Cumhurbaskani Erdogan’in Yalova Il Kongresi’nde yaptigi konusmanin tam metni
Sevgili Yalovalılar, AK Parti teşkilatlarımızın kıymetli mensupları, değerli dava ve yol arkadaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler, sevgili genç kardeşlerim; sizleri en kalbi duygularımla hasretle, muhabbetle selamlıyorum.
İnşallah yanlış söylemem, ne diyor o güzel Yalova türküsünde:
“Bir dalda iki ceviz
Aramız derya deniz
Sen orada ben burada
Ne bed kaldı ne beniz.”
Biz de bedimiz-benzimiz atmasın diye her fırsatta Yalova’ya kâh ben, kâh arkadaşlarım gelmek suretiyle Yalova’yla aramızdaki derya denizi aşarak buraya geliyor sizlerle hasret gideriyoruz. Bugün de İl Kongremiz vesilesiyle sizlerle biraraya gelmekten büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.
Yalova’nın ilçelerindeki, mahallelerindeki her bir vatandaşıma buradan selamlarımı ve muhabbetlerimi iletiyorum.
Bugün 6. Olağan Kongre sebebiyle biraradayız. Saygıdeğer Divan her şeyden önce yerini almış vaziyette ve kongremizi gerçekleştirip delegelerimizle beraber yeni dönemin yönetimi belirlenecek.
Bugüne kadar görev alan kardeşlerime özellikle şükranlarımı ifade ediyorum. Yeni görev alacak kardeşlerime de şimdiden başarılar diliyorum.
Sözlerimin hemen başında 16 Nisan halkoylamasında yaklaşık yüzde 50 ile cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine evet diyen tüm Yalovalı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. İnşallah bu oranı 2019 seçimlerinde çok daha yukarılara çekeceğiz. Buna var mıyız? ("Evet" sesleri) Buna hazır mıyız? ("Evet" sesleri) Sayın Fitoz evet dediğine göre evvel Allah bu iş olur. (“Vur de vuralım, öl de ölelim” sesleri)
Gençler, biz tabii şunu bileceğiz: Her şeyden önce biz adeta barışın güvercinleri olarak çıktığımız bu yolda öldürmeye değil adeta diriltmeye varız.
Gazi Mustafa Kemal’in emaneti Yalova’yı her alanda geliştirmek, kalkındırmak için 15 yılda eski rakamla 4 katrilyon liradan fazla yatırım yaptık. Nereden nereye. Üniversiteyle buluşturduğumuz bu şehirde 1400 kişilik yükseköğretim yurdu, 908 yeni derslik inşa ettik. Sağlık alanında 12 termal tesis projesini hayata geçirdik. Şu anda 400 yataklı devlet hastanesiyle ilgili proje çalışmaları hamdolsun tamamlanma durumunda. Toplu konuttan bölünmüş yola, spor tesislerinden tarım desteklerine kadar her alanda Yalova’ya çok önemli hizmetler getirdik. İstanbul-İzmir Otoyolu aynı zamanda Yalova’nın projesidir. Hizmete açılan Osman Gazi Köprüsü ve açılan otoyol bölümleri sayesinde Yalovalılar artık Körfezi dolanmadan, trafiğe girmeden İstanbul’a ulaşma imkânını elde ettiler. Önümüzdeki yıl tamamlanacak ülkemizin en uzun tünellerinden Orhan Gazi Tünelinin hizmete alınmasıyla ulaşım konusunda yeni bir döneme girileceğine de inanıyorum.
İnşallah önümüzdeki dönemde Yalova’ya daha büyük hizmetler de gelecek. Çünkü biz bu ülkeyi seviyoruz, biz bu milleti seviyoruz, biz Yalova’yı seviyoruz, sizleri seviyoruz. Biz de sizlerle gurur duyuyoruz. Ve bunların hepsini de, sizleri de makam, mevki, para-pul, şu-bu için değil sadece Allah için seviyoruz. Bunun için de kimsenin kökenine, mezhebine, meşrebine bakmıyoruz, herkesi yaratılmışların en şereflisi olarak görerek bağrımıza basıyoruz. Zira biz insanları Yaradan’dan ötürü sevdik. Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Gürcü’sü, Abhaza’sı, Boşnak’ı, Arnavut’u, 80 milyon bizim gözümüzde tek, niye? Bizi yaratan Allah onları da yarattı.
