Basbakan Davutoglu, Hollanda Basbakani Rutte ile ortak basin toplantisi düzenledi
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Suriye’den barbarca yapılan saldırılardan, Suriye rejiminin bombalarından, DEAŞ terör saldırılarından ve son olarak Rusya’nın bütün uluslararası hukuku çiğneyen barbarca saldırılarından kaçan insanların sığındığı bir ülke Türkiye. Bu insanlar bugün evlerini, yurtlarını barklarını sadece ve sadece ailelerinin hayatlarını kurtarmak için bırakıp kaçıyorlar. Dolayısıyla bu insani trajediye karşı hepimizin birlikte davranma sorumluluğumuz var" dedi.
Davutoğlu, Hollanda’nın Lahey kentindeki Hilton Oteli’nde iş adamlarıyla yaptığı toplantının ardından Başbakanlık Konutu’nda Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile bir araya geldi.
Rutte’nin Davutoğlu onuruna verdiği yemeğin ardından iki lider ortak basın toplantısı düzenledi.
Davutoğlu, Hollanda Başbakanı Rutte ile çok sık bir araya geldiklerini, son üç haftada üçüncü görüşmeyi yaptıklarını söyledi. Gelecek hafta Brüksel’de de görüşeceklerini aktaran Davutoğlu, "Hollanda, aynı zamanda Avrupa Birliği Dönem Başkanı. Dolayısıyla Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler bağlamında da bu yaptığımız görüşmeler önem taşıyor" diye konuştu.
Davos’ta yaptıkları görüşmede Türkiye ile Hollanda arasında hükümetlerarası zirve formatında bir sürecin başlatılması kararı aldıklarını dile getiren Davutoğlu, "İnşallah ben de bu ziyaret sonrasında ekim ayında, en geç gelecek sonbaharda Sayın Başbakan’ı Türkiye’de ağırlayıp, Türkiye ile Hollanda arasındaki ilk hükümetlerarası zirveye başkanlık yapmaktan büyük memnuniyet duyacağım" ifadesini kullandı.
Türkiye ile Hollanda dostluğunun 404 yıl önce kurulan diplomatik ilişkilere dayandığını belirten Davutoğlu, bunu daha da pekiştirmeye kararlı olduklarını bildirdi.
Türkiye’de yatırım yapan Hollandalı yatırımcılarla sabah gerçekleştirdiği toplantıyı hatırlatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hollanda-Türkiye siyasi ilişkileri mükemmeldir, ekonomik ilişkileri mükemmel seyretmektedir. Bugün sabah Türkiye’de yatırım yapan Hollandalı yatırımcılarla bir araya geldim. Kendilerine teşekkür ettim. Çünkü Hollanda, Türkiye’de en fazla yabancı yatırım bulunduran ülke konumunda, 21 milyar dolarla. Yine Türk yatırımcılar da Hollanda’da 9 milyar dolarlık bir yatırıma sahipler. Büyük bir potansiyele sahibiz. Kültürel ve tarihi ilişkilerimiz ve ekonomik ilişkilerimiz, siyasi ilişkilerimizi destekleyen çok güçlü temelleri taşıyor."
KARŞI KARŞIYA KALDIĞIMIZ TABLO İNSANİ BİR SORUMLULUK ALANIDIR
Başbakan Davutoğlu, görüşmelerde Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde katettiği mesafeyi de değerlendirdiklerini söyledi. Bölgesel sorunlar bağlamında Suriyeli sığınmacılar konusunu da ele aldıklarını aktaran Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Her şeyden önce şunu ifade etmek isterim. Evvelsi gün Ankara’da Merkel ile, bugün burada Sayın Başbakan ile yaptığımız görüşmelerde ortak bir perspektifi barındırıyoruz. Şunu görmekten memnunum, son 4 yıldır Suriye konusu genelde bir Ortadoğu meselesi olarak görüldü ve Suriyeli mülteciler de sadece Türkiye’nin yüklenmesi gereken bir sorumluluk alanı gibi algılandı. Bu konu dünyada ve Avrupa’da hakettiği konumu almamıştı. Ancak geçen yazdan itibaren çok ciddi bir farkındalık oluştu. Mülteciler konusunun herhangi bir ülkenin tek başına ya da komşu ülkelerin birlikte taşıyacakları bir konu değil, insanlığın bir meselesi olduğunu ve mültecilere karşı insani bir sorumluluk taşıdığımızı daha yakından fark ettikçe işbirliği alanlarımız genişledi. Bugün karşı karşıya kaldığımız tablo her şeyden önce insani bir sorumluluk alanıdır.
