Yükleniyor...

Silah ile demokrasi bir arada olmaz

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, çözüm sürecinin topluma mal olmuş bir süreç olduğunu belirterek, "Dolayısıyla herhangi bir şekilde ’Çözüm Süreci şurada durdu’ diye bir iddiada bulunmak kimsenin tek başına kullanabileceği bir tasarruf değildir" dedi.

Başbakanlık Basın Merkezi, Davutoğlu’nun, Almanya’daki programında televizyon kanallarının temsilcileriyle bir araya geldiği ve onların sorularını yanıtladığı görüntüleri paylaştı.

Bir gazetecinin Çözüm Süreci’ne ilişkin HDP tarafından yapılan çeşitli açıklamaları hatırlatarak, "Nedir süreçle ilgili son durum" diye sorması üzerine Başbakan Davutoğlu, Çözüm Süreci’ne hiçbir zaman konjonktürel bir mesele olarak bakmadıklarını belirtti.

Çözüm Süreci’ni bir döneme ait, belli bir adımla başlayıp bir adımla da bitecek bir süreç olarak görmediklerini vurgulayan Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Aslında bin yıl ortak, bir arada yaşamış toplumun değişik kesimlerinin ortak kültüründen hareketle ortak bir vatandaşlık bilinciyle yeni bir Türkiye kurma idealinin ana unsurlarından biri olarak gördük. En başından itibaren, hiçbir zaman biz bu meseleyi belli bir zaman ve süreçte ve belli bir tarafla sınırlamadık. Özellikle ben Yeni Türkiye Sözleşmesi’ni kaleme alırken de vurguladığım hususlardan biri, insan onuru kavramı etrafında yeni bir vatandaşlık bilinci oluşturmak. İnsan onuru dediğinizde, insanların kültürel özelliklerini, dillerini, bölgesel özelliklerini koruyacakları ve bir vatandaşlık aidiyeti içinde siyasal meşruiyet çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile tam bir aynilik, bir ilişki, bir meşruiyet ilişkisi kuracakları bir çerçeve öngördük. Şimdi baktığımızda biz AK Parti olarak işbaşına geldiğimizde Sayın Cumhurbaşkanımızın, başbakanlığının daha ilk aşamalarında, ülkede konuşulması mümkün olmayan tabular birer birer yıkıldı. Olağanüstü hal, EMASYA kaldırıldı. O zaman herhalde 2002 Türkiyesine birisi bakmış olsaydı ve sorsaydı ’4 sene sonra Türkiye’de Kürtçe yayın yapan bir kanal açılacak’, kimse ihtimal dahi vermezdi, söylenmesi dahi darbe gerekçesi olarak görülebilirdi ama Kürtçe yayın yapan televizyon kanalları açıldı, siyasi propaganda olarak Kürtçe’nin veya başka dillerin, yerel dillerin kullanılması konusunda bütün engeller kaldırıldı. Yani eğer vatandaşlarımızın bir kesiminin bir sorunu vardıysa bunlar listelenmiş olsa, zaten bunlar demokratikleşme sürecinde birer birer aşılarak bugün Türkiye’ye demokratik özgürlüklerin bütün nitelikleriyle yaşandığı bir ülkeye ulaştık."

"Hangi adım gerekiyorsa attık"

Çözüm Süreci başladığında, ülkenin birliğini, beraberliğini sağlamayı, bütün vatandaşların bu ülkeye olan aidiyetlerini pekiştirmeyi, insan onuruna yakışır bir hayat sürdürmelerini sağlamayı amaçladıklarını dile getiren Davutoğlu, "O günden bugüne hükümet olarak biz ne gerekiyorsa, hangi adım gerekiyorsa attık. Her çabayı gösterdik, bunun için yasal çerçeve gerekiyordu onu çıkardık" diye konuştu.

