Yükleniyor...

Parti Sözcüsü Yasin Aktay’in TRT Haber Özel Röportaj Programindaki degerlendirmelerinin tam metni

 

SUNUCU: Şimdi AK Parti’nin geride bıraktığı 15 yılı konuşacağız, 15 Temmuz’un ardından yaşanan süreci de detaylarıyla konuşacağız. Stüdyomuzda bizimle AK Parti Sözcüsü Siirt Milletvekili Profesör Doktor Yasin Aktay var.

Hoş geldiniz, efendim.

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Hoş bulduk, iyi yayınlar diliyorum.

SUNUCU: Teşekkür ediyoruz. Şimdi 15 yılı geride bırakan, aynı zamanda partinin kuruluşundan bu yana 15 yıl ama bu uzun da bir iktidara aslında işaret ediyor. Bu 15 yıla geriye dönüp baktığımızda karnesini nasıl görüyorsunuz, neler oldubitti? Cevabı da çok uzun bir soru aslında ama…

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Yani AK Parti’nin karnesi tabi halk dolduruyor bu karneyi ve bu karneyi şimdiye kadar iyiyle pekiyiyle doldurdu, bol bol takdir aldık, bol bol teşekkür aldık en iyi ödülleri aldık, en iyi teveccühleri ve rağbeti de gördük halkımızdan. Kolay değil, yani bir demokraside bir demokrasi kurallarının bütün kurallarıyla, bütün boyutlarıyla işletildiği bir siyasi zeminde, bir siyasi ortamda, bir siyasi süreçte AK Parti arka arkaya 11 tane seçim saydı Sayın Başbakanımız bugün genişletilmiş il başkanları toplantısında ve bu 11 seçimin hepsinde galip gelmiş, hepsinde oylarını artırarak gelmiş. Aslında Sayın Başbakanımızın bence 12 seçim demesi gerekiyordu, çünkü 1 Kasım’la 7 Haziran’ı bir saydı, neticede 7 Haziran’da da biz yüzde 42 oy almış olduk, yani en yakın partiyle aramızda yüzde 17 fark vardı onu da hesaba katmak gerekiyor onun için 12 oy. Şimdi 12 seçim ilk iktidara geldiğimizde yüzde 34,5’la gelmişiz Sayın Cumhurbaşkanımızın o zaman kurucu Genel Başkanımızın yasaklı olduğu siyasette yasaklı olduğu o da apayrı bir şey tabi ki, yeni genç nesiller belki fazla hatırlamıyorlar o günleri ama muhtar bile olamayacak denildiği günlerden öyle bir güne geldik ve Sayın Cumhurbaşkanımız muhtar bile olma umudu taşımadığı bir ortamda yani insanların daha doğrusu böyle bir beklentisinin olduğu bir ortamda girilen bir seçimde yüzde 34,5 oy alarak Parlamentonun 3’te 2’sine 3 milletvekili kala böyle bir sayıyla 364 milletvekiliyle tek başına iktidara geldi.

Şimdi ilk 4-5 yılda o dönemde Parlamento dönemi 5 yıldı, bu 5 yılın sonuna kadar vaat ettiğimiz birçok şey gerçekleştirdik, yani insanların artık siyasetçilerin bir şey vaat ederler ve yerine getirmezler bu alışıldık bir şeydir diye düşündükleri bir ortamda belki de istisnai bir şey yaptı AK Parti neyi vaat ettiyse…

SUNUCU: Şimdi tek parti iktidarı aynı zamanda Türk siyasi hayatında da bir dönüşüm değil mi geçmişe baktığımızda?

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY- Elbette ki yani geçmişte oldu Sayın rahmetli Turgut Özal döneminde oldu.
SUNUCU- Süre olarak belki uzunluğuna bakarak.

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Denendi aslında bir kısa kısa dönemler oldu yani 1950’yle 60 yılı arasında Sayın rahmetli Adnan Menderes’in Demokrat Partisi tek başına bir iktidardı zaten ne olduysa o dönem oldu tek başına iktidar. Onun öncesinde de tek başına iktidar vardı, ama çok da demokratik yollarla vardı yani demokratik olmayan seçimlerle, hatta seçimsiz neredeyse dönem şeylerle bir iktidara gelme biçimiyle tek başına iktidar Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı vardı. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı devlet tarafından zorla tek parti olarak tutulan bir partiydi. Seçimle ilk defa Adnan Menderes zamanında böyle bir süreç yaşadı Türkiye ve onun tadını aldı yani bunun ne kadar önemli, ne kadar güzel bir şey olduğunu gördü. Fiilen başkanlıktı aslında onun adı yani 50’yle 60 yılları arasında bir partinin halk tarafından iktidara getirilmesi bazıları işte denge fren mekanizmasının daha çok çalışabileceği bir şey diyor, ama iki ayrım eğilimden olduğu zaman bu denge frenden ziyade birbirini tamamen engelleme şeklinde yürüyor, yani at arabasının bir atının bir tarafa bir öbürünün başka bir tarafa çektiği bir sistem daha ziyade bu durumu aslında tanımlıyor. Onun için o mekanizma aslında çok da sağlıklı bir mekanizma değil. Yani şuan ki mekanizma yani parlamenter sistem içerisinde Cumhurbaşkanıyla halk diyelim ki Başbakanın ayrı partilerden olduğu bir ortam ne yazık ki Türkiye henüz onun ideal örneğini yaşamadı. İdeal örneğini yaşayabilmesi için belki çok çok farklı süreçlerden geçmemiz gerekiyor, belki İsveç olmamız gerekiyor, belki biraz Almanya olmamız gerekiyor.

