Yükleniyor...

Türkiye dünya ekonomisinde örnek ülke

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, ortak akıl üretme kabiliyetini ve ortak kader bilincini kaybetmiş toplumları bir arada tutma imkanı olmayacağını belirtti.

Ramada Otel’de sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle yemekli toplantıda bir araya gelen Davutoğlu, yurt içindeki ziyaretlerinde, il ya da bölge bazında sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelmeye özel gösterdiğini belirterek, "Çünkü bu, sadece bir buluşmanın ötesinde, bir anlamda ortak geleceğimizle ilgili istişare etme imkanı sağlayan da çerçeve oluşturuyor" dedi.

Davutoğlu, Gaziantep’te de sivil toplum kuruluşlarıyla görüştüklerini ve beklentileri paylaştıklarını dile getirerek, "Gaziantep işgal altına düştüğünde hiçbir yerden talimat, destek beklemeden halk omuz omuza vermiş ve işgal ordularını şehirden çıkarmıştı. Çok şanlı bir direnişti. Aslında sivil toplumu tanımlamak gerekirse, zor zamanlarda siyasi bir otorite ve devlet yapısı olmadığı durumlarda dahi eğer o toplum bir araya gelip omuz omuza vermiş ve ortak kaderini şekillendirme iradesi göstermişse sivil toplum orada vardır. O bakımdan Gazianteplileri tebrik etmiştim" değerlendirmesinde bulundu.

İşgal altındaki bir ülkede, tam da yeni bir istiklal harbine yöneldiği bir anda Gaziantep’in bir umut ışığı olduğunu hatırlatan Davutoğlu, Kahramanmaraş’ta, Şanlıurfa’da da aynı destanın yazıldığını, insanların sivil toplum iradesiyle bir araya gelip şehirlerini savunduğunu ve büyük bir milli uyanışa da öncülük ettiğini söyledi. 

Davutoğlu, bu açıdan bakıldığında şehirlere, şehirlerin havzalarına, bölgelerine sahip çıkmanın bir mekan bilincinin yansıması olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

"Şehir bilincinin gelişmesi bir tür nepotizme yönelmiyorsa ki mükemmel bir duygudur ve hem geleneksel kültürümüzün hem de çağdaş kültürün en önemli unsurudur, kendi şehrine, hatta şehrin içinde kendi mahallesine, kendi semtine sahip çıkamayan bir anlayışın, ülkenin bütünlüğüyle ilgili bir gelecek planlaması mümkün olmaz. O anlamda şehir bilinci, şehir içinde sivil toplum ile birlikte ortaya çıkan o ortak irade anlayışı, ülkeleri yükselten, ülkelerin kalkınmasına ivme kazandıran bir anlayıştır.

Bu aynı zamanda özgürleştirici bir anlayıştır. Çünkü yerel hayatta, kültürde ve sivil toplumda ne kadar özgür bir hareket olursa, atmosfer olursa, ülke bazında da o derece gelişmiş ve özgür bir ortam sağlayabilirsiniz. Eğer toplum yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya ortak akıl üretme kabiliyetini kaybetmişse ortak kader bilincini kaybetmişse işte o andan itibaren o toplumları, ilkeleri, bir arada tutma imkanı da kalmaz. Mesela Suriye... Halep şehri yerle bir edilirken ülkenin lideri, başkanı kendi şehrini havadan bombalarken, o şehrin halkı ortak bir kimliği kaybetmiş ise işte o zaman, bu Halep için olduğu kadar Hama, Humus için de geçerlidir, ülkenin birliğini ve beraberliğini koruma imkanı da kalmaz. O bakımdan bunun benim hiç terk etmeyeceğim bir yaklaşım olacağını öncelikle size taahhüt etmek isterim."

"Tarihi bir eşikten geçiyoruz"

Başbakan Davutoğlu, gittiği her yerde sivil toplumla buluşacaklarını, çok daha fazla vakit ayırıp karşılıklı istişarede bulunmaya çalışacaklarını vurgulayarak, "Türkiye’nin bu kritik tarihi eşikten en doğru kararları, en doğru şekilde almasına zemin teşkil edecek bir istişare ve özgür bir tartışma ortamı sağlamaya özel göstereceğiz" dedi.

