Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in 2. Uluslararasi Iste Kadin Zirvesi’nde yaptigi konusmasinin tam metni

 

AK Parti Kadın Kollarımızın kıymetli mensupları, çok değerli hocalarım, kıymetli iş kadınlarımız, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi muhabbetlerimle sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

İkinci Uluslararası İşte Kadın Zirvesi’nin ülkemiz, milletimiz ve kadınlarımız için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum.

Sözlerimin hemen başında ülkemizdeki tüm kadınlarımızın 5 Aralık Kadın Hakları Günü’nü tebrik ediyorum.

Şairin ifadesiyle, ülkemin yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak tüm kadınlarını gönülden selamlıyorum.

Filistin cesur kadınlarına, Suriye’nin yüreği mahzun annelerine, Arakan’ın, Afrika’nın, Asya’nın bütün mazlum kadınlarına buradan en derin saygılarımı gönderiyorum.

Vatanımız, bayrağımız, bağımsızlığımız için canlarını ortaya koyan tüm yiğit kadınlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Öğrencilerinin gözü önünde kalleşçe şehit edilen Aybüke öğretmenimizi, üniformasını oğluna emanet ederek mücadeleye koşan Demet Sezen’i ve 15 Temmuz gecesi Cennet’e uğurladığımız tüm cesur kadınlarımızı rahmetle yad ediyorum.

Şehitlerimizin cefakâr annelerine, boynu bükük eşlerine, geride bıraktıkları öksüz ve yetimlerine Rabbimden sabrı cemil niyaz ediyorum. 80 milyon Türkiye olarak canımızdan bir parça gördüğümüz emanetlerine sahip çıkmayı sürdüreceğiz; bundan kimsenin şüphesi olmasın.

AK Parti Kadın Kollarımızı, Sayın Başkanı ve çalışma arkadaşlarını bu güzel etkinliğe ev sahipliği yaptıkları için kutluyorum.

Zirvenin gerçekleşmesinde emeği ve katkısı olan tüm bakanlıklarımıza, sivil toplum kuruluşlarımıza şükranlarımı sunuyorum.

Yurt dışından programımızı teşrif eden misafirlerimize özellikle hoş geldiniz diyorum.

AK Parti Kadın Kollarımızın bu anlamlı günü vesile kılarak özgün bir perspektifle düzenlediği programların kadınlarımızın sorunlarının çözümü noktasında önemli bir farkındalık oluşturacağına inanıyorum. Bugün burada kendi alanında çığır açan, başarılara imza atmış, diğer kadınlarımıza örnek olmuş birçok misafirimiz bulunuyor. Onların hikayelerinin ve tavsiyelerinin bilhassa gençlerimize, girişimci kadınlarımıza yol göstereceğini düşünüyorum. Zira her başarı hikâyesi bir başka başarının müjdecisidir. Oturumlar sırasında dile getirilecek fikirler, öneriler ve elbette eleştiriler çok kıymetlidir. Şimdiden akademik çalışmaları, tebliğleri ve birikimleriyle dinleyicileri aydınlatacak katılımcılara şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Kıymetli dostlar; kendilerini ileri demokrasinin beşiği olarak takdim eden birçok ülkeden seneler önce kadınlarına seçme-seçilme hakkını vermiş bir devlet olarak elbette gururluyuz. Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal’in bu adımı atarken neyi hedeflediğini, gelecekte nasıl bir Türkiye tasavvuru kurduğunu da çok iyi biliyoruz. Maalesef Gazi’nin hedeflediği tablo çok uzun yıllar hayal olarak kalmış, gerçeğe dönüşememiştir. Bunun sebebi de; Gazi Mustafa Kemal’den sonra CHP’nin Genel Başkanlık koltuğuna oturanlardır. 1940’ların İtalya ve Almanya’sına öykünen dönemin CHP idarecileri bu ülkelerden ilham aldıkları faşizan politikaları maalesef Gazi’nin ismini kullanarak millete dikte ettiler. Bu anlayış yüzünden Türkiye’deki kadınlar her ne kadar 1934 yılında seçme-seçilme haklarını elde etmişlerse de, çok uzun süre haklarını gerçek manada alamadılar. Türk siyasetinin kapıları uzun dönem ülkemizdeki kadınların kahir ekseriyetine kapalı kalmıştır. Sadece siyasetin değil üniversiteler başta olmak üzere eğitim-öğretim kurumlarının da kapıları kapalıydı. Kadınlara seçilme hakkı verilmesinden 65 yıl sonra Merve Kavakçı kardeşimin Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında neler yaşadığını hepimiz gayet iyi hatırlıyoruz. Sırf başörtüsüyle Meclis salonuna girdiği için kendisine dönemin Başbakanı tarafından yapılan hakaretleri unutmuş değiliz. Aynı şekilde üniversitede okumak isteyen kızlarımıza hangi yabancı ülkelerin adres gösterildiğini de çok iyi biliyoruz. Daha da vahimi; 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde birilerinin sürekli bu tür konuları gündeme getirdiğini de biliyoruz. Unutmayın “411 el kaosa kalktı” manşetlerinin esas atılma sebebi de, yine kadınlarımızın hak ve özgürlüklerini genişletme hamlelerimizdir. Hatta bu yüzden partimiz kapatılma davasına maruz kalmıştır. Türkiye’nin kendisine ve tarihine asla yakışmayan bu utanç sahnelerine son verebilmesi ancak AK Parti’nin kararlı mücadelesiyle mümkün oldu.

