Zulüm 1453, Fetih 1453
İstanbul Taksimde küçükçe bir alanı ihtiva eden, Gezi Parkında yapılması planlanan dönüşüm projesi çevrecilerin tepkisini çekti; çevreciler eylemlere geçtiğimiz yıl bu tarihlerde başladı. 30-31 Mayıs tarihlerinde Büyükşehirlerde başlayan infial dalgası tüm Türkiye’ye yayıldı.
Başladığı günlerde masum halk eylemleri olduğuna kendimizi inandırmaya çalıştığımız olaylar daha ikinci günde geniş şiddet eylemlerine dönüştü. Yakılan halk otobüsleri, parçalanan tabelalar, panolar, yağmalanan dükkanlar, mahvedilen kamu malları, ekonomideki sert düşüş ve en önemlisi tüm halkın evlerinin dışında kendisini güvende hissedememesi kaldı aklımızda. Eylemler üzerinden bir yıl geçmişken zihinlerimizde hummalı anılar yer edindi. Öyle ki birileri Kadıköy’de ’Zulüm 1453’te başladı’ ibarelerini duvarlara yazdı; toplumun temel dokularına derin saldırılarda bulundu. Ve hatta tümce patrikhane duvarlarına püskürtülmüştü. Yani cümle belli bir güruha yıkılmak isteniyor ya da o güruha mesaj verme çabasındaydı.
1453 üzerine akıllarımızda kalan birkaç mottoyu sıralamak gerekirse; fetihten önce Bizans papazlarının sanki yanı başımızda haykırmış gibi söylediği şu sözleri anımsarız: ’Kardinal külahı görmektense, Osmanlı sarığı görmek yeğdir.’ Hemen peşi sıra fetih sırasında Sultan Mehmet’in Hz.Muhammed(s.a.v.)’in güzel hadisine mazhar olmayı amaçlayan, yılmayan derin tutkusu akla geliyor. Fetihten sonra ise Fatih’in devletin ve ordunun üç günlük mal kapanındır teamülünü yıkarak İstanbul’da huzuru temin ettiğini görüyoruz.
Mevzuyu bir daha değerlendirelim:
1- Ortadoks Hristiyanlar Romalı Katoliklerin şehirlerine yerleşip kendilerine zulmedecekleri korkusundan Osmanlı’nın insafına sığınıyorlar.
2- Peygamberin hadisini kendisine dava edinen bir padişah, yanındaki alimler ve binlerce askeri yüzlerce yıldır aşılamayan Bizans duvarlarına saldırarak fethi gerçekleştiriyor.
3- Şehrin emini olmak, huzur ve barış iklimini sağlamayı amaçlayan bir padişah bütün siyasi ve askeri homurdanmaları göze alarak yağmayı yasaklıyor; şehre girenlerle şehirde yaşayanları kardeş kılıyor.
Oluşan bu güven ve huzur iklimine karşılık fethin 560’ıncı sene-i devriyesinde radikalleşmiş bazı kimseler oluşturdukları çatışma ortamında; yıllar önce Sultan Mehmet Han’a güvenmiş tebanın duvarlarına ’Zulüm 1453’te Başladı’ ibareleri iliştiriyor. Çağ açıp kapatmaya vesile olan Fetih 1453’ün bu toplumun genleri haline geldiği ve bu topraklarda doğan her çocuğun bu genleri taşıdığı reddedilemez bir gerçektir. Birilerinin 1453’e zulümdür saldırısı bugüne kadar yabancı kimselerden dahi gelmediği gibi, bu toplumun da var oluşuna bütünüyle hakarettir. Keza ’zulüm 1453’ hiçbir değer silsilesine dayanmamaktadır! İçi boş tamamen başkalarının değerlerine saldıran bir slogan halini almıştır.
2013 Mayıs’ında başlayıp Haziranında da devam eden olaylar özgürlük ve demokrasi arayışlarından çıkmış; şiddet eylemlerine dönüşmüştür. Belki apolitik gençler gerçekten ülkenin bir derdinin peşine düşerek umutlarımız bir türlü gelmeyen somut isteklerin yokluğuyla hezeyana dönüşmüştür. Fethin amacı, kırıp, yıkmak değildir; aksine yapmak, düzeltmektir. Bir yandan yapmak düzeltmek namına iletişim kanallarını açık tutan, eylemcileri hükümetin en üst makamı olarak dinleyen bir başbakan diğer tarafta ise bu bize yetmez kelle isterük diye çığrışan, sırf kendi istediklerinin olması arzusuyla millet iradesini hiçe sayan radikal gruplara şahit olduk. Fethin genlerini tam manasıyla bünyesinde taşıdığını gösteren Erdoğan, yakıp yıkanlara karşı yapmak, düzeltmek eğilimine gitmiş ve hatta fetihlerin en güzeli olan gönül fethetme girişimlerinde bulunmuştur.
2013 siyasetinin bizlere gösterdiği radikalleşmenin siyasal, sosyal hayatta hem bireyin kendisine hem de toplumsal yaşama zarar verdiğidir. Siyaset algısı ve usulünün iletişimci ve kucaklayıcı kanallar üzerinden yapılması gerekliliği, meselenin gönül fethetmek olduğu gün gibi berraktır. Dinlemek, anlamak ve ötekileştirmeden önce uzlaşmaya çalışmak siyasetin en önemli ihtiyaçlarındandır. Siyasetin daldan dala bir uğraş olmadığı, değer temelli siyasetin ehemmiyeti bir kez daha gözler önüne serilmiştir.
Bu vesileyle AK Parti siyasetinin bir kez daha yapmak, onarmak olduğunu, kişilerin ve kurumların üzerinde bir dava olduğunu hatırlatarak; İstanbul’un fethinin 561. yılını kutluyor, Fatih Sultan Mehmet Han ve kıymetli atalarımıza rahmetler diliyorum.
Mesut Özdemir
Ak Parti Genel Merkez Gençlik Kolları MKYK Üyesi