SUNUCU: Her ülkenin kendi iç dengeleri toplumsal yapısı da bunu etkiliyor tabi ki.

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Tabii ki. Yani dolayısıyla, 1950’li yıllarda yaşandı, 60’lı yıllarda kısa bir dönem yaşandı, ama tek başına iktidar bilahare Sayın rahmetli Turgut Özal zamanında yaşandı ve kalkınma adına, Türkiye’nin demokratikleşmesi adına, Türkiye’nin gelişmesi adına ne yaşandıysa o dönemde yaşandı. Ondan sonra ciddi bir boşluk oluştu yani rahmetli Turgut Özal vefat ettikten sonra, hatta vefat etmeden öncede başlamıştı onun çekişmeleri ve o vefat ettikten sonra tabi Türkiye çok farklı bir mecraya girdi 10 yıllık bir fetret dönemine girdi diyebiliriz. Koalisyonlarla boğuştu, 70’li yılların o kaotik ortamlarına geri dönüş 60’lı ve 70’li yılların kaotik ortamlarına geri döndüğü bir dönem yaşadı Türkiye ve o dönemde zaten 28 Şubat dönemi yaşandı. Bugün Fethullahçı terör örgütü denilen yapı büyük ölçüde o dönemde palazlandı yani o dönem o zaman Süleyman Demirel’le Doğru Yol Partisiyle bilahare Demokratik Sol Partisiyle girdiği ve Anavatan Partisiyle girdiği ilişkiler ağı içerisinde onları iyi ikna etti ve belli bir şey yaşadı neredeyse kurumsallaştı ve büyük bir meşruiyet ve büyük bir şey kazandı büyük bir şey kazandı Türkiye’nin bütün kurumlarında. Hatta rivayetlere göre 28 Şubat sürecinin ki bugün ortaya çıkan birtakım tarihsel veriler ifadelere bakılırsa 28 Şubat sürecinde öyle olayın zaten mağduru değildi, ama bizatihi en etkileyici, yönlendirici, manipüle edici aktörü olduğu da Fethullah Gülen’in anlaşılıyor bugün.

SUNUCU: Şimdi geriye dönüp bakınca pek çok olayda da aslında bir anlamda sır perdesi aralanıyor FETÖ terör örgütünün dahli olduğu tahmin ediliyor.

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Bayağı bir aralanıyor evet ya tahmin ediliyordu aslında o dönemde de tahmin ediliyordu bu tür şeyler yani 1997 yılında gerçekleştiği esnada 28 Şubat süreci gerçekleştiği esnada Fethullah Gülen’in darbecileri ne kadar komplimanlarla, iltifatlarla onları pohpohladığını hepimiz hatırlıyoruz. Yani çıkıp televizyonlara o zaman çıkıp işte bunlar beceremediler, gitsinler deyip rahmetli Necmettin Erbakan’a saydırdığı dönemleri hatırlıyoruz. O zaman 28 Şubatçılar işte bu okullar ne yapıyor bunlara el koymak lazım gibi sözleri telaffuz ettiği dönemde Fethullah Gülen’in kalkıp anahtarlarını size teslim ederiz ne demek yani feda olsun size jestler yaptığı dönemleri de biliyoruz. Yani Fethullah Gülen o dönem 28 Şubat’ı yapan paşalara bu okulları yani yıllardır büyük bir emekle biriktirmiş olduğu milletin himmetleriyle, milletten toplanan paralarla açılmış olan bütün bu okulları feda etmekten hiç çekinmemiş olduğunu hatırlıyoruz yani. Ama şimdi tabi aynı okullara dair bizim AK Parti döneminde Sayın Cumhurbaşkanımız birtakım itirazları yapmaya başladığı andan itibaren ona nasıl bir düşmanlıkla saldırdıklarını da aynı zamanda karşılaştırarak görüyoruz ki tabi onun kime ait olduğunu, hangi kampa ait olduğunu, hangi dünyanın dostu olduğunu aynı zamanda biraz daha iyi anlamış oluyoruz.

SUNUCU: Şimdi FETÖ terörünü ve 15 Temmuz detaylı konuşacağız bunun içeriye ve dışarıya yansımalarını da ama 15 yılı biraz daha detaylandıralım istiyorum. Geriye dönüp bakıldığında bu özeleştiriyi de çıkarımları da zaman zaman devletin zirvesi de yaptı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’da yaptı. En başarılı olan nokta sizce bu geriye de kalan iktidar döneminde nedir AK Parti için? Ve bir özeleştiri de yaparsanız burada yeteri kadar başarı sağlanamadı denilen konular neler?

