Türkiye, AB için kiymettir
Davutoğlu, Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği ile "Friends of Europe" tarafından ortaklaşa düzenlenen toplantıda konuştu.
İngilizce’den simültane tercüme edilen konuşmasında, Davutoğlu, Almanya’ya gittiğinde Türk toplumu liderlerinden bazılarıyla bir araya geldiğini, liderlerin İslamofobi’nin yükselişinden korktuklarını ilettiklerini söyledi.
Şansölye Merkel ile konuştuğunda "Bütün Türkler orada olacaktır, hepsi teröre karşı olacaktır" diyerek, bunun teminatını verdiğinin altını çizen Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Dışişleri Bakanıyken yaşadığım en zor andı. Almanya’ya gittiğimde 2012 yılı Aralık ayıydı, bütün farklı şehirlerde ırkçı örgüt tarafından öldürülen insanların aileleriyle bir araya geldim. Polis, bu cinayetleri 7-8 sene öncesine doğru soruşturduğunda mesela kocasını kaybeden bir kadına şunu sormuşlardı, ’Kocanızı siz mi öldürdünüz, kocanızı başkalarıyla birlikte mi öldürdünüz...’ Daha da acı olanı şu, Türk halkı öyle bir algılanıyor ki ’bir kadın, kocasını öldürebilir veya birbirini öldürür’ diye düşünülüyor. Ama hiç akıllarına gelmiyor ki bir ırkçı örgüt bunları katletti diye. Sıkıntı buradan kaynaklanıyor, Pariste’de böyle. Nerede terörizm olsa, kim yaparsa, biz ona karşı orada olacağız. Ama aynı dayanışmayı görmek istiyoruz. Berlin’in göbeğinde cami yakılıyor, Almanya’da sadece geçtiğimiz yıl 90’ın üzerinde cami, son 1-2 ayda onlarca cami saldırıya uğradı, aynı dayanışmayı ben bu saldırılarda da görmek istiyorum."
Musevi cemaati, bu ülkenin insanları
Başbakan Davutoğlu, Türkiye Cumhuriyeti tarihine bakıldığında ilk defa Süryani cemaati için İstanbul’da kilise inşa edeceklerini bildirdi. Hristiyan cemaatin kiliseye ihtiyacı olmadığını söyleyen Davutoğlu, "Süryani cemaati için orada özel bir kilise yapılması istendi" dedi.
Davutoğlu, Türkiye’deki sinagogların da koruma altında olduğuna dikkati çekti. Karaköy’deki büyük sinagogun bir kaç sene önce saldırıya uğradığını hatırlatan Davutoğlu, "Musevi cemaati, oradaki insanlar yabancılar değil ki onlar, bu toprağın insanları, Müslümanlar gibi Hristiyanlar gibi. Vatandaşlığın kapsayıcılığı devletler için önemlidir ama daha önemlisi şudur ki Avrupalılık kimliğidir" değerlendirmesinde bulundu.
"Bunu bana kimse bu şekilde söyleyemez"
Başbakan Davutoğlu, Paris’te kendisine "Avrupa-Türkiye ilişkileri hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusunun sorulduğuna değinerek, "Biz, Avrupalılar’ dediğiniz zaman o ’biz’in içerisinde zaten bütün Türkler de var. Hiç kimse bana diyemez ki ’Bizler Avrupalılar ve siz Türkler’. Bunu bana kimse bu şekilde söyleyemez" ifadelerini kullandı.
"Biz, Avrupa Birliği’nin en üst üyesi değiliz, hala havaalanının üzerinde bizim uçağın döndüğü gibi dönüyoruz, tur atıyoruz" diyen Davutoğlu, şunları söyledi:
"Ama bizler, Avrupa tarihinin ve modern çağdaş Avrupa’nın da birer parçasıyız. 45 milyon Müslüman yaşıyor Avrupa’nın içerisinde ve neredeyse 7 milyon Türk yaşıyor Avrupa’da. Bu insanlar burada yaşıyor ve geri dönmeyecekler. Biz de kapsayıcı bir Avrupalı kimliği istiyoruz ama Kutsal Roma Germen anlayışı varsa özür dilerim ama o Avrupa bitti artık."