Suriye’den barbarca yapılan saldırılardan, Suriye rejiminin bombalarından, DEAŞ terör saldırılarından ve son olarak Rusya’nın bütün uluslararası hukuku çiğneyen barbarca saldırılarından kaçan insanların sığındığı bir ülke Türkiye. Bu insanlar bugün evlerini, yurtlarını barklarını sadece ve sadece ailelerinin hayatlarını kurtarmak için bırakıp kaçıyorlar. Dolayısıyla bu insani trajediye karşı hepimizin birlikte davranma sorumluluğumuz var. Bu bağlamda ele aldığımız eylem planı çerçevesinde atılacak adımları gözden geçirdik. 29 Kasım’da mutabık kaldığımız eylem planını da birlikte hayata geçirmekten büyük memnuniyet duyuyorum."
Daveti ve misafirperverliği için mevkidaşı Rutte’ye teşekkürlerini ileten Başbakan Davutoğlu, Rutte ile son üç hafta içinde üçüncü görüşmeyi gerçekleştirdiklerini, Davos’ta ve Londra’da da bir araya geldiklerini, önümüzdeki hafta da Brüksel’de buluşacaklarını belirtti.
Bu görüşmelerin Türkiye ile Hollanda arasındaki klasik dostluğun bir gereği olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Bu kadar yoğun görüşmenin çok boyutlu yönü de var. Hollanda’nın aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı olması dolayısıyla Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler bağlamında bu yaptığımız görüşmeler önem taşıyor. Bir kere her şeyden önce değerli dostumla mutabık kaldığımız bir hususu vurgulamak istiyorum. Davos’ta bir araya geldiğimizde Türkiye ile Hollanda arasında hükümetler arası zirve formatında bir sürecin başlatılması kararını almıştık ve inşallah ben de bu ziyaret sonrasında ekim ayında, gelecek sonbaharda Sayın Başbakanı Türkiye’de ağırlayıp, Türkiye ile Hollanda arasındaki ilk hükümetler arası zirveye eş başkanlık yapmaktan büyük memnuniyet duyacağım" diye konuştu.
Başbakan Davutoğlu, Türkiye ile Hollanda dostluğunun 404 yıl önce kurulan diplomatik ilişkilere kadar gittiğini, ileriye dönük olarak da bu dostluğu pekiştirmeye kararlı olduklarını bildirdi.
Hollanda-Türkiye siyasi ilişkilerinin yanında ekonomik ilişkilerin de mükemmel seyrettiğini vurgulayan Davutoğlu, şunları söyledi:
"Bugün sabah Türkiye’de yatırım yapan Hollandalı yatırımcılarla bir araya geldim ve kendilerine teşekkür ettim. Çünkü Hollanda Türkiye’de en fazla yabancı yatırım bulunduran ülke konumunda 21 milyar dolarla. Yine Türk yatırımcılar da Hollanda’da 9 milyar dolarlık bir yatırıma sahipler. Büyük bir potansiyele sahibiz. Kültürel ve tarihi ilişkilerimiz, ekonomik ilişkilerimiz, siyasi ilişkilerimizi destekleyen çok güçlü temelleri taşıyor. Bugün tabii ikili ilişkiler yanında ayrıca Türkiye-AB sürecinde katettiğimiz mesafeyi ele aldık ve tabii 29 Kasım’da Türkiye-AB Zirvesi’nde mutabık kaldığımız Türkiye-AB Ortak Eylem Planı’nı ele aldık ve bölgesel sorunlar bağlamında Suriye mültecileri konusunu da bu çerçevede görüştük."