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Şimdi doğrusu bu AK Parti’nin iktidara ilk geldiği dönemlerden itibaren iktidara geldi, ama ilk yılların iktidar olduğunu da söylemek çok da fazla mümkün değil. Yani tabiri caizse şeytan taşlamaktan ibaret yapmaya fırsat bulamadığımız dönemlerimiz oldu. Yani halen 28 Şubat döneminin alışkanlıklarının söz konusu olduğu dönemlerdi o dönem yani 28 Şubat döneminde asker kışlasından çıkmamıştı, ama kışlasından siyaseti dizayn etme hakkı neredeyse elde etmişti ve bu hakkı kimse sorgulamıyordu. Yani bir siyaset üzerinde bir vesayet kurma vesayet sürdürme hakkını adeta bir hak gibi görüyordu ve AK Parti aslında baştan itibaren, ilk günden itibaren bunu itiraz ediyordu, itiraz etmeye başlamıştı ve bu bir gerilim alanı oluşturuyordu. Yani asker şeye karar verebiliyordu işte YÖK’ün nasıl dizayn edileceğine, üniversite alım prosedürlerine, öğrenci seçme ve yerleştirme prosedürlerine, kaç üniversitenin kurulması gerektiğine karışabiliyordu. Üniversiteye giden insanların örtülerinin veya kılık kıyafetlerinin ne olup, ne olmaması gerektiğine karışabiliyordu. Üniversitelere kimin alınıp, kimin alınamayacağına ve hangi kurallarla alınacağına karar veriyordu ve bunları adeta kendisine kırmızıçizgi ilan… bir defa bu tür konulara karışması bir defa askerin ne ehliyeti, ne liyakati, ne de görevi iken asker bunu emrivakiyle bir fiil üzerine almıştı ve bu konularda Hükümetin adeta iktidar ortağı gibi davranma istinadına sahipti. Doğrusu Hükümet hiçbir şekilde bu şeyi baştan itibaren AK Parti bunu reddetti, ancak askerin birtakım vesayet kurumlarıyla olan ilişkisi dolayısıyla, yani örtük ilişkiler dolayısıyla aşılamayan işte Anayasa Mahkemesi kararı, YÖK’ün düzenlemesi, YÖK netice itibariyle o zaman Sayın Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı altında Cumhurbaşkanının yetkisi altında olan bir kurumdu, biz bu tür şeylerle boğuşa boğuşa geldik. Ve 2007’ye geldiğimiz zaman biz dedik ki, AK Parti bir Cumhurbaşkanı seçme hakkını kullanmak istedi, normal şartlar altında bunu engelleyecek hiçbir şey yoktu, hiçbir kural, hiçbir kaide yoktu, ama yoktan bir kaide ihdas ettiler 367 kuralını ihdas ettiler ve o 367 kuralı hiçbir kanunda yok, hiçbir kitapta yok, anayasada yok ama öyle bir zoraki tevil yaptılar ki zoraki yorumla 367’nin bir gereklilik olduğunu ilan ettiler ve buna da herkesi mecbur ettiler. Biz reddettik öyle bir şey yok dedik, ama istediğin kadar reddet Anayasa Mahkemesi kararı bağlayıcıdır ve Anayasa Mahkemesi karar verdiği zaman yapacak bir şey yok. Biz buna rağmen neye güvendik? Halka güvendik. Bize bu yetkiyi vermiş olan halk, bizden mütevazı olmamızı beklemiyor dedik. O günlerde çok hatırladığım net bir ifade şuydu: Temsilde mütevazilik olmaz. Biz halkımıza karşı alabildiğine mütevazi davrandık bunu söyleyeyim. Halkımıza karşı olabildiğince mütevazi davrandık ve halende mütevaziyiz. Biz halkımıza zerre kadar kibirlenecek en ufak bir davranışın, bir tavrın içerisinde olmadık. Halkımızı temsil ettiğimiz yerde mütevazı değiliz, mütevazı olamayız, fedakarlık yapamayız. Biz toplamışız halkımızın oyunu birileri bize dedi ki o dönemde, tek başına seçemezsin. Halk bana bu yetkiyi vermiş niye seçmeyeyim? Seçtirmezler. Valla seçtirmezlerse onlar bilirler biz seçeceğiz halkımızdan aldığımız yetkiyi sonuna kadar kullanacağız, çünkü halkımızdan aldığımız yetkiden fedakarlık yapma veyahut da cömertlik yapma hakkına sahip değiliz. Biz kendi kesemizden yapabiliriz cömertliğimizi, ama halkımızın kesesinden fedakarlık yapamayız dedik. Biz arkamıza halkın oyunu almışız ve halk bizden yetkimizi kullanmamızı bekliyor, kullanmamızı istiyor ve kullandık. Ha kullandık bir gerilim yaşandı 27 Nisan askeri muhtıra elektronik e-muhtıraya maruz kaldık. Ama o e-muhtıraya aynı gün aynı kararlılıkla daha üstün bir kararlılıkla herkese yerini hatırlatarak, herkese görevini ve konumunu hatırlatan tarihi bir cevapla karşılık verdik o tarihi cevap aslında Türkiye demokrasi tarihine yazılacak altın sayfalardan biri haline gelmiş oldu. Artık altın sayfalardan biri diyorum, çünkü 15 Temmuz daha bir belki de platin sayfalardan birisi olarak yazılması gereken bir sayfa, çünkü sayfalarımız çoğaldı. Türkiye demokrasi tarihi için ortaya koymuş olduğumuz mücadelenin sahneleri destansı sahneleri çoğaldı çok şükür, yani bir yandan çok şükür diyoruz, ama bir yandan da Allah yaşatmasın daha da böyle varsın biz çok altın sayfalar yazmayalım, ama ülkemiz böyle acılar, böyle felaketler, böyle büyük şeyler yaşamasın, saldırılara maruz kalmasın diyoruz. Tabi ondan sonra biz demokrasi Türkiye’nin demokrasisini bu noktaya getirdik, fakat onun arka planında halkımızla kurduğumuz bu büyük ünsiyetin arka planında kimsenin fark etmediği aslında gözünü açıp kulağının açanın hemen fark edebileceği bir şey ama Türkiye üzerinde mühendislik hesaplığı yapanların fark etmediği bir şey vardı. Biz halkımızla bir organik ilişki içindeydik, halkımızdan uzak değildik, halkımız bize uzak değildi. Halkımız bizi kendinden birileri olarak iktidarda gördü, o yüzden bize hem desteğini çok fazlasıyla verdi, hem de bize yapılan saldırıyı kendisine yapılmış gibi niteledi ve biz dedik ki, eğer bu konuda bizden fedakarlık bekliyorsanız halkımıza bir soralım, halk bizim bu fedakarlığı yapmamızı isteyecek mi, istemeyecek mi dedi. Ve halkımıza gittik halkımız yüzde 47 oy verdi bize yüzde 47. Bu muazzam bir şeydi yani yüzde 34,5’dan iktidarda olduğumuz halde ki iktidarda olmak insanı yıpratan bir şey, partiyi yıpratan bir durumdur. Bırakınız yıpranmayı neredeyse yüzde 50 oyumuzu artırarak bizi tek başımızı tekrar iktidara getirdi ve o günkü 367 garabetini bir anda adeta referandum gibi onun referandumu mahiyetinde bir kararla bitirmiş oldu. 