Başbakan Davutoğlu, kapsayıcı Avrupa kimliğinin nasıl inşa edileceğine odaklandıklarını vurgulayarak, "Etnisitesine, dini veya mezhebine bakılmadan biz, herkesi Türkiye içerisinde vatandaş kabul ediyoruz, bu hep böyleydi" dedi.
Başbakan Davutoğlu, ekonomik meselelerle ilgili realist olunması gerektiğine işaret etti.
Türkiye’nin G-20 dönem başkanı olarak da Brüksel’de olduğunu belirten Davutoğlu, "Bizim hedefimiz genel olarak dünyada yıllık yüzde 2’lik bir büyüme ve bu gerçekten mütevazi bir hedef. Dünya ticareti sürekli yüzde 6-7 büyüyordu şu anda ancak bu yüzde 3,4’lerde. Bizim ortak sıkıntımız bu. Ama bu problem bütün dünyanın meselesidir. önümüzdeki 50 yılda Avrupa münferit olarak değil ama hep bir bütün olarak ekonomik merkez haline gelmeye devam edecek" şeklinde konuştu.
"Resesyon zaten gelmiş, resesyon zaten var"
1990’larda dünya ekonomisinde ekonomik bir patlama yaşandığını hatırlatan Davutoğlu, Türkiye’de 1991’de yaklaşık 2 bin 700 dolar olan kişi başına milli gelirin AK Parti’nin iktidara geldiği 2002’de de neredeyse aynı seviyede olduğuna dikkati çekti.
Davutoğlu, Türkiye’nin 1990’lı yıllarda neredeyse yerinde saydığını, daha sonraki 12 yılda kişi başına düşen milli gelirin 4 katına çıktığını belirtti.
Dünya ekonomisinde resesyon yaşanan dönemde de Türkiye’nin büyümeye devam ettiğini anlatan Davutoğlu, bütün verilerin halen Türk ekonomisinin sürdürülebilir büyümeyi ve kalkınmayı daha devam ettirdiğini gösterdiğini söyledi.
Ahmet Davutoğlu, petrole bağımlı ülkelerde hükümetlerin geleceğe karar vermediğini, geleceğin petrol fiyatının yükselmesine veya düşmesine bağlı olduğunu anlattı.
Türkiye’de son 12 yılda herhangi bir petrol ya da doğa gaz yatağı keşfedilmediğini, kimsenin de yüz binlerce dolar borç vermediğini belirten Davutoğlu, ancak Türkiye’nin gelirinin 230 milyar dolardan 830 milyar dolara yükseldiğini ve daha da artmaya devam ettiğini kaydetti.
Türkiye’deki büyümenin reel bir büyüme olduğunun altını çizen Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bu gerçek bir büyüme. Bu bizim ulusumuzun çalışmasının eseri, bu alın terimizin eseri. Dolayısıyla bunu tehlikeye atamayız, bundan ödün veremeyiz. Bu ülkemizin, vatandaşımızın alın teridir. Avrupa içerisinde bu büyük sıkıntı, sürdürülebilir kalkınma nasıl sağlanacak? Bugün bir çok gazetede ’resesyon geliyor’ başlığını gördüm. Hayır resesyon zaten gelmiş, resesyon zaten var. Daha da kötüye gidiyor. Birinci sıkıntı ile ikinci sıkıntı arasındaki ilişkiye baktığımız zaman 1929 ekonomik krizinden sonra neler yaşandığını unutmayın lütfen.
