Türkiye demokratik hukuk devletidir
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Türkiye demokratik hukuk devletidir ve demokratik hukuk devletinde cezayı yargı verir, yargıya da suçluyu güvenlik birimleri teslim eder. Eğer herkes kendi cezalandırmasını kendi yapmaya kalkar, hele hele bir kolektif suç algısıyla bütün bu olanlarda hiçbir vebali olmayan, doğulu ya da Kürt diye bir vatandaşımıza saldırı gerçekleşirse işte o zaman teröristlere en büyük yardım yapılmış olur" dedi.
Cizre Belediye Başkanı hakkında soruşturma açıldığının hatırlatılması üzerine Davutoğlu, "Tabii açılacak. Çünkü her gün savaş çığırtkanlığı yapacaklar, terör destekçiliği yapacaklar, sonra da sureti haktan görünüp bazı açıklamalar yapacaklar. Bunlar kabul edilebilir şeyler değil" ifadelerini kullandı.
"HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, hakkındaki soruşturmanın hukuki değil, siyasi olduğunu savunduğunun" belirtilmesine karşılıkDavutoğlu, şunları söyledi:
"Eğer hukuka saygısı varsa Türkiye’de terörist mevcudiyete karşı bir şey yapması lazım. Demirtaş 6-7 Ekim’de ne yaptıysa onu yapmak istiyor. Aynı kışkırtıcılık. Bu sefer, 6-7 Ekim’de başbakanlığımın ilk günleriydi, orada yaşananlara bir daha izin vermeyeceğiz. Daha önce de etkin tedbirler alındı. Daha sonra İçişleri Bakanlığında, Jandarma Komutanlığında yaptığımız toplantıların hepsinde hangi ilçelerde yeni bir kalkışma olabilir, neler olabilir diye planlamalar yapıldı, öyle bir eyleme karşı. Tesadüf değildir Cizre’nin, Nusaybin’in, Silvan’ın, Şemdinli’nin, Yüksekova’nın seçilmesi. Bizim de oralarda kamu düzenini sağlamak borçtur."
"Ona talimat veren Kandil var"
Demirtaş’ın, "Bu savaşın başlangıcında ve büyümesinde, karar alma sürecinde biz yokuz. Kararlar Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından alınıyor" sözlerine ilişkin değerlendirmesi sorulan Davutoğlu, "O yok ama ona da talimat veren Kandil var" şeklinde konuştu.
Demirtaş’ın 7 Haziran’dan sonra yaptığı her açıklamanın Kandil tarafından düzeltildiğini ifade edenDavutoğlu, şunları kaydetti:
"(Demirtaş’ın açıklamaları) Ayar verildi ’sen şöyle konuşma, böyle yap’ diye. Aynı Kandil, Ceylanpınar’da iki polisimizin şehit edilmesi talimatını da verdi. Aynı Kandil Adıyaman’da askerimizin şehit edilmesi talimatını da verdi. Aynı Kandil, sırf sakallı diye sıradan vatandaşları DEAŞ’lı deyip öldürülmesine de şey yaptı. Bunlara, 20 Temmuz’dan 23 Temmuz’a kadar, hatta 7 Haziran’dan itibaren yapılan çağrılara da Demirtaş sesiz kaldı, Figen Yüksekdağ destek verdi, ’ayaklanma vaktidir’ dedi. Silahlı ayaklanma çağrısında bulundu. Kim başlatmış oluyor bu savaşı? Cumhurbaşkanımız mı başlattı, ben mi başlattım? Eğer 2 polisimiz Ceylanpınar’da şehit edilmeseydi bu kararı alır mıydık biz? O gün DEAŞ’a karşı ne yapılacağının kararını almak üzere güvenlik zirvesini çağırdım, Ceylanpınar’dan da bu haber geldi. Anladık ki bu terör örgütleri birbirlerine düşman gibi görünseler de Türkiye’de zafiyet oluşturmak için neredeyse koordineli faaliyete yöneliyorlar."
"İki polis için bu operasyonlar değer mi" düşüncesinin hiçbir şekilde vicdana sığan bir ifade olmadığını dile getiren Davutoğlu, "O iki polis insan değil mi? Ondan önce öldürülen asker insan değil mi? O günden bugüne öldürülenler insan değil mi?" dedi. Davutoğlu, bunların hiçbir şekilde normal görülemeyeceğini söyledi.
"Meclis’ten gerekli tezkere alındı"
TBMM’nin olağanüstü toplantıya çağrılmasının söz konusu olup olmadığı yönündeki soru üzerineDavutoğlu, "Bu konuda bir görüşme yapıldı, Meclis’ten gerekli tezkere alındı" diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun talebi üzerine kendisiyle görüştüğünü de hatırlatan Davutoğlu, detaylı bilgi verdiğini söyledi.
