Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in TÜBITAK Ödül Töreni’nde yaptigi konusmanin tam metni

 

Değerli akademisyenler, değerli hocalarım, bilim camiamızın kıymetli mensupları, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bu anlamlı tören münasebetiyle siz saygıdeğer bilim insanlarımızı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, milletin evinde ağırlamaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Milletin evini teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

2017 Yılı TÜBİTAK Ödüllerini tevdi edeceğimiz hocalarımızı, bilim insanlarımızı tebrik ediyor, kendilerine şahsım ve milletim adına en kalbi şükranlarımı sunuyorum.

Ödüllerin tespitinde gösterdikleri gayret ve hassasiyet için TÜBİTAK’ı, Sayın Başkan ve ekibini, TÜBİTAK Bilim Kurulunun kıymetli üyelerini de ayrıca tebrik ediyorum.

Yarım asırdan fazladır devam eden bu güzel geleneğin inşallah bundan sonra da prestijine prestij katarak devam edeceğine inanıyorum.

Bu sene az önce de ifade edildiği gibi 4 bilim ödülü ve 11 teşvik ödülü verildi. Yapılan titiz değerlendirmeler sonucunda bu yıl bilim kategorisinde ödüle layık görülen temel bilimlerde İstanbul Üniversitesinden Profesör Doktor Reşat Apak ile Bilkent Üniversitesinden Doçent Doktor Fatih Ömer İlday’ı, mühendislik bilimlerinde Akdeniz Üniversitesinden Profesör Doktor Ömer Civelek’i, sosyal bilimlerde ise Koç Üniversiteden Profesör Doktor Sumru Altuğ’u gönülden tebrik ediyorum.

Ayrıca, teşvik ödülleri kategorisinde ödül tevdi edeceğimiz temel bilimler alanında Profesör Doktor Şule Erten Ela, Doçent Doktor Filiz Kuralay ve Doçent Doktor Önder Metin’i, mühendislik bilimleri alanında Profesör Doktor Serkan Eryılmaz, Doçent Doktor Vehbi Çağrı Güngör, Doçent Doktor Tuğba Ölmez Hancı, Doçent Doktor Cem Sevik ve Profesör Doktor Ali Rıza Yıldız’ı, sosyal bilimler alanında Doçent Doktor Reşat Bayer, Doçent Doktor Seda Ertaç Güler ve Doçent Doktor Ebru Kaya’yı yürekten kutluyorum.

Kıymetli hocalarımızın tamamına bundan sonraki çalışmalarında Allah’tan muvaffakiyetler diliyorum.

Kendilerinden ülkemizin önünü açacak, bilim dünyasına yön verecek çok daha büyük başarılar beklediğimizi de özellikle ifade etmek isterim.

Değerli misafirler, kıymetli hocalarım; bilgi, kendine bigane kalan kişileri ve toplumları affetmez. Bir milletin istikbali bilgi kaynaklarıyla kurduğu ilişkinin niteliğine bağlıdır. Kitapla, kalemle, ilimle bağı güçlü olan toplumların uzun yıllar boyunca varlıklarını idame ettirdiklerini görürüz. Öte taraftan, bu bağ ne kadar zayıfsa o milletin ayakta kalma şansı da o derece zayıftır. Bu gerçeğin en yakın şahidi bizzat kendi tarihimizdir. Kendi mazimize baktığımızda, ecdadın inkişaf, yani yükseliş dönemlerinin aynı zamanda ilmi açıdan da yeninin öncülüğünü yaptıkları dönelere tekabül ettiğine şahit oluyoruz.

Ecdat at üstünde kılıçla sınırlarını Asya’dan Avrupa’ya ve Afrika’ya genişletirken bunu çok güçlü bir ilmi, kültürel ve siyasi birikimle de desteklemiştir. Özellikle bu hafta içerisinde malum Sudan, Çad, Tunus, buralara yaptığım ziyaretlerde yerinde eserleri görmek suretiyle tabi hem övündüm, iftihar ettim, ama oraları Batının yer ile yeksan edişini de görünce bundan dolayı da üzüldüm. Ve tabi ülkenin Cumhurbaşkanına da onu söyledim, dedim eğer burayı bize şöyle uzun yıllara sari tahsis ederseniz, nasıl burada 3 tane eseri ele alıp restore ettiysek, bu adanın tamamını biz restore edelim ve ülkemden buraya ciddi manada bir turist akınının olduğunu göreceksiniz ve tarih yeniden burada ayağa kalkacaktır dedim. O da sağ olsun kabul ettiler. Hele hele bir de tabi orada First Ladylerini de devreye sokunca işi sağlama aldık, o da kabul etti, uygun olur dedi.