Kardeşlerim, Türkiye’nin son 15 yılında hem geçmişin eksiklerini gidermenin, hem de geleceğimizi inşa etmenin gayreti içinde olduk. Eğitimde 270 bin yeni dersliği ülkemize kazandırdık. 584 bin öğretmen atadık. 110 yeni üniversite açtık. Yükseköğrenim yurtlarımızın kapasitesini 435 bin ilaveyle 617 bine çıkardık. Bunu görmeyenler var mı? Var. Gözü var görmüyor, kulağı var duymuyor, dili var Hakk’ı söylemiyor, niye? Kalbi mühürlü. İşte öyle bir ana muhalefet var ki yeni adıyla ana hıyanet, bunları hiç görmüyor. Ya gel bir Osman Gazi’den geç, Yavuz Sultan Selim Köprüsünden geç, Avrasya Tünelinden geç, yoksa biz görmediğimiz zamanlarda mı geçiyor ne yapıyor bilmiyorum. Bunları kimler yaptı bir gör. Diyor ki; bu köprülerin fiyatını açıklamadınız diyor. Hastanelerin fiyatını açıklamıyorsunuz diyor. Bir defa kaynak çeşitlendirme nedir ekonomide bunu bilmeyecek kadar cahil bu adam.
Kardeşlerim…
Kardeşlerim, cebinizdeki parayı harcamak gayet kolaydır. Aslolan, biz geldiğimizde kasa tamtakır, böyleydi. Ne yapacağız? Bir şeyler ortaya koymamız lazım. Ne yaptık? Dedik ki, BOT sistemi, PPP, kamu-özel ortaklığı, bütün bunları devreye sokarak hamdolsun hastaneleri böyle yaptık. Peki, ne yaptınız? Biz zamanı sattık zamanı. Eskiler ne demiş? Vakit nakittir, işte biz vakti-zamanı nakde dönüştürdük. Hastane mi yapıyor, dedik ki; al 10 yıllığına, 15 yıllığına, ihaleyi böyle yaptık. Köprüde aynı şekilde, yine zamanı 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl, neyse, böyle yaptık. Ama bunların kafası basmaz, anlamaz. Şimdi biliyorsunuz biz man kafa kime deriz? Kime deriz biliyorsunuz değil mi? Siz anlıyorsunuz zaten. Nereden aklına geldi Başkan? Man Adadan, Man Ada, oradan aklıma geldi.
Sağlıkta 3500’ün üzerinde yeni hastane açtık. Hastanelerimizi en modern cihazlarla donatarak sağlık çalışanlarının sayısına 513 bin ilave yaparak büyük bir devrime imza attık. Ey Kılıçdaroğlu, sen bu ülkede SSK Genel Müdürlüğü yaptın ya, SSK Genel Müdürlüğü yaptığın zaman o hastanelerin hali neydi ya? Allah rahmet etsin, Savaş Ay güzel bir program yapmıştı bununla, o yaptığı programda hastanelerimizin rezaletini ortaya koyuyordu; ne hijyen var, ne bir şey. Hastanelerde kuyrukta sefalet içerisindeydik. Ve düşünebiliyor musunuz, kullanılan galoşları tekrar satıyorlardı. Kuyruğa gir, sıra gelmez; o çileleri çektik, yaşadık. Ama beyefendi, kendi 1 yaşındaki torununu sigortalı yapmanın gayreti içine girdi, 14-15 yaşındaki oğlunu SSK’lı yapmanın gayreti içerisine girdi. Ondan sonra şimdi diyor ki; Samsun’daki şu yavru ölmüş, neden ölmüş vesaire. Ya zaten sana onun cevabını veriyorlar, benim milletim nerede neyin olduğunu gayet iyi biliyor. Ama sen 1 yaşındaki torununu nasıl SSK’lı yaptın, 14-15 yaşındaki çocuğunu nasıl SSK’lı yaptın bunların hesabını ver, bunların hesabını ver. Ve böyle avuç dolusu sahte evraklar sallamakla sen kalkıp da Tayyip Erdoğan’ın ailesine leke süremezsin, yargıda hesabını vereceksin. Geliyor geliyor, gün yaklaşıyor. Ve inşallah yargıda o hesabı vereceği gibi, bundan sonra atacağı iftiraların da onun boynuna nasıl dolanacağını görecek.
