Yükleniyor...

Siginmacilar BM gündemine alindi

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Show Tv’deki "Türkiye Sandık Yolunda Başbakan ile Özel" programında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

AK Parti’nin beyannamesinde Çözüm Süreci’ne ilişkin bir maddeye yer verilip verilmeyeceğinin sorulması üzerine Davutoğlu, programın ardından beyanname ekibiyle gecenin ilerleyen saatlerine kadar tek tek maddeleri çalışacaklarını ve hepsinin olacağını, 4 Ekim’de açıklandığında da herkesin göreceğini söyledi.

Türkiye’de bölücü terör örgütü PKK’nın, 1970’li yıllarda, soğuk savaş şartlarında Marksist ve Leninist ideolojik çerçevede, dış odakların da desteğiyle kurulmuş bir örgüt olduğunu anlatan Davutoğlu, o günden bu yana da PKK’nın değişik evrelerden geçtiğini ancak hep bu dış irtibatlarını koruduğunu aktardı.

PKK’nın, bir taraftan ülke içerisinde etkisini korumaya çalışırken diğer taraftan da bu dış irtibatlar üzerinden uluslararası bir alan oluşturmaya çalıştığını dile getiren Davutoğlu, 2013’te Çözüm Süreci bağlamında atılan adımlarda, "Biz silahları bırakacağız. Silahlı gruplar terk edecek" şeklide ortak bir taahhüt verildiğini anlattı. Davutoğlu, buna rağmen birileri ve en önemlisi de silah baronları, silah tüccarları, uyuşturucu tacirlerinin bundan rahatsız olduğunu vurguladı. 

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, Sayın Cumhurbaşkanımızın 2005’te Diyarbakır konuşmasıyla girilen yeni yolda, geçmişin bu retçi politikalarını reddettiği ve vatandaşların gönlünü kazanmaya başladığı bir yeni sürece girildiğini gördüler ve bu çatışmacı ortamı tahrik edecek şekilde birtakım telkinlerde bulunmaya başladılar. Biz bunu biliyoruz. Hangi istihbarat örgütlerinin Kuzey Irak’ta kiminle ne yaptığını biliyoruz. Bunların hedeflerinin ne olduğunu, yakında uzaktaki bazı unsurların nasıl PKK üzerinden Türkiye’yi zaafa düşürmek istediklerini, nerede, ne konuştuklarını biliyoruz. Onun için kimse Türkiye’de böyle bir demokrasi söylemi içinde vakaları örtmeye kalkışmamalıdır."

"Çözüm Süreci başarıya ulaşmış olsaydı..."

Başbakan’ın bu sözlerinin ardından gazetecinin, "PKK’nın hiçbir şey istemesinden de bu belli zaten. Masaya oturtsanız, ’Ne istiyorsunuz, ne yaparsak silahı bırakırsın?’ diye sorulsa, verebilecekleri tek bir cevap yok sanırım" ifadesini kullanması üzerine Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Tabii. Bölgesel dengeler itibarıyla bakıldığında Kürt bölgesi içinde, Irak Süleymaniye’den Halep ve Lazkiye’ye kadar olan alan, Irak-Suriye hattında, DAİŞ niçin çıkartıldığını, bunların hedeflerinin ne olduğunu, bütün bu hat üzerinde faaliyet gösteren istihbarat örgütlerinin hedeflerini, bu hattın Türkiye üzerindeki muhtemel hesaplarının hepsini yakından takip ediyoruz."

Çözüm Süreci ile Türkiye içinde barışı tahkim ederek, sınır ötesinde de, bütün Kürt unsurlara sahip çıkabilecek, onları da Türkiye’nin müzahir unsurları hale getirecek bir yönteme girmek istediklerini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Böylece Türkiye’nin sınır güvenliğini en az 100-200 kilometre güneye doğru inecek şekilde oradan Türkiye müzahir unsurlarla tahkim edelim. Bunların içerisinde Türkmenler, Araplar, Kürtler vardır. Hepsinin Türkiye ile muhabbet bağları var. Çözüm Süreci başarıya ulaşmış olsaydı ve bu silahlı gruplar Türkiye’yi terk etmiş olsalardı, Türkiye’de barış ihdas edilmiş olsaydı, bu anlamda ve hepsi bu çerçevede demokratik sürece katılmış olsalardı bir kere Ortadoğu bölgesine güzel bir örnek göstermiş olacaktık. Ve diyecektik ki, ’Bakın siz etnik ve mezhebi çatışma içindeyken, Türkiye’de bütün bu meseleler demokratik usuller içerisinde çözülüyor.’ Birileri bundan rahatsız oldu. Bu olmuş olsaydı Türkiye’nin sınır ötesindeki, Kürt, Türkmen, Arap kitlelerde Türkiye yönüne dönecekti. Birileri bundan da rahatsız oldu."