Tabi Beyt’ül Hikme’yi anlamadan Abbasileri, Nizamiye Medreselerini bilmeden Selçukluları, İznik’ten Bursa’ya, Rumeli’den İstanbul’a İmparatorluğun dört bir yanını süsleyen Osmanlı medreselerini anlamadan da cihan devleti olmanın sırrını çözemeyiz. Semerkand, Buhara, Bağdat, İsfahan, Konya, Kahire, Şam, Timbuktu, Gırnata, Kurtuba, İstanbul ve Medine sadece kendi alimlerini yetiştirmekle kalmamış, dönemlerinin alimlerini de cezbetmiştir. Abbasilerin altın çağlarını yaşadıkları 9 ve 10’uncu yüzyılları, aynı zamanda dönemin en ünlü bilimler akademisi diyebileceğimiz Beyt’ül Hikme’nin de Avrupa, Asya ve Afrika Kıtasının farklı köşelerinden ilim talebelerini bir mıknatıs gibi çektiği yıllar olarak görürüz.

Beyt’ül Hikme’de daha 9’uncu yüzyılda araştırmalar sonucu dünyanın çevresinin 8 bin fersah, yani 38.400 kilometre olduğu tespit edilir o dönemde. Aynı şekilde burada çizilen dünya haritasının Batlamyus’un haritasından çok daha kapsamlı, çok daha doğru olduğu kabul edilir. Benzer ilmi keşiflerin Selçuklu ve Osmanlı’da da olduğunu görüyoruz. Yalnızca ilim erbabı değil birçok sultan ve hükümdar da farklı buluşlara, yeniliklere imza atmıştır. Fatih Sultan Mehmet, bunun en güzel, en somut örneğidir. Günümüzün ifadesiyle, Fatih Sultan Mehmet Han, kendi döneminin en büyük aslında ar-ge’cisidir.

İstanbul, sadece silahla, güçle, askeri kuvvetle fethedilmemiştir. İstanbul aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet Han’ın askeri alanlardaki ar-ge ve yenilikçi kabiliyetiyle de alınmıştır. Tasarımını bizzat kendisinin yaptığı biliyorsunuz Şahi Topları, top döküm teknolojisinde zamanının en az 100 yıl ilerisinde bir teknolojiye sahipti. Hezarfen Ahmet Çelebi, daha 1632 yılında kanata benzer bir araçla 3358 metre uçarak Galata Kulesi’nden Üsküdar’daki Doğancılar’a inmeyi başarmıştı. Piri Reis 1513 ve 1528 yıllarında çizdiği iki dünya haritası da, kendi döneminin fersah fersah ilerisindeydi. Piri Reis bu haritalarında Amerika kıtası, Atlantik Okyanusu, Afrika kıyılarını ve diğer pek çok ayrıntıyı büyük bir isabetle çizebilmişti. Bu topraklar asırlar boyu İbn-i Sina’dan Farabi’ye, Attâr’dan Hayyam’a, Ali Kuşçu’dan Harizmi’ye, Câbir’e kadar dünya bilim tarihine yön veren çok sayıda ilim adamı yetiştirmişti.