Önceki günlerde Ankara’da Almanya Başbakanı Angela Merkel ile bugün de Hollanda’da Rutte ile yaptığı görüşmelerde ortak bir perspektifi barındırdıklarına dikkati çeken Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
"Şunu görmekten memnunum, kendisinin de biraz önce zikrettiği gibi son 4 yıldır Suriye konusu genelde bir Ortadoğu meselesi olarak görüldü ve Suriyeli mülteciler de sadece Türkiye’nin yüklenmesi gereken bir sorumluluk alanı gibi algılandı ve bu konu dünyada ve Avrupa’da hak ettiği yeri almamıştı. Ancak geçen yazdan itibaren çok ciddi bir farkındalık oluştu ve mülteciler konusu herhangi bir ülkenin tek başına ya da komşu ülkelerin birlikte taşıyacakları bir konu değil, insanlığın bir meselesi olduğunu ve mültecilere karşı insani bir sorumluluk taşıdığımızı daha yakından fark ettikçe iş birliği alanlarımız genişledi. Bugün karşı karşıya kaldığımız tablo her şeyden önce insani bir sorumluluk alanıdır ve uluslararası hukukun gerektirdiği bütün araçlar kullanılarak her ülke... Suriye’de barbarca yapılan saldırılardan, Suriye rejiminin varil bombalarından, DEAŞ terör saldırılarından ve son olarak da Rusya’nın bütün bu uluslararası hukuku çiğneyen barbarca saldırılarından kaçan insanların sığındığı bir ülke Türkiye ve bu insanlar bugün evlerini, yurtlarını, barklarını sadece ve sadece ailelerinin hayatlarını kurtarmak için bırakıp kaçıyorlar. Dolasıyla bu insani trajediye karşı hepimizin birlikte davranma sorumluluğumuz var."
Başbakan Davutoğlu, bu bağlamda ele aldıkları eylem planı çerçevesinde atılacak adımları gözden geçirdiklerini ve 29 Kasım’da mutabık kaldıkları birçok eylem planını da birlikte hayata geçirmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu anlattı.
Almanya Başbakanı Merkel ile mutabık kaldıkları 10 maddelik eylem planına verdiği destek dolayısıyla da Rutte’ye teşekkür eden Davutoğlu, "Türkiye ve Almanya hem BM’de hem NATO’da, Rusya’nın 2254 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararını yok sayan uygulamaları karşısında ortak girişimde bulunuyorlar. Bizle birlikte savunma bakanlarımız da NATO’da şu anda toplantı halindeler Brüksel’de. Onları da aradık. Türkiye-Hollanda-Almanya birlikte hem BM hem NATO’da bu konuların gündeme getirilmesi konusunda çaba sarf edecekler. Ayrıca gelen mültecilerin Türkiye’de en iyi imkanlara sahip olması için Hollanda’nın ve AB Dönem Başkanı olarak Sayın Rutte’nin yürüttüğü çalışmalara da teşekkür ediyoruz" değerlendirmesinde bulundu.
Davutoğlu, birlikte bu mültecilerin akışını durdurmanın önem taşıdığını, öncelikle yeni mülteci akınlarını durdurmak gerektiğini kaydetti.
Son 1 haftadır Halep’teki sivil yerleşim merkezlerine ve Halep ile Türkiye arasındaki sivil yerleşim kamplarına dönük yürütülen insafsızca bir hava bombardımanın sürdüğünü vurgulayan Davutoğlu, şu görüşlerini paylaştı:
"Rus savaş uçakları karadan, birçok silahlı milisler, Hizbullah, İran milisleri, Rus askeri unsurları Halep’e dönük bütün savaş hukukunu da yok sayan bir uygulamada bulunuyorlar. Bu, Cenevre’deki toplantının da temel hedeflerine aykırı. Dolayısıyla buradan kaçan ve Türkiye ile Halep arasındaki koridorun kapanması dolayısıyla sınırlarımıza gelen Suriyeli kardeşlerimizle ilgili olarak Sayın Rutte ile görüşmeler yaptık. Suriye vatandaşlarının Suriye sınırları içinde mümkün olan en uygun şartlarda ağırlanması, Türkiye’ye gelenlerin Türkiye’de bir külfet paylaşımı çerçevesinde ele alınması konularında mutabık kaldık. Bundan sonra Suriyeli mültecilerin bu insani meselelerini istismar ederek onların yollarda, denizlerde hayatlarını kaybetmesine yol açan insan kaçakçılarına karşı FRONTEKS ve NATO ile birlikte çaba göstereceğiz.
