan ve ayakları parçalanan bir başka kardeşimizin ertesi gün hastane gözlerini açıp da darbenin bastırıldığını öğrendiğindeki ilk sözü, dosta güven, düşmanı korku verdik oluyordu.
Bir başka gazimiz kaybettiği uzvuna aldırmaksızın, darbe başarılı olsaydı bunu çocuklarımıza, torunlarımıza nasıl izah ederdik diyerek duygusunu anlatıyor ve diyor ki, bacağım kopmuş ne olur, kolum kopmuş ne olur, bacaksız, kolsuz yaşayabilirim, ama vatansız yaşayamam diyor.
Evet, ezan, bayrak, vatan aşkının en uysal kişiyi bile mitolojik bir kahramana çevirdiği işte bu ruh, bu heyecan, bu cesaret olduğu sürece, Allah’ın izniyle kimse bu devleti yıkamaz, bu milleti esir edemez.
Evet, şair öyle diyor:
“Bu gün genç, ihtiyar, kadın, kız, kızan,
Uzanıp yatsak da çardak altında,
Boruyu çalınca yarın borazan,
Hemen toplanırız bayrak altında.
Bizi hiç tasalı görmez bu yerler;
Yiğitler, ölürken bile gülerler,
Yeter ki yaşayan er oğlu erler,
Bizi çiğnetmesin ayakaltında.”
Evet, 80 milyon yaşayan er oğlu erimiz şehitlerimizin hatıralarını asla ayaklar altında çiğnetmeyecektir. Darbeci soysuzlar da, onları üzerimize salanlar da bundan sonra rahat yüzü göremeyeceklerdir.
Türk milleti mücadeleye alışkındır. Tarih boyunca bedelini ödemediğimiz hiçbir kazancımız olmamıştır. Zayıf düştüğümüzü sanarak bir sırtlan gibi üzerimize saldıran, ama bu aslanın hala dimdik ayakta olduğunu görünce süklüm, püklüm geri çekilenler de yaptıklarının bedelini ödemeye hazır olsunlar. Atalarımızın dedi gibi; “keser döner sap döner, gün olur hesap döner”, inşallah o gün yakındır.
Kardeşlerim, 15 Temmuz darbe girişimi bize pek çok şeyle birlikte dostumuzun, düşmanımızın kimler olduğunu da bir kez daha göstermiştir. Darbenin ilk saatlerinden itibaren demokrasinin ve meşru yönetimin yanında yer almak yerine, hemen Türkiye’nin ve şahsımın aleyhine konuşacak isim bulma arayışına giren yabancı basın kuruluşları vardı. Milletimiz darbeyi bastırdığında muhataplarımız kaybetti diyen, dostlarımız yenildi diyen, iyiler mağlup oldu diyen yabancı analistlere, yetkililere şahit olduk. Buna karşılık, dünyanın pek çok yerinde vatandaşlarımızla birlikte sokaklara dökülüp darbecilere meydan okuyan dostlarımızı da gördük. Hiçbir vatandaşımızın olmadığı yerlerde dahi, büyükelçiliklerimizin ülkemizle irtibatlandırılan herhangi bir kuruluşun önüne gidip tavrını ortaya koyan dostlarımız vardı. Darbe gecesi savaş uçaklarının gürültüleri altında telefonda samimiyetle desteklerini bildirenler de, günler sonra her tarafından dökülen bir riyakarlıkla güya üzüntülerin ifade edenler de oldu. Ya bu dünya bir garip dünya.
15 Temmuz darbesi bize göstermiştir ki, devlet olarak, millet olarak da güçlü olmak zorundayız. Eğer gülcü değilsek bize bir tek gün bile yaşama hakkı vermeyecek o kadar çok düşman pusuda bekliyor ki, isimlerini tek tek saymaya kalksak çok ciddi uluslararası krizle karşılarız. İsimlerini söylemiyoruz ama, hepsini de biliyoruz.
Onlara geçtiğimiz yıl 15 Temmuz’un ardından verdiğim mesajı burada bir kez daha tekrarlamak istiyorum; başaramayacaksınız, milletimizi bölemeyeceksiniz, bayrağımızı indiremeyeceksiniz, vatanımızı parçalayamayacaksınız, devletimizi yıkamayacaksınız, ezanlarımızı susturamayacaksınız, ülkemize diz çöktüremeyeceksiniz, halkımıza boyunduruk varmayacaksınız, bizi yolumuzdan geri döndüremeyeceksiniz.
Evet, biz dostumuz da biliyoruz, düşmanımızı da biliyoruz. Daha önemlisi, kim olduğumuz, nereden geldiğimiz, nereye gittiğimizi biliyoruz. Binlerce yıldır adeta kurtlar sofrası olan şu coğrafyada ayakta kalan, sadece bununla yetinmeyip her zaman en önde olan bir millet olarak yolumuz bellidir. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, büyük olacağız, güçlü olacağız, her birlikte Türkiye olacağız.
Kardeşlerim, her mücadelede olduğu gibi, 15 Temmuz’da da kayıplarımız var. Balkan faciasının ardından bölgede verdiğimiz sivil kayıp sayısı 2 milyon olarak ifade ediliyor, Çanakkale Savaşı’nda 60 bini şehit olmak üzere 250 bin kayıp verdik. Birinci Dünya Savaşının tüm cephelerindeki kayıplarımızın sayısı 400 bini şehit olmak üzere 1,5 milyonu buluyor. Kurtuluş Savaşı’nda muharebe meydanlarında 10 bin şehit, 35 bin yaralı bıraktık. Terörle mücadelede sadece son 2 yılda verdiğimiz şehit sayısı 2 bindir. Burada ifade edilen her bir rakamın bir can olduğunu asla unutmuyoruz. Her kayıpla birlikte yüreklerine ateş düşen anneleri, babaları, eşleri, çocukları, kardeşleri asla unutmuyoruz. Böyle bir ateşin demediği yer olabilir mi? Onun için biz millet olarak topyekun şehit yakınıyız, topyekun gaziyiz.
Her acı derindin, ama anaların acısı daha derindir, bunun için analarımıza şairin diliyle sesleniyorum:
“Anneler dindiriniz gönlünüzün yasını,
Düşman kanıyla sildik palamızın pasını,
Yeniden çizmek için vatan haritasını,
Hep ateşten ve kandan bir sahneye çevirdik,
Gökleri çatırdayan bir vatan parçasını.
Anneler, ağlamayın dönmeyenlerinize,
Yurda saldıranları getirdik işte dize.”
Evet, annelerimiz yüreklerini ferah tutsunlar, evlatlarının kanı boşa akmadı. Ülkemize saldıranları 15 Temmuz’da işte bir kez daha dize getirdik, yarın tekrar saldırırlarsa yine dize getireceğiz.
Akif merhum öyle diyor: “Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın” demişti. Biz de, Allah bir daha bu millete 15 Temmuz gibi ihanetler göstermesin diyoruz.
Bu duygularla şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, gazilerimize sağlık ve afiyet diliyorum.
Ve 15 Temmuz’un yıl dönümünü ruhen gönlünden yaşayan tüm siyasi hareketlerimize huzurunuzda şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum, sivil toplum kuruluşlarımıza aynı şekilde teşekkür ediyorum.
“Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; yüzüstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya” diyerek sözlerimi noktalıyorum.