Avrupa kıtasında ırkçılık yükselişe geçti. Şimdi de bir ekonomik kriz yaşandı. Şunu hissediyorsanız, ’Bundan biz sorumlu değiliz’ diyorsanız, peki soru şu ’Kim bunun sorumlusu?’ 1930’larda Yahudiler idi. Naziler Yahudileri suçladılar, şimdi PEGİDA için de Müslümanlar. PEGİDA da Müslümanları suçluyor. Bu iki mantık arasında hiç bir fark yok. Tarih bağlam içerisinde, tarihi benzerlik içerisinde baktığımız zaman eğer işsizlik başlıyorsa, sosyal yapı içerisinde hemen dışlayıcı bir yaklaşım ortaya çıkıyor. 1990’larda Türkiye’de ekonomik kriz yaşandı ve hükümet demedi ki biz başarısız olduk, başka birçok faktöre suçu atmıştı. Şimdi aynısı burada Avrupa içerisinde yaşanıyor."
Türkiye’de kapsayıcı siyaset ve sürdürülebilir kalkınma vizyonu bulunduğunu belirten Davutoğlu, üçüncü konunun demokratik istikrar olduğuna işaret etti.
Bazı ülkelerde neredeyse 20-30 sene seçim yapılmadan, bazı liderlerin ülkeleri yönettiğini ve bu ülkelerde istikrar bulunduğunun söylendiğini anlatan Davutoğlu, bu istikrarın meşruiyet testinden geçemeyeceğini dile getirdi.
Davutoğlu, demokratik istikrar yoksa, ekonomik politikanın da kalkınmanın da olamayacağını vurguladı.
Davutoğlu, ’’1990’lardan biz bunları öğrendik, dersimizi aldık. Koalisyon hükümetleri vardı ve ekonomik politikamız yoktu. Politikamız yoktu esasında’’ şeklinde konuştu.
Şimdi Avrupa’nın yaşadığı sıkıntının da bu olduğunu ifade eden Davutoğlu, birçok ülkede demokratik istikrarın bu sınavları geçemediğini, bazı ülkelerde solcular ve sağcıların popülist hareketlere girdiğini, Avrupa Birliği’ni reddettiklerini söyledi.
’’Şimdi sivil-asker ilişkilerimiz mükemmel’’
’’Bizim için Türkiye’de demokratik istikrar kavramı elzemdir, temeldir’’ diyen Davutoğlu, 10 yıllar boyunca askeri vesayetin olduğu yapılarda yaşadıklarını söyledi. Başbakan Davutoğlu, demokrasinin Türkiye için temel değer olduğunu, seçimde alnının teriyle halkının desteğini almış hükümetin askeri darbeyle veya başka bir şekilde yıkılamayacağını vurguladı.
Davutoğlu, ’’Başka çevreler adli yapı içerisinde, polisin içerisinde veya belli başka yerlerde yapılar yaratmaya çalışıp bizi yıkmaya çalıştılar. Eğer bunu yapmak istiyorsanız Anadolu’daki bütün köylere gitmeniz lazım. Köylerde hane hane dolaşıp oy istemeniz lazım. Hiçkimse halkın iradesi dışında, halkın iradesinin sağladığı meşruiyet dışında hiçbir gücü kullanıp iktidara gelemez’’ değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de geçmişte yaşanan darbeleri anımsatan Davutoğlu, ’’Şimdi sivil-asker ilişkilerimiz mükemmel. Ama şaşırtıcı bir şekilde bürokrasi içerisinde teşkilatlanmış bir gruptan biz bunu gördük. Askeri darbelerde biz şunu görüyoruz, emniyet kuvvetleri adli kuvvetlerle darbeyi yaparsa herkesi, her şeyle suçlayıp, her şeyle cezalandırabilirler. Bizim için sıkıntılardan birisi buydu, biz bununla yüzleştik. Bekleyelim demedik, bununla yüzleştik’’ diye konuştu.