Davutoğlu, görüşmede, "koalisyon ortağı olsalardı, hatta anayasal sorumluluk yerine getirilerek CHP hükümete girseydi CHP’nin bu konulara zaten vakıf olacağını" söylediğini aktardı.
Başbakan Davutoğlu, "Ama eğer MHP ya da HDP olağanüstü oturum üzerinden Türkiye’de birileri terörizmin propagandası diğeri de şehitlerimizin istismarı için Meclis’i bir şov alanı haline dönüştürmek isterlerse bu doğru değil. Ne bilgi isterlerse veririz" dedi.
Buna HDP ve MHP’nin dahil olup olmadığı sorusu üzerine Davutoğlu, HDP’nin daha önceki dönemlerde demokratik bir tavır sergileseydi bilgi alabileceğini belirterek, "Onun herhalde bilgi talep edeceği yerler farklı yerlerdir ama MHP madem ki böyle bir ihtiyaçta, biz bunların hepsini sağlarız" diye konuştu.
Operasyonların başladığı gün CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi de bilgilendirdiklerini anlatan Davutoğlu, "Bu konuda hiçbir şekilde çekinmeyiz, her türlü paylaşırız. Ama Meclis üzerinden bir toplumsal anlamda olağanüstülük algısı oluşturmak doğru değil" değerlendirmesinde bulundu.
Teröre karşı ortak deklarasyon yayınlanmasının kabul edilmediğini, bu konuda beraber yapacakları her teklife diğer partilerin "hayır" dediğini belirten Davutoğlu, "Sivil toplum kuruluşlarımızın bu anlamda bir çağrısı olursa teröre karşı barış yürüyüşü anlamında, onlara her zaman destek de veririz, katılırız. Ama teröre karşı barış yürüyüşü. Terörü öven ya da teröre zemin teşkil edecek bir propaganda alanı haline dönüşecek yürüyüşler anlamında demiyorum" ifadelerini kullandı.
"Türkiye demokratik hukuk devletidir"
Teröre karşı protesto gösterileri yapıldığı, bu olaylarda 2 kişinin hayatını kaybettiği, gazetelere saldırılar, HDP Genel Merkezi’ne yönelik kundaklama girişimi olduğu belirtilerek, bunlara ilişkin değerlendirmesi sorulanDavutoğlu, bu konuda sosyal medyadan yaptığı paylaşımı hatırlattı.
Bir kez daha vatandaşlara seslenmek istediğini vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Türkiye demokratik hukuk devletidir ve demokratik hukuk devletinde cezayı yargı verir, yargıya da suçluyu güvenlik birimleri teslim eder. Eğer herkes kendi cezalandırmasını kendi yapmaya kalkar, hele hele bir kolektif suç algısıyla bütün bu olanlarda hiçbir vebali olmayan, doğulu ya da Kürt diye bir vatandaşımıza saldırı gerçekleşirse işte o zaman teröristlere en büyük yardım yapılmış olur. Bizim doğulu, batılı, kuzeyli, güneyli, Kürt, Türk, Alevi, Sünni bütün vatandaşlarımız eşittir, eşit haklara sahiptir. Bu çerçevede herhangi bir provokasyona katılınmaması ricasında bulunuyorum bütün vatandaşlarımıza. Basın organlarına yapılan, Sabah’a, Hürriyet’e bu anlamda yapılan şeyler de doğru değil. Protesto her anlamda eleştiri getirilebilir ama bir basın, sivil toplum, parti binaları, kamu binaları, yol emniyeti, bunlar hiçbir şekilde ihlal edilemez."
"Provokasyona alet olunmaması gerekir"
"CHP yönetiminden de bu yönde çağrılar geldi, mealen ’zaman sokak zamanı değildir’ diye. CHP’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusu üzerine Davutoğlu, bu tür sağduyu çağrılarını olumlu bulduğunu bildirdi.
Davutoğlu, "Sayın Kılıçdaroğlu geldiğinde de bunları konuştuk. Herkesin bu çağrıda bulunması lazım. Hiç kimsenin sokaktan bu anlamda medet ummaması lazım. Teröre karşı bir dayanışma yürüyüşü anlamında bir şey olacaksa onun da vakar içinde, terörü lanetleyecek şekilde yapılması, teröristin işine gelecek herhangi bir provokasyona alet olunmaması gerekir" diye konuştu.