Değerli hocalarım; peki yüzyıllarca sayısız yeniliğe imza atmış bir ecdadın torunları olarak acaba neden bunca veya bu kadar mevzi kaybettik. Nasıl oldu da bilim ve teknoloji konusunda bu kadar geriye düştük? Kimileri buna maddiyat diyor, bazıları problemi beşeri sermayede, yani Osmanlı ifadesiyle kaht-ı ricalde arıyor, bir kısmımız sorunun kaynağı olarak devleti veya akademiyi gösteriyor. Çoğunluk ise bütçe rakamlarıyla meseleyi açıklamaya çalışıyor. Elbette bu sayılanların tamamının belli oranda etkisinin olduğu doğrudur. Ancak son 2 asırda yaşadığımız geri kalmışlığı yalnızca maddiyatla, bütçeyle veya insan kaynağıyla açıklamak bana göre hatalı bir yaklaşım olacaktır. Ben burada temel sıkıntının zihniyet meselesi olduğunu düşünüyorum. Evet, biz mücadeleyi önce zihinlerimizde ve gönüllerimizde kaybettik. Bu süreçte en büyük hatayı, özgüvenimizi, kendimize olan itimadımızı, başarabileceğimize dair inancımızı törpüleyerek yaptık. Okullarda çocuklarımıza senelerce neden yapamayacaklarını öğrettik. Onlara yeni işler çıkararak sakın başınıza dert açmayın dedik. Öyle ki icat çıkarma, eski köye yeni adet getirme ifadeleri, olumsuz birer deyim olarak dilimize bile yerleşti. Öğrencilerin zor sorularla kafa konforumuzu bozmasından çekindiğimiz için genellikle onlardan statükoya boyun eğmesini istedik. Eğitim-öğretim sistemimiz kendinden utanan, tarihinden, kimliğinden, inancından hicap duyan nesiller yetiştirmeye ayarlanmıştı. Bunun neticesi olarak Batı karşısında ezik, ilerlemeyi Batıya öykünmekte gören, öte yandan kendi değerlerine karşı da nobran kuşaklar yetişti. Farabi dediğinizde, Ali Kuşçu dediğinizde, Piri Reis dediğinizde hafife alan, bilimin merkezi olarak sadece Batıyı gören hastalıklı bir anlayış zihin dünyamıza hakim oldu. İnsanı formatlayan bir eğitim-öğretim sistemi içerisinde sürekli olarak bize hep umutsuzluk, karamsarlık pompalandı. Oysa başarının sırrı, önce yapabileceğine inanmaktır. Biz bile ilkokula giderken alfabemizde belki çok basit gelecek, ama yat yat uyu, uyu uyu yat; bununla yetiştirildik. Halbuki tam aksi olması gerekirdi; çalış çalış, oku oku denmesi gerekirdi. Benim okuduğum alfabede bu yazıyordu. Başarının anahtarı özgüven sahibi olmak. Kendi kabiliyetlerinin farkına varmaktır. Her zaman ifade ettiğim gibi, iman varsa, Allah’ın izniyle imkan da vardır. İnanç ve sabır, atalarımız güzel söylemiş, tekeden bile süt çıkartır. İnsanı büyük yapan, haslet cüssesinin değil düşüncesinin cesametidir, yüceliğidir.

Değerli hocalarım; bize lazım olan sadece tarihimizden ve ecdadımızdan miras kalan o özgüvendir, bize lazım olan taklit, takip etmek değil geçmişte olduğu gibi bugün de bu toprakların bereketinin gereğini yapmaktır. En büyük ihtiyacımız para, petrol, elmas ve silah değil başarabileceğimize inanmaktır, önce bunu öğrencilerimize vermeliyiz. Şu anda petrolü olanları görüyoruz, parası olanları da görüyoruz, inanın biz onların çok çok önündeyiz, ilerisindeyiz. Petrol işi halletmiyor, para işi halletmiyor. İşte şurada bir Kudüs meselesinde bakın dolarlar işi halledebildi mi? Dolarlar dünyayı satın alabildi mi? Alamadı. Bu kadar tehdit salladılar, tek tek telefonların başına oturdular, oralardan dünyayı aradılar, ama sonunda 128 ülke dünya devine; sen dedi benim irademi dolarla satın alamazsın ve tersledi. İş, hakikat yerini buldu. Biz son 15 yıldır işte sürekli karamsarlık aşılayan bu anlayışı değiştirmek için de mücadele veriyoruz.