’’Avrupa’nın komşuluk bölgesi, Türkiye’nin de komşuluk bölgesidir’’
Başbakan Davutoğlu, ’’Dışarıdan, içeriden kimse bizi yargılayamaz. Sadece halkımız yargılar. Bizim istikrarımız halkımızın sınavından geçmiştir. Şimdi yeni başbakan olarak ve partinin genel başkanı olarak haziran ayında ben de seçimlere gireceğim. İnsanlar bizi seviyorlarsa bize oy verirler. Ama bizim oyumuz tüm istatistiklere, kamuoyu araştırmalarına göre halen yükselmekte. Çünkü biz halkımız için zenginlik yarattık’’ ifadelerini kullandı.
Demokratik istikrarın hem Türkiye hem Avrupa için tek çözüm olduğunun altını çizen Davutoğlu, "Konuşmam planladığımdan daha fazla sürdü. Teorik analizimi tamamlamam gerekiyor. Çünkü bitirmezsem bu gece gözüme uyku girmez’’ şeklinde konuştu.
Güvenlik konusuna da değinen Davutoğlu, ’’Avrupa’nın komşuluk bölgesi Türkiye’nin de komşuluk bölgesidir. Türkiye’nin sınırları, Avrupa’nın güvenlik sınırlarıdır. Soğuk Savaş zamanında da bu böyleydi. Ama şimdi terörizm tehdidinden, diktatör rejimlerden dolayı Türkiye’nin sınırları, Avrupa’nın güvenlik sınırlarıdır’’ dedi.
Patriot füzelerini Türkiye’nin savunması için konuşlandırdıkları için Almanya, Hollanda ve ABD’ye müteşekkir olduklarını belirten Davutoğlu, ’’Türkiye’nin sınırları güvenliyse Avrupa’nın sınırları da güvenlidir. Eğer Avrupa güvenliyse biz de güvenliyiz’’ değerlendirmesinde bulundu.
’’Daha fazla Arnavut Türkiye’de yaşıyor’’
Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
’’Ben sizlerden şunu istiyorum. Bu demokratik istikrarı, ekonomik büyümeyi sağladık. Bunları sağlarken bir negatif faktörümüz daha vardı. Suriye ve Irak’tan 2 milyon sığınmacı Türkiye’ye geldi. Belçika ölçeğinde bu nüfusu kıyaslayın. Bu insani krizi, insaniyet namına göğüsledik, 5 milyar dolar harcadık şuana kadar kamplar için. Bazı şehirlerimizdeki Suriyeli nüfusu Türk nüfusu geçti ama ben gurur duyuyorum, ulusumun ve sınır şehirlerinde yaşayan halkımızın gösterdiği bu tavırdan dolayı. Ben soruyorum, 2 milyon sığınmacı Avrupa’ya gelmiş olsaydı Suriye karşıtı kaç tane güvenlik sıkıntınız olurdu, sosyal patlamanız olurdu? Ama Türkiye’de vicdan var. Bizde Arap karşıtı bir beslenme yok. Suriye karşıtı bir beslenme yok. Çünkü bizler tüm bu tarihi olayların merkezinde olan bir ülkeyiz.’’
Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin zaman zaman farklı ülkelerden göçler aldığına dikkati çekerken, "Türkiye esasında Balkanlar’daki bütün ülkeleri içinde barındırıyor, bütün Kafkasya’yı içinde barındırıyor. Abartmıyorum, belki Arnavutluk’ta yaşayan Arnavut’tan daha fazla Arnavut Türkiye’de yaşıyor" dedi.
Aynı durumun Boşnaklar, Abhazlar, Gürcüler için de geçerli olduğunu vurgulayan Davutoğlu, Türkiye’nin "küçük bir Asya, Ortadoğu, Avrupa" olduğunun altını çizdi.
Türkiye’de 300-400 bin Uygur Türkü’nün de yaşadığını belirten Davutoğlu, "Tüm bu insani mevzularla ilgileniyoruz biz. Binlerce kilometre öteden o insanlar bize geliyor, ne var bizde? Sağlam bir insani vicdan var" diye konuştu.