Gerek Suriye krizine çözüm bulunması, gerekse Suriyeli mültecilerin Türkiye ve Avrupa’da en iyi şartlarda hayatlarını idame ettirmeleri için ortak yapacağımız projeleri bundan sonra da kapsamlı bir şekilde ele almaya devam edeceğiz. Türkiye-Hollanda dostluğu çok kıymetli bir dostluktur. Bugün bu dostluğun ruhuna uygun görüşmeler yaptık. Ayrıca değerli dostumu mayıs ayında Türkiye’de gerçekleştirilecek insanlık tarihinin ilk zirvesine de davet ettim. İnşallah en kısa sürede önce Brüksel’de, daha sonra İstanbul’da ve tekrar İstanbul ve Hollanda’da buluşmak üzere."
Başbakan Davutoğlu, Türkiye- AB ilişkileriyle ilgili bir soru üzerine, son olarak Brüksel’de yapılan Türkiye-AB Zirvesi’nin 2002 yılından bu yana Türkiye- AB ilişkilerinde ciddi mesafelerin alındığı bir zirve olduğunu aktardı.
Her şeyden önce bu zirvenin bizatihi yapılmış olmasının bile büyük bir ümit oluşturduğuna ve yeni bir mekanizmayı ortaya çıkardığına dikkati çeken Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Nitekim o günden bugüne daha sık bir araya geliyoruz. İnşallah mayıs ayında tekrar bir Türkiye-AB Zirvesi’nde de bir arada olacağız bu zirvede aldığımız kararlar çerçevesinde. Bu zirve sadece mülteciler konusuyla ilgili değildi. Türkiye-AB ilişkilerini tekrar canlandırmak fikrini de taşıyordu. Bu canlandırmanın birkaç ayağı var. Türkiye-AB zirvelerinin düzenli yapılması. Bu yapılıyor. İkinci önemli ayağı, Türkiye ile AB arasındaki Şengen vize muafiyeti ve geri kabul anlaşmasının yapılması. Bu süreç de gayet sağlıklı bir şekilde ilerliyor. Üçüncüsü Gümrük Birliği’nin upgrade edilmesi. Daha iyi bir şekilde, kapsamlı bir şekilde yeniden ele alınması. Bu da son derece iyi seyrediyor. Burada en kritik konu yeni fasılların açılması. Yeni fasılların açılmasının önünde engel teşkil eden blokajların kalkması için de birlikte çaba sarf ediyoruz. 17. Fasıl açıldı. Şimdi 23 ve 24. fasılların ki yasa dışı göçü de içeren unsurlar barındırıyor 24. fasıl, açılması için Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin yaptığı blokajların kaldırılması önem taşıyor."
Başbakan Davutoğlu, 2004 yılında müzakerelerin başlama kararının Hollanda’nın dönem başkanlığında alındığını anımsatarak, şimdi de yine Hollanda dönem başkanlığında birkaç faslın birden açılmasını ümit ettiğini kaydetti.
SURİYE SINIRI HİÇBİR ZAMAN KAPANMADI
Halep’ten kaçan mültecilere yer vermek için sınırın açılıp, açılmayacağının sorulması üzerine Davutoğlu, Suriye sınırının hiçbir zaman kapanmadığını, son 4 yılda hiçbir ülkenin yapmadığı bir fedakarlığı yaparak, Türkiye’nin bütün ağır yüklerine rağmen Suriye sınırını açık tuttuğunu söyledi.
