Cumhurbaskani Recep Tayyip Erdogan’in 15 Temmuz Sehitler Köprüsündeki Tören’de yaptigi konusmasi
Şehitlerimizin emaneti kıymetli kardeşlerim, değerli gazi kardeşlerim, şehrimizin dört bir yanından 15 Temmuz Şehitler Köprüsüne gelerek buradaki programa katılan sevgili İstanbullular, 15 Temmuz ihanet girişiminin birinci yıldönümünde Türkiye’nin her köşesinde bir kez daha meydanları dolduran değerli vatandaşlarım, aziz kardeşlerim: hepinizi en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle, saygıyla selamlıyorum. Tam bir yıl önce bugün bu saatlerde ülkemizin pek çok yeriyle birlikte burada, o zamanki adıyla Boğaziçi Köprüsünde bir ihanet girişimi başlamıştı. Tanklarıyla, zırhlı araçlarıyla buraya gelen darbecilerin köprüyü kapatmasıyla bir süredir anlam verilemeyen hareketlenen sebebi ve hedefi artık anlaşıldı. Köprüyü kapatan darbeciler kendilerinde tüm İstanbul’a, tüm Türkiye’ye ve tüm dünyaya artık kontrol bizim elimizde mesajı vermek istiyorlardı. Aşağı yukarı aynı saatlerde İstanbul’un ve Ankara’nın çeşitli yerlerinde de benzer işgal girişimlerinin haberleri geliyordu. Ve o esnada ben, Enerji Bakanımız, eşim, kızım, torunlarım Dalaman’dan bu tarafa doğru hareket etmiştik. Milletimiz kullanılan yönteme ve üsluba bakarak, anında bu darbe girişiminin arkasında FETÖ ihanet çetesinin bulunduğunu tespit etmiştir. Türkiye’nin FETÖ ihanet çetesi aracılığıyla bir saldırıya, bir işgal girişimine maruz kaldığına gören milletimiz hemen harekete geçmiştir. Sayın Başbakanın ve şahsımın televizyon ekranlarından yaptığı çağrıyla milyonlarca vatandaşımız darbecilere karşı sokakları, meydanları, kışla önlerini, havalimanlarını doldurmuştu. En büyük direnişler ve en kanlı saldırılar İstanbul ve Ankara’da yaşanmıştır. Diğer illerimizde darbeciler henüz harekete geçmeye fırsat bulamadan milletimiz ve vatansever askerlerimiz, polislerimiz tarafından derdest edilmişlerdir. İstanbul’da en çok kanın döküldüğü yer işte burasıdır, 15 Temmuz Şehitler Köprüsüdür. Köprüyü kapatan tankları önünde tam 36 vatandaşımız şehit oldu; Allah rahmet eylesin. "Amin." Saraçhane’de 20’ye yakın şehidimiz var, Atatürk Havalimanında, Esenler’deki topçular kışlasının önünde, Türk Telekom binasında, diğer yerlerde onlarca şehit verdik. Ankara’da Genelkurmay Başkanlığımızın, Meclisimizin bulunduğu Kızılay civarında 40’ın üzerinde vatandaşımız şahadete yürüdü. Cumhurbaşkanlığı Külliyemizin önünde 29 şehidimiz, 36 gazimiz var. Gölbaşı Harekât Başkanlığını uçakla bombalayan bu hainler 53 kardeşimizi şehit ettiler. Artık adının başına kahraman ifadesini eklediğimiz Kazan’da 9 şehidimiz var. Ankara Emniyet Müdürlüğüne yapılan saldırıda verdiğimiz şehit sayısı 10’u geçtik. Darbecilerin gasp ettikleri tankların namluları bombalarla, ellerindeki silahlar kurşunlarla, helikopterler ve uçak en öldürücü mühimmatlarla doluydu. Bunlar vatandaşlarımıza karşı acımasızca kullanıldı, en küçük bir tereddüt göstermediler. Peki, onların karşısına dikilen milletimizin neyi vardı? Benim vatandaşımın elinde silah mı vardı? Sadece elinde aynen bugün olduğu gibi bayrağı vardı, ama bunun yanında çok daha etkili bir silahı vardı, o silah da imanıydı imanı. Akif ne diyor: “İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür, imansız olan paslı yürek sinede yüktür”; mesele bu. Bir tarafta imanlı olan işte benim halkım vardı, ama öbür tarafta