Bunun, Cumhurbaşkanı Seçimi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakan olarak attığı en son önemli adımlardan biri olduğunu ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Ben de görevi devraldıktan sonra hemen bununla ilgili çözüm mekanizmasını oluşturdum. Tanımlanmış, üyeleri belli olan, her 15 günde bir, seçim kampanyası dönemine kadar, toplanan, belli bir sistematik içinde olaya bakan bir çerçeve geliştirdik. Daha önce Akil İnsanlar Heyeti oluşturduk. Topluma bunu mal etmeye yönelik çok ciddi adımlar attık ve topluma da mal oldu. Bugün Çözüm Süreci ne sadece hükümetin ne HDP’nin, şu veya bu paydaşın meselesi olmaktan çıktı, topluma mal olmuş bir süreçtir. Dolayısıyla herhangi bir şekilde ’Çözüm Süreci şurada durdu’ diye bir iddiada bulunmak kimsenin tek başına kullanabileceği bir tasarruf değildir. Topluma mal olmuş bir süreçten bahsediyoruz. Ben bunu doğuda da batıda da anlatıyorum. Batı Anadolu’da da şu ana kadar kimse, ’Niye bu süreç oluyor’ diye bir tepki göstermiş değil. Dolayısıyla psikolojik bir eşik aşıldı, yasal eşik aşıldı. Bu yasal eşikten kastım, yasanın çıkmış olması ve mekanizmaların kurulması. Aslında aşılamayan şey, HDP ve diğer tarafların, Kandil’in vesairenin, sürekli tereddütlerle ve sürekli dar hesaplar içinde bu süreci kendisine yontma çabasıdır."

"Silah ile demokrasi bir arada olmaz"

Davutoğlu, iki şeyin bir arada olmayacağını, bunu HDP’nin görmesi gerektiğini vurgulayarak, "Silah ile demokrasi bir arada olmaz. Yani hem ’Türkiyelileştik’ diyeceksiniz ve ’seçime gidiyoruz’ diyeceksiniz hem de bir taraftan ’silahlar elde bulunsun’, ’bu faaliyetlere ara vermeyeceğiz’ diyeceksin. Yani kongre yapılması, tabii bu bizim meselemiz değil. Kongre yapacak olan onlar. Yaparlar, hangi yolla, yöntemle neyi yaparlar bizi ilgilendirmez ama artık bir tercih yapmak zorundalar" diye konuştu.

Bir gazetecinin "Silah bırakma kongresi için mi" demesi üzerine Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Evet onu kastediyorum. Yani bu bizim bir talebimiz veya bu şekilde ortaya konulmuş bir şey değil. Nihayet bizim onlardan talebimiz şudur, bu da şimdiki bir talep değil, 2013 Mayıs’ında yapmaları gereken bir işi hatırlatıyoruz onlara. 2013’te bu süreç başladığında, 2012’nin Aralık’ından itibaren ve son derece sıhhatli bir şekilde işlediğinde beklenen neydi? 2013 Haziran’ında silahlı unsurların Türkiye’yi terk etmesiydi. Ettiler mi? Hayır? Niye etmediler? Çünkü o sırada Gezi olayları patlak verdi. Gezi olaylarına, bugün geriye doğru bir daha bakın, Gezi provokasyonlarının yapılma sebeplerinden birisi Türkiye’de iç barışı sağlayacak olan Çözüm Süreci’ni engelleme çabasıdır. Biz ne zaman Çözüm Süreci’nden bahsetmişsek, daha önce bizden önce de bahsedilmişse mutlaka provoke edildi. Ben hep 1993 ile 2013’ü karşılaştırırım. 1993’te de rahmetli Özal çok kapsamlı bir çözüm sürecine kalkışmıştı ve taraflarla görüştü, birçok unsurla. Olumlu da bazı mesajlar alındı. Önce Uğur Mumcu öldürüldü, arkasından Eşref Bitlis öldürüldü. Arkasından meşkuk bir şekilde diyeyim, tanımlanmadığı, bilinmediği için böyle söylüyorum, rahmetli Özal hayatını kaybetti. Arkasından Madımak olayı oldu temmuz ayında ve Başbağlar olayıyla ülke hem Türk-Kürt, hem Sünni-Alevi gerilimine tekrar sokuldu. Bu bir tesadüf değil."