"Demokrasi bütünleştiricidir"

Suriye’de barışçıl şekilde başlayan devrim dalgasının, Arap dünyasında susturulmaz gerekçelerinden birisinin, demokratikleşmeyle birlikte bölgenin bütünleşme imkanının ortaya çıkmış olması olduğuna işaret eden Davutoğlu, şu değerlendirmede bulundu:

"Demokrasi bütünleştiricidir. Şiddet, terör ve diktatörlük parçalayıcıdır. İşte onun için Suriye’de, Mısır’da diktatörlüklere geri dönüşü teşvik ettiler. Şimdi PKK ve onun bileşenleri, böyle bir yola girmek yerine demokratik, bizimle birlikte demokrasi örneği olmak yerine ve demokratik önlemlerle meseleleri çözmek yerine, Suriye’deki yöntemi tercih ettiler. Yani, sanki Türkiye’de Ankara’da, Esed benzeri bir yapılanma ya da Baas benzeri bir yapılanma varmış da demokrasi yokmuş gibi, Kobani’deki gibi benzeri bir kalkışmayla, Türkiye’de bir etki alanı kurmaya yöneldiler. 2013’ten bugüne fark bu. 2013’te Suriye’de böyle bir yapı yoktu. Irak’ta yoktu. Onu görünce heveslendiler. Birileri de bunların, hırslarını gıdıkladı ve dedi ki, ’Bakın Türkiye’de de aynı yöntemlerle birtakım yerler ihdas edersiniz, sonra bunlar Irak ve Suriye ile birleşir. Suriye’deki krizi Türkiye’ye ihraç etmek isteyen uluslararası çevreler oldu. Adım adım bu demokratik yöntemler yerine silah, şiddet ve terör yönetimini benimsediler. Bundan rant sağlayan, silah ve uyuşturucu baronları da bu uluslararası konjonktürü kullanıp tekrar eski rant alanlarına dönmeye çalıştı."

"HDP’nin yaptığı her açıklama, Kandil tarafından tekzip edildi"

Konuk gazetecinin, "O zaman HDP’ye de siyaset yapma alanı daraltıldı" demesi üzerine Davutoğlu, şunları söyledi:

"Tabii. HDP’nin burada misyonu, biz onları muhatap aldık. İmralı ya da Kandil’i değil. İmralı’yla istihbarat görüştü, Kandil ile kimse görüşmedi. Ve HDP’liler görüştü. Doğru bir yöntemle bu vizyon içinde yürüselerdi, başarılı, demokratik bir hareket olarak bugün başka bir yerde olurlardı. Ama onlar önce etkisizleştirildiler. Rolleri zayıflatıldı. Çünkü HDP’nin yaptığı her açıklama, Kandil tarafından tekzip edildi. O bir şey söylüyor, Kandil başka bir şey söylüyor. ’Güç bende’ demeye çalışıyor Kandil. Bu arada Kandil, PYD’nin DAEŞ’e karşı verdiği mücadele sebebiyle uluslararası meşruiyet kazandığı vehmine kapıldı. ’Herkesi arkamıza almışken, Türkiye bize müdahale etmez’ diye düşündü. Yani Amerika koalisyon güçleriyle PYD unsurlarının ittifakı dolayısıyla vesaire..."

"Onların taktikleri bizim stratejik kararlılığımızla yerle bir oldu"

Başbakan Davutoğlu, bütün bu kompozisyon içinde HDP’nin, siyasi bir hareket olmak ile terörü meşrulaştırmak arasında bir dar boğaza girdiğini, bu dar boğazdan çıkması için 1 Ekim’de Demirtaş ile Başbakanlık’ta yaptığı görüşmede de kendisine ’Cesur bir tavır takın" dediğini anlattı.