2002’den itibaren hayata geçirdiğimiz reformlar tüm kesimlerle beraber kadınlarımızın da özgürlük alanlarını genişletti. Bizden önce yüzde 5’i dahi bulmayan kadın milletvekili oranı Cumhuriyet tarihinde ilk kez 2007 seçimlerinde yüzde 10’a yaklaştı. 2011 seçimlerinde bu oran yüzde 14’ü geçti. AK Parti olarak şu an biri büyükşehir olmak üzere 8 kadın belediye başkanımız, 978 belediye meclis üyemiz, 33 il genel meclis üyemiz bulunuyor.

İstihdamdaki kadın oranını ise 2005 yılındaki yüzde 22,7 seviyesinden bu yılın Temmuz ayı itibariyle yüzde 34,3’e yükselttik. İnşallah 2023 yılında bu oranı en az yüzde 41’e taşımak istiyoruz.

Bugün vicdan sahibi herkes şu gerçeği net bir şekilde görebiliyor: Ülkemiz kadınları 1934’de elde ettikleri haklarını hiçbir kısıtlama, hiçbir mani olmadan kullanmaya AK Parti döneminde başlamışlardır. Türkiye’deki kadınlar siyasi, ekonomik, akademik ve ticari olarak gerçek özgürlüklerine bizim iktidarımızda kavuşmuşlardır.

Kıymetli kardeşlerim, bu gerçeklerin ülkemizdeki ve yurt dışındaki bazı çevrelerin zihin konforunu bozduğunu da biliyoruz. Vatandaşa tepeden bakan, milletin değerlerine düşmanlık eden bu kesimlerin en büyük ezberi İslam’ın kadını ötekileştirdiğidir. Bunlara göre din haşa kadını eve, dört duvar arasına mahkûm kılar. Televizyon ekranlarından, gazete köşelerinden, üniversite kürsülerinden senelerdir sabah-akşam bu ezberi tekrarladılar. Bazı kültürel yanlış uygulamalar üzerinden bu milletin inancına dil uzattılar. Ellerine geçirdikleri her menfi örneği tezlerine veya tezlerini meşrulaştırmak için büyüterek, köpürterek tepe tepe kullandılar. Batının kadınlarla ilgili o kötü siciline bakmadan, senelerce çağdaşlaşma adına milletimize Batıyı örnek gösterdiler. Bu kesimlerin modernleşmeden anladıkları hiçbir zaman kılık kıyafetin, yani gardırop modernleşmesinin ötesine geçemedi.

Oysaki İslam kadına gerçek değerini, gerçek hürriyetini kazandıran dindir. İslam tarihine şöyle bir göz gezdiren, orada sevgili Peygamberimizin eşi tüccar Hazreti Hatice Radıyallahu Anh Hanımefendiyi görür. Müçtehit Hazreti Aişe Radıyallahu Anhuma Hanımefendiyi görür. Kendi tarihimize bakan Diriliş’in annesi Hayme Anayı, vakıf çeşmesi Melike Hatunu, istiklalin sembolü Nene Hatunu görür. Yakın geçmişimize bakan da 15 Temmuz gecesi namlulara meydan okuyan Cennet’leri, Şerife’leri, Demet’leri, Ayşe’leri görür. Gözü ve gönlü mühürlü olmayan herkes, o gece dilinde tekbir, elinde bayrakla ülkemizi darbecilere dar eden her biri kahramanlık abidesi kadınlarımızı görür.

Siz o gece … siz o gece, kusura bakmayın söylemek zorundayım, saat 11:15 civarına Atatürk Havalimanına inen, tankları görünce de hemen orada saklanan, sonra arkadaşları gelip tanklarla anlaşıp makam aracı geldikten sonra da Bakırköy Belediyesine sığınan Kılıçdaroğlu olmadınız. Siz o gece F-16’lar bomba yağdırırken, helikopterler mermilerini yağdırırken, tanklar, toplar caddeleri istila ederken, caddelerde, sokaklarda, evet, siz kadınca değil kadın yiğitliğiyle yürüdünüz ve siz analığınızın gereğini orada çok farklı bir şekilde ortaya koydunuz, yılmadınız.