"Sizin gönlünüzden galiba toplumun hemen hemen tüm katmanlarının katıldığı büyük bir protesto yürüyüşü geçiyor galiba" denmesi üzerine Davutoğlu, "Olabilir, herkesin katılacağı bir barış yürüyüşü için değişik sendikalardan ve sivil toplum kuruluşundan, DEAŞ ve PKK terörüne karşı bir teklif gelmişti. Bugünlerde de böyle bir çalışma içinde olduklarını biliyorum. Bunun olması halinde tabii ki destek veririz. Önemli olan barış içinde olması, halkın tepkilerini açıkça dile getirebilmesi. Ama kesinlikle şiddete, ötekileştirmeye, etnik ya da mezhebi anlamda bir karşıtlığa yol açmaması lazım" ifadelerini kullandı.
Suriye’den açılan bir ateşle bir askerin şehit düştüğü hatırlatılarak, "Cevap herhalde verilmiştir" denilmesi üzerine de Davutoğlu, "Angajman kuralları çerçevesinde her şey yapılıyor. Suriye’de tabii çok gergin bir iç savaş hali var. Bu noktada da Türkiye’nin operasyonları gerektiği zaman, gerektiği ölçüde yapılacaktır, yapılmaya devam edecektir" dedi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Önemli olan halkımızın bütün bu zorlu süreçte kendisine güvenmesi ve komşusunu, eşini, dostunu kucaklayarak sokaklarda birbirine selam vererek, hiçbir şekilde provokasyona kapılmadan milli birliğimizi, kardeşliğimizi tahkim etmesi" dedi.
A Haber’de "Gündem Özel" programında, gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Davutoğlu, "Suriye’de güvenli bölge veya temizlenmiş bölge terminolojisi söz konusuydu, bu konuda bir gelişme var mı? İngiltere Başbakanı gerekirse oraya asker göndermekten bahsetti. Bunu nasıl değerlendirdiniz? Suriye bağlamında bu bölge ne zaman gerçekleşecek?" sorusu üzerine, "güvenli bölge" kavramını savaşın başlarında mülteci akımını engelleyecek bir tedbir olarak gündeme getirdiklerini anlattı.
Güvenli bölgenin, Suriye halkının barış içinde yaşamasını sağlayacağını, mülteci akımlarını engelleyeceğini ve zamanla da çatışmalar durdukça Suriye halkının kendi köylerini, sokaklarını sahiplenmesini mümkün kılacağını aktaran Davutoğlu, şöyle devam etti:
"DAEŞ bir yeri nasıl ele geçiriyor? Bir kasaba rejim saldırılarından, yaptığı etkiden kaçıp tamamen boşalıyor yani Türkiye’ye geliyor bir mülteci grup olarak. Boşalan yere de DAEŞ geliyor. Eğer halk orada yaşıyor olsa kendi köyüne, kasabasına sahip çıkacak. İşte böyle bir alanın oluşması Türkiye sınırlarının DAEŞ tehdidinden tümüyle uzaklaştırılması için Azez-Cerablus arasında özgür Suriye ordusu ve ılımlı muhalefet unsurları tarafından denetim altında olacak bir bölgenin mecburiyeti birçok açılardan fayda sağlar ama yetmez. Bunun mümkün olan en geniş alanda uygulanması lazım. Şu anda o bölgedeki DAEŞ’e yapılan hava harekatlarında bu neticenin alınacağını ümit ediyoruz."
Bunun kısa vadede hayata geçirilecek bir şey olmadığını dile getiren Davutoğlu, "Çetin bir iş bu, kolay değil. Sürekli olarak hava harekatıyla oranın korunmasının sağlanması lazım ama üzerinde çalışmalar devam ediyor" diye konuştu.
"Çözüm Süreci kamu düzeninin alternatifi değil"
MHP’nin çözüm sürecini başlatanlar hakkında suç duyurusunda bulunacağına dair haberlere, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çözüm sürecini "buzdolabında" olarak değerlendirmesine ve kısa vadede çözüm sürecinin yeniden başlamasının mümkün olup olmadığına dair de Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Çözüm süreci 2012 yılı Aralık ayı ve 2013 yılı Ocak ayı gibi başladı. Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi 2009 yılında Demokratik Açılım ise 2005 yılında başladı. Bunların her biri bir diğerinin önünü açan çalışmalardı ve şu temel varsayıma dayanıyordu, ’Türkiye’de demokratik alan genişlerse terör alanı daralır. Özgürlüklerin genişlemesi güvenlik alanını da tahkim eder’ bunların yanlış olduğu kanaatinde değilim. Uzun dönemli barış ancak demokrasiyle gelir. Uzun dönemli kamu düzeni ve istikrarı ancak demokrasiyle sağlanır.