Onun arka planında ne vardı, halk niye bizi bu kadar tutuyor? Çünkü ortaya koyduğumuz samimi idare, samimi kalkınma hamleleri, hizmet anlayışı. Biz kendimizi hiçbir zaman halkımıza hakim olarak görmedik, önceki siyaset anlayışının tam tersine. Önceki siyaset anlayışı genellikle kendini adeta halka hakim gibi görür. Mecbur olduğu için gidip halktan oy isteyip o oyu alıyor geliyor sonra halkı unutuyor. Halkın kendisinden beklentisi neymiş hiç umurunda bile değil. Oysa mesela geldiği zaman evet halk başka bir şey istiyor, ama devletin talepleri var, devletin talepleri başkadır deyip devletin talepleri karşısında ezilen partiler gördük. Devletin talebi mesela işte başörtüsü yasağı, katsayı yükümlülüğü, askeri vesayet düzeninin bize dikte ettiği birtakım unsurlar biz bunları tanımıyoruz dedik. Biz dedik ki, halk ne istiyorsa devlet o olmalıdır, devlet ile halk arasında böyle bir mesafe olmamalıdır. Dedik. Onun için 2007’de o dönemin YÖK Başkanı çok manidar, çok ibretlik şu lafı söylemişti demişti ki: Ya bunlar iktidara geldiler, Hükümeti ele geçirdiler şimdi çizmeyi fazla aşıyorlar şimdi bir de devleti ele geçirmeye kalkışıyorlar, devleti talep ediyorlar. Dedik ki evet tabi ki biz devleti talep ediyoruz, ama hani şeyle talep etmiyoruz hile hurdayla değil demokratik prosedürlerle, demokratik işlemlerle. Kim devleti daha iyi yönetmeye talipse buyursun o talip olsun o istesin. Biz bunu istedik halkı da ikna ettik halk bize rıza gösterdi, halk bizi istedi ve bizi bu noktaya kadar getirdi ve dedik ki, temsilde tevazu olmaz halk ne istiyorsa o. Temsil görevini yüklendiğimiz insanlar bizden ne istiyorlarsa onu yapalım dedik ve o dönem Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı olarak seçtik, ondan sonra da zaten gerisi. Evet, sorunuza gelirsek bu noktaya kadar…

SUNUCU: Evet artı ve eksileriyle o 15 yılı değerlendirirseniz.

