Cumhurbaskani Erdogan’in Yunanistan Basbakani Çipras ile ortak basin toplantisinda yaptigi konusma
Sayın Cumhurbaşkanımızın daveti de tarihiydi.
Biz tabii bizi ayıran meseleleri, sorunları biliyoruz. Bu sorunlar ki bizim ilişkilerimizi günlük bazda her gün baltalamakta. Bizim bölgemizde gerçekten kritik bir dönem yaşanmakta. Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri arasında ciddi bir gerginlik söz konusu, aynı gerginlik Avrupa’da, Ortadoğu’da yine söz konusu. Yeni uluslararası meydan okumalar söz konusu güvenlik konusunda, istikrar konusunda ve yine mülteci konusunda çeşitli meydan okumalar söz konusu.
Bu dönemde ben inanıyorum ki aramızdaki diyalog kanallarını daha da güçlendirmemizin önemli olduğuna inanıyorum. Ve tabii biz bunu karşılıklı saygı çerçevesinde gerçekleştirebiliriz diye düşünüyorum. Uluslararası hukuka saygı ve bizim iki ülke ilişkilerinin temel taşı olan Lozan Antlaşmasına saygıyla başarabiliriz ki bu anlaşma Ege ve azınlık konularına değinmekte. Karşılıklı olarak saygı çerçevesinde tahriklerde, kışkırtmalarda bulunmadan konuşabilmeliyiz. Ve tabii aramızda bir güven ilişkisi oluşturabilmeliyiz. Bunun zor olduğunu biliyorum esasında. Bizim ilişkilerimiz tabii ki modernleşecek, 21. yüzyıla uygun bir düzeye çıkacak, tabii ki yapılacak bu. Bu ilişkiler halklarımızın ihtiyaçlarını karşılayan düzeye çıkacak mı? Bu ilişkiler bizim bölgemizde barışa ve istikrara, hem Ege’de, hem Doğu Akdeniz’de istikrara katkıda bulunacak, bu konuda herhangi bir şüphe söz konusu dahi değil. Ancak bu modernleşme sadece Lozan Antlaşmasına kat’i saygı çerçevesinde gerçekleştirilebilir. Ve bu anlaşmanın yeniden yapılandırılması, güncellenmesi söz konusu olamaz. Bu konuda bir kez daha çok açık ve net bir şekilde bunu söylüyorum.
Bu temelde Sayın Türkiye Cumhurbaşkanıyla çok açık ve net bir şekilde konuştuk bugün. Biz anlaşmazlıkların arkasına gizlenmeyi değil bunları çözmeyi düşündük. Birbirimizi karşılıklı olarak anlamak durumundayız. Bölgeyle ilgili konuları konuştuk, Ege’yle ilgili konuları konuştuk, Ege’deki gerginlikten bahsettik. Ben kendi tarafımdan Türkiye’nin bölgedeki ihlallerinin sona ermesi gerektiğini söyledim. Yunanistan hava sahasının ihlalleri bizim ilişkilerimiz açısından, buradaki dalaşların bizim ilişkilerimiz açısından bir risk teşkil ettiğini söyledim.
Yine bu görüşme çerçevesinde bizim yaratmak istediğimiz, iki ülke arasındaki ilişkilerde yaratmak istediğimiz olumlu hava çalışmalarına rağmen hala casus bellinin yürürlükte olmasının kabul edilemez olduğunu söyledim kendisine. Ve yine mümkün olduğu düzeyde Ege’deki gerginliklerin azaltılması için bizim gözetimimizde güven artırıcı önlemlerle ilgili görüşmelerin ve istikşafi görüşmelerin başlaması yönünde mutabık kaldık.
Buna paralel olarak Sayın Cumhurbaşkanı ile birlikte Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasının hem Kıbrıs halkı, hem bölgemiz için ne kadar önemli olduğunu görüştük. Ben bizim tarafımızdan bizim tezlerimizi savundum ve bu çerçevede yabancı askerlerin olmayacağı, garantilerin olmayacağı bir Kıbrıs cumhuriyetinin kurulmasından yana olduğumuzu söyledim. Ve bu çözümün, olası çözümün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin çerçevesinde bulunmasını arzu ettiğimi söyledim.
Ve yine göçmen kriziyle ilgili konu da bizleri yakından ilgilendirdi, bu konuyu detaylı bir şekilde ele aldık. Türkiye’ye Avrupa Birliği arasında imzalanan anlaşmayı konuştuk, bu anlaşmanın uygulanması konusunda fikir alışverişinde bulunduk. Yunan ve Türk makamlarının büyük çabaları çerçevesinde bu anlaşma olumlu sonuçlar verdi gerçekten ve bu vesileyle Ege Denizi’nde ölümlerin önüne geçmeyi başardık. Yine bu çerçevede iki ülke yetkili makamlarının daha yakın işbirliğini konuştuk.