"Biz Türkiye’de artık silahlı bir unsur istemiyoruz"

O dönemde iç barışın sağlanacak ortamı zehirleyenlerin 2013’te de zehirlemeye kalktığını ifade eden Davutoğlu, "Tam biz silahlı unsurlar çekilecek, arkasında da silahsızlanma olacak derken Gezi provokasyonu, 17-25 Aralık. Bu sefer Kandil tarafında işi yavaşa alma, silah bırakmayı sürekli erteleme, sürekli yeni taleplerle gündeme gelme süreci yaşandı" dedi.

Buna rağmen kendilerinde herhangi bir gevşemenin olmadığını, Erdoğan’ın başbakanlık döneminde kuvvetli bir irade ortaya konularak yasanın da çıkarıldığını hatırlatan Davutoğlu, şu açıklamalarda bulundu:

"Hükümet olarak yasayı uygulamaya başladık, 6-7 Ekim olayları çıkartıldı. Yine ertelendi. Demirtaş’a 1 Ekim’de yaptığımız görüşmeyi hatırlatırım. 1 Ekim’de yaptığımız görüşmede eğer üzerinde mutabık kalınan hususlar hayata geçirilmiş olsaydı muhtemelen bütün bu süreç, yıl sonuna kadar tamamlanabilirdi. 6-7 Ekim olayları açık bir provokasyon. Açık söyleyeyim, aynen 93, aynen 2013 gibi 6-7 Ekim olaylarıyla da Çözüm Süreci provoke edildi. HDP bir yol ayrımında ve bütün bu paydaşlar dedikleri, yol ayrımındalar. Şimdi seçime giderken silah bırakmamak demek, ’silahı seçimde bir şantaj olarak kullanacağım’ demektir. Biz kendilerine ifade ettik bunu. Bütün görüşmelerde dolaylı olarak ifade edildi. Eğer demokratik bir mücadeleye yönelecekseniz önünüzde bir engel yok, gereğini yapın, silahları seçimlerden önce bırakın, nasıl bırakacaksanız bırakın. Toprağa mı gömersiniz, üzerine beton mu dökersiniz, dışarı mı çıkar, ne yolla olursa olsun biz Türkiye’de artık silahlı bir unsur istemiyoruz. Sadece biz derken devleti, hükümeti kastetmiyorum, doğu ve güneydoğudaki Kürt vatandaşlarımız da artık silahı istemiyor, 6-7 Ekim olaylarını yaşadıktan sonra. Yok seçime giderken silahı elinde tutup baskı aracı olarak kullanayım, seçimden sonrasına da bir bakayım derseniz burada bir samimiyet yok. Esas samimiyetin test edildiği yer burası. ’Türkiyelileşmek’ iddiası çok doğru, güzel bir iddia bunun gereğini yapsınlar. Batıda kullandıkları demokratik söylemi doğuya da yaysınlar. Böyle kan akan musluk afişleriyle eğer halkı tehdit etmeyi düşünüyorlarsa bu halk bu tür tehditleri, şantajları daha önce de gördü. Biz şu anda Çözüm Süreci hususundaki kararlılığımız ilk günkü kadar sabittir, hiçbir şekilde Çözüm Süreci’nden taviz vermedik, vermeyeceğiz."

Seçimlerin suhuletle yapılmasının önemine değinen Başbakan Davutoğlu, "Herhangi bir kesim, bir taraf seçimlere şiddet karıştırırsa açık söyleyeyim, buna kesinlikle izin vermeyiz. Seçimlerden sonra bir meşruiyet tartışması açarlarsa, işte ’Parlamentoya giremedik’ diye. Bunun da karşılığı yoktur. Seçimler, kuralları belli bir şekilde yapılacaktır ve seçim neticelerine herkes razı olacaktır" diye konuştu.