da o imansız darbeciler vardı. Evet, milletimiz o gece imanıyla dünyanın en modern silahlarına galebe çaldı. Tekbirle tankın üzerine giden bir milleti kim esir edebilir? Sırtındaki tişörtünü tankın egzoz borusunun affederseniz içine tıkamak suretiyle onu çalışamaz hale getiren imandır iman. Önünde, arkasında, sağında, solunda onlarca kişi vurulup düştüğü halde geri dönüp gitmeyi bir an bile aklından geçirmeyen, tam tersine bulduğu ilk fırsatta yeniden hainlerin üzerine yürüyen bu milleti kim durdurabilir? Hemen 3-4 metre ilerisine düşen kurşunlara aldırış etmeden yürüyen ve kendisine geri dön, yoksa öleceksin diyenlere şu cevaba bak: Bugün ölmeyeceksek ne zaman öleceğiz diyen bir millete kim zincir vurabilir? Ah şu köprünün dili olsa da o gece burada yaşanan kahramanlıkları bir anlatsa. Ah o gece şehit kanlarıyla sulanan, her karşı toprağın, her taşın, her santim asfaltın dili olsa da yiğitlik nasıl olurmuş tüm dünyaya anlatsa. Çünkü bizim dilimiz bunları kelimelere dökmekte kifayetsiz kalıyor. Onun için sözü yine Çanakkale şehitlerine ithaf ettiği şiiriyle Mehmet Akif’e bırakmak istiyorum, ne diyor Akif: “Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar, Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, y Rab, ne güneşler batıyor!” Evet, o gece güneşler battı. 15 Temmuz gecesi bu hilal uğruna batan tüm güneşlerimize, tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Onlar bizim güneşlerimizdi, Allah rahmet etsin. O gece yaralansa da eğilmeyen tüm başlara şükranlarımı sunuyorum, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Özgürlüğüne, ezanına, bayrağına, vatanına, devletine, geleceğine sahip çıkan milletimin tüm fertlerine teşekkür ediyorum. Kardeşlerim; biz 15 Temmuz gecesi darbeci hainlerin saldırılarında 250 kahramanımızı toprağa verdik. Karşılığında ne kazandık biliyor musunuz? Karşılığında 50 milyonluk Türkiye’nin geleceğini, istikbalimizi kurtardık. O gece 2193 kardeşimiz yaralanarak gazilikle müşerref olurken, kalbini ve gözünü bize dikmiş milyonlarca kardeşimizin umudunu yaşattık. Ödediğimiz bedel ağır, anaların, babaların, eşlerin, kardeşlerin, evlatların gözyaşlarına, yürek yangınlarına değer biçmek asla mümkün değildir. Ama bu fedakarlıkların karşılığında elde ettiğimiz istiklalimize ve istikbalimize de değer biçemeyiz. Rabbim ne buyuruyor biliyor musunuz Allah yolunda cihat edenlere, vatanı, milleti için cihat edenlere; onların nefislerini Cennet karşılığında Allah satın alıyor, Kur’an-ı Kerim’de bunun müjdesini veriyor. Ve bizim şehitlerimiz cennete yürüdüler, yerleri hayırlı olsun. O makam, Sevgili Peygamberimize en yakın makam, makamları hayırlı olsun. "Amin". Biz de burada sembolik bir makam hazırladık onlara ve bu makamda da ne buyuruyor Rabbimiz, Bismillah: “…” Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, onlar diridirler, ancak siz bilemezsiniz, anlayamazsınız. İşte biz bunu yaparken dedik ki kul olarak, onların gönüldaşları olarak, onların kardeşleri olarak; bunu unutmayacağız, unutturmayacağız. Ankara’da da Külliyenin karşısında yaptık, onu da inşallah yarın sabah, sabah namazını müteakiben Ankara’da onun da açılışını yapacağız. Rastgele bir araya gelmiş insan topluluklarıyla milletler arasındaki fark işte budur. Topluluklar sadece anlık çıkarları için bir arada bulunurlar. Milletlerin ise ortak geçmişleri, ortak değerleri, ortak