Türk halkının 3,5 milyondan fazla Suriyeli mülteciyi barındırmakla ilgili, misafir etmekle ilgili yoğun çabasını takdirle karşılıyorum. Ve bizim halklarımızın Avrupa’daki güçlere her gün insanlık ve dayanışma dersi verdiğini söyledim. Ve burada yasa dışı düzensiz göçmenler için duvarların örülmesinin kabul edilemez olduğunu söyledim.
Yine bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanıyla Avrupa Birliği-Türkiye arasındaki ilişkilerin önemini konuştuk ve kendisine Yunanistan’ın Türkiye’nin Avrupa Birliği yönelimini bir stratejik tercih olarak karşılıklı çıkar çerçevesinde desteklediğini söyledim.
Yine karşılıklı komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesini görüştük ve … demokratik reformlara desteğimizi ilettim.
Yine şunu da belirttim: Avrupa’ya yönelen demokratik bir Türkiye’yi Yunanistan’ın her zaman destekleyeceğini söyledim. Türkiye karşı karşıya kaldığı başarısız darbe girişiminden sonra ümit ediyoruz ki en kısa sürede demokratik reformlara geri dönecek ve inanıyorum bu konuda mevcut hükümet bu reformları desteklemektedir.
Buna paralel olarak, yine Sayın Cumhurbaşkanıyla güvenlik konusundaki işbirliğimizin daha da derinleştirilmesini konuştuk.
Her zaman vurguladığım gibi yine şu hususu vurguladım: Bizim Yunanistan’ın temel ilkesinin ve değerinin demokratik süreçlere saygısından bahsettim. Bizim ülkemiz demokrasi ve özgürlük ülkesidir ve bizim ülkemizin darbecileri destekleyebilecek bir ülke olmadığını söyledim.
Ve büyük bir açıklıkla şunu da söyledim: Yunanistan bir Avrupa Birliği ülkesidir, bir hukuk devletidir. Ve temel ilkesi bu hukuk devletinin, yönetim ve yargı erkleri arasındaki bağımsızlıktır. Yunanistan yargısının karaları bağımsız şekilde alınır ve hepimiz tarafından saygıyla karşılanır.
Yine ekonomi, enerji, ulaştırma, kültür, turizm ve kültürel konularda görüş alışverişinde bulunduk. Bazı önemli projelerin tamamlanmasını konuştuk, örneğin İzmir’le Selanik arasında feribot seferlerinin gerçekleştirilmesi, İpsala Sınır Kapasındaki ikinci köprünün inşaatı yine görüşmemizin başka bir konusu teşkil etti. Ve yine İstanbul-Selanik arasındaki demir yolu hattının yeniden devreye girmesi de ele aldığımız konular arasındaydı.
Mutabık kaldığımız başka bir konu da, Karma Ekonomik Komisyon çalışmalarının yeniden başlamasıydı ki bu komisyon Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi çalışmaları içinde aktif rol alabilir.
Ben Sayın Cumhurbaşkanına yapmış olduğumuz görüşme için ki oldukça uzun bir süre aldı bu görüşmeler, tekrar teşekkür etmek istiyorum.
Kendisine şunu söylemek istiyorum: Önümüzdeki yıl 2018 yılı Yunanistan için son derece önemli bir yıl. Biz uzun süredir ekonomik krizle ilgili bir maceranın içerisindeyiz ve Yunanistan 2018 yılında Türk-Yunan ilişkilerinde yeni bir sayfa açılması çağrısında bulunuyorum. Bu sebeple, 2018 yılında Yunanistan için mevcut olan bu olumlu atmosfer çerçevesinde iki ülke arasında da en iyi ortamın, en iyi havanın yakalanması için elimizden gelen çabayı sarf etmek durumunda olduğumuzu düşünüyorum. Kültürel alanda, ekonomi alanında karşılıklı saygı çerçevesinde dayanışma ile bunu başarabileceğimize inanıyorum.
Sizi yeni bir sayfa açmaya davet ediyorum Türk-Yunan ilişkilerinde. Ve bu yeni sayfa karşılıklı kuşkulara ve kışkırtmalara dayanmayacak, aksine bizim inşa etmeye çalıştığımız dostluk köprülerine dayanan yeni bir sayfa olacak. Ve şundan enimi ki; siz bunu kabul edeceksiniz, eğer kabul etmezseniz bu bizim halklarımızın aleyhine, bizim bölgemizin ve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin aleyhine olacaktır diye düşünüyorum. Ve şuna da inanıyorum ki; biz bunu başarabiliriz.