Toplu konutta 805 bin yeni konut inşa ederek altyapısıyla, yeşil alanıyla, sosyal donatısıyla, vatandaşlarımızı modern hayat alanlarıyla tanıştırdık. Bölünmüş yol uzunluğumuzu 79 senede kardeşlerim, Türkiye’de 6100 kilometre bölünmüş yol yapılmıştı ve biz kalan şu 15 yıl içerisinde ne kadar buna ilave ettik biliyor musunuz? Sevgili kardeşlerim, öyle yoğun çalışmalar, öyle yoğun çalışmalar ki evvel Allah 19 bin kilometre biz bölünmüş yol buna ilave ettik. Ve bu yollar bilirsiniz siz Yalova, Körfez, oradan İstanbul’a nasıl gittiğimizi, bu çile yollarında nasıl dolaştığımızı, Bursa yollarını bilirsiniz. Şimdi böyle bir yol kaldı mı? Hepsi bitti. Niye? Ya benim halkıma onlar yakışmazdı, benim halkıma da modern dünyada ne varsa o yakışırdı, bunu yaptık. Ve biz olmaz demedik, olur dedik, yaparız dedik ve yaptık. Biz Yavuz’ların torunuyuz, biz Fatih’lerin torunlarıyız. Fatih karadan gemileri yürüttü, biz de ahdettik, oturduk arkadaşlarla ecdadımız karadan yürüttüyse, biz de denizin altından yürütürsek o zaman görevimizi yapmış olacağız dedik. Onun için…
Gençler, hepiniz birer Fatih olmak durumundasınız, onun için Fatih karadan gemileri yürüttüyse, biz de şimdi denizin altından Marmaray’ı yürüttüysek, Avrasya Tüneliyle araçları aynı şekilde yürüttüysek, ha demek ki biz de yapıyoruz. Bu yolda yürüyoruz, yapıyoruz. Ve Yavuz Sultan Selim Köprüsünü de yaptıysak, evvel Allah biz yaparız ve yapmaya da devam edeceğiz. Ama daha da ileri gideceğiz, şimdi üç katlı tüneliyle inşallah yine denizin altından onu da yapacağız. Çınarcık, tamam biz de sizinle gurur duyduk.
Ve inşallah Kanal İstanbul’u da yapacağız, o da olacak. Niye? Bize o yakışır, onu da yapacağız. Ve dünya Süveyş Kanalıyla, Panama’yla anılmakla kalmayacak, bir de Kanal İstanbul’la anılacak, o da olacak. Biz bunları da yapacağız. Niye? Ahdimiz var bizim ahdimiz, yapacağız. Ve bu millet evvel Allah düştüğü yerden kalkacak, bunu göstereceğiz.
Karayollarımızın üzerinde kaç tünel vardı biliyor musunuz? 83. Peki biz ne yaptık? Buna 229 tünel daha ilave ettik. Ülkemizde daha önce hiç örneği olmayan 1213 kilometre hızlı tren hattını ne yaptık? Hizmete aldık. Ya Bay Kemal, sen hızlı treni tanır mısın ya, bilir misin ya? İnşallah binmiştir. Ama onu siz demeyin, onu CHP’ye gönül veren kardeşlerim söylesin, onu onlar söylesin.
Bakınız havayolu ulaşımı, biz geldiğimizde Türkiye’de kaç tane havayolu vardı, kaç? 1, sadece Türk Hava Yolları. Ama şimdi sadece özel ve Türk Hava Yolları olarak hamdolsun 8-9 tane havayolu oldu. Ve bir de artık bakıyorsunuz özel uçaklarıyla herkes havayollarında yerini alıyor, bu hale geldi, bu bir refah seviyesini göstermektedir.
Hükümete geldiğimizde Türkiye’de baraj sayısı neydi? 276. Biz buna 451 baraj daha ilave ettik. Aynı şekilde Hidroelektrik santral sayımız 105’ti. Buna 510 hidroelektrik santrali daha ilave ettik. Ne demek hidroelektrik santral? Yani gençler, sudan elektrik üretimi var ya, ondan da biz yine 500’ü aşkın hidroelektrik santralini devreye aldık.