hayalleri vardır, bunlar uğrunda gerektiğinde canlarını vermeyi göze alırlar. Türk milleti 15 Temmuz’da binlerce yıllık tarihinde defalarca yaptığı gibi kutsallarını korumak uğruna canını vermekten çekinmeyeceğini göstermiştir. Tarih boyunca hep ateşle imtihan olmuş, düşman saldırılarının ve ihanetlerin kıskacında pişerek yol yürümüş bir milletiz. Biz sıradan bir göçebe kavim değiliz, biz milletiz millet, onlar ise illet illet; farkımız bu. Demir filizinin ateşle yoğrulup çelikleşmesi gibi yaşadığımız saldırılar ve ihanetler de bizi işte bu tabloda birleştirdiği gibi hamdolsun birleştiriyor, bütünleştiriyor, güçlendiriyor. 15 Temmuz darbe girişimi milletimize yönelik ilk saldırı değildir, son saldırı da olmayacaktır. Terör örgütlerini piyon olarak kullananların asırlık, yıllık kuyruk acılarının çok iyi farkındayız. FETÖ’nün sadece FETÖ olmadığını, PKK olmadığını, DEAŞ’ın sadece DEAŞ olmadığını, diğer terör örgütlerinin sadece görünen yüzlerinden ibaret olmadığını çok iyi biliyoruz. Arkalarında kimlerin olduğunu da çok iyi biliyoruz. Ama şu da bir gerçek ki piyonları ezip geçmeden kaleleri, filleri, atları, veziri alamaz, şahı da mat edemeyiz. Onun için önce bu hainlerin kafasını kopartacağız. Kandil’de, Kufe’de, Beslerderesi’nde, bütün Güneydoğu-Doğu bu dağlarda şu anda askerimiz, polisimiz, komandolarımız, tüm güvenlik güçlerimiz oralarda bunları tek tek temizliyorlar. Diğer mesele ise Parlamentonun meselesidir. Biz bir hukuk devletiyiz, Parlamentoya geldiği anda Parlamento bu konuda kararını vermesi halinde bana geldiğinde ben de bunu onaylarım. Çünkü şehit ailelerinin evine gittiğimde, gazilerimizi evlerinde ziyaret ettiğimde, evet ateş düştüğü yeri yakıyor. Efendim, şu söyle diyor, bu böyle diyor: Arkadaş, git önce o ailelere sor bakalım, onlar ne diyor? Can yanmıyor, onların canı yanmadığı için rahat konuşuyorlar. Karşımızdaki örgütler gördüğümüz yapılarından ibaret olmayabilir. Ancak şunu da bilsinler: Türkiye de göründüğünden ibaret değildir. Bizim arkamızda da binlerce yıllık devlet geleneğimiz var, bunu da böyle bilmeleri lazım. Kardeşlerim; Cumhurbaşkanlığı Forsumuzdaki her bir yıldız işte bu geleneğin sembolüdür. Bizim arkamızda 1400 yıllık bir medeniyet birikimi var. Doğduğumuzda hatırlayın kulağımıza okunan ezan, öldüğümüzde okunan selaya kadar hayatımızın her anını mensubu bulunduğumuz medeniyet şekillendiriyor. Coğrafyamızdaki bin yıllık geçmişimizin tek bir anını gösteremezsiniz ki mücadelesiz geçsin, asla. Ve 15 Temmuz’da adeta patlayan bir yanardağ gibi geceyi aydınlatan ruh bir anda ortaya çıkmış değildir, gerisinde işte böyle muhteşem bir arka plan var. Ne diyor şair biliyor musunuz: “Yaşamaz ölümü göze almayan Zafer göz yummadan koşana gider Bayrağa kanının alı çalmayanın Gözyaşı boşana boşana gider Kazanmak istersen sen de zaferi Gürleyen sesinle doldur gökleri Zafer dedikleri kahraman teri Susandan kaçar da coşana gider Bu yolda herkes bir ey delikanlı Diriler şerefli, ölüler şanlı Yurt için dövüşen başı dumanlı Her zaman bu şandan o şana gider.” Evet, biz dirileri şerefli, ölüleri şanlı Türk milleti olarak coğrafyamızın, bölgemizin, dünyanın geleceğine talibiz. Bizi ne terör örgütlerinin alçakça saldırıları, ne onları kullanan güçlerin sinsi oyunları çökertebilir. Biz işte bu ruhu, bu inancı, bu iddiayı kaybettiğimiz gün biteriz, bunu iyi görelim. Allah’ın