’’Ben her sabah dünya küresini döndürüyorum’’
Kendisinin Dışişleri Bakanı iken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da Başbakanken bu politikadan dolayı suçlandığını vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Bize ’sınırları kapatın’ dendi. Biz de ne olursa olsun biz o sınırı kapatmayacağız. Eğer karşı taraftan bir kadın kaçıp bize geliyorsa, annesi babası öldürülmüş çocuklar Türkiye’ye sığınıyorsa biz o sınırı onlara açacağız. Ama sınırımızı kapatacağız kimlere karşı? Yabancı savaşçılara karşı, teröristlere karşı o sınırı hep kapatacağız. Bin 295 kilometrelik sınırımız var, Irak ve Suriye ile birlikte. Tabii ki pratik olarak bu sınırın tamamını kontrol etmeniz mümkün değil. Ama ülke içinde hala istikrarımız var, insani açıdan Suriyeli ve Iraklılara yardım ediyoruz ve hala suçlanıyoruz, işte bu reva değil. Lütfen siz de bu soruyu sorabilirsiniz? Belçika’dasınız Allah’tan ve komşuluktan sıkıntı yaşamıyorsunuz. Güvenli bir yerdesiniz, bir tarafınızda Hollandalılar, bir tarafınızda Fransa, Lüksemburg var. Bir gün şöyle düşünün, birden bire herkes size sormadan ülkesini bırakıp Brüksel’e geliyor. Sizin de buna hazırlığınız yok, 2 milyon kişi geldiğini düşünün. Ama biz bunları planladık, gelen insanların hepsi tıbbi hizmet, eğitim alıyor. Bu tehlikeli bir komşuluk bölgesi, sadece Suriye değil, Libya, Mısır, Irak. Ukrayna, Gürcistan’da, sürekli olarak Abhazya meselesinden dolayı gergin bir durum var ve biz Ankara’dayız. Ben her sabah dünya küresini döndürüyorum ve ona baktığımda çok zor kararlar vermek zorundayız."
Kobani sitemi
Uluslararası medyanın Kobani yüzünden Türkiye’yi çok suçladığını belirten Davutoğlu, salondakilere "Bugün Kobanililer neredeler? 200 bin Kobanili insan nerede? Almanya’da mı, Fransa’da mı? Belçika’ya mı geldiler?" sorusunu sordu.
Hepsinin Türkiye’ye geldiğini söyleyen Davutoğlu, 3 gün içinde 197 bin Kürt sığınmacıyı, Kobani’den Türkiye’ye kabul ettiklerini kaydetti.
Başbakan Davutoğlu, şu değerlendirmeleri yaptı:
"Tamam övgü istemiyoruz ama en azından yermeyin, en azından adil olun. Türkiye olmasaydı Kobani’nin yanında, ne olacaktı o insanlara? Veya Türkiye’de insani vicdana sahip olmayan bir hükümet olsaydı ve o sınırı kapatsaydı ne olacaktı o insanlara. Uluslararası camia bunu anlamalı. Yaşanan sıkıntının ne kadar büyük olduğunun farkına varmalı. Netice itibarıyla Türkiye ve Avrupa olarak ne yapmamız lazım? Eğer Türkiye AB’nin üyesi olsaydı bugün, potansiyel olarak çok büyük bir istikrar sağlayıcı unsur olacaktı bölgede ve AB’nin de daha güçlü olacağını söylemek istiyorum. Eğer Türkiye AB’ye üye olmuş olsaydı, 2007’de, 2008’de bu gerçekleşmiş olsaydı Avrupa ekonomisi çok daha dinamik olacaktı bugün. Geçtiğimiz yıl biz Türkiye’de 1,3 milyon istihdam yarattık, Avrupa’da kaç kişi işsiz kaldı. Türkiye AB’ye üye olmuş olsaydı, Avrupalı kimliği çok daha kapsayıcı olacaktı. Yeni bir dünyaya, Avrupa’ya, Türkiye’ye ihtiyacımız var. Sosyo politik kapsayıcılığa dayalı olarak bunu yapmamız lazım. Ekonomide sürdürülebilir kalkınma, siyasette demokratik istikrar ve gerçek bir adil bölgesel düzen olması lazım bölgemizde. İşte bu bağlamda Türkiye, AB için kıymettir ve AB’de Türkiye için stratejik bir hedeftir."