Ve orman varlığımızı 1,5 milyon hektar artırdık. Ormanı azalan bir ülke değiliz biz, artan bir ülkeyiz. Yalova’da asırlık ağaç kesilir, biz ise evet ağaçları çoğaltmak suretiyle ülkemizi ağaçlarla donatırız; AK Parti ile CHP’nin farkı bu.
Tarımda verdiğimiz destekler ile ülkemizi Avrupa’nın en büyük tarımsal ihracatçısı haline getirdik.
Türkiye’yi gerçek anlamda sosyal devlet haline getiren biz olduk. Sadece bu yıl garip gureba, fakir fukara, kadınlar, engelliler, gençler, çocuklar için 38 milyar liralık sosyal yardım bütçesini kullanıyoruz.
Biliyorsunuz Yalova’da emeklimiz çoktur, onlar gayet iyi hatırlar; ülkemizde çalışanlardan yıllarca Tasarruf Teşvik Fonu ve Konut Edindirme Yardımı adıyla ne yapıldı, kesintiler yapıldı. Sonra bunların üzerine ne oldu, adeta yatıldı. Biz geldik, 4,5 milyon vatandaşımızın 15 milyar liralık Tasarruf Teşvik kesintisiyle 8 milyon vatandaşımızın 3,5 milyar liralık Konut Edindirme Yardımlarını Başbakanlığım döneminde son kuruşuna kadar biz ödedik, biz.
Bay Kemal, işte senin SSK döneminden de burada bize kalan faturalar vardı, onları da biz ödedik.
Bütün bunları yaparken Marmaray gibi, Avrasya Tüneli gibi, hızlı tren hatları gibi, Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi, Osman Gazi Köprüsü gibi, Ilgaz Tüneli gibi, Kars-Tiflis-Bakü demiryolu hattı gibi dünya çapında projeleri de ne yaptık, tamamladık. Şimdi İstanbul’da dünyanın en büyük havalimanını inşa ediyoruz. İnşallah 2018’in sonuna doğru oranın da açılışını yapacağız. Ve yılda 90 milyon yolcu kapasiteli, 2023’te bu rakam 150 milyona çıkacak. Bunları yapıyoruz, ama Bay Kemal’in havsalası bunları almaz. Pek çok hızlı tren hattı projesini, otoban projesini, baraj, sulama tesisi, liman… Ovit, burada çok Rizeli vardır, Erzurumlu vardır. Rizelilerin ellerini bir göreyim bakayım. Evet, Ovit yaylasında çok çileler çekildi. Ama şimdi ne yaptık? Ovit’i deldik, şimdi artık kar-kış yok, tünelden geçiyoruz. Geçen bir geçiş oldu ve Erzurum’a Rize’yi Ovit Tünelini açarak bağlıyoruz. Geçen gittim, gezdim hamdolsun. Ve Kop gibi gerçekten çok büyük tünel çalışmalarını halen sürdürüyoruz. Daha da önemlisi Kanal İstanbul dedim ve üç katlı Boğazın altına İstanbul tüneli dedim, bütün bunları sürdürüyoruz. Çünkü durmak yok… Durmak yok… Bize bu yakışır. Bu bir slogan değil bu bizim hayatımızın, hizmet anlayışımızın özetidir.
Kardeşlerim, ülkemizde bu hizmetleri gerçekleştirirken, bölgemizdeki ve dünyadaki gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Her zaman ifade ettiğim gibi, Türkiye sadece 81 vilayetimizden, 80 milyon vatandaşımızdan ibaret bir ülke değil. Türkiye kendisiyle birlikte geniş bir coğrafyada dindaşlarının, soydaşlarının, tüm mazlum ve mağdurların umutla yakından takip ettikleri bir ülkedir. Bu durum sorumluluğumuzu bir kat daha artırıyor. Çünkü bizim, Suriye’de zulüm varsa bana ne deyip sırtımızı dönme hakkımız yok. Bizim, işler karışmışsa görmezden gelip Irak’ta ne varsa var, bize ne deme hakkımız yok. Bizim, Kudüs’ün mahremiyetine saldırı olduğunda, Filistinli kardeşlerimiz saldırıya uğradığında pek çok ülkenin yaptığı gibi olup bitenlere sırtımızı dönme hakkımız yok. Aynı durum Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Türkistan’dan Arakan’a kadar mazlumların feryatlarının yükseldiği her yer için geçerlidir. Bizim bunların hiçbirine sırtımızı dönme hakkımız olmadığını biliyoruz. Bu kardeşlerimizin yardımlarına koştuğumuzda da ister istemez birilerinin ayağına basıyor, birilerinin de planlarını bozuyoruz.