Farklı siyasi görüşlere sahip olunabileceğine, farklı kaygıların öncelik sıralamasında öne alınabileceğine işaret eden Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Ama hepimiz bu kritik tarihi eşikten gelecek perspektif itibariyle ortak bir zeminde buluşma sorumluluğuyla karşı karşıyayız. Dikkat ederseniz, öylesine bir tarihi eşikten geçiyoruz ki geçtiğimiz hafta Brüksel’de yaptığım konuşmada zikrettim, şu anda devletler artık sahip oldukları kimliklerle veya ait oldukları bölgelerle anılmıyor sadece. Ben baktığımda üç kategorik ülke görüyorum. Avrupa’da da Avrupa dışında da dünyada da... Kendi ülkesi için vizyon üretebilen ve o vizyon etrafında toplumu mobilize edebilen, aynı zamanda da yönetim kabiliyeti gösterebilen devletler. İkincisi, vizyon üretemeyen ama yönetim kabiliyetini kaybetmemiş devletler. Üçüncüsü ise vizyonu olmayan, yönetim kabiliyetini kaybetmiş devletler. Birinciler demokratik bir sistem içerisinde, özgür bir ortamda ve doğrudan halkın meşruiyetiyle meşruiyet kazanmış idarelerin olduğu ortamlarda, halkı için vizyon üretmeyi bilenler mesafe alıyorlar ve yönetim kabiliyetini sürdürebiliyorlar. Şunu açık yüreklilikle söylemek isterim ki elhamdülillah ülkemiz bu kategoridedir."Davutoğlu, bir ülkede vizyon olmayıp sadece yönetebilme kabiliyeti kaldıysa o ülkenin statikleştiğini, var olanı muhafaza etmeye çalıştığını, Türkiye’nin bazı komşuları ile Doğu Avrupa ülkelerinin bu kategoriye konulabileceğini dile getiren Davutoğlu, şu anda Avrupa’da Almanya dışında birinci kategoride çok az ülke kaldığını ifade etti.

Davutoğlu, vizyon ve yönetme kabiliyeti kalmayan ülkelerin parçalandığını veya parçalanmanın eşiğine geldiğini belirterek, bu ülkelere Suriye ve Libya’yı örnek gösterdi.

Bu anlamda ülkenin gelecek perspektifini ve vizyonunu sürekli tartışmaları gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, 62. Hükümet’in programını oluştururken özgürlüklerin işletilmesi, demokrasinin tahkim edilmesi, daha özgürlükçü bir anayasaya geçiş için bütün çabaların gösterilmesi, insani kalkınma, sosyal devlet gibi konulara önem verdiklerini anlattı.

Davutoğlu, 1 Aralık’tan itibaren G-20 dönem başkanlığını üstlendiklerini kaydederek, G-20’nin kalkınma hedefinin yüzde 2 olduğunu, Türkiye’nin ortalama yüzde 5 büyüdüğünü söyledi.

Her sene yüzde 6-7 büyüyen dünya ticaretinin şu anda yüzde 3 büyüyüp büyümeyeceğinin tartışıldığına işaret eden Davutoğlu, "Böyle bir daralma esnasında biz ülke dinamizmini harekete geçirmemiz ve bunu da toplumsal katmanlara yaymamız gerekir" dedi.

Davutoğlu, esnaflarla buluştuğu toplantıda aldıkları kararlar doğrultusunda verdikleri müjdelerden bahsederek, özellikle yok olmaya yüz tutmuş mesleklerde, belirli meslek alanlarında Halk Bankası’nın esnaflara vereceği kredinin faizsiz olacağını bildirdi.

Bunun insanı kalkınmanın bir parçası olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Esnafı ayakta tutamayan bir ekonomik sistem orta sınıfı ve toplumun geniş kesimlerini de memnun edemez" dedi.

