Basbakan Yildirim’in Türk EXIMbank ev sahipliginde 8. Aman Union yillik toplantisindaki konusmasi
Müslüman ülkelerin birbirleriyle çekişmeyi, itişmeyi bırakıp güçlerini birleştirmeleri ve halklarının refahı için, geleceği için daha fazla barış, daha fazla dayanışma yönünde özel gayret göstermeleri gerekiyor.
Son zamanlarda Suriye’de yaşananlar, Irak’ta yaşananlar, Filistin’de yaşananlar, Libya’da, Mısır’da, Yemen’de yaşananlar bize bir mesaj veriyor. Verilen mesaj çok açık, İslam dünyası kendi içerisinde enerjisini tüketsin ve dünya kalkınma, refah yarışında geride kalsın, bu tuzağa düşmememiz gerekiyor. Özellikle sorumluluk mevkiinde bulunan yöneticiler, liderler daha aklıselimle hareket etmek mecburiyetindedir. Son zamanlarda Katar ve diğer kardeş ülkeler arasında meydana gelen gerilim bölgede zaten var olan sorunları daha da büyütmeye namzet bir durumdur. Herkesin aklıselimle hareket etmesi ve insanlığın selameti için çok daha büyük sorumlulukları almak hepimize düşüyor.
Değerli dostlar, 2009 yılında kurulan 22 ülkeden 35 üyesi bulunan Aman Union’un çalışmalarına önem veriyoruz. İşte 8. toplantısı burada, İstanbul’da yapılıyor, bu toplantıyla birlikte 2 yıllık bir süreyle Aman Union’un Genel Sekreterlik görevi Türk Eximbank’a geçmiş oluyor. İslam dünyasının çok taraflı ekonomik ve ticari işbirliği araçlarından birisi, İslam ülkeleri ihracat kredi kuruluşlarının ortak sorunları ele almak, bu sorunlara çözüm üretmek amacıyla kurulmuş bir organizasyon, bir teşkilat. Birliğin Genel Sekreterlik görevini devralacak Türk Eximbank’ı ve onun Genel Müdürü Adnan Yıldırım’a başarılar diliyorum, tebrik ediyorum.
Türkiye, İslam dünyasının sorunlarını, meselelerini hep kendine dert edinmiştir, acılara da, sevinçlere de ortak olmuştur. Acıları azaltmak, sorunları çözmek için ne yazık ki büyük bedeller ödüyoruz. İslam ülkeleri insanlığın selameti için çok daha fazla değer, çok daha fazla bilgi üretmek mecburiyetinde. İslam toplumları medeniyet tarihindeki muhteşem yerini tekrar kazanmak için, anlamsız ihtilafları, gerilimleri bir kenara bırakmak mecburiyetindedir.
Bugün gelişmiş Batı ülkelerinde yükselen İslam korkusu, İslam düşmanlığı ile şiddet, nefret üreten ülkeler Müslümanların şefkatine, merhametine, adaletine ekmek kadar, su kadar muhtaçtır ve ihtiyaç duymaktadır. Bölgesel ve küresel barışa tüm gayretiyle katkı sağlamak isteyen Türkiye başta olmak üzere komşularımız ve diğer bütün ülkeler için çok daha fazla gayret göstermemiz gerekiyor. İnanıyoruz ki, yarına, gelecek nesillere, torunlara bırakacağımız en büyük servetimiz, daha adil, daha barışçı yaşanabilir bir dünya olacaktır.
Değerli katılımcılar, ülkemiz 2002 yılında ciddi bir ekonomik kriz yaşadı, bundan 15 yıl öncesinden bahsediyorum. Bu kriz sonucu Türkiye siyasette bir değişime gitti, bu değişimin adı AK Parti iktidarıdır. O günden bugüne AK Parti iktidardadır ve Türkiye’nin geçmiş 15 yılının artısıyla, eksisiyle, her şeyinin sorumlusu bizim iktidarımızdır.
15 yıl içerisinde ülkemize pek çok şey kazandırdık. Bunu nasıl başardık? Doğru kararlar alarak, ekonomi konusunda radikal, keskin kararlar alarak, özellikle dünya piyasalarıyla, İslam dünyasıyla, Afrika’yla yürüttüğümüz yakın işbirliği neticesinde bugün ülkemiz ekonomik yönden 3 kat büyüme başarısı göstermiştir, 15 yılda 3 kat büyümeden bahsediyoruz.