Çiftçimizin, memurumuzun, diplomatlarımızın, akademisyenlerimizin, bilim insanlarımızın, kadınımızın-erkeğimizin, yani toplumun tüm kesimlerinin başarıya odaklanması lazım, biz buna gayret ediyoruz. Gençlerimizin her şeyden önce kendilerine özellikle güvenmelerini hedefliyoruz. Yani adeta internet kafeler vardı, şimdi iş ne yazık ki evlerde kurulur hale geldi. Artık internetler eve yerleşti, evlerde bu iş bitiyor, yani zehir evin içine girmiş vaziyette. Şimdi bu tehlikeden hocalarımız anneleri-babaları uyarmak durumunda. Bu tehlikeden kurtulmamız lazım, bu çok ciddi bir uyuşturucu müptelasıdır. Uyuşturucu müptelası olmaktan gençliğimizi kurtarmamız lazım. Teknolojinin uyuşturucu müptelası olmaya gençliğimizi sevk etmesi şu anda en büyük tehlikemiz. Bu noktada çok ciddi adımlar atmamız gerekiyor. Eğer 2 yaşında, hatta hatta daha geri, bakıyorsunuz çocuk elindeki o telefonla nasıl oynuyor, nasıl onun esiri oluyor. Duygular eğer elimizdeki telefonun esiri haline gelmişse, bu bizim için çok büyük bir tehdittir, çok ciddi bir tehdittir. Buna karşı tavrımızı almamız, buna karşı yeni nesilleri yetiştirmemiz lazım. Sanayicimize, tüccarımıza, iş erbabımıza şayet gerçekten gayret gösterirlerse, ben hedeflerine ulaşabileceklerine inanıyorum, bunu da kendilerine anlatıyoruz. Bu ülkede çabalayan, emek veren, zihin ve alın teri döken herkes gayesine ulaşabilir. Bizim bu özgüvene sahip olmamız, yetişen nesillere de bu özgüveni aşılamamız gerekiyor.

Allah’a hamdolsun bugün her bakımdan 15 gün öncesiyle karşılaştırılamayacak bir ülkeye sahibiz. Bugün Türkiye hiç olmadığı kadar yeni fikirlere, yeni tecrübelere açık, başarının takdir edildiği ve ödüllendirildiği bir ülke haline gelmiştir. Hükümetlerimiz döneminde aldığımız önemli mesafede bilime, bilim insanlarına, araştırma-geliştirmeye verdiğimiz değerin büyük payı var. Ar-ge merkezi sayısını, bakın bu çok önemli, 16’dan 762’ye çıkardık. Tasarım merkezi sayısını 7’den 138’e yükselttik. 2010 yılında araştırma-geliştirme ve tasarım merkezlerinde 10 bin kişi çalışırken, bugün bu merkezlerde 45 bin kişi istihdam ediliyor. Yine ar-ge ve tasarım merkezlerinde 27 bine yakın tamamlanan veya devam eden şu anda proje bulunuyor. Bilimin sanayiyle buluşmasının en önemli araçlarından biri olan teknoloji geliştirme bölgelerinde de çok büyük mesafe aldık. 2002 yılında sadece 5 adet teknoloji geliştirme bölgesi varken, bugün 55’i faal, 14’ü yapım aşamasında toplam 69 bölgeye ulaştık. Teknokentlerimizde 5 bine yakın firma şu anda faaliyet gösteriyor.

Türkiye, bugün geldiğimiz noktada 2002 yılına göre 16 kat daha fazla patent başvurusu, 3 kat daha fazla marka başvurusu ve 2 kat daha fazla tasarım başvurusu yapılan bir ülke konumuna gelmiştir. Konya, Kocaeli, Bursa, Kayseri ve Elazığ’da bilim merkezleri kurduk, 2018 yılı sonunda Antalya ve Üsküdar’ı da inşallah bu halkaya dahil edeceğiz.

İlk milli yer gözlem uydumuz olan Göktürk-2 uzaydaki 5. yılını bu ay sonunda başarıyla tamamlıyor. Çok yüksek çözünürlüklü görüntü ihtiyacımızı karşılamak üzere İMC yer gözlem uydusu projesine 2017 itibarıyla başlamış bulunuyoruz. İlk milli haberleşme uydumuz olacak olan Türksat-6A’nın üretimi de 2020’de tamamlanacak. Milli yer istasyonu geliştirme projesini 2019 yılında bitirmeyi arzu ediyoruz. Elbette geldiğimiz noktalarla yetinmeyecek, kuracağımız uzay üssüyle kendi uydumuzu da fırlatmanın yolunu arayacağız.

Sizlerin de takip ettiği üzere, 2 ay önce Türkiye’nin otomobili projemizin startını verdik. Bu projenin aşamalarını yakından takip ediyorum. İnşallah hedeflediğimiz şekilde milletimizi senelerdir hayali kurduğu otomobiliyle buluşturacağımıza da inanıyorum.