Ve şu inancımı korumaktayım ki, sizin gerçekleştirmiş olduğunuz bu ziyaret yeni bir olumlu başlık açabilir bizim ilişkilerimizde.
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Teşekkür ediyorum.
Sayın Başbakan, öncelikle sizlerle 65 yıl aradan sonra resmi olarak Cumhurbaşkanı nezdinde böyle bir ziyareti gerçekleştirmenin memnuniyeti içerisindeyim. Tabi bu mekâna yabancı değilim, Başbakanlığım dönemimde birkaç kez geldim. Tabi bundan önceki başkanlar, cumhurbaşkanları, onlarla da görüşmelerim oldu, fakat resmi görüşme olarak bu ilk görüşme merhum Celal Bayar’dan 65 yıl sonra.
Gerçekten bugün tarihi bir gün yaşıyoruz. Bu ziyareti iki ülke diyalogunda önemli bir adım olarak görüyorum. Tabi ki bu süreç içerisinde atmamız gereken önemli adımlar var. Başbakanlığım döneminde kurulan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyinin 5’inci toplantısını inşallah önümüzdeki dönemde Selanik’te düzenleyeceğiz. Konseyin etkisiyle son yıllarda özellikle ticaret alanında, ekonomide, kültürde, turizmde birçok adımlar attık.
2016 yılında ikili ticaret hacmimiz 2,6 milyar dolar, bu rakam aslında aramızdaki belirlediğimiz hedef 10 milyar dolardı, fakat bir geri gidiş 2014’ten sonra söz konusu oldu, temennim odur ki bunu yeniden toparlarız.
Az önce Sayın Başbakanın da ifade ettiği gibi İstanbul-Selanik hızlı tren hattı, İzmir-Selanik feribot hattı, İpsala-Kipi sınır kapısında ikinci köprü inşası gibi ulaştırma projelerine önem vermeyi hedefliyoruz.
Tabii karşılıklı turist sayısında 2016 yılında ülkemizden 800 bin turist Yunanistan’a, Yunanistan’dan da 600 bin turist ülkemize gelmiş bulunuyor. Bu da, bu konuda ciddi bir altyapının olduğunu da gösteriyor.
Yunanistan ile kültürel alandaki ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. Ortak kültürel mirasımızın aslına uygun bir şekilde korunarak gelecek nesillere aktarılması, aynı zamanda halklarımızın da kaynaşmasına, yeniden bir özgüven tesisine vesile olacaktır.
Türkiye uzun yıllardır PKK, DHKP-C, DEAŞ ve FETÖ gibi eli kanlı çetelerle mücadele ediyor. Aslında Yunanistan da tabii bunlara yabancı değil, 17 Kasım terör örgütü gibi bir terör örgütünün de buralarda neler yaptığını biliyoruz. Bu açıdan bizimle en rahat empati kurabilecek ülkelerin başında Yunanistan geliyor. Son dönemde Yunan güvenlik birimlerinin attığı adımları takdirle karşılıyoruz. Bizim için özellikle 15 Temmuz gecesi demokrasimize kasteden, 251 insanımızı şehit eden FETÖ militanlarının adaletle yüzleşmesi büyük önem taşıyor. Tabii FETÖ’cü şahısların Türkiye’ye iadesiyle ilgili Sayın Çipras’la ta olaydan hemen sonra başlattığım görüşmede ve bugün de yine bu basın toplantısı vesilesiyle Yunan yargısına benim bir çağrım var, o da şudur: Gecikmiş adalet, adalet değildir. Lütfen bu konuyla ilgili kararı gerekirse adalet bakanlarımız da devreye girmek suretiyle görüşerek Türkiye’de biliyorsunuz işkence, idam, böyle bir şey söz konusu değil, bunların Türkiye’ye iadesi de mümkündür. Çünkü bunlar bir darbe gerçekleştiren kişilerdir.
Sayın Başbakanla yaptığımız görüşmelerde azınlık sorunlarını da ele aldık. Bu bağlamda Batı Trakya Türk azınlığının, bir diğer ifadeyle Müslüman azınlığının durumunda uluslararası hukukun gerektirdiği iyileştirmelerin yapılmasını talep ettim. Buraya tabii özellikle şuradan girmemde fayda var: Son zamanlarda özellikle Yunanistan’da gündeme gelen Lozan’la ilgili tanım ve Lozan’ı tanımlama şekli, bir defa bu işi iyi anlamak gerekiyor. Lozan denince Türkiye ile Yunanistan arasındaki bir anlaşma değildir. Lozan, 11 ülkenin katılımını kapsayan bir anlaşmadır. Belki de şaşıracaksınız, mesela Lozan’ın kapsamında Japonya da var, Lozan’da İngiltere var, Lozan’da Bulgaristan var, Fransa var, tüm bu ülkeler bu anlaşmanın içerisinde yer almışlardır. Peki, Lozan sadece Ege’yi mi kapsıyor? Ege’nin dışında Lozan’la ilgili hiçbir şey yok mu? Batı Trakya’daki azınlıkların hukuku yok mu? Şimdi buradaki azınlıkların hukukunu bu anlaşmayla biz nasıl teminat altına alacağız? Şu anda 150 bin orada Batı Trakya’da Müslüman, Türk, Pomak azınlık var. Bunların hukukunu herhalde araştırmak, korumak özellikle de Yunanistan’daki yönetimin görevi olsa gerek, bunu da Sayın Başbakanla paylaştık. Bakın çok enteresandır, şu anda 15 bin euro kişi başına şu anda milli geliri var Yunanistan’ın, ama Batı Trakya’da 200-2200 euro; bu fark korkunç bir fark. Tabii bu oradaki insanların şu anda hangi şartlar içerisinde yaşadığını göstermesi bakımından da önemli.