Bunu tabi ticaret rakamlarına bakınca da açıkça görüyoruz, 2002’de 36 milyar dolar Türkiye ihracat yapabilirken, bu süre içerisinde 155 milyar doların üzerine çıkmıştır. İhracatçı firma sayımız 2 katın üzerine çıkmıştır. İhracatçılarımızın finansmana erişim imkanları özellikle son yıllarda çok artırılmış, az öne Bakanımın da ifade ettiği gibi Eximbank Türkiye’nin ihracatına destek veren yegane bankamız, sermayesi 3 kat üzerinde arttırılmıştır. Ve bugün geldiğimiz noktada ihracata destek olma bakımından Güney Kore’yle Türkiye hemen hemen aynı düzeyde bir destek vermektedir. Bir başka deyişle, her 100 liralık ticaretin, ihracatın yüzde 26’sı, dörtte biri Eximbank tarafından desteklenmiştir.
Daha bu ayın başında Eximbank vasıtasıyla döviz kredilerindeki faiz oranı da düşürülmüş, reel sektöre daha elverişli finansman imkanları için ciddi bir adım atılmıştır. Özellikle geçen yıl ülkemizde yaşadığımız alçak darbe girişimi ve hemen arkasından gelişen dünya piyasalarındaki döviz dalgalanmaları, Amerikan seçimleri dolayısıyla kısmi bir ekonomik kriz meydana gelmiş ve 2016 3’üncü çeyreğinde ülkemiz maalesef yüzde 4 oranında küçülmüştür. Ancak, aldığımız hızlı kararlar ve tedbirler sayesinde bu olumsuzluk derhal giderilmiş, üstüne üstlük de 2017’nin ilk yarısında yüzde 5’in üzerinde bir büyüme sağlanmıştır. Bu büyüme oranıyla Türkiye Çin ve Hindistan’dan sonra küresel anlamda en yüksek oranında büyüme sağlayan ülke konumuna gelmiştir.
Bu nasıl başarıldı, 4 ay bir zaman diliminde bu noktaya nasıl gelindi, burası önemlidir. Buraya gelmemizin arkasındaki en önemli sebeplerden bir tanesi, zamanın ruhunu iyi okumaktan geçiyor. Sektörün, ekonominin ihtiyacı olan desteği, kararları eğer zaman kaybetmeden alırsanız, yerine getirirseniz hasarı küçültürsünüz, bazen bir gün, bir saat geç kaldığınız karar telafi imkansız bir tahribata dönüşebilir. Özellikle Kredi Garanti Fonunun devreye alınması suretiyle reel sektörümüz, iş alemimiz kredilendirilmesi konusunda çok büyük rahatlık sağlanmış, 220 milyar lira civarında bir kaynak işletmelerimize, yaklaşık 350 bin işletmemize aktarılmıştır, böylece piyasalardaki nakit sıkıntısı büyük ölçüde giderilmiştir.
Şimdi bir karar daha aldık, onu da ilk defa burada söylüyorum, bu Kredi Garanti Fonu mekanizması başlangıçta o mevzi nakit sıkışıklığını giderilmesi için 2017’nin başında ortaya konan bir tedbir olarak öngörülmüştü, aldığımız yeni karara göre bunu rotatif hale getiriyoruz, mütemadi yapıyoruz. Yani bundan böyle Kredi Garanti Fonu sürekli olarak dönen kredileri de kullanmak suretiyle piyasaya, işletmelerimize, üretim yapan firmalarımıza kaynak temin etmeye devam edecek, böylece ekonomideki büyüme, canlanma, üretim, ihracat, istihdamın süreklilik kazanması için ciddi bir tedbir, ciddi bir kaynak oluşacak.
Bunu niye yapıyoruz, niye böyle bir kararı aldık? Arkadaşlar tereddüt ettiler, efendim işte yaparsak birtakım sıkı para politikası vesairesi, bunlara halel gelir. Ben bunun doğru olmadığını hep söyledim, zaman da haklı gösterdi, çünkü bu Kredi Garanti Fonunu açıktan sonra takibe düşen alacaklarda azalma oldu, 3.3 sorunlu, riskli kredi oranımız varken 2.8’e geriledi. Demek ki bizim işletmelerimiz, bizim üretimcilerimiz sorumluluklarının farkında, kaynak akışı devam ettikçe daha fazla üretmeye, daha fazla katma değer sağlamak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Mevcut destekler ve yeni destek paketleriyle ihracatçılarımıza da 2017 yılında yaklaşık 3 milyar nakit destek vermiş bulunuyoruz. Özellikle yılın ikinci çeyreğinde sabit sermaye yatırımlarındaki artış önümüzdeki dönemdeki büyüme potansiyeline olumlu bir yansıma yapacaktır.