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Biz o günden bugüne şunu söyleyebilirim: AK Parti adeta krizleri yönetmenin ustası haline gelmiş bir partidir. Ülke çok ciddi krizlerle karşılaştı AK Parti iktidara geldiği günden bu yana, ama biz hiçbir zaman hiçbir krizin altında kalmadık. AK Parti olarak hiçbir krizin altında ezilmedik, ülkemizi de ezdirmedik, ülkemizi bu krizlerin içerisinden geçerken o krizler tarafından kötü etkilenen bir ülke haline getirmedik. Bilakis bütün krizleri adeta bu ülkenin daha iyi kalkınması için, daha iyi gelişmesi için bir fırsata dönüştürdük. Genellikle krizler ülkenin kendi içine kapanması için bir denen haline gelir, biz ise ülkemizi daha çok içe kapatacak bir şey yapmak yerine bir vesile veya bir bahane haline getirmek yerine biz bütün bu krizleri ülkemizi daha iyi kalkındırabilecek, daha fazla dışarıya açabilecek, daha fazla reforma tabi tutabilecek bir krize dönüştürdük. Onun için bizim işte 2002 yılında karşılaştığımız kriz Sayın Başbakanımızın, Sayın Cumhurbaşkanımızın o zamanki yasaklılığı bir krizdi o krizi daha fazla açılım göstermek için bir fırsata dönüştürdük. 2007’deki krizi bir fırsata dönüştürdük. Kıbrıs meselesi bir krizdi o krizi fırsata dönüştürdük ve daha fazla açılım için ciddi anlamda bir fırsat haline getirdik. Ondan sonra karşılaştığımız nice krizler vardı AK Parti kapatma davasıyla karşılaştı. Düşünün yüzde 47 oy almış, Parlamento’da yine çoğunluğu elde tutan 340’ın üstünde parlamenter üyesi olan bir parti kapatma davasına maruz kalıyor. Biz bu krizi bile en usta biçimde yönettik ve kalktık ki dedik ki bir an önce neticelensin yani bu çok fazla uzasın ve ülke büyük bir krizin içerisinde kalsın. Kapatacaksanız hemen kapatın, kapatmayacaksanız kapatmayacağınızı bilelim yolumuza devam edelim dedik. Ve bu ülke kaybedecekse pardon eğer bu ülke kazanacaksa varsın AK Parti kaybetsin gibi çok güçlü bir sözü oldu bir karşılığı oldu Sayın Cumhurbaşkanımızın o zaman. Ve dedi ki, eğer kaybedeceksek bu ülke kazanacaksa varsın AK Parti kaybetsin. Ve nitekim o şeyle ülkemizin AK Parti’nin kapatılmasının önüne geçilmiş oldu. Akabinde de partileri kapatmayı zorlaştıran, ülkeyi daha çok demokratikleşme noktasında ciddi adımlar attıran 12 Eylül referandumuna götüren süreci başlattık ve ülkeyi daha da reforme ettik. 

Akabinde çok daha farklı tabi ki süreçler yaşadık, en önemli süreçlerden bir tanesi Gezi hadisesi ciddi bir krizdi Türkiye için. O krizden de Türkiye çok başarılı biçimde çıktı, yine Türkiye’yi daha fazla reforme eden bir vesileye dönüştürdük. 

17-25 Aralık bunlar evet bu ülke bu yapı bu terörist yapı 60’lı yıllardan beri çalışan bir yapı. 60’lı yıllardan bir merkezden bazı merkezlerden aldığı bir akılla almış olduğu bir paket faaliyet programıyla bunlar kendilerinin aklı değil, yani öyle öğrenci yetiştirmek, işte birtakım kurumlara yerleştirmek 20-30 yıl sonrasının dünyasını dizayn etmeye dönük birtakım faaliyetlerde bulunmak bunların tek başlarına düşünebilecekleri bir akıl değil. Onlara bu aklı veren, sonradan da bu akla uygun şeyi verdiği bu akla göre işlenmiş, beyni yıkanmış insanlara istediği emri veren bir merkez var o merkezi tahmin etmek öyle çok da zor değil, bilmek de çok zor değil şu anda. O yapı Türkiye için ciddi bir tehdit haline gelmişti. Ne yazık ki evet herkesin söylediği bir şey malum ilandır bunu söylemek. Bu yapı sadece AK Parti döneminde palazlanmış değil, ondan önceki bütün iktidar dönemlerinde o dönemin iktidarlarından hepsinden faydalanmış hepsini suistimal etmiş, hepsini istismar etmiş. AK Parti döneminin ilk dönemlerinde de ciddi anlamda AK Parti’den yararlanmış, bu AK Partici bir zihniyete sahip olduğundan değil, AK Partili olduğu için asla değil, ama AK Parti iktidardır AK Parti’ye yanaşmıştır. Bir sivil toplum kuruluşu denilmiştir, yaptığı güzel hizmetler denilmiştir, işte Türk bayrağını dünyanın her tarafında dalgalanıyor denilmiştir. Dünyanın 150 ülkesinde insanlara Türkçe öğretiyor demiştir, bu biraz da herkesi biraz ikna etmişti sadece AK Parti’yi değil, bugün bütün partiler nezdinde bir şey elde etmiştir, bir kabul ve rağbet elde etmiştir ne yazık ki. Tabi bu olayın takiyeci boyutu dolayısıyla öyle çok tahmin etmek çok zor değildir bunu. Ama bu tehlikeli yapı AK Parti döneminde keşfedilmiştir tehlikeli boyutu ve AK Parti’nin dışında hiç kimse böyle bir yapıyla bu şekilde bir mücadele vermeyi, buna karşı bir cephe açmayı göze alamazdı. Çünkü ne kadar tehlikeli bir yapı olduğunu bugün görüyoruz. Elinde yargı gücü var yargı gücünü istediği gibi istismar edip, suistimal edip istediği insana istediği çamuru atabilen bir yapı. Nitekim 17-25 Aralık’ta gördüğümüz hadise buydu,  o dönemde kimseye anlatamadığımız bir hadiseydi. O dönemde bunun bir darbe olduğunu, bir darbe teşebbüsü olduğunu anlattığımız zaman ya siz üzerinize bulaşan yolsuzluk ithamından kurtulmak için başkalarına sanki çamur atıyorsunuz gibi algılandı ve bu şekilde maalesef yorumlandı birçok kişi tarafından, birçok çevre tarafından, muhalefet tarafından, oysa bu çok açık ve net biçimde görülüyordu. Yargı içindeki, asker içerisindeki birçok milli eğitim camiası içindeki, diyanet camiası içerisindeki ülkenin bütün müesseselerinde güvenlik veya diğer sivil müesseslerinde iyice yapılanmış olan bu yapının adını koyduk.