Davutoğlu, kendilerinin seçim sonuçlarına ve halkın görüşüne razı olduklarını belirterek, şunları söyledi:

"Ama silahı bu anlamda seçim öncesi veya sonrası için bir baskı aracı olarak kullanmaya kalkılıyorsa buna taviz vermeyiz. Ben halkın benimsediği bir sürecin şu veya bu, art niyetli taraf tarafından durdurulamayacağı kanaatindeyim. Dolayısıyla Çözüm Süreci’nden kimse tereddüt etmesin. Doğu’da, Güneydoğu’da başbakan olduktan sonra da daha önce de gittim, halk buna inanmıştır. Öncelikle halkın sahiplendiği bu süreci neticeye ulaştırmak da bizim görevimizdir."

Silah bırakma çağrısı yapılmasına karşı örgütün silah bırakmadığı belirtilerek, "Öcalan acaba bu süreçlerde ne düşünüyor, ne yapacaktır, tahmininiz nedir" sorusu üzerine Davutoğlu, "Onların kendi aralarındaki ilişkiler" yanıtını verdi.

Davutoğlu, aynı gazetecinin "O da destekliyor mu acaba" demesi üzerine, şöyle konuştu:

"Onun yaptığı çağrı açıktı. İmralı’nın yaptığı çağrı açıktı. Bu konuda aralarındaki ilişkinin düzeyi ve bağlayıcılığı konusuna girmek istemem. Bizim için önemli olan netice burada. Gerek Kamu Güvenliği Müsteşarımızın, gerek MİT Müsteşarımızın yaptığı bütün görüşmelerde de bizim için tablo bu anlamda netti, seçime gitmeden silahların bırakılması. Bunun için Çözüm Süreci mekanizmaları içinde atılması gereken adımlar da atıldı. Ümit ederiz bu konuda basiret hakim olur ve neticeye ulaşırız. Silahla artık konuşmanın şeyini geçtik. Silahla birlikte konuşmak veya silahı baskı unsuru kılarak konuşmanın devri de geçti, Türkiye’de karşılığı da yok."

"Hiçbir şeyden çekincem yok"

Başka bir gazetecinin "2013’te Pensilvanya’ya, iki şeyi sormak istiyorum, bu konunun tarafı olan paralel yapı, sizin bahsettiğiniz gibi bu görüşmenin böyle olmadığı yönünde açıklamalar yaptılar. Bir nezaket ziyareti çerçevesinde geçtiğini söylediler. İkincisi de 11. Cumhurbaşkanı Sayın Gül’ün bir açıklaması oldu, ’Benimle ilgili kısım öyle değil, sonradan haberim oldu’ dedi. Sizin Sayın Gül’ün de haberdar olarak bu ziyareti gerçekleştirdiğiniz beyanınız üzerine" sözleri üzerine Başbakan Davutoğlu, şu karşılığı verdi:

"O görüşme bir kere Gülen ile baş başa yapılan bir görüşmeydi, dolayısıyla o da ne söylediğimizi gayet iyi biliyorlar. Ama her şeyi dinlemeye meraklı oldukları için eğer onu da kaydetmişlerse açıklasınlar. Ne söylediğimiz de orada açıktır. Tabii nezaket kuralları içinde söylenmiştir. Bir ültimatom, böyle bir şey yok o günün psikolojisi içinde ama söylediğimiz şey açıktır, ’Türkiye’ye dönmeniz ve bütün bu gerilimlerin durması için gereken adımların atılması, bürokraside olan unsurların kesinlikle siyasal bir şeyin parçası haline gelmemesi’ vesaire. Yani uzun bir görüşmedir. Suriye konusunda ve dış politika konusunda da sürdürmekte oldukları yayınların bizim yürüttüğümüz politikalarla çelişkili, o zaman Dışişleri Bakanı olarak bunu söylüyorum ve başka ülkelerin söylemine yakın olduğunu, bu konularda bir bilgi eksikliği varsa her türlü bilgiyi herkesle paylaşabileceğimizi ama Türkiye’nin menfaatlerinin kollanması hususu da dahil olmak üzere çok geniş bir görüşmedir. Eğer dediğim gibi kaydetme, dinleme merakları olduğu için isterlerse yayımlasınlar, yani bunu çıkarsınlar, dinlemişler, kaydetmişlerse. Ben söylediğim her şeyin hem farkındayım, hem de ne dediğimi bilirim, ne söylediğimi de bilirim bu konuda hiçbir şeyden de çekincem yok. Ama tabii bunları, ben bir ilim adamıyım, o anda devlet yetkilisiyim, o nezaket kuralları içinde, nasıl Cumhurbaşkanımız başbakan iken ’ülkeye dön’ davetinde bulunuldu. Şunu da açık bir şekilde söyleyeyim, ’Bütün bu ön yargıları giderecek olan yegane şey sizin Türkiye’ye dönmeniz ve iletişime açık olmanız’, söylediğim şey de budur. ’Türkiye’ye dönmeniz halinde ve her an sizinle görüşülebilir olması durumunda zihinlerdeki bu şüpheler ortadan kalkar. Başbakanımız ne düşünüyorsa size doğrudan söyler, siz ne düşünüyorsanız söylersiniz, biz ne düşünüyorsak söyleriz. Sizin burada bulunmanız, bu iletişimi imkansız kıldığı için şüpheler artıyor. Türkiye’ye gelmeniz bunu kolaylaştırır.’ Yani bu minvalde tabii şimdi, nihayetinde ben kaydetmediğim için bütün motamot ama söylediğimin, işin esası bu. İstiyorlarsa ben hayatımda hiçbir şekilde bir konuyu örtmedim, hiçbir görüşmemi devlet kayıtları dışında yapmadım, olması gereken şeyler içinde yaptım ve ne söylediğimi de dediğim gibi, söylediğim hiçbir sözden de bir adım geri adım atmadım. "

"Mesajlarım da netti, gidişim de açıktı"

Davutoğlu, bunun onlar tarafından da gayet iyi bilindiğini belirterek, şöyle devam etti:

"İlkeli tutumumu da eskiden takdir ederlerdi. Kimsenin okullara gitmediği dönemlerde benim okullara ziyaret yapmış olmamı da takdirle anarlardı. Şimdi bir anda bu kadar saldırgan bir tavır sergilemeleri, bizde tutum değişmedi ama onlarda tutum ve  davranış tarzı değişti. Bizim ön yargımız olsaydı, yine söylemişler, ’Aksiyon’da yazdı’, evet yazdım. Eğer bir ön yargımız olsaydı bunlar olmazdı. Özetle şunu söyleyeyim, mesajlarım da netti, gidişim de açıktı, berraktı, şu anda da bu konuda söylediklerim açıktır. Hiçbir şekilde söylediğim şeylerden geri adım da atmadım, mahiyeti de bellidir. Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ile ilgili olarak ise hafızalar yanılabilir tabii ama yine ben kendisiyle başdanışman olarak da daha sonra da cumhurbaşkanı olduğu dönemde Dışişleri Bakanı olarak da büyük bir onurla çalıştım, kendileri gayet iyi bilirler, ben herhangi bir yerde bir faaliyette resmi görevdeyken kendisinden izin almadan bırakın bir başka şehre gitmeyi, bir başka sokağa ya da toplantıya dahi gitmemişimdir. Bu görüşme biz BM Genel Kurul toplantıları için New York’ta bulunduğumuz sırada oldu. Dolayısıyla New York’tan Pensilvanya’ya gitmem söz konusu olduğunda da nihayet resmi görüşmelerin sürdüğü bir hafta sonuydu, kendisine de öyle görüşme için gideceğimi ifade etmiştim."