Saygıdeğer hocalarım; taklit eden her bir adım geride olmaya mahkumdur. Bizim artık takip etmekten, taklit etmekten çıkıp öne geçmeye, takip ve taklit edilen olmaya ihtiyacımız var. Bizim artık bize çizilen sınırları, zihnimize vurulan prangaları parçalayıp atmamız gerekiyor.

Bu millet tarihi şanlı zaferlerle dolu, çağ açıp çağ kapatan ecdadın torunu olan asil bir millettir. Milletimiz 15 Temmuz gecesi İstiklal Marşını sadece söylemekle kalmamış, bizzat yaşamıştır.

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?

Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan şühedâ!

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ” diyerek tankların, topların karşısına dikilmiştir, F-16’ların karşısına dikilmiştir.

Evet, o gece milyonlarca kardeşimiz işte böyle diyerek istiklali için tanklara ölüm kusan silahlara meydan okumuştur. Hepimiz böyle bir milletin mensubu olmaktan daima gurur duyuyor, Rabbimize hamd ediyoruz. Ya Rab, bizleri bu millete hizmetkar ettiğin için sana sonsuz hamdüsenalar olsun. 15 Temmuz gecesi göğsünü namlulara siper eden, hele hele tankın altına kendini atacak kadar inançlı, bir tankın altına atıyor, oradan çıkıyor ondan sonra gelen ikinci tankın altına da kendini atıyor ve oradan da kurtuluyor, tabi ki yarası vesairesi oluyor, bu genç, işte bu gençlerin yapamayacağı evvel Allah hiçbir şey yok. Ben bu gençlere inanıyorum. Şimdi ben bu genci yurt dışına gönderdim, dil yapıyor vesaire, inşallah dönüp gelecek ve yazılımcı olarak da yoluna devam edecek; bu çok önemli. Biz onların hizmetkarı olarak yeni nesli Türkiye’nin inşası ve ihyasında bu şekilde değerlendireceğiz.

Son yaşadığımız hadiseler bize şu gerçeği de sık sık hatırlatıyor: Bugün borç alan yarın emir de alır. Kendi teknolojimizi üretmezsek, kendi ürünlerimizi yapmazsak gerçek manada bağımsız olamayız. Şu 15-16 yıllık Başkanlık ve Cumhurbaşkanlığım dönemimde başta Amerika olmak üzere onlardan insansız hava aracı isterdik, dostumuz ya, stratejik ittifakımız var ya, bize derlerdi ki, kongreden izin çıkmadı. Tamam da, nasıl biz stratejik otağız, niye kongreden izin çıkmıyor? Ama ne oldu? Söyleyeyim, kötü komşu bizi ev sahibi yaptı. Şimdi biz bırakın insansız hava aracını yapmayı, biz şimdi silahlı insansız hava aracını yapar hale geldik ve bu insansız hava araçlarımız 32 bin fit, buraya kadar ne yapıyor, çıkıyor. Şu terörle mücadeledeki başarımızın arkasında şu anda onların çok büyük payı var Ve daha da şu anda güçlü olanlarını inşallah üretir hale geldiler, geliyorlar; azmettiğiniz zaman her şey olur.

Siyasi bağımsızlık ekonomik ve teknolojik açıdan desteklenmedikçe kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur, onun için bunu başarmamız lazım. Şayet Türkiye bugün bağımsızlığından zerre kadar taviz vermiyorsa, bu ekonomiden üretime, teknolojiden savunma ve savunma sanayine kadar farklı alanlarda elde etiğimiz mesafe sayesindedir. İnşallah sizlerin de projeleriyle bu başarı çıtasını daha da yükselteceğimize inanıyorum. Sizlerden Türkiye’nin önünü açacak, bu millete ufuk kazandıracak, heyecan kazandıracak yeni projeler bekliyoruz. Cumhurbaşkanlığı olarak sizleri desteklemeye, ilmi ve akademik çalışmalarınızda daima yanınızda olmaya devam edeceğiz.

Ben bu düşüncelerle sözlerime son verirken, bir kez daha 2017 Yılı TÜBİTAK Ödüllerini vereceğimiz hocalarımızı, bilim insanlarımızı şahsım, milletim adına tebrik ediyorum. Çalışmalarınızda Rabbimden sizlere başarılar diliyorum.

Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.