Tabii bir diğer özel bir konu, özellikle inançlarını yaşaması noktasında da sıkıntılar var. Hala bir başmüftülük meselesi çözülememiştir. Orada başmüftüyü seçimle değil atamayla geldiğini görüyoruz. Peki, Lozan ne diyor? Lozan seçim diyor. Aynı şey Türkiye için de geçerli. Türkiye’de şu anda Patrik seçimle mi geliyor, atamayla mı geliyor? Türkiye’de patrik seçimle gelir. Neresi seçer? San Sinod Meclisi seçer. Bakın San Sinod Meclisi patriği seçmekten düşmüştü ve ben o zaman Sayın Patriğe haber gönderdim, dedim ki bize bu noktada bazı isimler gönderin biz onları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapalım ve onları San Sinod Meclisine böylece girmiş olsunlar ve sizdeki seçim gayrimeşru değil meşru olsun. Ve bize isimler geldi, 7 idi ben bu çağrımı yaptığımda, 17’ye çıktı, şu anda 17 tane san Sinod Meclisinin bu noktada dini elemanları, dini görevleri var.
Daha da ileri gideceğim, mesela patrik yurt dışına çıkmak istese Lozan’a göre Eyüp Kaymakamlığının müsaadesiyle çıkabilirdi. Ama biz bunu bile bir kenara koyduk, patriklik makamı farklıdır dedik önünü açtık.
Fakat gelelim Batı Trakya’ya, Batı Trakya’da şu anda atanmış bir Başmüftü var. Ama biz atanmışla yapmıyoruz bu işi, seçilmişle yapıyoruz. Lütfen artık önünü açalım bu işin. Ben 15 yıldır bütün buradaki arkadaşlarımıza, başbakanlara, cumhurbaşkanlarına hep bunu söyledik, ama bugüne kadar hiçbir netice alamadık; işte bu da Lozan. Lozan’ı hemen Ege’ye hasredip işi bitirmeyelim.
Bunun dışında yine çok daha farklı konular da söz konusu. O da nedir? Toprak bütünlüğü, bizim toprak bütünlüğüyle ilgili bir sıkıntımız, sorunumuz yok. Böyle bir şeyi hiçbir yerde ne ben, ne arkadaşlarım gündeme getirmiş değiller.
İnanç hürriyeti deniliyor, mesela burada bir Fethiye Camii meselemiz var. Atina’da bir cami sorunumuz var, yok. Ama benim ülkemde, Türkiye’de biz bugüne kadar Hristiyanların kiliseleriyle ilgili bir sorun yaşamadık. Bakın şu anda Sümela’yı yapıyoruz, biz yapıyoruz. Yapılan yer, şartları öyle zor bir yer ki, böyle dağ yamacında adeta, orada bir Sümela Manastırını şu anda koşullar zor da olsa bitireceğiz ve tüm Hristiyan dünyasının orada hizmetine sunacağız. Ve onlara niye burada ibadet yapıyorsunuz, yapmıyorsunuz diye soran yok. Hristiyan da gelecek, Türk de gelecek, hepsi oraları dolaşacaklar. Bunun dışında farklı yerlerde, mesela şimdi Ocak ayının 7’sinde İstanbul Balat’ta Patrikhane’nin böyle kısa bir, uzun değil kısa bir mesafede “Demir Kilise” namıyla maruf bir kilisesi var, bitiyor ve 7 Ocak’ta Boyko’yla birlikte, Sayın Başbakanla oranın açılışını yapacağız. Ya biz inanç hürriyetinden korkmuyoruz ki, inancına güvenen inanç hürriyetinden korkmaz; bizim böyle bir derdimiz, böyle bir sıkıntımız yok. Ama Batı Trakya’da da bu sorunu diyoruz artık bir an önce aşalım. Artık bunlar bizim masamızın üzerinde durmasın, bunları masadan kaldıralım istiyoruz.