Dünya ekonomisinde Türkiye örnek bir ülke

Davutoğlu, 2001’de ekonomik krizde Başbakanlığın önünde yazarkasa fırlatıldığında esnafın sadece öfkesini ortaya koymadığını, aynı zamanda ekonomik sarsıntılarla nasıl bir sosyal krizin ortaya çıkabileceğinin görüldüğüne dikkati çekerek, 2008’de Avrupa’da başlayan krizlerin finansal olarak başladığını, daha sonra ekonomik ve sosyal krize dönüştüğünü anlattı.

Başbakan Davutoğlu şöyle devam etti:

"Dünya ekonomisindeki kriz hatlarını kontrol edebildiğiniz, nabzını tutabildiğinizde kendi ülkenizin gücünü ve karşı karşıya kalabileceği riskleri de kontrol edebilme imkanınız büyük oluyor. Bu anlamda dünya ekonomisinde Türkiye örnek bir ülke olarak gösteriliyor. Çünkü dünyada 2008’den bu yana bütün ülkelerde istihdam alanları daralırken biz 5,6 milyon vatandaşımıza istihdam alanı oluşturduk 2008’den bu yana. Son bir yıl içerisinde 1,3 milyon vatandaşımız istihdamla buluştu. Eğer bunu yapamamış olsaydık emin olunuz çok ciddi sosyal patlamalarla karşı karşıya kalabilirdik.

Biz Ankara’da ülkenin bütününe bakarken bir taraftan ülkenin makroekonomik dengelerinin ve reel istihdam alanlarının genişlemesine bakarız bir taraftan da her bölge özel misyonlar biçeriz tabiri caizse. O anlamda Trakya bizim sivil toplumumuzun çok güçlü olduğu, sivil toplum bilincinin çok köklü temellere dayandığı ve ekonomik dinamizmin de çok yüksek olduğu bir bölgemiz. Onun için özel önlem veriyoruz."

Davutoğlu, aynı toplantıyı Edirne’de de yaptıklarını anımsatarak, artık sık sık geleceğini Trakya’nın Asya derinliğinden Avrupa’ya doğru uzanan başları ve İstanbul da içine katıldığında bütün bir Türkiye’nin lokomotifi gibi olduğunu aktardı.

"Trakya’nın önemini yeterince anlatamadık"

İstanbul’un da Üsküp’ün de Trakya’dan fethedildiğini dile getiren Davutoğlu, çift yönlü bir fetih hareketinin buradan başladığını, Rumeli medeniyetlerinin buralarda dokunup bezendiğini anlattı.

"Eğer Tekirdağ ve Edirne o dönemde bu öncülüğü yapmamış olsalardı Üsküp, Saraybosna bir Türk, Osmanlı şehri olarak kurulamazdı" diyen Davutoğlu, Edirne’ye bu anlamda Avrupa’ya mühürlerini vurdukları özel bir şehir olarak bakılması gerektiğini ifade etti.

Davutoğlu, Tekirdağ’ın iki başkent olan Edirne ve İstanbul arasında bulunduğunu belirterek, Soğuk Savaş döneminde Trakya’nın öneminin dünyaya yeterince anlatılamadığını söyledi.

Soğuk Savaş şartlarında Türkiye-Bulgaristan sınırının NATO ile Varşova Paktı sınırı olduğunu kaydeden Davutoğlu, bütün yolların asırlardır kendisinden dağıldığı Edirne gibi bir şehrin bir anda çıkmaz sokak haline döndüğünü aktardı.

Davutoğlu, Selanik’in Osmanlı döneminde 15, 16, hatta 19’uncu yüzyılda da Avrupa’nın en önemli limanından olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"20. yüzyılın başında onlarca farklı dilde yayın yapılırdı. Canlı bir şehirdi. Selanik’ten Baltık Denizi’ne kadar ticaret yolu vardı. Bir yanda Selanik çıkmaz sokağı oldu. Çünkü yukarısı Makedonya, Yugoslavya. Ve bütün bu şehirler tek tek önem kaybettiler. Avrupa şehir sıralamasına bakın 16. yüzyılı sıralasanız sadece Avrupa’da değil dünyada en büyük şehir İstanbul’dur, 1 milyona yakın nüfusuyla. Bu, Fransız nüfus tarihçilerinin yaptığı son bir çalışmada da tescil edildi. 2. büyük şehir Pekin’dir. 3. büyük şehir Kahire’dir. O sıralamada Selanik, Edirne, Saraybosna çok önlerdeydi. Ama öyle bir parçalanma yaşadı ki Rumeli coğrafyası her bir şehir önemini kaybetti. Filibe’ye bakın şimdi. Neredeyse ilçe büyüklüğünde bir yer haline dönüştü."