izniyle o gün asla gelmeyecek. Gerekirse bir ölecek, ama bin dirileceğiz. Kardeşlerim; ölümü ölümle korkutarak yolumuza devam edeceğiz. Kalbimizden inancı, yüreğimizden cesareti, bileğimizden gücü, sırtımızdan teri hiç eksik etmeden durmaksızın çalışacağız. “Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın.” Bununla birlikte bazıları ne diyor ısrarla, hale bak ya; kontrollü darbe. Milletimizin bu şanlı direnişine kara çalmaya çalışıyorlar. Ya bu terbiyesizliktir be, bu ahlaksızlıktır be. Doğru, o gece 23:15 Atatürk Havalimanına iniyor ve benim İstanbul Havalimanında onbinlerce kardeşim orada. Tanklar VİP’in önünde ve geliyor bu tanklar orada duruyor ya, dışarı çıkamıyor bu beyefendi, önce korkuyor ve gidiyorlar görüşüyorlar, görüşmeyi yaptıktan sonra tankların koruması altında bu Kılıçdaroğlu denilen zat oradan çıkıp Bakırköy Belediyesi’ne gidiyor. Ve biz Yenikapı Buluşmasına bu beyefendiyi de davet ettik, bilseydim etmezdim. Bunları tabii sonradan öğreniyoruz. Ve önce davetime olumsuz cevap verdi, olumsuz. Son anda, Cumartesi Yenikapı, Cuma günü gelebileceğini bildirdiler. Fakat Yenikapı ruhundan da hiçbir şey alamamış ki, ne dedi? Kontrollü darbedir dedi. Yahu insan utanır utanır, bu 250 şehidimize saygısızlıktır hakarettir, 2193 gazimize saygısızlıktır hakarettir, bu millete saygısızlıktır hakarettir; bunu nasıl söylüyorsun? Bu millet senin gibi ürkek, korkak değil. Bu milletin yüreği var yüreği, o millet sende yok. Bu mücadele ödleklerin mücadelesi değildir, vandalların mücadelesi değildir. Dikkat ederseniz bu sözü iki kesim ısrarla kullanıyor. Birincisi; FETÖ’cüler ve onları destekleyen yabancılar kullanıyor. Yaptıkları ihanet karşısında milletimizin verdiği tepki sebebiyle FETÖ’cüler hayatları boyunca her yaptıkları gibi bu defa da inkar yoluna, takiye yoluna başvuruyorlar. İkincisi ise, Ana Muhalefet Partisinin başındaki zat bunu yapıyor. Tabii insan 15 Temmuz gecesi, işte az önce ifade ettiğim; darbecilerin kontrolü altında çıkıp Bakırköy’de güvenli bir makama gider çay-kahve içerek televizyondan olayları takip edince böyle bir hisse kapılır. Halbuki o gece sokaklarda, meydanlarda, havalimanlarında, köprülerde darbecilerin harekete geçme ihtimali olan her yerde canları pahasına mücadele edenlerin gördükleri, yaşadıkları, hissettikleri bambaşkadır. Şimdi de Meclis Araştırma Komisyonunun raporunu bahane ederek darbecilerle aynı çizgide yürüttüğü politikayı gizlemeye, saklamaya çalışıyor. 15 Temmuz gecesi Meclis’te aslanlar gibi darbecilere karşı duran, gerçekten ülkesinin, milletinin, demokrasinin safında yer alan CHP’lileri tenzih ederek söylüyorum; 15 Temmuz kontrollü bir darbe değildi, ama CHP’nin başında bu zat kesinlikle kontrollü bir şekilde oraya getirilmiştir ve ilk günden beri de kendisini oraya oturtanlara sadakatle hizmetini sürdürmektedir. Ya sen bir defa o makama CD ile gelmiş olan bir Genel Başkansın ya, CD ile. Kendisinin o gece nerede, ne yaptığı tüm belgeleriyle, resimleriyle, şahitleriyle açıkça ortada iken, sokaklara dökülen milyonlara hakaret edercesine, darbeciler için yollara düşen bu zat için ne desek boştur. Bugün Parlamentoda hala sıkılmadan utanmadan yine bunları söylüyor. Anlaşılan o ki tıpkı FETÖ’cüler gibi bu zat da kendisine verilen görevi yerine getiriyor. Ama ilk defa FETÖ’yü darbe örgütü olarak bugün kabul etti ha, onu