Ve bir diğer konu da, özellikle anavatan ve garantör Türkiye olarak Kıbrıs meselesi. Bakın ben Kıbrıs meselesinde aktif rol oynamış bir siyasetçiyim ve bu işin en zirve yaptığı nokta Burgenstock’taki görüşmelerdir. O zaman Davos’taki bir görüşmede Kofi Annan benden rica etmiştir, demiştir ki; bu konuda ne düşünüyorsunuz? Ben size soruyorum dedim, gel şu işi beraber ele alalım. Dedi ki, ben üç kere teşebbüs ettim başarılı olamadım, bir daha girmek istemiyorum. Gel dördüncüsüne beraber girelim dedim. Tamam dedi ve beni 1 hafta, 10 gün sonra aradı, ben görüşmelerimi yaptım başlayabiliriz dedi ve başladık. Çok enteresandır, tabii Yunanistan garantör ülke, Türkiye de garantör ülke, İngiltere de garantör ülke. Ve çalışmalarımıza başladık önce dışişleri bakanlarımız hepsi çalışmaları yürüttükten sonra final çalışmasını da İsviçre-Burgenstock’ta yaptık. Kofi Annan, başbakanlar orada biraraya geldik. O zaman Karamanlis Yunanistan Başbakanıydı ve görüşmeler-çalışmalar bittikten sonra son ana geldiğimizde hatta Güney Kıbrıs tarafı masadan çekilmek istedi. Kofi Annan dedi ki; ben söz verdim, burada bu işi bitireceğiz dedi ve imzalar atıldı, ayrıldık. İş referandum safhasına geldi, işte bildiğiniz gibi yüzde 65-70 Kuzey Kıbrıs Türkler evet dedi, ama Güney bir o kadar tam ters hayır dedi. Ve oradan Avrupa Birliği’ne Güney Kıbrıs girdi, yoksa o ana kadar Güney Kıbrıs’ın böyle bir şansı söz konusu değildi. Ve bize de orada söz verdiler, dediler ki; bu iş bu şekilde yürürse biz bunu bitireceğiz, o süreci de ben yaşadım.
Bakın şimdi yine en son İsviçre-Cenevre’de yine biraraya geldiler. Dışişleri bakanları, garantörler vesaire oturdular, konuştular konuştular, sonunda masadan kim çekildi? Güney Kıbrıs çekildi. Dışişleri Bakanım burada, Sayın Kotzias burada, hep beraber o süreci yaşadılar. Biz istiyoruz ki adil, kalıcı bir çözüme bu işi kavuşturalım. Ama Güney Kıbrıs’ın böyle bir derdi, böyle bir sorunu yok. Çünkü haklı olduğumuzu görüyorlar, her şey ortada. Bunu gördükleri için de bakıyorsunuz en kısa yoldan hep kaçamak bazı yollara başvurup diyorlar ki yine olmadı.
Aynı şekilde Ege’deki meselelerde işte sürekli istikşafi diyoruz görüşmeler vesaire filan, ya biz bundan kaçmıyoruz, gene varız. Genelkurmay Başkanım burada, biz her zaman bu görüşmeleri yapabiliriz, yürütürüz, ama bütün mesele adil olalım, adil olmak suretiyle de işin üzerine gidelim. Bir de, çözüme odaklanalım ve bardağın boş tarafıyla uğraşmayalım, dolu tarafıyla uğraşalım, netice isteyelim. Eğer dolu tarafıyla uğraşmazsak, o zaman zaman kaybından başka hiçbir iş olmaz, ama bizim artık zaman kaybına tahammülümüz yok, artık bu işi başarmamız lazım. Ve yeni bir dönem diyorsak, bu yeni dönemi de bizim bu şekilde özellikle de adanın gerçekleriyle ilgili olarak adımları atmamız lazım.
Bakınız bir diğer bu noktada önemli adım da şu: Özellikle 3 milyonu aşkın şu anda mülteci bizde ve biz bu 3 milyonu aşkın mülteciyi ülkemizde barındırıyoruz. 30 milyar dolar şu ana kadar bizim yaptığımız harcama var. Avrupa Birliği ise bize şu ana kadar maalesef vermiş olduğu destek bizim milli bütçemize değil, nereye? Kızılay’ımıza. Ne kadar? 850 milyon euro, bilemedin 900 milyon euro. Verdikleri söz bize 2015-2016 yılı içerisinde 6 milyar euro destek vereceklerdi ve bu gelmedi. Sözü veren neresi? Avrupa Birliği. Yerine getirmeyen? Avrupa Birliği. Ve bunları da maalesef acımasızca görüyoruz.