Yalova’dan bir kez daha ifade ediyorum; biz İsrail istemiyor diye Filistin’in, Kudüs’ün hakkını savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Biz Amerika’nın başka hesapları var diye Suriye’de bir terör devleti kurulmasına izin vermeyeceğiz. Biz, Irak’ın mezhep ve köken temelli bölünmesine seyirci kalmayacağız. Biz, Avrupa Birliği’nin, NATO’nun, bir başka gücün ülkemizi ve milletimizi istiskal etme anlamına gelecek tavırlarına asla seyirci ve sessiz kalmayacağız.
Gençler, dün Bosna’da nasıl kardeşlerimizin yanında yer aldıysak, dün Kafkasya’daki kardeşlerimizin mücadelesine nasıl destek verdiysek, dün dünyanın her köşesindeki kardeşimizi nasıl yalnız bırakmadıysak, bugün de çok daha güçlü ve kararlı bir şekilde bunu yapıyoruz ve yapacağız. Ecdadımızın bize emaneti olan bu vakur duruştan asla vazgeçmeyeceğiz. Eğer bugün bize hala sizin Suriye’yle, Irak’la, Kudüs’te ne işiniz var diyenler varsa, bunlar Türkiye’nin ne olduğundan da, tarihlerinden de haberleri olmayan gafillerdir. Bu coğrafyalar, buralarda yaşayan toplumlar fiziki sınırlarımızın dışında olabilirler. Ama gönül sınırlarımızın tam ortasındadırlar. Onun için de Kudüs’e uzanan her eli İstanbul’a uzanmış sayarız.
Kardeşlerim, tabii nerenin ne zaman ilçe olup-olmayacağını, bırakın onların kararını biz verelim. Hiç AK Parti’nin tabanı sloganik taleplerle meşgul olmamalı. Biz icraatla meşgul olacağız. Yani bir yerin beldeden ilçeye dönüşmesi falan oranın kaderini değiştirmiyor, kaderi icraat değiştiriyor. Bak biz gelmeden önce Türkiye’de nereleri il yaptılar, peki il yaptılar da ne oldu? İcraat yaptılar mı? Yok. Sadece şirin görünelim diye siyasi kararlar verdiler. Bir şey yaptılar mı? Yok. Ama biz geldik, oraları yine biz şekillendirdik o haliyle. Şimdi ben geçenlerde bir açıklama yaptım dedim ki, çünkü siyasiydi verilen kararlar; Şırnak, buraları gezip gören birisiyim, inanın il noktasında Şırnak’ta il olabilecek en ideal yer Cizre’dir dedim. Niye? Altyapısıyla, her şeyiyle Cizre topografik yapı itibariyle de il olmaya yakışan bir yer, burası olmalı dedim, hala da arkasındayım. Terörle mücadelede de bizim için en ideal yer Cizre’dir dedim. Hakkari’yle ilgili de en ideal yer, orada il olmaya uygun olan yer Yüksekova’dır dedim, niye? Topografik yapı olarak da bu işe uygun olan yer Yüksekova da onun için, ama Hakkari’nin kendisi bu işe uygun değil. Tabii bazı gruplar geldiler-gittiler vesaire, ben tabii aynı şeyi söyledim. Niye? Ben belediyecilikten geliyorum, bu işi biraz biliyorum ve uygun olan neyse bu. Ve maalesef benim kendi arkadaşlarım bile bu tuzağa düştüler ve diyorlar ki; ya böyle böyle işte orada şöyle-böyle diyorlar. Kardeşim, öylesi-böylesi yok bunun. Olması gereken nedir? Buraya eğer şehircilik açısından biz yakışanı yapacaksak, doğru olanı yapacaksak, terörle mücadelede doğru olanı yapacaksak, olması gereken neyse onu yapmamız lazım. Ve inşallah bunları yapacağız, çünkü biz bu tür baskılarla, sandıktan oy gelecek, bu baskılarla kararlarımızı, yolumuzu değiştirmemeliyiz. Atılması gereken adım neyse bu adımı atmalıyız. Şimdi Yalova’da da, Kadıköy’üyle, Çınarcık’ıyla, Esenköy’üyle, bütün buralarda aslolan nedir? Buralara en ideal hizmeti vermektir, bunu başarmamız lazım. Onun için Yalova’da ilçe-belde belediyelerimiz bir defa çok daha başarılı çalışmalı, aynı şekilde Yalova Valiliğimiz her türlü hizmeti en ideal şekilde vererek onlara desteklerini çıkmalı ve biz de Yalova’mızı inşallah turizmde de, kültürel noktada da inşallah çok daha ideal bir noktaya getirmeliyiz.