Davutoğlu, 2 milyon 600 bini aşkın insana ev sahipliği yapıldığını belirterek, "Türkiye-Suriye sınırı ve yüreğimiz, aşımız, evimiz Suriyelilere açıktır ama şunu da ifade edeyim, Suriye’deki krizin çözümü için kılını dahi kıpırdatmayan bazı çevrelerin, buna maalesef bazen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de dahildir, Suriye’de bu mülteci akınına yol açan Rus bombardımanına ’dur’ diyemeyen bazı çevrelerin, Rusya’ya dönüp ’yeter artık’ diyemeyen bazı çevrelerin, Türkiye’ye dönüp ’sınırlarını aç’ diye bir tavsiyede bulunmasını da iki yüzlülük olarak görüyorum" değerlendirmesinde bulundu.
Uluslararası toplumun acziyetinin sorumluluğunu, Türkiye’nin üstüne yıkmaması gerektiği çağrısında bulunan Davutoğlu, bu konuda kimse tarafından ders ve nasihat almaya ihtiyaçlarının olmadığını belirtti. Ders ve nasihat alacakları yegane yerin vicdan, tarih ve kültürün olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, "2 milyon 600 bin Suriyeliyi ağırlarken kimseye sormadık. Şu anda şu anda kapımızda olan 60 bin Suriyeliye de her türlü imkanı sınır ötesinden verirken, bütün koruma ve imkanlarını sağlarken de kimseye sormuyoruz. Yaptığımız şey şudur, dünyanın da bunu farketmesi açısından gelmek isteyen Suriyelileri alırız ama birinci önceliğimiz Suriyelilerin, Suriye sınırları içindeki kamplarda barınmasını teminen yeni kamp kuruyoruz" diye konuştu.
SORUMLULUĞUN GEREĞİNİ YAPMAYANLARIN TÜRKİYE’YE VEREBİLECEĞİ HİÇBİR NASİHAT YOKTUR
Başbakan Davutoğlu, şu anda 9 kampın bulunduğunu ve kampların Rus uçaklarınca bombalandığını dile getirdi. Türkiye-Halep arasındaki insani lojistik koridorun da bu barbar güçlerce kapatıldığını belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Bu lojistik koridorun açılmaması halinde Halep’in içinde de Türkiye’ye gelme imkanı bulunmayan yüz binlerce Suriyeli’nin açlıkla karşı karşıya kalacağını da ifade etmek isterim. Biz her türlü imkanımızla Suriyeli kardeşlerimize yardım edeceğiz, ihtiyacı olanları alacağız ama bilinsin ki Türkiye sorumluluğun gereğini yapmaktadır, sorumluluğun gereğini yapmayanların da Türkiye’ye verebileceği hiçbir nasihat, söz yoktur. Bunun uluslararası toplum tarafından da artık görülmesini beklemek bizim hakkımızdır."
Saldırıların bir diğer amacının da Suriye’de etnik temizlik yapmak olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, rejim yanlısı olmayan bütün Suriyelilerin, Suriye’den çıkarılması için bilinçli bir etnik kıyımın yürütüldüğünü belirtti.
Davutoğlu, Halep ve Suriye’de sadece rejim yanlıların kalmasına, diğer herkesin de Suriye’den sürülmesine dayalı etnik bir temizliğin başta Rusya olmak üzere onu destekleyen devletlerce yürütüldüğünün altını çizdi. Her kabul ettikleri mülteciyi, ’bu etnik temizliğin hedefine de yardım etmiş gibi’ olduklarına işaret eden Davutoğlu, "Kabul edeceğiz mültecileri ama herkesin de bilmesi lazım ki bu Suriye’nin demografik yapısını hele hele Türkiye sınır boylarında demografik dengenin değişmesine engellemeye dönük bir stratejiyse buna karşı hepimizin aynı ölçüde dikkatli davranması gerekir" dedi.