söyleyeyim. Varsın FETÖ’cülerle, PKK’lılarla beraber yürüyüversin. Biz ülkemiz için, özgürlüğümüz için, geleceğimiz için işte burada olduğu gibi milletimizle beraber yürüyemeye devam ediyoruz, devam edeceğiz. Kardeşlerim, 15 Temmuz’u unutmamak ve unutturmamak, sadece şehitlerimize, şehit yakınlarımıza ve gazilerimize değil, tarihimize karşı da en büyük sorumluluğumuzdur. İşte hamdolsun Cuma günü yüz bini aşkın hatmi şerif indirildi ve Ankara Millet Camii’nde bu hatmi şeriflerin duası yapıldı; unutmayacağız, unutturmayacağız. Eğer 15 Temmuz’un bize verdiği dersleri doğu şekilde okumazsak, yeni 15 Temmuz’ları yaşamamız kaçınılmaz olacaktır. Üstelik bir sonraki 15 Temmuz’da düşmanın karşımıza hangi oyunlarla çıkacağını, kimleri kullanacağını da bilemeyiz. Müslüman akıllı insandır, aynı delikten iki defa ısırılmaz. 15 Temmuz’u yaptıranların hangi amaçları taşıdığı, 15 Temmuz’u yapanların da nasıl bu güce ulaştığı ortadadır; bu gerçekleri siz de, biz de çok iyi biliyoruz. Her 15 Temmuz anması bizi şehitlerimizi yad etmenin, şehit yakınlarımıza ve gazilerimize minnettarlığımızı sunmanın yanında bu konuda ne kadar mesafe kat ettiğimizin muhasebesini yapmaya da yöneltmelidir. Gelin şimdi sizlerle 2016 yılı 15 Temmuz’undan bugüne kadar neler olduğunun kısa bir değerlendirmesini yapılım. Darbe girişiminin bastırılmasının ardından ülkemize bu ihaneti yapan örgütün mensuplarının üzerine şiddetle gittik, öncelikle bu örgütün kamuda çalışan ve tespit edilen tüm mensuplarını süratle uzaklaştırdık. Şu ana kadar Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Teşkilatı, Milli Eğitim, Sağlık Bakanlığı, yargı ve üniversiteler başta olmak üzere kamu kurumlarıyla ilişiği kesilen FETÖ mensuplarının sayısı 111 bini buldu. Açığa alınmış olan 38 bin kişiyle ilgili araştırmalar da devam ediyor. Zira biz bu teröristlere hala para mı vereceğiz? Bu milletin alın terinden kesilen bu parayı biz bunlara mı vereceğiz? Kusura bakmasınlar, kamudan bunlara biz para veremeyiz, gitsin nerede çalışacaksa çalışsın, oradan imkanını bulsun. Darbe gününden bugüne kadar 134 bine yakın kişi gözaltına alınıp sorgulandı ve bunlardan 50 bin 400’ü tutuklandı. Kaçak durumda olan 8 bin 500’e yakın örgüt üyesiyle ilgili yakalama kararı bulunuyor. FETÖ ile bağlantısı tespit edilen dernek, vakıf, okul, dershane, sendika, üniversite, medya organı gibi 5 binin üzerinde kurulmuş kapatıldı, mal varlıkları da Hazineye, yani millete devredildi. Örgütün hileyle, desiseyle insanlarımızdan gasp ettiği ne varsa asıl sahibine iade edildi. Yine bu ihanet örgütüyle bağlantısı olduğu belirlenen ve sayıları 1000’e yaklaşan özel şirket de kayyum ataması yoluyla kontrol altına alındı. Sadece FETÖ değil madalyonun iki yüzü gibi onunla aynı yolu yürüyen PKK terör örgütü için de benzer tedbirlere başvurdu. FETÖ davalarında artık yavaş yavaş kararlar çıkmaya başladı. Bu ülkeye ihanet eden hiçbir hainin cezasız kalmayacağından emin olunuz. Kendisine hizmet edeni başının üstünde taşıyan bu millet, ihanet edenin başını ezmekte de asla tereddüt etmez. Şehitlerimizin hatırası bizim yüreğimizde daima yaşayacak. O hainler ise hep nefretle anılacaklar. Dikkat ederseniz, 15 Temmuz darbesine katılanların hiçbirinin yüzünde şu ana kadar en küçük bir pişmanlık emaresi göremezsiniz. FETÖ yapılanması içinde yer alan diğer kişilerin durumları da büyük ölçüde aynıdır, demek