Bu yılın Eylül ayında ilginç olan bir başka gösterge de Avrupa Birliği’ne ihracatımız ilişkilerimizdeki gerilmeye rağmen, tatsız duruma rağmen yüzde 8 oranında artmıştır, bir aylık artıştan bahsediyorum ve yaklaşık olarak 6 milyar dolara yükselmiş bulunmaktadır. İhracatçılarımızın yurt dışı pazarlarda aktif şekilde yer alması için yeni destek politikalarını, mekanizmalarını da hayata geçiriyoruz.
Az önce ifade edildi, Tahran’da, New York’ta, Dubai’de, yurt içinde, birçok noktalarda ticaret merkezleri kuruyoruz ve bu ticaret merkezleri tabi ki ihracatçıların oradaki işlerini görüyor, işlerini kolaylaştırıyor. Önümüzdeki dönemde bunların sayıları da artırılacak ve böylece küresel ticaretin, bölgesel ticaretin çok daha artması, ama bu artmayı sağlarken de İslam ülkelerinin payının arttırılması.
Ne yazık ki İslam ülkelerine bakıyoruz, nüfusu 2 milyara yaklaşıyor, 1 milyar 800 milyonun üzerinde nüfus var İslam İşbirliği Teşkilatına üye ülkelerin nüfusu, ancak oluşturdukları ticaret hacmi küresel ticaret içindeki ticaret hacmi maalesef potansiyelin çok gerisinde, buna kafa yormamız lazım. Şu anda Aman Birliğinde üye olan ülkelerin küresel ihracattan aldığı pay sadece yüzde 8, bu çok mütevazi bir orandır, azdır ve mutlaka bunun arttırılması için bu dönemde Genel Sekreterliği alan Eximbank Türkiye gayretlerini bu yönde yoğunlaştırmalı.
Refah nasıl gelecek? Refah, daha çok üretilecek, daha çok istihdam sağlanacak, daha çok adil bağlaşım yapılacak. Terörün de yok edilmesi, kontrol altına alınabilmesi hem küresel refahın geliştirilmesine, hem de üretilen bu refahın adil dağıtımına bağlıdır. Bu adil dağıtım olmadığı sürece terör maalesef artmakta ve terörü bir istismar aracı olarak kullanmak süreklilik arz etmektedir.
Türkiye’nin bütün olumsuzluklara rağmen turizmdeki gelirleri de artmaya devam ediyor. Yılın üçüncü çeyreğine de bir önceki yıla göre yüzde 38 oranında turizmde bir ilerleme kaydedilmiştir, bu iyi bir gelişmedir. Ancak, 2016 darbe girişimi öncesindeki değerlere henüz ulaşmış değiliz. Buradan şunu anlatmaya çalışıyorum: Bu alçak darbe girişimi ülkemize her bakımdan büyük zarar vermiştir. Ekonomimize zarar vermiştir, turizmimize zarar vermiştir, demokrasimize zarar vermiştir ve ülkemizin maalesef kalkınma yönündeki hızlı adımlarla yürüyüşüne zarar vermiştir. Şunu iddiayla söylüyorum: Böyle bir darbeyle karşı karşıya başka bir ülke olsaydı belini doğrultamazdı. Allah’a şükür çok kısa sürede bunun getirdiği olumsuzlukları geride bıraktık ve bugün kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Tabi bunun failleri hukuk içerisinde hesaplarını veriyorlar verecekler, çünkü asla şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak.