Dünyada hiçbir ekonominin kapalı ekonomi olmadığını, herkesin başka bir ekonomide ne olup bittiğinden haberdar olduğunu, başka ekonomilerin kendi ekonomisine etkisinin ne olduğunu bildiğini anlatan Davutoğlu, Türkiye olarak da OECD, Dünya Bankası, IMF ve diğer kaynakların raporları takip ettiklerini söyledi.
Türkiye ekonomisinin görünümünün açık olduğunu, küresel ekonomik krize rağmen Türkiye’nin duruşunun belli olduğunu dile getiren Başbakan Davutoğlu, Türk ekonomisinin en büyük meselesinin cari açık olduğunu ve petrol fiyatlarındaki düşüşle birlikte cari açığın da azaldığını, enflasyonun azaldığını ve bunların azalmaya devam edeceğini belirtti.
Başbakan Davutoğlu, Türk ekonomisinin Avrupa ekonomileriyle kıyaslandığında, bütçe disiplininin örnek teşkil ettiğini vurgulayarak, "Bütün krizler noktasında hiçbir Türk bankası bırakın çökmeyi, sıkıntı dahi yaşamadı. Çünkü finans sektörümüz çok kuvvetli, bütçe disiplinimiz var. Üretim düzeyimiz artıyor, bazı sektörlerde Türkiye dünyadaki ilk 10’da yer alıyor. Türkiye, dünyada yedinci en çok tercih edilen destinasyon. Avrupa içerisinde birinci tarım ülkesiyiz, dünyada yedinciyiz. Bizler üretiyoruz ve ürettikçe daha fazla satıyoruz, 158 milyar dolarlık bir ihracata ulaştık, 2002 yılında bu 36 milyar dolardı" diye konuştu.
Türkiye ekonomisinin başarılarının daha fazla seslendirilmesi gerektiğini ifade eden Davutoğlu, "Biz, Türkler kamu diplomasisinde çok iyi değiliz, belki bu zaaflarımızdan bir tanesi. Dolayısıyla herhangi bir negatif haber veya kampanya var olduğunda, ortaya çıktığında buna karşı reaksiyon göstermediğimiz zaman alabiliyor" dedi.
"Avrupalı liderler Türkiye’nin üyeliğinin ne kadar kıymetli olduğunu bir gün anlayacaklar"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Avrupa Birliğinin genişlemesinin durdurulması veya dondurulması kararı alınması halinde Türkiye’nin tavrına yönelik soru üzerine de şu değerlendirmelerde bulundu:
"Elbetteki dondurulmayı istemiyoruz. Sayın Juncker ile konuştuğumda, dondurma dediğinde neyi kastediyor, bunu da soracağım, daha fazla izahat gerekiyor. Siz tarihi donduramazsınız, tarihin akışını donduramazsınız. Bazen tarih size ne yapmanız gerektiğinizi dikte eder. Dinamik olan bir süreci de dondurmanız mümkün değil. Şuna inanıyorum ki Avrupalı liderler Türkiye’nin üyeliğinin ne kadar kıymetli olduğunu bir gün anlayacaklar."