ki bunlar gaflet haliyle değil taammüden, kasten ülkemizi sırtından hançerlemek istediler. Türk milleti aman dileyene ne kadar merhametliyse, ihanetinde ısrar edene de o kadar şedittir. O hainlerin kapatıldıkları cezaevlerinin duvarları arkasında çürüyüp giderken bunları düşünecek çok zamanları olacak. Şu anda iyi günleri, geçen gün Sayın Başbakanımızla da konuştum, artık bunlar mahkemeye çıkarken Guantanamo’da olduğu gibi bunları da tek tip elbiseyle çıkaralım, tek tip elbiseyle. Ülke ve millet olarak biz 15 Temmuz’dan çıkardığımız dersler ışığında yolumuza devam edeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Rabbim bizi bu tür ihanetlerden, her türlü düşman saldırısından, yerden ve gökten gelecek afetlerden korusun. Sözlerimi, tabii burada böyle bir mekan açıyoruz, buna ne yakışır? Arif Nihat Asya’nın o çok sevdiğim, her fırsatta tekrar ettiğim Dua’sıyla bitireceğim. “Biz, kısık sesleriz... Minareleri, Sen, ezansız bırakma, Allah’ım! Ya çağır şurada bal yapanlarını, Ya kovansız bırakma, Allah’ım! Mahyasızdır minareler... Göğü de Kehkeşansız bırakma Allah’ım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma, Allah’ım! Bize güç ver... Cihâd meydanını, Pehlivansız bırakma Allah’ım! Kahraman bekleyen yığınlarını, Kahramansız bırakma, Allah’ım! Bilelim hasma, karşı koymasını; Bizi cansız bırakma, Allah’ım! Yarının yollarında yılları da, Ramazansız bırakma, Allah’ım! Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, Ya çobansız bırakma, Allah’ım! Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız Ve vatansız bırakma, Allah’ım! Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma, Allah’ım!” Evet, Rabbime beni böyle bir milletin mensubu olarak yarattığı için hamd ediyorum. Tüm arkadaşlarımla birlikte bu yolda hizmet etme fırsatını bizlere lütfettiği için hamd ediyorum. Şehit yakınları ve gazilerimizle birlikte bu açılışı yaptıktan sonra uçaklarla bombalandığı saatte Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde yapılacak törende milletimizle birlikte olmak için şimdi de Ankara’ya hareket edeceğiz, orada da yine aynı şekilde şehitler mekanını ve bunun yanında da Parlamentonun önünde aynen bu şekilde büyük bir mitingimizi yapacağız. Beştepe Millet Camiinde kılacağımız sabah namazının ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde yapılan şehitler abidesinin açılışını gerçekleştireceğiz. Bu gece 24:13’te okunan salalarla tüm Türkiye’de milli birlik yürüyüşleri ve demokrasi nöbetleri başlayacaktır. “İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım... İstanbul, İstanbul... Tarihin gözleri var, surlarda delik delik. 250 şehidimize burada dikilmiş olan serviler var. “Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?.. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... O manayı bul da bul! İlle İstanbul’da bul! İstanbul, İstanbul...” Demokrasi nöbetleri yarın gece 24:00’e kadar sürecek. Bir kez daha 15 Temmuz ve terörle mücadele şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve tüm milletimize başsağlığı diliyorum. Gazilerimize sıhhat ve afiyet temenni ediyorum. 15 Temmuz’un yıldönümünde düzenlenen programlara katılarak şehitlerimizin hatıralarına, gazilerine, ülkesine, devletine, demokrasisine, geleceğine sahip çıkan milletimin her bir ferdine şükranlarımı sunuyorum. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.”