Bu örgüt bilmenizi istiyorum buradan çeşitli ülkelerden gelenler var, bütün bunları İslam adına yaptı. Bütün kutsallarımıza, değerlerimize çok büyük zarar verdiler. Bu DEAŞ, El-Kaide her türlü PKK, PYD bütün bu terör örgütlerinin ortak bir hedefi var, insanlığı yok etmek, masum insanları öldürmek. İşte Amerika’da bakın caddede insanların üzerine sürdü ve insanları öldürdü. O insanların dünyadan haberi yok işine gücüne gidiyor, ne istiyorsunuz o insanlardan? Dolayısıyla, terör küresel bir beladır, küresel bir tehdittir, onun için terörle, teröristler konusunda çifte standart terörle mücadelede en büyük zafiyettir, en büyük yanlıştır. Terör İslam dünyası dışında bir yerden gelirse ona terör demeyebile ağızları varmıyor. Ama her türlü terör olayını İslam’la ilişkilendirmek gibi bir hastalık var dünyada. İslam barış dinidir, İslam kardeşlik dinidir, İslam asla öldürmeyi değil, yaşatmayı emreden evrensel bir dindir. Onun için terörle İslam’ı yan yana telaffuz etmek hem İslam’a hem de Müslümanlara yapılabilecek en büyük hakarettir. O yüzden biz bütün gelişmiş ülkelere diyoruz ki, bırakın bu çifte standardı. Dürüstçe, samimi bir şekilde oturalım terörle mücadele edelim. Bununla da kalmayalım terörün köklerine inelim, kaynağına inelim. Acaba neden bu terör devam ediyor? Birini yok ediyorsunuz başka biri. 11 Eylül’de Amerika’da terör hadisesi olduğunda Dünya Ticaret Merkezi vurulduğunda hemen adını koydular bütün dünya bir oldu, arkasında durdu terörle mücadelede. Türkiye’de demokrasiyi yok etmek istediler, ülkeyi karanlığa boğmak istediler, yapanlar da belli. Burada niye net duruş görmüyoruz, niye hala bu terörün arkasında olan bu alçak örgütü topraklarımızda yaşamasına, faaliyetlerini rahatça sürdürmesine müsaade ediyoruz? Bugün bana, yarın sana. Eğer bir dayanışma içinde olmazsak terörün getirdiği belalardan, sorunlardan hiçbir zaman beri olamayız, emin olamayız. Kimse Londra’nın İstanbul’dan daha güvenli olduğunu söyleyemez, kimse New York’un Ankara’dan daha güvenli olduğunu söyleyemez, onun için terörde küresel ortak tutum şarttır, ama demeden, fakat demeden bu mücadele kararlılıkla sürdürülmelidir.
Değerli katılımcılar, doğrudan yatırımcının ekonomiye birkaç aylık bir perspektifle bakmadığını, bakılmaması gerektiğini, 10-15 yıllık bir öngörüyle bu yatırımların en az yapılması gerektiğini hepiniz biliyorsunuz. Ekonomik güven ve istikrarın önemli unsurlarından birisi tabii ki hesabı-kitabı iyi yapmaktan geçiyor. Bu firmalar için de böyle, ülkeler için de böyle. Hesabını bilmeyen kasap elinde kalır masat, bu laflar boşa söylenmemiş. Yıllardır, asırlardır, yani bu lafı dünya ekonomisi için de söyleyebilirsiniz, Kibar Holding’in hesabı-kitabı için de söyleyebilirsiniz veya Aynalıçeşme’deki kasap Hasan Amca için de aynı şey geçerli. Büyüklükler farklı, sonuç değişmiyor. Her şey ekonomi, her şey hesap kitap. Türkiye’de son 15 yılda uyguladığımız mali disiplin sayesinde ekonomik istikrarı başarılmıştır, bu noktaya gelmiştir. Sınırlarımızın hemen yanında yaşanan problemleri düşünün, 3,5 milyon kardeşimize bağrımızı açtık, ekmeğimizi, aşımızı paylaşıyoruz. 1 kuruş yardım almadan, 30 milyar doların üzerinde bütçe ayırarak helali hoş olsun; bizim inancımızda veren el alan elden üstündür. Verdiğiniz zaman Mevla’m karşılığını verir. Dolayısıyla gayretimiz; hem bölgesel barışın temin edilmesini sağlamak, diğer yandan da İslam ülkeleri arasındaki ekonomik, kültürel ve diğer işbirliklerini geliştirmek. İslam ülkelerinin oluşturdukları birlikler artık daha fazla organize olmak mecburiyetindedir. Küresel anlamda ses duyurabilmek için ve ekonomiyle, siyasetiyle, kültür faaliyetleriyle ben de varım diyebilmesi için daha fazla işbirliğine ihtiyaç var, daha fazla gayrete ihtiyaç var, ihtilafları, sorunları, kavgaları, anlaşmazlıkları değil ortaklıkları, birlikteliği ön plana çıkarmak gerekiyor.