Tabii bir diğer konu, özellikle böyle bir toplantıda sözlerimi bitirmeden önce dün ABD Başkanı Sayın Trump tarafından yapılan Kudüs’e dair açıklamaya değinmek istiyorum. Bu karar maalesef bölgemizin ve dünyanın barışı adına son derece talihsiz bir açıklamadır. Kudüs, semavi üç dinin kutsal bir mekânıdır; Müslümanların, Hıristiyanların ve Yahudilerin. Yapılan açıklamalar her şeyden önce uluslararası hukukun açıkça ayaklar altına alınmasıdır. 1980 Birleşmiş Milletlerin bu konuda kararı var. Sadece Amerika ve İsrail’den başka o kararı reddeden yok, tüm dünya o kararı sahiplendi. Şimdi farklı bir yöntemle ben yaptım oldu demek suretiyle bir açıklama yaptılar ve bu talihsiz adımla bölgeyi ciddi manada sıkıntıya sokacaklarına inanıyorum.
İslam İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanı olarak 13 Aralık’ta İstanbul’da tüm üye ülkelerle bir zirve yapacağız. Aynı zamanda Arap Ligi’nin bütün mensupları da orada beraber olacağız ve oradan bir sonuç bildirgesi çıkacak.
Tabii ben özellikle bu düşüncelerle şahsım, heyetim adına kabule çok teşekkür ediyorum. Misafirperverlikleri için tüm Yunan makamlarına da şükranlarımı özellikle bildiriyorum. Ve aramızdaki bu dayanışmanın, bu birlikteliğin başarılarla gerek siyasi, gerek askeri, gerek ekonomik, ticari, turizm, kültürel, bu alanlarda devam etmesini özellikle arzu ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
SORU- Atina Haber Ajansından.
Mülteci konusuyla ilgili olarak yeni bir anlaşmadan bahsettiniz. Bu konuyla ilgili olarak yeni bir gelişme var mı? Bugüne kadarki işbirliğinize ilave bir şey mi söz konusu? Yine başka alanlarda da yeni işbirlikleri olacak mı?
Sayın Erdoğan, ABD’nin Kudüs’le ilgili açıklamasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Ben Sayın Yunanistan Başbakanına da sormak istiyorum, bu konuda neler söyleyecek?
Ve Sayın Erdoğan’a şunu sormak istiyorum: Mademki siz din özgürlüğünden korkmuyorsunuz, o zaman Heybeliada Ruhban Okulu bugüne kadar neden açılmadı acaba?
YUNANİSTAN BAŞBAKANI ALEKSİS ÇİPRAS- Ben sorularınıza cevap vermeden önce şunu söylemek istiyorum: Zira sevgili dostum Erdoğan büyük bir samimiyetle görüşmemizin bütün gündemini açıkladılar ve bu son derece olumlu bir şey, bizim gizleyecek herhangi bir şeyimiz yok.
İki dost ülkeden, iki komşu ülkeden bahsediyoruz, iki komşu ülkeyiz, komşu ülkeler kendi aralarında konuşmalılar hem anlaştıkları, hem anlaşamadıkları konuları ele almaları gerekir komşu ülkelerin.
Şunu söylemek istiyorum: Bütün önceki zaman zarfında Lozan Anlaşmasıyla ilgili söylediklerimin tam olarak anlaşılmadığı sonucuna vardım, çünkü bana söylediğine göre, kendisi Lozan Anlaşmasının yeniden düzenlenmesi gibi bir şey istemiyor, zira böyle bir şey yapmak için Japonya gibi diğer 9 ülkeyi bulmamız gerekir aynı masa etrafında bulunarak.
Ve şöyle çok önemli bir hususu tespit ettim ve bunu belirtmek durumundayım: Yine Yunanistan’ın toprak bütünlüğüyle ilgili olarak herhangi bir durum söz konusu değil ki bizim sınırlarımız Lozan Anlaşmasıyla belirlenmiş sınırlardır. Gerçek biraz karmaşık kanaatimce.
Kendisi Lozan Anlaşmasıyla ilgili bir güncellemeden bahsediyor, bunun doğru şekilde uygulanmasından, hayata geçirilmesinden bahsediyor. Bu anlaşmanın doğru düzgün şekilde uygulanmasından bahsetti, yeniden yapılandırılmasından değil.
Ben Trakya konusuyla ilgili şunu söylemek istiyorum: Trakya’daki Müslüman azınlık ve Türkiye’deki Yunan azınlık iki ülke arasında bir çekim unsuru oluşturmak durumumdadır. Bu azınlık unsurları bizi yakınlaştıran unsunlar olmalıdır, uzaklaştıran unsunlar olmamalıdır.