Davutoğlu, bu yüzden Avrupa Birliği eylemi planlarken hedeflerinin bu demir duvarları, çitleri kaldırmak olduğunu belirterek, Soğuk Savaş sonrası bu konuda önlerine büyük bir imkan çıktığını dile getirdi.

"Her bir şehrin ve bölgenin bizim için taşıdığı önem var"

Başbakan Davutoğlu, "Neden biz hükümet olarak bir taraftan AB çalışmalarına hız verdik bir taraftan da çevre ülkelerle yüksek düzey işbirliği konseyleri kurduk? Çünkü istedik ki Edirne hemen ötesi demir blok ayrışmasının duvarıyla örülmesin. Bulgaristan’la ilişkilerimiz gelişsin. İstedik ki Yunanistan ile Batı Trakya üzerinden süregelen gerilim o sınırı aşılmaz bir duvar haline getirmesin" diye konuştu.

Yüksek hızlı tren projeleriyle Türkiye’yi donattıklarını ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Yüksek hızlı tren projesi... Türkiye’yi donatıyoruz. İstanbul-Kırklareli-Tekirdağ-Edirne, Halkalı-Kapıkule hattı. 230 kilometrelik bir hat. Biz bunu tamamlayacağız. Ben bunu Yunan Başbakanına ve Selanik Belediye Başkanına söylemiştim. Buradan Selanik’e hızlı tren yapalım. Selanik’ten İzmir’e hızlı feribot yapalım ki tekrar İzmir, İstanbul, Selanik kurtarılsın. Bu, Trakya’ya olağanüstü büyük bir imkan kazandıracak ve Trakya’yı Avrupa’ya bağlayacak. Biz bunu yapacağız ama ondan ötesi yapılabilir mi emin değiliz. Vizyon sahibi ülkeler ile olmayan ülkeler arasındaki fark bu. Konya’dan Antalya’dan Kayseri’ye turizm hızlı treni yapıyoruz şimdi. Bu bir perspektif, vizyon. Antalya’ya gelen turist Kapadokya’ya gitsin diye. Ticaret yolları itibarıyla Konya, Karaman, Mersin Limanı’na inen oradan Adana, Osmaniye, Gaziantep ve Habur’a kadar giden yine hızlı tren yapıyoruz. Çünkü her bir şehrin ve bölgenin bizim için taşıdığı önem var."

Başbakan Davutoğlu, Avrupa’nın krizle uğraşmaktan vizyon üretmeye vakti kalmadığını dile getirerek, Bulgaristan’ın ikinci büyük şehri Filibe’deki havalimanının işlemediğini, Çorlu Havalimanı’ndaki yolcu sayısının İstanbul’a yakın olmasına rağmen ise 14 binden 123 bine çıktığını söyledi.

Bir organize sanayi bölgesinde 2002’de 12 bin vatandaş çalışırken şu anda 4 organize sanayi bölgesinde 48 bin 500 kişinin çalıştığı bilgisini veren Davutoğlu, ayrıca Tekirdağ’a 9 organize sanayi bölgesi 2 sanayi sitesi daha kuracaklarını sözlerine ekledi.

Davutoğlu, Tekirdağ Ramada Otel’de sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle bir araya geldiği yemekte yaptığı konuşmada, Trakya’daki bütün ilçelerin tümünün gelişmeye aday ilçeler olduklarını aktardı. 

Trakya’daki tüm iller için bütüncül bir stratejinin geliştirilmesi gerektiğini ve bunun için Trakya Gelişim Projesi’ni (TRAGEP)  hazırladıklarını aktaran Davutoğlu, bu projeye Trakya’nın bütününü düşünen bir perspektifle baktıklarını, Trakya’da entegre bir perspektif geliştirmeden Trakya ekonomisini geliştirmenin, onun ülke ekonomisine katkısını artırmanın mümkün olmadığını söyledi. 