Konuk gazetecinin, "Siz söylediniz de cevap ne oldu" sorusu üzerine Davutoğlu, "6-7 Ekim’de fiilen cevap verdiler. 1 Ekim’de ben görüştüm, 6-7 Ekim’de kanla ve şiddetle cevap verdiler. 16 yaşındaki çocukları 5. kattan atarak cevap verdiler. O ayaklanma çağrısını da Demirtaş yaptı. Zannettiler ki, ’Biz, bize karşı bir taraftan terör kullanıp başımızın üzerinde Demokles’in kılıcı, diğer taraftan da güzel sözcüklerle bir şeyin içine sokarız, bir yeni taktiksel manevra alanına sokarız...’ Onların taktikleri bizim stratejik kararlılığımızla yerle bir oldu" diye konuştu.

"Bu iki yüzlü tavırdan HDP’nin çıkması lazım"

Türkiye’nin her santimetrekaresinde, kamu düzeninin ihdas edileceğini belirten Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Demokrasiden hiçbir taviz verilmeyecek. Demokratik haklardan hiçbir taviz verilmeyecek ve bu sağlanacak. Şimdi bunun üzerine HDP dikkat ederseniz 19-20 Temmuz’da silahlanma çağrısı yapan, ’Ayaklanın’ diyenler, daha sonra terörü mahcup bir şekilde, ’Silahları bırakın, terörden uzak durun’ demeye başladılar. Mahcup bir şekilde... Yani inanarak değil. Eğer biz kararlı bir tutum sergilememiş olsak, silahlanma çağrılarına devam edeceklerdi. Bu iki yüzlü tavırdan HDP’nin çıkması lazım. Türkiye’de meşru bir siyasi partiyse bize, cumhurbaşkanımıza, ’Savaşı başlattı’ diye suçlamalar ve hakaretler yerine, dönüp Kandil’e ’Ne için siz iki masum polisi gece uykusunda şehit ettiniz? Neden söz verdiğiniz halde silahları terk etmediniz?’ sorması lazım."

"HDP bu konuda bir tercih yapmak durumunda"

Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Güneydoğu’da bir tepki var. ’Edi bese, artık yeter.’ diye. 553 sivil toplum örgütü bir çığlıkla seslendi. HDP bu çığlığa ne cevap verdi? Aşiretler Silopi’de 1 Eylül’de toplandı, yüzlercesi. Ortak bir çığlıkla cevap verdiler. Artık silahları terk etme vaktidir diye. Teröre karşı mücadelede, ’Teröre hayır, kardeşliğe evet’ diye her görüşten, soldan sağdan, birbiriyle hiç anlaşmayacak gruplar, kitleler Ankara’da yürüdü. Biz İstanbul’da, Cumhurbaşkanımızın, Meclis Başkanımızın katılımıyla yaptık. Artık Türkiye’de bu konuda duyarlılık oluştu. HDP bu konuda bir tercih yapmak durumunda. Ondan sonra ne yapılacak hususunu hep beraber konuşuruz. Ama kesinlikle şunu müzakere etmeyiz. Her santimetrekarede kamu düzeni ihdas edilecek, bunun için ne gerekiyorsa yapılacak. Bunun da seçimle alakası yok."

"Mültecilerin durumuyla ilgili, tüm Avrupa’da çok iç acıtıcı görüntüler var. Dünyanın gözünü kapattığı bir dram yaşanıyor. Türkiye’nin rolü oldukça önemli. Bu nedenle Türkiye, bu konuda nasıl bir rol oynayacak ve mültecilerin bu dramı nasıl çözülecek?" sorusu üzerine Davutoğlu, bunun çok insani bir konu olduğunu söyledi.

Davutoğlu, şu anda Türkiye’nin dünyada en fazla mülteci barındıran ülke konumunda olduğunu vurgulayarak, geçtiğimiz günlerde çeşitli ülkelerin bakanlarına Türkiye’nin tutumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunduğunu belirtti. Türk halkının bu konuda çok asil bir tutum sergilediğine dikkati çeken Davutoğlu, "O kadar asil ve onurlu bir davranış sergiledi ki bizim halkımız. Türkiye’de ne Suriye karşıtlığı, ne Arap karşıtlığı, ne ırkçı herhangi bir temayül ortaya çıkmadı. Herkesi bağrımıza bastık" diye konuştu.

Davutoğlu, Türkiye’nin dört yıldır bütün dünyaya durumun ne kadar ciddi olduğuna ilişkin seslendiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

"Dünyaya hep şunu söyledik; ’gelin, Suriye krizini çözelim. Şu aşamada eğer çözemiyorsak, Suriye içinde güvenli bölgeler oluşturalım ki mülteci akını devam etmesin. Onu da yapamıyorsak, mültecileri hep beraber sahiplenelim.’ Bunların hepsine sessiz kaldılar ve şöyle düşündüler; ’Suriyeliler ölüyorsa, ne yapalım Orta Doğu’da insanlar zaten ölüyor, ölüversinler.’ Psikoloji bu. Herhangi bir Avrupa şehrinde ya da ABD’de üç kişi ölse, ciddi kayıp olur. ’Ama Orta Doğu’da zaten insanlar birbirini öldürüyor. Kültür, bu’ diye bir yaklaşım sergilendi.