Yine bu vesileyle şunu söylemek istiyorum: Bizim Hükümetimiz Yunanistan vatandaşı Müslümanlarla ilgili son derece hassas davranmakta, yine aynı hassasiyeti başka azınlıklar için de göstermekte. Ancak azınlık konularıyla ilgili azınlık insanlarının yaşam standardının yükselmesiyle ilgili daha fazlasının atılması gerektiğine de katılıyorum. Ancak Yunanistan’daki Yunan vatandaşlarıyla ilgili reformlar başka ülkeleri ilgilendiren konular değil. Biz burada kendi politikamızı uygulayacağız ve bu bizim konumuz, bizim meselemiz.
Yine Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Ege’deki bilinen bazı fikir ayrılıklarıyla, Kıbrıs konusundaki fikir ayrılıklarından bahsettiğini duydum. Biz bir şeyi açıklığa kavuşturmak durumundayız. Kıbrıs konusuyla ilgili olarak, ben 43 yaşındayım ve 43 yıldır bu mesele hala tartışılıyor, hala açık. Yine bu çerçevede kimin suçlu olduğuna dair bir tartışma söz konusu. Ancak sevgili Cumhurbaşkanı, bu durum 43 yıldır devam ediyor, çünkü 43 yıl önce yasa dışı bir istila, bir işgal olmuştu Kıbrıs’ta, o sebeple bu Kıbrıs sorunu ortaya çıktı.
Yine Trakya’daki dini özgürlüklerle ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Yunanistan Cumhuriyeti bir hukuk devleti ve özgürlük devleti ve bir özgürlükler ülkesi olarak, Yunanistan sınırlarında yer alan Midilli’de, Sakız Adası’nda, …’da, Selanik’te, Halkidiki’de, Rethymn’da, Rodos Adası’nda Fethiye Camii gibi birçok mabedin restorasyonunu gerçekleştirdi ve biz hiçbir zaman, örneğin Fethiye Camisi ile ilgili olarak burada Ortodoksların bir dini tören düzenlemesini düşünmedik. Ancak üzüntüyle belirtmek isterim ki, böyle bir durum son dönemlerde Ayasofya’da söz konusu. Karşılıklı olarak her tarafın hassasiyetlerine, özelliklerine saygı göstermek durumundayız. Yine bu çerçevede özgürlükler konusunda kesinlikle geri adım atmamak gerekir. Yunanistan’daki Müslüman azınlığın dinini istediği gibi, gerektiği gibi yaşamasına müsaade edilmeli, aynı şekilde Türkiye’deki Yunanistan azınlığın da.
Şimdi göçmen kriziyle ilgili soruyla ilgili şunu söyleyebilirim: Biz bu konuda her ikimiz de mustaribiz göçmen konusuyla ilgili olarak, hem Türkiye’ye, hem Yunanistan’a, Yunanistan bütün dünyanın bu konudaki yükünü üstlenmiş değil, sadece Avrupa’nın değil dikkatinizi çekiyorum, bütün dünyanın yükünü üstlenmiş durumda.
İkinci Dünya Savaşından sonra en büyük göçmen akınlarıyla karşı karşıyayız. Türkiye 3,5 milyon Suriyeliyi misafir etmekte bugün ve Yunanistan kendi sınırlı kaynakları… Ve tabi bizim ülkemizden birçok yası dışı göçmen Avrupa ülkelerine gitti. Bugün de şunu görüyoruz: Biz iki olarak bu konuda son derece kritik bir işbirliği gerçekleştiriyoruz. Bu işbirliğimiz bütün bölge ve Avrupa’nın istikrarı ve güvenliği için söz konusu. Ben bizim bu konudaki görüşmelerimizin son derece yapıcı olduğunu söyleyebilirim ve önümüzdeki dönemde yine Avrupa Birliği ile Türkiye arasında imzalanan Mülteci Anlaşması çerçevesinde Yunanistan adalarındaki azaltılmasıyla ilgili bazı adımlar atılabileceğini söyleyebilirim.
Şimdi yine Kudüs’e, Filistin konusuna değinmek istiyorum. Bu konuda Yunanistan’ın tezleri ve tavrı gayet net. Yunanistan barış sürecine destek veriyor ki bu barış süreci iki devletli bir çözümü desteklemekte Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde. Biz ülke olarak aynı doğrultuda ilerlemeye devam edeceğiz. Hem Avrupa Birliği üyesi bir ülke olarak, hem de Arap dünyasıyla dostane ilişkileri olan, İsrail’le dostane ilişkileri olan bir ülke olarak aynı doğrultuda ilerlemeye devam edeceğiz. Ben Kudüs’ün tamamının İsrail’in başkenti olarak Amerika Birleşik Devletleri tarafından tanınmasının barışa hizmet etmediği görüşündeyim, zira kırılgan ve hassas bir bölgeden bahsediyoruz ve yangının devam ettiği bir bölgeden bahsediyoruz.
CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN- Evet, ben özellikle şu konuya, tabii azınlıklar konusuna tekrar değinmek istiyorum. Her şeyden önce Batı Trakya’da başmüftü meselesinin atanmış veya seçilmiş olması konusu bana göre çok ciddi bir yaradır. Ve inanıyorum ki Sayın Başbakan bu konunun çözümüyle ilgili gerekli adımı da atacaktır.
Bir diğer husus ise; özellikle tabii bunu sürekli iç meselemiz olarak görmek tabii güzel bir düşünce, bizim ona aykırı bir şey söylememiz mümkün değil. Ama müsaade ederlerse en azından ricada bulunmamız herhalde isabetli olur. Çünkü soydaşımızdır, onların hukukuyla da biz dostluğumuza güvenerek ilgilenmemiz lazım.
Bir diğer konu da, özellikle bu mülteciler meselesine yönelik. Bu konu teknik boyutu çok ileri derecede ve Dışişleri Bakanımız, Yunanistan Dışişleri Bakanı birlikte bu işi çalışmak suretiyle bu işin teknik boyutunu da aşmanın yollarını arayacaklar.
Ve atacağımız diğer adım, özellikle Kıbrıs konusunda da yine söylüyorum; adil, kalıcı bir çözümü bulmamız gerekiyor. Ve tabii yaşı itibariyle Sayın Çipras’ın 43 yıldır bunun böyle devam ediyor demesi, ben de 63 yaşında olduğuma göre, ben de aynı şeyi şu anda hep yaşadım, yaşıyorum, öyleyse bu işi çözmenin yollarını arayacağız. Ama bunu çözmenin yollarını ararken de ben burada ciddi bir tecrübeye, deneyime sahibim, süreci de yakından hep takip ettim ve takip ettiğim bu süreçte de minderden kimlerin kaçtığını da çok iyi biliyorum ve bu konuyla ilgili de bütün belgeleri, bilgileri rahatlıkla verebilirim. Buna eğer hassas davranır, dikkat edersek çok şeyi aşarız diye düşünüyorum. Mesela ikide bir asker bulundurma deniyor, tamam da Yunanistan asker bulundurmadı mı, bulundurmuyor mu? Aynı şekilde orada asker bulundurma olayı, Annan Planı eğer uygulanmış olsaydı bugün bu noktaya gelmemiş olacaktık. Bütün oradaki asker sayısı hepsi belli bir düzene oturtulmuştu. Ama oradaki referandumda kim ters hareket etti? Evet, Güney Kıbrıs ters hareket etti ve bugünlere geldik.
Temenni ederim ki bundan sonraki süreçte bu işi daha iyi ele alır ve arkadaşlarımızın ortak çalışmaları, bizim ortak çalışmalarımız da bunu çözüme kavuştururuz diyorum.
Teşekkür ediyorum.
SORU- Efendim, benim sorun her ikinize de. Siz FETÖ’cü darbecilerin iadesi konusunda görüştük dediniz, geç gelen adalet adalet değildir dediniz. Bu konuya ilişkin somut adımlar atılacak mı?
Sayın Çipras, darbecilerin iadesine ilişkin görüşmelerinizde neler konuşuldu? Darbenin yapıldığı günlerde darbecilerin iadesine ilişkin cümleleriniz vardı iade edilmesine ilişkin. Bu konuda neler konuşuldu, ne gibi adımlar atılacak, sonuç ne olacak?
Teşekkür ederim.
YUNANİSTAN BAŞBAKANI ALEKSİS ÇİPRAS- Ben oldukça açık ve net olduğunu söylüyorum, bu konunun Yunanistan yargısını ilgilendiren bir konu olduğunu belirttim. Yunanistan bir hukuk devleti olarak, Avrupa Birliği üyesi bir ülke olarak erkler arasında ayırıma büyük önem atfetmekte. Yargı ve yürütme erkleri birbirlerinden bağımsızdırlar. Ben şunu söyleyebilirim ki bu benim siyasi düşüncemle ilgilidir: Yunanistan ve Yunan halkı demokratik bir ülkenin demokrat insanları demokrasiye vurulan darbelerden son derece rahatsızdır. Böyle bir ülkede demokratik olarak iş başına gelen hükümetleri desteklemekten başka bir şeyi düşünemez ve bunun tersi bütün girişimleri ve teşebbüslerin karşısında durmaktadır ve bizim darbecilere kapılarımızı açmamız söz konusu dahi olamaz. Şunu belirtmek istiyorum: Yunanistan bir hukuk devleti olarak Yunanistan yargısı gerekenleri yapacak ve bu insanların adil yargılanması için Yunanistan yargısı gerekeni yapacaktır.
----- / -----