Davutoğlu, Ergene Havzası’nda ıslah çalışmaları yaptıklarını birçok atık su tesisi kurduklarını hatırlattı.

Tarıma verilen desteği de artıracaklarını vurgulayan Davutoğlu, pirinçte Katma Değer Vergisi (KDV) oranını yüzde 8’den yüzde 1’e indireceklerini, soya, kanola ve aspirde 10 lira olan desteği 15 liraya yükselteceklerini, iyi tarım uygulamaları çerçevesinde ıtri, tıbbi bitki üretimi dönüm başına 100 lira destek sağlayacaklarını ifade etti.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bizim dağlarımız ovalarımız bu tıbbi tarıma çok elverişli. Emin olun tarım konusunda daha verimli bir şeye geçtiğimizde sadece Trakya, Hollanda ölçeğinde tarım verimliliği sağlayabilir. Dönüm başına bu çalışmalarda 30-60-100 Türk lirasına kadar giden kademeli çeşitler sağlayacağız. Mazot desteğini yüzde 5, gübre desteğini yüzde 10 artıracağız. Bunları seçim dolayısıyla yaptığımız düşünülmesin. Hayır. Başbakanlık görevini aldıktan sonra her konuda çok detaylı derinlemesine brifingler alıyorum, ne yapılması gerekiyorsa bunların yapılması için bizzat takip ediyorum. Buraya gelmeden önce Trakya’yla ilgili bütün meseleleri bizzat anlayabilmek için elimizden gelen çabayı hep gösteriyoruz. Bunlar bizim 2023’e giden perspektifteki çalışmalarımız."

Tekirdağ’daki sağlık hizmetleri

Trakya’da bir ağız diş sağlığı merkezini hizmete açacaklarını bildiren Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Biz iktidara geldiğimizde 4 hastane inşaat halindeydi, tamamlanamıyordu, tamamladık. 3 sağlık merkezi, ondan bu yana da Çorlu’da 300 yataklı, Marmara Ereğlisi’nde de büyük ölçekli devlet hastanesi kurduk. Şimdi 480 yataklı Tekirdağ Devlet Hastanesini yapıyoruz. Namık Kemal Üniversitesinin araştırma merkezi hastanesini inşa ediyoruz. Namık Kemal Üniversitesi bizim dönemde 5 fakülte, 8 meslek yüksekokulu, 3 yüksekokul, bir teknokent kazandı. Bunların hepsini, bu Trakya ekonomisinin mümkün olduğu kadar Türkiye ekonomisi içindeki payı artsın ve dünya çapında Avrupa ekonomilerini, çevre ülkelerin ekonomilerini de sürükleyen bir nitelik kazansın diye... Çok az yerde bütün bu çok boyutlu ekonomik aktivite vardır."

"Geldiğimizde Türkiye’de 617 ambulans vardı" 

Bugün 798 ambulansın Tekirdağ’dan diğer illere gönderileceğine işaret eden Davutoğlu, şöyle dedi:

"2002 yılında biz ülkeyi devraldığımızda toplam ambulans sayısı neydi biliyor musunuz? 617. Bütün Türkiye’de 617 ambulans vardı. Şimdi biz bir hamlede 798 ambulansı bütün Türkiye’ye gönderiyoruz. 617 ambulans vardı, bu gidenlerle Türkiye’de toplam ambulans 5 bin 268 olacak. Ayrıca ambulans uçaklar var, ambulans helikopterler var. Sadece gündüz faaliyet gösteren ambulans helikopterleri yeniliyoruz, yeni helikopterler alıyoruz, gece de faaliyet gösterip yaralı taşıyabilecek. Dışişleri Bakanı olarak çok gurur duyduğum anlar yaşadım, Libya’dan 25 bin vatandaşımızı tahliye ettiğimiz zaman. Bizim vatandaşımız ve diğer ülkelerin vatandaşlarını 10 gün içinde tahliye ettik."