Bölgemizin en çok yatırımda tercih edilen ülkesi haline geldik, etraftaki istikrarsızlığa rağmen bunu söylüyorum. Bakın 1984-2002 yılları arasında dünyada kriz yok, ekonomik kriz falan yok. Ama Türkiye sadece bu zaman içerisinde 15 milyar dolar doğrudan yatırım çekebilmiş. 2003 yılından bugüne kadar ise 186 milyar dolar uzun vadeli doğrudan yatırım getirebilmiş bir ülkedir. 15 Temmuz alçak darbe girişimine rağmen o günden bugüne Temmuz 2016-Ağustos 2017 arasında geçen sürede bütün olumsuzluklara rağmen 13,5 milyar dolar uluslararası yatırım bu ülkeye gelmiştir. Bunun yanında yurt dışında faaliyet gösteren Türk firmalarının yatırımları da 31 milyar dolara ulaşmış. Türkiye sadece yatırım çekmiyor, aynı zamanda dışarıda da yatırıma devam ediyor. Bu yatırımlarla doğrudan istihdam edilen personel sayısı 181 bin 500’e ulaşmış ve ciro büyüklüğü de 40 milyar dolar olmuş; bahsettiğim, yurt dışındaki yatırımlardan bahsediyorum. Küresel yatırımcılar Türkiye’ye yatırım yapıyor, ama Türk yatırımcıları da bölgeye ve küresel anlamda yatırım yapıyor, istihdam oluşturuyor ve sermaye büyümesine katkı sağlıyor.
Teşvik sistemimizde ezber bozan kararlar aldık. Özellikle ısmarlama usulü teşvik sistemini hayata geçirdik. Bu ne demektir, biraz açmak istiyorum. Katma değer sağlayacak, stratejik özelliğe sahip orta ve yüksek teknoloji geliştiren yatırımlara ucu açık teşvikler veriyoruz, karşılıklı oturuyoruz, ne kadar süreyle ne kadar istihdam sağlayacağı, ne kadar üretim yapacaksın, ne kadar katma değer oluşturacaksın, bunları konuşturuyoruz, kararlaştırıyoruz, ısmarlama, beklentilere uygun teşvikler veriyoruz. Bunu tabi harcıalem her türlü projeye değil anlamlı projelere, teknoloji yoğun projelere, katma değer oluşturan projelere, farklılık sağlayan projelere veriyoruz. Böylece bu sayede küresel yatırımların odak noktası haline gelmesini sağlıyoruz. Devlet dev yatırımlar için pek çok firmayla bu anlamda görüşmeleri Ekonomi Bakanlığımız, diğer ilgili bakanlıklarımız yapıyorlar. İnşallah petrokimya ve diğer sektörler başta olmak üzere bu alanda birçok büyük yatırımı önümüzdeki sürede ülkemizde başlatmış olacağız.
Yurt dışında Türk yatırımcıların üstlendiği projelerin yüzde 85’i 2002 yılından sonra gerçekleşmiştir. 2002’de üstlenilen proje miktarı 22 milyon dolar ve 2016’da 72 milyon dolara -yıllık bazda bahsediyorum- yükselmiştir. Benzer şekilde Türkiye 2002 yılında faaliyet gösteren 5600 yabancı veya küresel sermayeli şirket varken bugün bu sayı 56 binin üzerine çıkmış, 10 kattan fazla bir artıştan bahsediyoruz. 1972-2002 yılları arasında yurt dışında bütün yatırımların tutarı yaklaşık 50 milyar dolar. 2003-2015 yılı arasında bu rakam 277 milyar dolara yükselmiş, dolayısıyla yurt dışı müteahhitlik ve yatırım hizmetlerinde de Türkiye dünyada ilk üç ülke arasında yerini almıştır. Bunu niye anlatıyorum? Türkiye’de uzmanlaşma var, Türkiye’de küresel anlamda iş yapan, yatırım yapan firmalar var. Bu İslam ülkeleri için büyük bir potansiyel, büyük bir imkan. Bu firmalarla 58 mi üyemiz var? 57 ülkemiz var, 57 ülke biraraya gelse bu güçlerini birleştirse ve burada dünyanın birçok ülkesinde çok büyük projelere imza atma imkanları var, fırsatları var.