SUNUCU: Devletin zirvesinin en yakınlarına kadar sızmışlar. 

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Sızmış olan bir yapı.

SUNUCU: Kamu kurumlarında şu an ayıklama hala devam ediyor bu kadar yaygın bir yapı. Peki, mücadelede geç kalındı mı? Şimdi elbette ki ortaya çıkarılması, mücadeleye başlanmış olması bunun göze alınmış olması çok önemli şu geldiğimiz noktada. Hemen artıları konuştuk, eksi olarak göreceğimiz hane yada AK Parti keşke bunu şöyle yapsaydı ya da şu konuyu buraya taşımak isterdik dediğiniz yere bu mücadelenin daha erken başlatılmasını koyabilir miyiz ya da neyi koyabiliriz?

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Doğrusu bu yapı yani bu yapıya karşı mücadelenin geç olması hiç olmamasından daha iyi. Biraz daha gecikmiş olsaydık Allah muhafaza bu ülke bambaşka bir yere doğru gitmişti. Bunlar bir bu ülkeyi işgal etmek üzere başkalarının hizmetinde olan, bu hizmet hareketi diyorlar ya bunlar başka odakların kesinlikle Türk olmayan, Türkiyeli olmayan, Müslüman olmayan başka odakların hizmetinde olan bir yapı. Onların askerleri gibi davranıyor, dolayısıyla onların askerleri bizim içimizde bir Truva atı gibi yerleştirilmiş ve adeta ülkeyi işgal etme noktasından, eşiğinden Türkiye kurtarılmış oldu 15 Temmuz içerisinde. Onun öncesinde aslında 3 yıl öncesine gidelim biz 17 Aralık’ta bunu keşfettik ve buna karşı mücadelemizi bütün boyutlarıyla vermeye çalıştık, ama ne yazık ki mevcut yasal durum ve muhalefetten almadığımız destek, alamadığımız veya muhalefetin bizden esirgediği destek dolayısıyla yürütemediğimiz bir mücadele vardı. Yavaş yavaş aslında herkesin gözü açılmaya başlamıştı.

SUNUCU: Şimdi bugüne baktığımızda muhalefetten de gelen bir destek var, aslında hem 15 Temmuz gecesi.

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Şimdi var tabi. Zaten şuanda olduğu için Allah bu yapı kısa bir süre içerisinde, yani belli bir bu 15 Temmuz’da bu bütün yüzünü gösterince herkesin gözü açıldı, yani herkes bir aydınlanma yaşadı bir bakıma bir aydınlanma yaşamış oldu.

SUNUCU: Hiç görmediğimiz bir birlik ve beraberlik gördük. Hem o gece başlayan, hem de son olarak da Yenikapı’da çok uzun zamandır görmediğimiz bir birlik.

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Bu ülkede şunu söyleyeyim size: Bu ülkede bize muhalefet eden partiler bize muhalefet edebiliyorlar, hatta bizim düşmemizi, bizim iktidardan düşmemizi isteyebiliyorlar, bize yönelmiş bir yolsuzluk ithamını bir fırsat olarak değerlendirip sonuna kadar kullanmaya çalışabiliyor olabilirler, ama bu ülkenin işgal edilmesi ihtimalini gördükleri zaman çok şükür yani kendilerine gerçekten teşekkür etmeme de gerek yok kendi ülkeleridir, çünkü ama gene de biz onları bu vesileyle yine de bir teşekkürlerimizi edelim. Bu ülke işgal edilme ihtimali ve tehlikesi karşısında bu tehlikeyi net bir biçimde gördüğü zaman en azından herkes bir cephede buluşmuş oldu ve bir Kuvayı Milliye ruhu ortaya çıkmış oldu, bir milli müdafaa ruhu ortaya çıkmış oldu. O gün 15 Temmuz gecesi bu milli müdafaa ruhu gerçekleşmiş oldu. O saatten sonra ya sen bana şunu söylemiştin, bana inanmamıştın demenin de çok fazla bir anlamı yok, gerek yok. Nasıl olsa herkesin artık görmesi gereken her şeyi gördüğü bir noktadaydık, görmesi gereken her şeyi de görmüştü herkes ve tavrını da bu milletin yanında, bu milletin istiklali ve istikbali lehine yapmış olduğunu neticede görmüş olduk. Bu saatten sonra bu ülkeyi hep birlikte inşa etme sürecine odaklanabilirdik artık daha fazla geçmişi deşmenin çok da fazla bir anlamı yok. Ama hani AK Parti’nin bu süre içerisinde daha erken davranma ihtimali olabilir miydi? Olabilirdi aslında yani daha fazla olabilirdi. Şunu çok açıkça söyleyeyim size: Yani ben Güneydoğu’da değil, yani nereye gidersem bu yapının iktidarın bütün imkanlarını iktidara çok yakın olan başka sivil toplum kuruluşları karşısında çok fazla kullandığına dair çok çok şikayet alıyorduk. Ya mesela bir sivil toplum kuruluşu ya bizim AK Parti’yi bir tek Gülenciler mi destekliyor? Biz de AK Particiyiz sabahtan akşama kadar bütün eziyetlerini, bütün çilesini biz çekiyoruz, ama bütün işte diyelim ki kadrolara bunlar yerleşiyor. Ya bu kadrolara AK Parti bizzat yerleştirmiyor ki. Onların maharetleri var sızma maharetleri var. Yani şöyle düşünün mesela: Geliyor diyelim ki bir kadroya atanacak insanlar konusunda 4-5 tane alternatif vardır 6-7 tane alternatif vardır. Diyelim ki, oradan o yapıdan olmayan paralel yapıdan olmayan insanların her birisi hakkında kısa bir süre öncesinden öngörülüyor bunların nereye talip olacakları, kısa süre içerisinde birtakım şeyler gelişmeye başlıyor bir bakıyorsun işte medyada onun hakkında bir haber çıkıyor veya onun dedikodular çıkıyor, birileri onlar hakkında bir şeyler söylemeye başlıyor derken bu o konuda karar verecek olan kişinin önüne dosyalar geldiği zaman bu şöyle şöyle şeyleri var, onun hakkında şu şu dedikodular var, bunun hakkında şu şu suçlamalar var, bunun bu ilişkileri var, bunun bu ilişkileri var ortaya sicili tertemiz 3-4 kişi var. O 3-4 kişi paralel yapıda hangisini seçerseniz seçin çok önemli değil onlar açısından.