Şimdi şöyle bakıyorum: Bir insan vücudunun herhangi bir yeri zarar gördüğünde ne hissederse, biz de özellikle bu bölgede, bu coğrafyada her birindeki acıları yüreğimizde hissederiz. Bu, asla herhangi bir devletin toprağında, egemenliğinde gözümüzün olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, biz hepsinin egemenlik haklarına saygılıyız. Talebimiz; bu devletlerin de oralardaki kardeşlerimizin haklarına saygılı olmalarıdır.
Türkiye’nin Kudüs meselesinde ortaya koyduğu tavır gayet açıktır, gayet nettir. Biz Kudüs’te bu şehrin tarihine, inançlar ve halklar için taşıdığı öneme uygun hareket edilmesini istiyoruz. Mescid-i Aksa’ya kimse dokunmasın istiyoruz. Ve istiyoruz ki orası bizim ilk kıblemizdir, bu bölgede Hristiyanların da hakları var, dolayısıyla buraya müdahale edilmemelidir. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımak, bu ülkenin Filistinlilere ve esasen Kudüs’ü ziyarete gelen herkese uyguladığı devlet terörünü ödüllendirmek demektir.
Arkadaşlar, şu haritalarımızı şöyle bir devreye sokun bakalım.
Bakınız, şu gördüğünüz bana göre hemen şu en baştaki harita sene 1937 haritasıdır ve o zaman yüzde 100’ü buranın Filistin, yüzde 100’ü Filistin. Ve 37’nin ikinci hamlesinde müdahale ediyorlar, yüzde 80’e düşüyor Filistin ve İsrail sızdı, giriyor. Geliyoruz 1947’ye, 1947’de bakın Filistin’i ne hale getirdiler; yeşil olan yer Filistin, kahverengi veya bordo olan yer ne oldu? İsrail. Peki, bunu kim yaptı? Birleşmiş Milletler, yani kurt-kuzu hikayesi. Ve kurt böldü, parçaladı, bu hale getirdi. Geliyoruz 1967’ye, bakın Filistin yüzde 44’ten yüzde 22’ye düştü, yeşil olan yer küçüldü. Ve bugünkü hale geliyoruz, Filistin yüzde 12. Ya biz ağlamayacağız da kim ağlasın? Hala İsrail’i nasıl oluyor da haklı gösteriyorsunuz? Buranın hesabını soracağız. Ve biz şu anda son sözü söylemedik. İşte burada bakıyorsunuz 1947’de İsrail neyse şimdi aynen Filistin o hale geldi.
Değerli kardeşlerim, eğer adaletse biz adaletin tecellisini istiyoruz ve diyoruz ki; Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ne gerekiyorsa yapacaksınız. Yapmıyorsanız, biz de hukuk içinde gerekeni yapmak için ilgili mercileri zorlayacağız.