Sözlerimi tamamlarken bir şey söylemek istiyorum; son 2008’den itibaren dünyada bir küresel kriz başladı, dünya ticareti neredeyse azaldı, yüzde 30, yüzde 40 seviyelerine kadar geriledi, şimdi bir toparlanma süreci var. Özellikle Çin ve Amerika’daki talep artışı kaynaklı tekrar ekonomide bir canlanma var, bu seneki tahminler yüzde 3,5-3,6 civarında bir büyüme bekleniyor; bu iyi bir işaret. Ama son 10 yılda küresel krize rağmen dünyada mega projelere baktığımız zaman 10 tane büyük proje var. Şunu sizlerle paylaşmaktan memnuniyet duyarım: Bu 10 projeden 6’sını Türkiye yaptı. Bunlar hangi projeler?
Yavuz Sultan Selim projesi ve otoyol, dünyanın en geniş asma köprüsü.
Osman Gazi Köprüsü ve İzmir Otoyolu.
Marmaray.
Avrasya Tüneli.
Dünyanın en büyük havalimanı.
Şimdi de dünyanın en uzun asma köprüsü Çanakkale Köprüsü.
Bütün bu projelerin hemen hemen tamamı da kamu-özel ortaklığıyla yapılıyor Marmaray hariç. Bu insanlar niye buraya yatırım yapıyor? İstikrar gördükleri için, gelecek gördükleri için. Kabataslak bu projelerin toplam tutarı ne kadar biliyor musunuz? 65 milyar dolar, 65 milyar dolarlık yatırımı Türkiye’de yapıyor. Niye Türkiye dünyanın en büyük havalimanını yapıyor? Nam olsun, şan olsun diye mi bu kadar para harcıyoruz? Çünkü dünyanın geleceğini okuyoruz. Dünyanın geleceği şu: Artık zenginlik merkezleri Batı’dan Doğu’ya doğru hicret ediyor. 40 yıl önce tersiydi, ama şimdi İpek Yolu’nda Doğu’dan Batı’ya giden yolculuk Batı’dan Doğu’ya doğru dönüyor. Havacılığın merkezi de 70’lerde Amerika’daydı, 80’lerde Avrupa’nın Batı’sında, 90’larda Avrupa’nın ortalarına geldi, şimdi havacılığın merkezi Türkiye. Dolayısıyla, kuzeyden güneye, doğudan batıya her türlü hareket buluşma noktası Türkiye olacak, dünya şehri İstanbul olacak onun için bu projeyi yapıyoruz. Ve inşallah önümüzdeki yıl bu havalimanın birinci bölümünü açacağız, 200 milyon yolcu kapasiteli, 6 pisti olan muazzam bir proje inşallah bu küresel, bölgesel buluşmaya, kaynaşmaya ve barışa da büyük bir fayda, büyük bir katkı sağlayacak.
Ben bu düşüncelerle İslam ülkeleri arasındaki iş birliğinin daha da artarak devamını Mevla’mdan niyaz ediyorum. Bu birliğin İslam ülkeleri arasındaki ticaretin geliştirilmesine, teminat noktasında yapacağı katkıların artarak devam etmesini diliyorum. Türkiye 2 yıllığına aldığı bu sorumlulukta mutlaka bu yönde, bu düşüncede çok ciddi önemli katkılar sağlayacak bunda endişeniz olmasın. Biz de Hükümet olarak organizasyona gereken her türlü desteği vermiş olacağız. Tabi 8 yıllık genç bir kuruluş, bir geçmişi var inşallah daha nice yıllarda ülkelerimize ve halklarımıza güzel hizmetler yapmak, yapmayı nasip etsin. Bugüne kadar görev yapan Başkan Sayın İbrahimi ve Genel Sekreter Kaissi’yi tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum. Görev alacak Adnan Yıldırım Beyefendiye de başarılar diliyorum. Ve toplantımızın hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Mevla’mdan niyaz ediyorum.
Maalesef dün gece Karadeniz’in kuzeyinde bir kosterimiz bilinmeyen bir nedenle batmıştır, 11 personel arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. İnşallah personele sağ salim ulaşırız. Ben bir kez daha bu olaydan dolayı da gemide bulunan personelin yakınlarına geçmiş olsun diyorum. Arama kurtarma çalışmaları inşallah başarıyla tamamlanmış olur.
Bu duygularla toplantımızın hayırlara vesilesi olmasını diliyor; hepinizi sevgiyle, saygıyla tekrar selamlıyorum.