KÜÇÜK VE SİYASİ HESAPLARA DAYALI YARDIM DEĞİL; İNSANİ BİR YARDIM
Davutoğlu, Türkiye-Avrupa Birliği Eylem Planı çerçevesinde Türkiye’ye verilmesi planlanan 3 milyar avroyu yeterli bulup bulmadığının sorulması üzerine de şu değerlendirmede bulundu:
"Türkiye-Avrupa Birliği Eylem Planı’nda gündeme gelen 3 milyar avro kesinlikle Türkiye’ye yapılan bir yardım değildir. Bu, Suriyeli mültecilere yapılan bir yardımdır. Bazı çevrelerde şöyle bir kanaat gördüm ki bunu açıklama ihtiyacı hissediyorum. ’Türkiye’ye 3 milyar avro veriyoruz, artık bir tek mülteci dahi Avrupa’da gözükmesin’. Türkiye, 3 milyar avro ile mülteci pazarlığı yapacak kadar insani vicdandan uzak bir ülke değildir. Biz kimseyle mültecilerin maliyetinin pazarlığı yapmadık, yapmayız. Bize sığınanların her türlü ihtiyacını karşılarız."
Davutoğlu, "Bu 3 milyar avro nedir" sorusunu yönelterek yardımın, ortaya çıkardığı ekonomik maliyeti paylaşmak için AB’nin Türkiye’ye yaptığı bir teklif olduğunu anlattı.
Bunun doğrudan mültecilere yapılan bir yardım olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, "Küçük ve siyasi hesaplara dayalı bir yardım değil, insani bir yardımdır. Bu bağlamda da 3 milyar avro, görünüşte herhangi bir kriz için yüksek gelebilir ama ama Suriye krizi bağlamında bakıldığında şu ana kadar biz zaten Türkiye’de sadece kamplarda bulunan 280 bin mülteci için 10 milyar dolar ödedik. Kamp dışındaki mültecilerin sosyal ve ekonomik maliyeti ise çok yüksektir. 20-25 milyar doları bulduğu değişik hesaplarda ortaya çıkmaktadır" ifadelerini kullandı.
Davutoğlu, sınır şehirlerinde daha önce eğitimin gün boyu Türk öğrencilerine verildiğini, şimdi ise günün yarısında Türk yarısında da Suriyeli öğrencilere verildiğini belirterek, "3 milyar avro, bu bölgede onlarca okul yapılmasına imkan tanıyacak, bu okullarda Suriyeli öğrenciler kendi öğretmenleriyle ders alacaklar" dedi.
Bunun ilk aşamada verilen bir yardım olduğunun altını çizen Davutoğlu, bundan sonraki aşamalarda da ihtiyaç hissedildiğinde görüşmelerin yapılacağını, yardımın ilk aşamada bir yıllık verildiğini kaydetti.
TERÖR İNSANLIĞA KARŞI BÜYÜK TEHLİKE
Davutoğlu, terörün insanlığa karşı büyük bir tehlike olduğunu belirterek, terör örgütleri arasında ayrım yapıp, "şu terör örgütü benim için zararlı değilse bunu terör örgütü olarak saymayalım" tavrının da terör kadar tehlikeli olduğunu vurguladı.
Başbakan Davutoğlu, "Eğer biz bütün insanlık, bütün devletler terör örgütlerine karşı ortak bir tavır almazsak ve bize zarar vermeyen terör örgütlerini masum göstermeye çalışırsak bütün terör örgütlerine yardım etmiş gibi olumsuz bir sonuçla karşı karşıya kalırız" diye konuştu.
PKK terör örgütünün Türkiye, Avrupa Birliği ve ABD için bir terör örgütü olduğunun altını çizen Davutoğlu, PKK’nın Türkiye’de temmuz ayından bu yana 250’yi aşkın asker ve polisin, 150’yi aşkın sivilin katledilmesine sebep olan terör eylemleri gerçekleştirdiğine dikkati çekti.