Mülteciler konusunda ise ’ölmeyip de Türkiye’ye gelenlere de Türkiye bakıyor zaten. Bırakılım da baksınlar’ dendi. Olayın, kartopu gibi giderek büyüdüğünü fark etmediler. Vicdanları da bunu okumadı, göremedi. Vicdanları körelten bir tablo. Şimdi, Ege ve Akdeniz’e dökülen çocuk cesetleri, Edirne’ye dayanan mültecilerle tabloyu şu anda görüyorlar. Dolayısıyla, Avrupa’yı bir telaş aldı. Son dönemde, başta Sayın Merkel olmak üzere birçok Avrupalı beni aradı. Özellikle de Macaristan Başbakanı’nın makalesinden sonra son derece ırkçı unsurlar da barındıran ’Türkiye’de kalsınlar, Müslümanlar gelmesin gibi’... Ona ben cevabi bir makale yazdım. O cevabi makale üzerinden Sayın Merkel aradı bir gün sonra."

"Bir çözüm arayışı başladı ve bu olumlu"

Bu konu ile ilgili birçok görüşme yaptıklarını belirten Davutoğlu, "Görüşmeler, aynı hız ve tempo ile devam ediyor. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri ile görüştüm. Bir çözüm arayışı başladı ve bu olumlu" ifadesini kullandı.

Davutoğlu, bu konuda üç şeyin çözümlenmesi gerektiğinin altını çizerek, ilk olarak yeni mülteci akınının engellenmesinin, bunun için ya Suriye krizinin çözümlenmesi ya da Suriye içinde güvenli bölgelerin oluşturulmasının gerekliliğini yineledi. 

"İkinci olarak ise var olan mültecileri, beraber nasıl yöneteceğimizi düşünmemiz lazım. Artık, sadece Türkiye’nin külfetini üstlendiği bir yolla bu olmaz" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Üçüncü olarak da inşallah Suriye’de bir çözüm sürecine gidilecekse bu mültecilerin nasıl geri gönderileceğiyle de ilgili şimdiden bir çalışma yapmak lazım. Yoksa, ’Almanya’nın, Avrupa’nın bir milyon kişi alacağız’ daha o da açık değil. Öyle bir rivayet dolaşması meseleyi çözmüyor. 

Her gün artan mülteci sorunuyla karşı karşıyayız. Edirne’de 3 bini aşkın, oraya doğru yürüyen mültecilerin temsilcileriyle burada görüştüm. Onlara da ifade ettim, haklı bir eylem içindeler açıkçası. Dünyaya seslerini duyurmak istiyorlar. Hepsi de Türkiye’ye şükran hislerini ifade ediyorlar." 

Bu kişilerden birinin ’Ben, nasıl Türkiye’ye hayran olmam ve şükran ifade etmem ki" şeklinde duygularını aktardığını anlatan Davutoğlu, "(İstanbul’da bir hastaneye, 29 Mayıs Hastanesine hanımı hamile olarak gittiğinde, ’ne yapacağım, nasıl bunu ödeyeceğim’ diye kara kara düşünürken doğum oldu. Eve gidecek taksiyi tutup bizi eve gönderdiler. Tek kuruş ödemedim) dedi" diye konuştu.

Davutoğlu, Suriyeliler’in, Türkiye’nin insani boyutta elinden geleni yaptığını gördüğünü belirterek, "O tepki bize yönelik bir tepki değil, Avrupa’ya yönelik bir tepki. Bu Avrupa’ya dönük tepkiyle, dünyaya seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Ben de kendilerine şunu söyledim; ’şu anda sizi kabul eden bir Avrupa ülkesi yok. Dolayısıyla orada beklemenizin bir faydası yok ama ben, bütün önemli Avrupa ülkelerinin liderlerine mektup yazarak, bu sorunu gündeme getireceğim ve kabul edenler olursa, sizi göndeririz’ dedim" açıklamasında bulundu.

Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İkinci olarak da BM Genel Kurulu Toplantısı’na gittiğimizde, konuşmamın ana odağını bu oluşturacak. Üç, BM’ler Genel Kurulu gündemine bunu aldırdık. Gündemde bunu konuşacağız. Dört, ekim ayında Türkiye’de ’Göç ve Mülteciler’ ile ilgili bir uluslararası zirve yapıyoruz. Orada özel bir oturum yapacağız. Beş, şu anda var olan zaten orada yürüdüklerini gördüğüm anda Edirne Valimizi aradım, İstanbul Valimizi aradım. ’İhtiyaçların hepsi karşılansın. Sakın ola ki Türkiye’den kötü bir görüntü dünyaya yansımasın’ dedim. Tüm ihtiyaçları da karşılandı. 

Birisi, ’Bütün polislerin ellerini, ayaklarını öpmek istedim. Bize, o kadar iyi davrandılar ki’ diyor. Kolay, çözülecek bir mesele değil. Zulüm, diktatörlük, terör, şiddetin olduğu yerde bu acılar yaşanıyor. Elimizden geleni yapacağız."

"Rusya’nın Suriye’ye desteği, şimdi sadece daha görünür oldu"

"Rusya’nın aktif ve görünür bir şekilde Suriye’de var olduğu görünüyor. Suriye halkının geleceğini nasıl etkiler?" sorusu üzerine de Davutoğlu, "Rusya’nın Suriye’ye desteği ise eskiden beri süren bir destekti, şimdi sadece daha görünür oldu. Sahaya indi. Çok tehlikeli bir durum. O bakımdan çok kaygıyla izliyoruz" diye konuştu.

Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya’ya yapacağı ziyarette Suriye ile ilgili konuların da görüşüleceğini belirterek, "İnşallah Rusya bu anlamda gerilimi tırmandırıcı bir yol ve yöntem üzerinde ısrar etmez. Uluslararası toplum ve P5 (BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi) bir araya gelerek siyasi bir çözüm için gerekli adımları atar. Bu tehlikeli tırmanışın en önemli sorumlusu, hem sorunun derinleşmesine sebep olan Esed’dir hem de bütün bu süreci sadece izlemekle yetinip, Suriye’yi karşılıklı güç dengelerinin oyunu haline getiren uluslararası toplumdur. Hepimizin bu konuda çok duyarlı olması lazım" değerlendirmesinde bulundu.

"Biz hiçbir partiye alanı terk etmeyiz"

Bugün partisinin milletvekili adaylarının tanıtıldığı toplantıda diğer partilere yaptığı çağrıya da değinen Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Seçimden yeni çıktık. Her parti seçimde gövde gösterisi yaptı. Seçim şenliktir aynı zamanda, bir demokrasi şölenidir. Bayraklarla süslenir, bunlar yanlış şeyler değil. İki yılda dört seçim oldu. Bugün yaptığım çağrılar itibarıyla bir, seçimde şiddete karşı ortak tavır sergileyelim. İki, siyasi nezakete riayet edelim. Yani hakaret etmeyelim, konunun gündemi olmayan konuları gündeme taşımayalım. Muhalefetin geçen dönem benimsediği Cumhurbaşkanlığı üzerinden bir kampanya yürütmek kadar. Bu, bugünkü siyasal atmosfere de Türkiye’deki siyasi kültüre de aykırı tutumdur.

Üçüncü olarak, Türkiye’nin her yerini parti bayraklarıyla donattık. Bunları tekrar aynısını yaparak israfa, çevre kirliliğine neden olmak yerine yasaların belirttiği şekilde sadece parti bayrakları seçim ofislerinin önüne ve miting günü asılsın.

’Gürültü kirliği olmasın’ diye bir çağrım oldu. CHP buna olumlu cevap vermiş. Her partinin bunu kabul etmesi önemli, çünkü Türkiye’nin belli bölgelerinde CHP ile belli bölgelerinde MHP ile belli bölgelerinde de HDP ile yarış yürütüyoruz. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da CHP’nin çok büyük mevcudiyeti yok. HDP kendi bayraklarıyla donatırken, AK Parti donatmazsa bir güç dengesizliği olur. Biz hiçbir partiye alanı terk etmeyiz. Bütün partiler bunu kabul ederse hep beraber bu yola gireriz. CHP’ye bu anlamda teşekkür ederim. Ümit ederim ki MHP ve HDP de olumlu cevap verir. İsrafın olmadığı, çevre kirliliğinin daha az olduğu, gürültü kirliğinin olmadığı daha sakin, vakur ve demokratik özgürlüklerin yaşandığı seçim ortamına gireriz."

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.