SUNUCU: Şimdi bunun kökenine baktığımızda sınavlarda sorular çalınmaya başlıyor, yani aslında sadece o atamada olan noktada başlamıyor sorun, sınavlarda soru çalınıyor, üniversiteye öyle giriliyor, KPSS sorusu çalınıyor yani zincirleme bir iş burada yürüyor bu atama noktasına kadar geliyor. Ama geldiğimiz noktada hem kamu kurumlarında bu atılmış olan yanlış adımların geriye alınması için çalışma sürüyor, hem Türk Silahlı Kuvvetler yeniden yapılıyor bambaşka bir noktadayız. Ve 15 Temmuz gecesi itibariyle hem Türk iç siyaseti, hem dış siyaseti başka bir yöne doğru gitmeye başladı. Dilerseniz önce kısaca iç siyaseti sorayım nereye evriliyor, nereye gidiyor, yeni bir dönem, yeni bir sayfa açılmıştı diye nitelendirir miyiz? Ve Türkiye bu sadece tabi FETÖ’yle de mücadele etmiyor, aynı zamanda bir DAEŞ tehdidi, PKK tehdidi var son birkaç gündür özellikle PKK’yla mücadele de PKK’nın eylemlerinde de ortada olan noktalar var. Bu konularda da birlik olunabilir mi, nereye gidebiliriz?

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Bir defa daha iyi bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim şu anda çok çok daha bir noktadayız, çünkü en azından içimizdeki o ihanet kanserini çünkü kanser gibidir o ihanet çünkü bir de yayılıyor sürekli her tarafa yayılıyor, organları felç ediyor, birçok organı işlemez hale getiriyor. Paralel yapı bizim vücudumuz içerisindeki birçok organı, yani devlet aygıtı içerisindeki birçok organı işlemez hale getiriyor. Siz Güneydoğu’da terörle mücadele ettiğinizi zannediyorsunuz. Bir şey gönderiyorsunuz bütün masrafları yapıyorsunuz, bütün insan kaynağını yani insanlar şehit oluyor orada, asker şehit oluyor. Orada zannediyorsunuz ki siz bayağı PKK’yla mücadele ediyorsunuz. Oysa size gelen haberleri sonradan şimdi anlaşılıyor ki gelen haberlerin birçoğu çarpıtma. Bir arpa boyu belki yol gitmişsiniz hiç yol gitmemişsiniz diyemeyiz elbette ki orada son.

SUNUCU: Ama o mücadeleyi de sekteye uğrattıkları anlaşılıyor.