SAVAŞ SUÇU İŞLENDİĞİNE DAİR DE BELGELER ORTADA
"PKK terör örgütüyse, PKK’nın uzantısı olan ve eğitimini Kandil’de alan, Kandil’den yönetilen PYD, YPG terör örgütü mü değil mi?" sorusunu yönelten Davutoğlu, "Eğer birisi PYD ve YPG’nin terör örgütü olmadığını söylüyorsa, ya Ortadoğu’daki gerçeklikten ya Irak’tan, Sincar üzerinden Suriye’ye sağlanan destekten ya Kandil’de eğitilen Suriyeli PYD’li teröristlerden habersiz demektir. Eğer birisi ’PKK terör örgütüdür ama YPG terör örgütü değildir’ diyorsa, eldeki bu istihbaratlara rağmen o zaman biz bir samimiyet sorgulaması yaparız" değerlendirmesinde bulundu.
Davutoğlu, 11 Eylül olduğunda Türkiye’nin, ABD’nin yanında, NATO operasyonlarının içinde yer aldığını hatırlatan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Şimdi bizim için açık ve bir tehdit mahiyeti taşıyan PKK’nın bir uzantısı olan YPG’nin terör örgütü olmadığı tezini savunmak, ’teröre karşı verilecek mücadeleye en büyük darbeyi vurmak’ anlamına gelir. Çok açık bir şekilde, bizim köklü stratejik ilişkilere sahip olduğumuz stratejik müttefikimiz ABD’nin bu konudaki tutumunun netleşmesini beklemek bizim hakkımızdır.
Buradan Washington’a da bütün dost ülkelere de seslenerek ifade ediyorum ki; bugün Türkiye’ye zarar vermekle birlikte başka ülkelere zarar vermediği için mazur görülen terör örgütleri bir müddet sonra en büyük zararı diğer ülkelere de verirler. Ayrıca PYD, bütün bu Suriye krizi esnasında Suriye rejimiyle işbirliği yapmıştır. Şu anda da Rusya ile işbirliği halinde Suriyeli sivillere saldırmakta ve insan hakları örgütlerinin raporlarına göre de açık bir etnik kıyımla Türkmen ve Arapların yoğun olduğu şehirlerde bu nüfusu yerinden etmek gibi savaş suçu işlemektedir. Savaş suçu işlediğine dair de belgeler ortadadır. Terör irtibatları ortada, savaş suçu işlediğine dair belgeler ortadayken müttefikimizden bizim açık ve net bir tavır beklemek hakkımızdır."
DOSTLARIMIZDAN DA BİZİM YANIMIZDA, TERÖR ÖRGÜTLERİNİN KARŞISINDA OLMALARINI BEKLERİZ
Bu konuların bugün de ele alındığını açıklayan Davutoğlu, "Şu bilinsin ki teröre karşı Türkiye içinde verdiğimiz mücadeleye eğer Suriye’den de bir destek geliyorsa ki geliyor, Türkiye’ye dönük herhangi bir tehdit olduğunda biz Irak’a, Kandil’e dönük aldığımız tedbirler neyse Suriye’deki terör odaklarına karşı da aynı tedbirleri alırız. Türkiye’ye saldırı düzenlediği için DEAŞ mevzilerini nasıl koalisyon uçaklarıyla vurduysak, Türkiye sınırları boyundaki DEAŞ mevzilerini top atışlarıyla nasıl hedef aldıysak, Türkiye’ye zarar veren her terör örgütüne de aynı muameleyi gösteririz. Dostlarımızdan da bizim yanımızda, terör örgütlerinin karşısında olmalarını bekleriz" değerlendirmesinde bulundu.
Hollanda Başbakanı Rutte, ikili görüşmede Türkiye’deki insan haklarına dair konuların konuşulup konuşulmadığını sordu.
Rutte’un soruya yanıtının ardından söz alan Başbakan Davutoğlu, "İki çökmüş devlet yapısının olduğu komşu ülkelere rağmen Türkiye, demokratik hukuk devleti özelliklerini korumuştur. Dünyanın her yerinde de insan haklarını sadece konuşmaz, sonuna kadar savunur. İnsan hakları konusunda herhangi bir yanlış uygulama varsa her yerde de ona karşı çıkarız" ifadelerini kullandı.