Şimdi şu hale bakın, tabloyu görüyorsunuz değil mi? İsrail için ben devlet terörü estiren bir ülke diyorum. Şimdi şu çocuk 14 yaşında bir genç, adı Cüneydi. 20 tane terörist, İsrail’in askeri bakın o yavruyu tekme-tokat ağzını burnunu kan revan içinde bırakarak sürüklüyor. Sadece bu değil ufak yavru, annesinin kucağında, annesinin kucağındaki o yavruyu bile maalesef o haliyle görüyorlar ve silah dipçikleriyle annesini dövüyorlar. Şu da bakın görüyorsunuz değil mi, down sendromlu bir yavru, yahu şuna bile zulmediyorlar ya. Şimdi ey Amerika, ey Trump; ya sen bunları görmüyor musun be? Görmüyor musun bunları? Lafa geldiği zaman bakıyorsunuz ki biz şöyle-böyle destek veriyoruz, şuraya şöyle yardım yapıyoruz, buraya bilmem neyi yapıyoruz, hangi yardım ya, hangi yardım? Bu tamamen Evangelist bir anlayışın, Siyonist bir anlayışın uygulamasıdır, başka türlü izah edilemez. Kadın, çocuk, yaşlı, engelli demeden ellerinde hiçbir silah olmayan, kafes kurmuşlar, o kafeslere o yavruları doldurdular, görüyorsunuz değil mi kafesleri, kafeslerin içinde çocuklar var. Bunu yapan kim? İsrail. Buna göz yuman kim? Başta Amerika. Ellerinde hiçbir silah olmayan, çıplak elleri ve sesleriyle haklarını korumaya çalışan masum insanlara karşı İsrail askerlerinin yaptıkları insanlık dışı muamelenin hiçbir izahı yoktur. Şayet bu görüntüler İsrail’den değil de dünyanın başka herhangi bir ülkesinden gelseydi, inanın bana dünyayı o devletin başına yıkarlardı. Hele hele Türkiye’den böyle bir görüntü yansımış olsaydı, Batı medyası günlerce, aylarca bunları manşetlerinden, ekranlarından eksik etmezdi. Neredesiniz şimdi, konuşun bakalım. Diktatör Tayyip Erdoğan’ın ülkesinde böyle bir şey var mı, gördünüz mü böyle bir şey? Ha Tayyip Erdoğan işte bunlara dayanamayıp bunları yüzünüze-yüzünüze vurduğu için Tayyip Erdoğan diktatör oluyor. Evet, biz sonuna kadar hakkı haykırmaya, söylemeye devam edeceğiz. Ne zaman olursa olsun, dünyanın dört bir yanında yaşanmış ne kadar kötü görüntü varsa hepsinin de sosyal medyada ülkemize mal edilerek yayıldığı günleri unutmadık. Benim bayan Bakanıma Hollanda’da nasıl saldırdıkların unutmadım. Ne yaptı? Kendi Başkonsolosluğuna girecekken senin yine oradaki maalesef terörist polislerin benim bayan Bakanıma saldırdı. Bunlar bu ya, Batı bu Batı.
Türkiye olarak terörle mücadele operasyonlarımızda birileri istediği için değil masumiyet karinesine olan samimi inancımız sebebiyle tek bir sivilin, tek bir günahsızın burnunun dahi kanamaması için çok dikkatli hareket ediyoruz. Bunun için hem ülkemizdeki, hem de sınır dışı operasyonlarımızda her zaman alnımız ak, başımız dik olarak yola devam ediyoruz.
İsrail’in Filistinlilere uyguladığı devlet terörüne karşı çıkan herkese gösterdiği hoyrat tavır, sergilediği o umursamazlık insanlık adına yüzkarasıdır. Ama şunu unutmayın: Zulümle abat olunmaz. Ve ben niye dünya beşten büyüktür diyorum, anlıyorsunuz değil mi? Dünya beşten büyüktür. Sadece bu beş ülkenin bir tanesinin iki dudağı arasına dünyayı mahkum edemezsiniz. Birleşmiş Milletlerde 196 ülke var. Ya bir ülke ne derse Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde o oluyor. Orada ne var? Beş daimi üye var, 15 tane geçici üye var. 15 geçici üyenin zaten hiçbir hukuku yok orada, hikaye. Her şey o beş üyenin iki dudağının arasında, hatta hatta bir tanesinin iki dudağı arasında. Hayırsa hayır, bitti, netice alamazsınız. Ama bu defa hayır denecek olursa farklı düşünüyoruz, Genel Kurula götüreceğiz bu işi, sonuna kadar takip edeceğiz. Eğer uluslararası sistem Birleşmiş Milletler çatısı altında dünyadaki haksızlıklara, adaletsizliklere, zulümlere dur diyecek mekanizmaları oluşturmazsa, insanlık büyük bir kaosa doğru sürüklenecektir. Biz sadece kendimiz için değil Birleşmiş Milletler çatısı altında 196 ülkenin tamamı için, hayrı için bu geleceği, bu çağrıyı yapıyoruz. Her geçen gün çok daha yankı bulduğunu gördüğüm dünya beşten büyüktür itirazımızı sonuna kadar haykırmayı da sürdüreceğiz.