Davutoğlu, geçmişte Türkiye’nin ekonomik olarak zayıf göründüğünü ve Avrupa’ya bir yük olacağının söylendiğini, şimdi ise Türkiye’nin çok kuvvetli olduğunun ve girerse AB’de sorun yaşanacağının dile getirildiğini vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
"(Türkiye’nin nüfusu çok yüksek) diyorlar, ’Avrupa Parlamentosu’nun üçte biri Türkiye’ye geçer’ diyorlar. Eğer Avrupa’nın nüfusunun üçte birini biz oluşturacaksak, Avrupa Parlamentosu’nun üçte birini de biz oluşturacağız, bu matematiktir, bunda gücenecek bir şey yok. Burada özgüven meselesi, eğer birini kabul etme konusunda çok gergin davranıyorsanız o bir zafiyet göstergesidir, kendinize güvenmediğinizin göstergesidir. Eğer kendinize güveniyorsanız bizi alırsınız. AB bizi alırsa AB’de mutlu olur, biz de mutlu oluruz. Dinamizmiyle Türkiye bir kıymet olarak ortaya çıkar. Eğer AB bizi almazsa da biz de buzdolabında beklemeyiz, dondurulacağız mı, dondurulmayacak mıyız bakmayız ona. Tarih devam eder, tarih buna karar verir. Gelecekte ne olacağına tarih karar verir."
Davutoğlu, Türkiye’nin AB üyeliğinin son 2-3 yıldır dondurulmuş vaziyette olduğunu, bu sürede sadece 1 faslın açıldığını ve bunun Türkiye’den kaynaklanmadığını belirterek, "Bugün bu blokajlar kaldırılsın, ertesi gün belki bütün fasılları açabiliriz, bunların birçoğunu da ertesi gün kapatabiliriz. Türkiye’nin performansı başka ülkelerle, AB içindeki ülkelerle kıyas bile götüremez" dedi.
"İleriye doğru gideriz"
Başbakan Davutoğlu, başka bir soru üzerine de Türkiye’nin Arap Baharı’ndan önce Ortadoğu’daki komşuluk ilişkileri için 4 temel prensibini ortaya koyduğunu bunlardan birisinin "yüksek düzeyde siyasi diyalog" olduğunu söyledi. Türkiye’nin tüm komşularıyla yüksek düzeyli işbirliği mekanizmaları oluşturduğunu anlatan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Musul Sünni bir şehirmiş, Basra Şii bir şehirmiş, Erbil Kürt şehriymiş, Kerkük Türkmen şehriymiş, bunlara hiç bakmadık. Bizim tarihimizde etnik bazlı bir şehir kültürü yok. 52 tane anlaşma imzaladık bir günde Irak ile, 48 tane de Suriye ile. Türkiye, Suriye, Lübnan, Ürdün olarak 4 ülke için vizesiz serbest ticaret bölgesi oluşturmak istiyorduk. Bizim vizyonumuz buydu ve hala da böyle bir vizyonumuz var ama maalesef muhatabımız kalmadı. Irak’ta, bir değişiklik oldu, Haydar Abadi geldiğinde, ben Irak’a gittim, yeni bir başlangıç oldu, kendisi de Türkiye’ye geldi. Biz, yeni bir başlangıca imza attık geleceğimiz için. Çünkü Irak’ta olan biten her şey terörden kaynaklanıyor ama daha önceki Başbakan Maliki’nin mezhepçi politikalarından da kaynaklanıyor. Biz, muhatap bulduğumuz anda adımlarımızı hemen atar ileriye doğru gideriz. Bizim komşuluk bölgemizde yaşadığımız sıkıntılar bunlar. Tarihin akışı içinde rejimlerin vahşetlerine rağmen, terörist tehditlere rağmen Türkiye yine yeni Ortadoğu ile yeni Balkanlar ile yeni Kafkaslar ile ekonomik karşılıklı bağımlılık ilkesi üzerine çalışmaya devam edecek."
"Enerji faturamız neyse cari açığımız da o kadar"
Davutoğlu, Gazprom’un "Ukrayna’nın transit güzergahtan çıkarılacağı ve Türkiye’nin onun yerini alacağı" yönünde açıklama yaptığının hatırlatılması üzerine Türkiye’nin Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı duyan bir politika izlediğini belirterek, Türkiye’nin Ukrayna ve Rusya ile iyi ilişkileri olduğunu söyledi. Davutoğlu, "Bu enerji konusunda elbette ki biz herhangi bir kriz yaşanırsa Rusya ile Ukrayna arasında gaz transferi konusunda, bundan mutlu olmayız ama Türkiye, zaten Rus gazının Batı Akım Projesinde Ukrayna ile de beraber çalışıyor. Bu, bizi de etkiler" dedi.