"Benim için bu konu da berrak bir husustur"

Bir gazetecinin "Önceden söylediniz yani" demesi üzerine Davutoğlu, "Tabii. Ben hem şahsi ilişkimiz bağlamında hem de o anda dışişleri bakanıyım. Cumhurbaşkanının olduğu bir yerde dışişleri bakanı olarak Sayın Cumhurbaşkanımızdan izinsiz veya onun bilgisi olmadan herhangi bir yere gitmem, şehir değiştirmeyi bırakın, bir toplantı için bir yerden diğer yere giderken de bu benim devlet ahlakı etrafında benimsediğim bir ilkedir. Sayın Cumhurbaşkanımız tabii aradan süre geçti, kendisinde herhangi bir şekilde bu anlamda yanlış bir kanaat uyanmasını da istemem, kendisine olan saygımın ne kadar derin olduğunu, kendisi de bilir. Daha başbakanlığı döneminde, ilk başbakanlık görevini aldığında ve daha çok eskiye dayanan dostluğumuz gereği kurulmuş çok sağlam ilişkilerimiz var ama tabii kendisi de söylediği gibi bazen hafıza yanıltıcı olabilir ama benim için bu konu da diğer konu gibi berrak bir husustur" ifadesini kullandı.

Davutoğlu, "Sayın Gül ile New York’taydınız BM Genel Kurulu’nda. O toplantılar sürerken bir hafta sonu kendisi New York’ta kaldı siz gittiniz değil mi" denilmesi üzerine, şu yanıtı verdi:

Başbakan Davutoğlu, "Tabii. Türkiye’den ayrılmadan önce Sayın Başbakanımızla konuştum, ’Böyle bir teşebbüste fayda vardır diye’ dedim. ’Taşların yerine oturması için ve olabilecek olumsuzlukları engellemek için’ dedim. New York’a gittiğimizde de Sayın Cumhurbaşkanımızla o zaman bu ziyareti gerçekleştireceğimi ifade ettim, döndükten sonra da ne görüşülmüş olduğu konusunda da her ikisine de bilgi arz ettim."

Paralel yapıya yakın yayın organlarında "iç savaş" senaryolarının dile getirildiğiyle ilgili bir soru üzerine Davutoğlu, şunları söyledi:

"İç savaşın kendisini bir kavram olarak en nötr bir şekilde kullanmak bile art niyetli bir ifadedir. Yani bir senaryo içinde dahi zikretmek kabul edilebilir bir şey değil. Aslında bu zihinlerin arka planını gösteriyor. Biz buna ’Dervişin fikri neyse zikri odur’ diyelim. Belki birileri Türkiye’de iç savaş olsun arzusunda olabilir. Türkiye’nin faaliyetlerinden rahatsız olan çevreler olabilir. AK Parti’nin Türkiye’yi getirdiği noktadan rahatsız olanlar olabilir ama vatandaşı bir kenara bırakın hiçbir samimi insanın iç savaş senaryosundan bahsetmesi kabul edilebilir ve akıl alabilir bir şey değil."

"Türkiye bu ateş çemberinin getirdiği bütün şartları aşar"

Başbakan Davutoğlu, paralel yapının kaos beklentisi içinde olduğunu ama milletin her zaman onları yanılttığını ifade ederek, "Milletimiz istikrarı ve huzuru istediğini hep ortaya koydu" dedi. 

Bir hafta içinde 14 miting yaptığını, halkla sürekli iç içe olduğunu ve halktaki coşkuyu gördüğünü vurgulayan Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Bu hafta Kars, Ardahan, Iğdır ile başlayacağız,  Ağrı, Muş ve Adıyaman ile devam edeceğiz. Benim halkta gördüğüm yeni bir heyecan. Çok yoğunluklu bir heyecan. Açık söylemek gerekirse, biz riskli bir şey yaptık. Bazı partiler bundan kaçındılar. Seçim kampanyasını en erken biz başlattık. Neden? Çünkü ben mümkün olan en fazla vilayete gitmek istiyorum ama ikişer, üçer koyuyoruz yine vakit yetmiyor. Erzurum mitinginden başlamak üzere bırakın coşku eksikliğini, benim konuşmamı bile tamamlamama izin vermeyen bir coşku yoğunluğu var."