Kardeşlerim, sizlerden ülkemizin geleceğini çok yakından ilgilendiren bu gelişmeleri her platformda milletimizle paylaşarak ülkemizi neyin beklediğini anlatmanızı istiyorum. AK Parti, Türkiye’nin sadece son 15 yılının değil geleceğinin de partisidir. Çünkü bugün ülkemizde AK Parti’nin dışında milletimizin taleplerine, ülkemizin ihtiyaçlarına uygun projeler üretebilen bir başka parti yoktur.
Dikkat ederseniz Ana Muhalefet Partisi zaman zaman bir iftira ortaya atıyor, kendi kendine bağırıyor çağırıyor, sonra ortadan kayboluyor. Biz bu partinin iftiralarını ne kadar afişe edersek edelim aynı teraneyi tekrarlamaktan vazgeçmiyorlar. Aslında söylediklerinin içinin boş olduğunu onlar da biliyor. Kapasiteleri sadece bu kadarına yettiği için dönüp dolaşıp FETÖ’nün veya bir başka karanlık gücün ellerine tutuşturduğu kağıtları okumanın ötesine geçemiyorlar. Biz artık bunların ipliklerini pazara çıkarmaktan usandık, ama bunlar aynı şeyleri yapmaktan bıkmadı, usanmadılar.
Hamdolsun milletimizin ölçüsü sağlam, bir bakışta kimin ne olduğunu hemen anlıyor. Buna rağmen AK Parti olarak meydanı asla bu iftiracılara bırakmayacağız. Ortaya attıkları her iftirayı delilleriyle, belgeleriyle çürüteceğiz. Söyledikleri her yalanı hemen yüzlerine vuracağız. Biliyorsunuz en son benim ve yakınlarımın bir adadaki hesabı varmış, oraya para gönderilmiş; yok böyle bir şey, A’dan Z’ye hepsi yalan. Ve ne söylediysem adam cevabını veremiyor. Çıktım şunu söyledim: Eğer bunu ispatlarsan görevi bırakacağım dedim, siyaseti de bırakacağım. Ama ispatlayamazsan aynı onurlu tavrı senden de bekliyorum, bırakacak mısın dedim. Daha ne diyeyim, hadi çık ispatla, nerede böyle bir hesap var, göster. Yok. Anlaşıldı ki yine bunları bu FETÖ takımı tongaya düşürdü. Hiç ilgisi alakası olmayan tamamı uydurma birtakım kağıtlarla ana hıyanetin başındaki zatı bir kez daha ortaya sürmüşler. Yalanlar ortaya çıktı, ama karşı taraftan her zamanki gibi ses yok.
Biz milletimize gerçekleri anlatmayı sürdüreceğiz. Sadece iftiralara cevap vermekle yetinmeyeceğiz, gelecekte nasıl bir Türkiye hayal ettiğimizi, 2023 hedeflerimize nasıl ulaşacağımızı, 2053 ve 2071 vizyonlarımızı nasıl oluşturacağımızı anlatacağız. Teşkilat mensuplarımız bunları yaptıklarında milletimizin kulağının ve kalbinin onlarla değil bizimle olduğunu çok daha iyi görecekler.
Bizim Rabia’mız tek başına onların tüm yalanlarını, içi boş tüm vaatlerini yer ile yeksan etmeye yeter.
Hazır mısınız, şöyle bir kalkın bakalım. Çok yordum sizleri, oturarak yoruldunuz biliyorum. Rabia’mızı bir gösterelim. Çok gür sedayla.
Tek millet…
Tek bayrak…
Tek vatan…
Tek devlet…
Peki, siz beğendiniz mi bu haykırışı? O zaman sil baştan, tamam, daha gür sedayla.
Tek millet…
Tek bayrak…
Tek vatan…
Tek devlet.
Günümüz hayrolsun, kongremiz inşallah Yalova için yeni bir milat olsun diyor hepinizi alkışlıyorum.