Enerjinin Türk ekonomisi için temel bir mesele olduğuna işaret eden Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Bizim enerji faturamız neyse bizim cari açığımız da o kadar, 60 milyar dolar. Türkiye, büyüyen bir ekonomi, esasında daha fazla enerjiye de ihtiyacımız var. Türkiye’ye herhangi bir yerden gelecek olan herhangi bir yeni güzergah varsa Türkiye buna açıktır. Ukrayna’ya alternatif olarak söylemiyorum, gelecek olan Azerbaycan ile beraber TANAP, Irak’la birçok projemiz var. İran’la da var. Dolayısıyla umuyoruz ki Türkiye ile Avrupa arasındaki enerji işbirliği, daha da efektif, daha da etkili olacak ama Türkiye’nin enerji konusunda Türkiye’nin işbirliğine ihtiyaç duyan AB, Türkiye ile enerji faslını açmıyor. İşte bunu anlamıyoruz."
Davutoğlu, Ortadoğu’daki gelişmelere ilişkin bir soru üzerine Mısır’da darbe olduğunda AB’li bakanlara "Lütfen demokrasiye yardımcı olun. Seçilmiş bir cumhurbaşkanını deviren askeri rejime destek vermeyin" dediğini hatırlatarak şunları söyledi:
"Ama herkes bana Mısır’ın özel bir vaka olduğunu veorada demokrasiye geçmek için daha vakit olduğunu söylüyorlar. Esasında Türk liderlerin 1980’lerde askeri darbe olduğunda AB aynen böyle söylüyordu. O zaman Avrupalılar bizi eleştiriyordu, ki haklıydılar, bizim liderlerimiz diyordu ki Türkiye, İsviçre değildir, Türkiye’nin zaman ihtiyacı var. Kaç yıl, 10 yıl mı, 20 yıl mı, 100 yıl mı? Kimse bilmiyor, gelecekte bir herhangi bir zaman. Biz, bunu bekliyoruz işte. Avrupa’dan ne bekliyorduk, demokrasiyi Doğu Avrupa’da nasıl finanse ettiyseniz, çok büyük bir başarı oldu 90’larda. AB, ABD, Türkiye, hep birlikte biz, genç demokrasileri Ortadoğu’da finanse edebilirdik. Esasında terörle savaştan çok daha ucuza gelirdi. Şimdi milyarlarca doları terörle mücadele konusunda veya mülteci sorunlarını çözme konusunda harcıyoruz."
Türkiye’nin Tunus’a 500 milyon dolar yardım yaptığını dile getiren Davutoğlu, Mısır’a ilk seçimlerden sonra 2 milyar dolar kredi verildiğini aktardı. Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Ama maalesef uluslararası camia genel olarak özelde de AB, bir gözlemci haline geldi. Bu devletler nasıl çökecek, bunlara seyirci oldu. Demokrasiyi desteklemedi, ’Biz, kendimizi terör saldırısına karşı nasıl müdafaa ederiz’ buna odaklandı. Terör saldırıları da bu krizlerden kaynaklanıyor zaten. Bütün ülkeler, esasında yardımcı olabilirdi. En sorumlu ülkelere baktığımız zaman P5 ülkeleri. Bir ülkede 300 bin kişi öldürülüyorsa, kimyasal silah kullanılıyorsa, 10 milyon kişi ülke içerisinde yerinden yurdundan ediliyorsa, 3 milyon kişi ülkeyi terk etmek zorunda kalıyorsa, buna karşı da bir tane dahi BM Güvenlik Konseyi kararı çıkmıyorsa, yapacak bir şey yok. Biz, tabii ki komşu olarak bedelini ödüyoruz ama diğerleri geleceğe karar veriyorlar. İşte bu nedenle burada sorumluluk önce P5’in üzerindedir, daha sonra da diğer bölgesel güçlerin üzerindedir."