Otoriter eğilimlerde uzun dönemli bir barışı, uzun dönemli bir demokrasiyi teminat altına almak mümkün değil. Yani bu bir 12 Eylül mantığı. Bizim 12 Eylül ve 28 Şubat mantığına, yasaklayıcı zihniyete karşı Çözüm Süreci’nde de gündeme gelen en önemli hususumuz herkesin kendi örfünü, dilini, kendi inandığı düşünceleri istediği gibi yaşayabilmesini sağlayacak demokratikleşmenin önünü açmak. Yoksa Çözüm Süreci kamu düzeninin alternatifi değil. Çözüm Süreci ’şurada silahlar stoklansın, başka bir yerde şöyle bir yapılanma olsun’ buna izin veren, cevaz veren bir süreç değil ama Çözüm Süreci’nin iyi niyetli oluşturduğu demokratik ortamı istismar eden bölücü terör örgütü unsurları var. Bu istismar bittiğinde ve kamu düzeni gerçek anlamıyla hayata geçirildiğinde hiç merak edilmesin, Türkiye’de demokratikleşme çabaları hiç durmadan, eskiden olduğu gibi devam eder ve Türkiye nihai olarak bütün bu sorunlarına ancak ve ancak demokratik araçlarla, karşılıklı olarak konuşarak ve ülkenin ekonomik ve sosyal anlamda refahını arttırarak sağlar."
"HDP o süreç içinde muhatap olarak alınabilir mi?" sorusuna Davutoğlu, "HDP demokrasi muhatabı olarak alındığında, işte ben 14 Temmuz’da kendilerini ziyaret ettim. Yani seçim sonrasında. Daha önce de görüştüm. HDP nihayet yüzde 13,5 oyu bizim vatandaşlarımızdan aldı. Biz her zaman söyleriz, kim hangi vatandaş gurubumuz hangi partiye oy vermiş olursa olsun vatandaşımızın oyu saygındır ama bu HDP’nin 80 milletvekili Meclis’e soktuktan sonra ortaya koyduğu antidemokratik ve terörü cevaz veren yaklaşımını onaylamak anlamına gelmez" şeklinde cevap verdi.
"Biz her zaman meşruiyetin, hukuk düzeninin yanında yer aldık"
"Türkiye seçimlere gidiyor, siz seçimlerin güven içinde yapılacağını belirttiniz. Seçimlerle ilgili anket sonuçlarınız var mı?" sorusu üzerinde de Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Tabiki sürekli bu anketler yapılıyor. Bu anlamda Türkiye’de seçime giderken genel temayül oyların büyük partilere doğru, yani istikrara doğru yönelmesi yani genel eğilimi söylüyorum. Bu anlamda da Türkiye’de 12 yıllık bir istikrarı gerçekleştiren parti olarak, AK Parti’ye dönük olarak anketlerde bir artış trendi var ama biz bunun daha da tek parti iktidara gidecek şekilde güçlendirilmesi için de elimizden gelen bütün gayreti gösteriyoruz. Onun için seçim güvenliğinin teminat altına alınması önemli. Biz her zaman meşruiyetin, hukuk düzeninin yanında yer aldık, inşallah kongremizde de erken seçim startını da bir anlamda vermiş olacağız.
Bir demokrasi şöleni demek istiyorum ama tabiki ağır başlı bir kongre olacak. Şehitlerimizin ve yürüttüğümüz mücadelenin doğal bir sonucu olarak, inşallah kongremizi yaptıktan sonra erken seçim süreci etrafında hem parti olarak çalışmalarımızı arttıracağız hem de hükümet olarak seçim güvenliğini sağlayacak şekilde ve bütün partilere propaganda imkanı ve vatandaşlarımıza oy kullanma imkanı en güvenli şartta verecek şekilde sorumluluğumuzu yerine getireceğiz. Hiç kimsenin tereddüdü olmasın. Türkiye çok zor şartlarda geçmişte seçim gerçekleştirmiştir. Türkiye’de, Türk demokrasisi kuvvetli, güçlü bir demokrasidir."
Geceyi gündüze katarak, sürekli bir takip içinde olduklarını belirten Davutoğlu, "Önemli olan halkımızın bütün bu zorlu süreçte kendisine güvenmesi ve komşusunu, eşini, dostunu kucaklayarak sokaklarda birbirine selam vererek, hiçbir şekilde provokasyona kapılmadan milli birliğimizi, kardeşliğimizi tahkim etmesi. Bu anlamda da onu temsil eden AK Parti’ye, anayasal bir sorumluluk yürüten hükümetimize ve bu çerçevede görev ifa eden güvenlik birimlerimize güven duymalarıdır" değerlendirmesinde bulundu.