Halkın siyasetin dinamizmini benimsediğinin altını çizen Davutoğlu, "Bir halk demokrasiye bu kadar bağlıysa, coşkulu bir şekilde meydanları bu kadar dolduruyorsa, bir kere herhangi bir şekilde o halkın elde ettiği kazanımları yok edecek bir sürece izin vermesi söz konusu olmaz. Bundan ben tereddüt içinde değilim. Büyük bir heyecan görüyorum. Demokrasinin olduğu yerde iç savaş olmaz. Demokrasiyi sahiplenen bir halk varsa demokrasi durdurulamaz. Demokrasi durdurulamayacaksa da özgürlükler ve insan onuruna dayalı temel dinamik devre dışına sokulamaz. Hiç merak etmeyin. Etrafımızda ateş çemberi olabilir ama Türkiye bu ateş çemberinin getirdiği bütün şartları aşar" değerlendirmesinde bulundu. 

Paralel yapının faaliyetleriyle ilgili başka bir soru üzerine Davutoğlu, şu yanıtı verdi:

"Bu paralel yapı, ’kim nerede AK Parti’nin güçlüyse onu destekleyin’ dedi. Şimdi değil, 30 Mart seçiminde de Cumhurbaşkanlığı seçiminde de yaptılar. Bu sürpriz değil ama devlet memurlarının böyle bir propagandaya alet olması kabul edilmez. Gereken bütün idari ve hukuki işlemler yapılır. Bu netice üretir mi? Üretmediği 30 Mart’ta ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gözüktü. İnşallah 7 Haziran akşamı bütün bu hesaplar içinde olanların hesapları dumura uğrayacak. Takke düşüp kel her yerde görünecek."

"Halk hayal satarak, hayali iktidarı peşinden koşanlara destek vermez"

Başbakan Davutoğlu, 7 Haziran seçimlerinde başarı kriterinin ne olduğuyla ilgili bir soru üzerine, şunları söyledi:

"Herhangi bir başarı kriteri koyduğumda onun gerisinde kalan vatandaşımıza hitap edemeyeceğim gibi kanaat uyanıyor. Ben bunu kabul etmiyorum. Yani yüzde 65 desen, kalan yüzde 35 kimlerden oluşuyor. Yüzde 55 desen, yüzde 50 desen. Ben seçim akşamına kadar kalan tek vatandaşımın dahi gönlüne girmek için çalışırım. O akşam kimlerin gönlüne girebilmiş isek başarı kriterini o çizer. Nihai kertede yürüttüğüm görev itibariyle başarı kriterini soruyorsanız tabi birinci parti olmak ve iktidar olmak. Birinci parti olamadığım anda Kılıçdaroğlu ve diğerleri gibi bulunduğum koltuğa yapışmam, daha iyi bir arkadaş gelsin bu işi yürütsün derim. Kılıçdaroğlu’nun, Bahçeli’nin, Demirtaş’ın çıkıp biz de aynı kriteri koyuyoruz demelerini bekliyoruz."

Muhalefet partilerinin seçim vaatlerine de değinen Davutoğlu, muhalefetin akılcı ve rasyonel bir söylemle başarı elde edemeyeceklerini bildikleri için bu yönteme başvurduklarını belirtti.

Davutoğlu, muhalefetin hayal vadederek, hayallerini gerçekleştirmeye çalıştığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Biz ise iktidar olacağımız gerçeğini gördüğümüz için gerçeklerden hareket ediyoruz ve her bir vadimizin altı dolu. Bu söylenenlerin bir kısmını biz gerçekleştirdiğimiz de bunlar ’halka sadaka veriyorsunuz’ diyorlardı. Halkı kısa bir süre aldatabilirsiniz ama uzun süre halkı ve geniş bir kesimi aldatma imkanınız olmaz. Asgari ücret konusunda verdiğim bilgiler, gerçek, ekonomik, reel bilgiler. Onların ki afaki bilgi… Halkımız çok tecrübelidir. Böyle hayal satarak, hayali iktidarı peşinden koşanlara destek vermez."

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.