Davutoğlu, ambulans uçakların yaptığı çalışmaları aktarırken Somali’den yaralı bir TİKA çalışanının Türkiye’ye getirilmesi operasyonuna şu sözlerle değindi:

"Somali’de bir TİKA çalışanımız çölün ortasında mahsur kalmıştı. Çatışmalar arasında kalmış ve yaralanmıştı. Haber bana geldi, Sağlık Bakanımızla konuştuk, Mogadişu’daki Büyükelçimize talimat verdik. Oradan bir helikopterle yaralıyı önce Mogadişu’ya, biz de ambulans uçağımızı gönderip o helikopterimizden alıp ambulans uçağıyla Türkiye’ye getireceğiz. Çölün ortasında bir yer. Emin olun 6-7 saat sonraydı, yaralı hasta o çöl şartlarından Ankara’daki en yüksek teknoloji hastaneye taşınmıştı. Bu devletin operasyon kabiliyeti. Bunu şunun için zikrediyorum, Türkiye’de siyaset bazen kutuplaşmalara sebebiyet verecek bir dille yapılıyor olabilir veya böyle yapılmasını tercih edenler çıkabilir. Trakya’da da bunun şu veya bu şekilde yansımaları olabilir ama hepimizin hangi siyasi partiye oy verirsek verelim, herhalde ortada gizleyemeyeceği çok açık bir gerçek var ki Türkiye son 10 yıl içinde olağanüstü bir mesafe kat etti."

Çağdaşlığın milli normlar üzerinden çağdaşlık edebiyatı yapmak olmadığını kaydeden Davutoğlu, "Çağdaşlık Somali’de, çöldeki vatandaşını en hızlı ulaşım vasıtalarıyla ülkesine getirebilme kabiliyetidir. Çağdaşlık, sivil toplum üzerindeki bütün baskıların ortadan kalktığı herkesin özgürce düşüncelerini ifade ettiği bir Türkiye kurma idealidir. Daha iktidara geldiğimizde olağanüstü hal vardı. EMASYA’lar vardı. Yasaklar her yerdeydi" ifadelerini kullandı. 

Tekirdağ ve Trakyalılardan beklentilerinin ekonomik dinamizmi hayata geçirecek şekilde yerel süreçleri hızlandırmaları olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Yani tarım, ticaret, sanayi, turizm, ulaştırma. Türkiye’nin hiçbir başka bölgesinde bu kadar dar bir alanda bütün bu sektörler yoğun bir şekilde bulunmuyor. Her bir köşesinde Trakya’nın birbirleriyle de irtibatlandırarak yükselen Türkiye’nin yükselen bölgelerinden biri haline getireceğiz" dedi. 

Doğuya da batıya da yatırımlar yapılıyor

Davutoğlu, Türkiye’nin batı illerinde "Bütün yatırımlar Güneydoğu’ya yapılıyor, Batı ihmal ediliyor" şeklinde bir algının üretildiğini ancak bunun doğru olmadığını, doğuya da batıya da yatırımlar yapıldığını vurguladı. 

Türkiye’nin her yerinde aynı anda yükselme olduğunu kaydeden Davutoğlu, "Zaten bir ülkede bir yerde yükseliş olur da diğer yerde düşerse orada optimum bir kalkınma sağlanamaz" dedi. 

Trakyalıların birlik ve beraberliğe verdiği öneme değinen Davutoğlu, "Trakya’da huzurun ekonomide kalkınmanın olması için Türkiye’de terör tehdidinin, Türkiye’deki sosyal gerilimlerin düşmesi lazım. onun düşmesi için de çözüm süreci lazım. Çözüm süreci herhangi bir şekilde ülke birliğinden, beraberliğinden feragat edilen bir süreç değil. Aksine ülkede tekrar aidiyet bilincini güçlendiren ki artık Türkiye’de hiçbir yer, tek renkli değil, her yerde Türkiye’nin her bölgesinden vatandaşlarımız yan yana yaşıyor, onu teminat altına almak başka ülkelerde yaşanan parçalanmaların ülkemize sirayet etmesine izin vermememiz lazım" dedi. 

Toplantıda bulunmaktan büyük memnuniyet duyduğunu ifade eden Davutoğlu, Tekirdağ ve Trakya’nın ülkenin motor gücü olacağına inandığını dile getirerek sözlerini tamamladı. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.