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Eğer bugün orada bir mücadele olmuşsa ve bu mücadele de bir ilerleme kaydedilmişse kesinlikle bunlar sayesinde ve bunlarla olmamış. Bunlar sekteye uğratmıştır belki de diğer unsurlar onlardan kaçırdıkları alanlarda onlardan belki de onların hakim olamadıkları alanlarda diyelim ki diğer unsurlar yani milli unsurlarımız ordumuzun milli unsurları o şeyi ve güvenlik güçlerimizin, polisimizin mili unsurları o mücadeleyi yapmış ve ilerlemeye kaydetmişlerdir. Yoksa bunlar işte Suriye meselesinde ya düşünün Türkiye’yi bütün dünyaya kendi Türkiye’nin kendi askeri Türkiye devletini dünyaya teröre destek veren bir ülke olarak lanse edecek şekilde bilgi çarpıtarak üstelik yani bir haber öyle bir mizansen yaratıyor. İşte MİT tırları 19 Ocak 2004 tarihinde Adana’da durdurulan tırlar bir defa kime gittiğini kimsenin bilme ihtimali yok, ama bir anda onu sanki DAEŞ’e gidiyormuş gibi lanse etmeyi başardılar, bugün dünya bunu böyle biliyor. Dünya Türkiye Devleti tır dolu silahları Suriye’de savaşmakta olan DAEŞ unsurlarına götürüyor diye okudular bu hadiseyi. Şimdi bunu kim öyle okuttu? Bu yapılar okuttu. Bu yapıları nasıl okuttular? Bağımsız sivil güvenlik özel güvenlik birimleri mi yaptılar bunu? Hayır. Devletin güvenlik birimleri olarak yaptılar bunu. Jandarma olarak yaptı bunu, polis olarak yaptı ve gittiler MİT kontrolündeki tırları durdurup yetkileri olmadığı halde böyle bir skandal yarattılar ortaya çıkarmadılar öyle bir skandal yok. Türkiye kendi sınırında birtakım unsurlar var işte Türkmen unsurları vardır onlara gereken yardımı şu veya bu şekilde yapıyor. Bu insani yardımdır, başka türlü yardımlardır, ama onu deşmek bizatihi ihanetin kendisiydi. Şimdi bu tür bu unsurlar şeyi düşünün Semih Terzi, Semih Terzi yıllardır Kilis’te bugün çok ilginç bir şey Kilis’te bundan bir süre önce sürekli bombalamalarla Kilis halkının taciz edildiği ve Kilis halkı için dünyayı canından bezdiren bir hal almıştı o günlerde. Kilis’te atılan bombaların DAEŞ tarafından atıldığı söyleniyordu. Semih Terzi oradan Silopi’ye gitti tayini çıktı bu son geçenlerde ondan sonra oradaki hadise bitti kalmadı öyle bir şey. Niye? Çünkü bizatihi Semih Terzi’nin kendisi yapıyordu.

SUNUCU: Şimdi bunları geriye dönüp bakınca artık her şeyi farklı okuyabiliyoruz. Son soru olsun süremiz yavaş yavaş azalıyor.

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Şunu söyleyeyim hızlı bir şekilde: Yani dünya elbette ki bundan sonra çok çok daha iyi olacak, ama tabi ki bütün her şey çözülebilecek demek yani sorun her şey başımıza gelen her şey bunlardan kaynaklanıyor demekte çok indirgemeci bir şey olur, ama bunlar gerçekten hem terörle mücadelemizi, hem DAEŞ’le mücadelemizi, hem de Suriye’deki durumumuzu ciddi anlamda sekteye uğratan bir yapıydı. Bizi başarısız kılmak üzere, bizi dünyaya ve kendimize biraz rezil etmek üzere faaliyet yapan bir ekipti o ekip inşallah bundan sonra Allah onlara o fırsatı vermeyecek.

SUNUCU: Şimdi Suriye’yi hemen sorayım dün Başbakan Binali Yıldırım’da medya temsilcileriyle bir aradaydı 6 ay içinde önemli gelişmeler olabilir dedi bunu nasıl okumak lazım bu konjonktürde?

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Şimdi tabi Rusya çok önemli bir ülke Suriye’de etkisi olan bir ülke bunu herkes biliyor bunu artık. Suriye’de üstleri var, bir de Suriye’de aslında şu anda ciddi bir Suriye devleti kalmamış durumda, ama Suriye devleti iyi kötü gene Birlemiş Milletler tarafından resmen kabul edilen bir ülke ve bu ülkenin oraya resmen davet etmiş olduğu dolayısıyla, uluslararası meşruiyeti olan bir ülkedir. Türkiye’nin oraya girdiği takdirde bir uluslararası meşruiyeti yok, yani Türkiye’yi eğer Beşar Esad rejimi davet etmiş olsaydı bir meşruiyeti olurdu, ama öyle bir meşruiyeti olmadığı için Rusya orada daha önemli, yani Rusya oranın dizaynında ne yazık ki, Beşar Esad tarafından yetkilendirilmiş ve davet edilmiş olması dolayısıyla etkili. Ve tabi bu durumu değiştirebilmek için Birleşim Milletler Güvenlik Konseyindeki prosedüre itiraz etmek gerekiyor belki de, ama o itiraz çok uzun bir itiraz yani Sayın Cumhurbaşkanımızın sürekli söylediği dünya beşten büyüktürün özünde bu var aslında, ama bunu değiştiremiyoruz fiili durumda. Dolayısıyla, Rusya Suriye’nin geleceğine karar verme noktasında elimizdeki tek imkan belki de İran’la birlikte çünkü İran’da aynı şekilde Suriye tarafından rejimi tarafından davet edilmiş bir ülke. Tıkanmış durmuş şu anda durum bunu açabilmek için en azından ilişkilerimizin iyi olması lazım. 

SUNUCU: Ve Rusya’yla da bir yakınlaşma olduğu aşikar.

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY: Eğer hiçbir ilişkiniz yoksa hiçbir gücünüz yoktur ilişki güç demektir. Şuana kadar Rusya’yla kopuk ilişkimiz bizim gücümüzün de veya bu konunun üzerindeki etkimizi de tamamen bertaraf eden bir etki yapıyordu. Şu anda en azından bu ilişkiyi kurmuş olmamız dolayısıyla, yeniden tesis etmiş olmamız dolayısıyla Suriye’nin geleceğine birlikte karar verme konusunda daha iyi bir uzlaşma çizgisi yakalamış olduğumuzu söyleyebilirim.

SUNUCU- Çok teşekkür ediyoruz Sayın Yasin Aktay değerli katkılarınız için efendim.

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI YASİN AKTAY- Ben teşekkür ediyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.