Allah aşkına, cenneti annelerin ayağının altına seren bir din kadını aşağılayabilir mi ya? Lütfen buraya dikkat, babanın ayağı altına sermiyor, annelerin ayağı altına seriyor. Onun için, ben buradan evlatlara sesleniyorum, anaların ayaklarının altını öpmeyi ihmal etmeyin, öpün, orada cenneti bulursunuz, orada cennetin kokusunu hissederseniz, o bambaşka bir dünyadır. Vatanı bile, şuraya bakın, anavatan olarak tanımlayan bir millet kadını yok sayabilir mi? Bizden başka böyle bir millet yok. Topraklarına bile Anadolu diyen bir kültür kadını öteleyebilir mi? Kadın insandır, erkek insanoğlu diyen bir gelenek kadını değersizleştirebilir mi? Elbette hayır. Peki, tüm bu gerçeklere rağmen neden hala birileri kadınlar üzerinden din ve millet düşmanlığı yapıyorlar? Niçin bu kesimler DEAŞ gibi bir katiller sürüsünün kadına yönelik aşağılık tavırlarını Müslümanlara yamamaya çalışıyorlar? Bunlar için mesele kadınlar değildir, kadın hakları hiç değildir, çünkü kadına gerçekten değer verseler, sadece DEAŞ’lı canileri değil, PKK’nın, YPG’nin ölüm makinesine çevirdiği genç kızları da görürler, onlar için de tepki gösterirler. Kandil’e genç kızları kaçıranlar kimler? PKK. Gençleri kaçıranlar kimler? PKK. Diyarbakır Belediyesinin önünde günlerce, haftalarca oralarda ağlayan kimler? Analar analar, onları ağlattılar.

Amaçları kadın hakkı olsa, moda sektörünün kanını emdiği, modern kölelere çevirdiği çocuk yaştaki kızlar için de seslerini yükseltirler. Gayeleri adalet olsa, Arakan’da evlatları gözlerinin önünde katledilen annelere geçmeye çalıştıkları nehirde annesini yitiren kız çocuklarına da sahip çıkarlar.

Niyeti kadının onurunu korumak olanlar, her bir skandalın patlak verdiği sosyete dünyasındaki tacizlere tepkilerini yükseltirler. İslam düşmanı çevrelerin asıl hedefi, kadınları kullanarak insanlığın yegane umudu olan dinimizle hesaplaşmaktır. Niyet temiz olmayınca, eylemin de sonuç üretmesi mümkün olmuyor. Nitekim bu çevrelerde onca medya gücüne, onca propagandaya rağmen bir türlü amaçlarına ulaşamıyorlar.

Değerli hanım kardeşlerim; önümüzdeki süreçte kadınlarımızın, özellikle de Batı ülkelerinde temel hak ve özgürlükleri konusunda ciddi sınırlamalarla karşılaşacakları anlaşılıyor, bunu biz görüyoruz. Avrupa’da yükselen aşırı sağ ve yabancı düşmanı akımlar insanlık dışı fikirleriyle siyasi ve toplumsal hayatı adeta zehirliyor. Kimi popülist Avrupalı liderlerin de maalesef günü kurtarmak adına bu kesimlerin taleplerine boyun eğdiğini görüyoruz.

Bir dönem ülkemizde kadınlara yönelik baskının meşrulaştırma aracı olarak kullanılan kamusal alan-özel alan ayrımı Batı ülkelerinde de giderek yaygınlaşıyor. 28 Şubat döneminde örneklerine sıkça rastladığımız argümanlar Avrupa’da da tedavüle sokulmaya başlandı. Hanım kardeşlerimizin bir dönem Fatih’te, Sultanbeyli’de veya başka yerlerde maruz kaldıkları gayriinsani muamelelere, şimdi sözüm ona demokrasinin beşiği konumundaki kimi Avrupa şehirlerinde rastlıyoruz.

Avrupa’da eğitim-öğretim hayatı engellenen, işinden atılan, baskılar sonucu ekmek kapısı olan ticari işletmesini kapatmak zorunda kalan hanım kardeşlerimizin bulunduğunu görüyoruz, duyuyoruz. Nasıl Türkiye’deki yoz anlayışla demokratik zeminde mücadele etmişsek, giderek yükselen bu tehditlere de aynı şekilde karşı koymalıyız.

Hatta daha ileri gidiyorlar, artık bakıyorsunuz evden yeni doğmuş veya yeni doğmakta olan çocukları alan bir Batı var. Annesinden bir yavruyu ayırmanın ne demek olduğunu ancak anası bilir, annesi bilir. İşte geçenlerde yine biliyorsunuz Hollanda’da olan ve annesi diğer çocuklarıyla –Fatma, öyle miydi- buraya dönen ve baba orada çocuğu kurtarmanın gayreti içerisinde. Bakanımızın ifadesiyle Avusturya, her zaman zaten Avusturya’yla şu anda uğraşıyoruz, herhalde daha da uğraşacağız. Şimdi bu nedir bu? Bu katliamdır, bu cinayettir. Sen benim çocuğumu alamazsın. Onun bakımı şöyleymiş, bakımı böyleymiş, o seni ilgilendirmez, o annesini-babasını ilgilendirir. Hele hele sütteki bir evladı annesinden ayırmanın izahı olabilir mi ya? Bunlar işte şu anda bunu yapıyor. Bu mücadeleyi sadece kadınlar için değil, insanlığın ve demokrasinin geleceği için de yürütmek mecburiyetindeyiz. Bu işte bugün burada olduğu gibi, farklı kökene, inanca, siyasi görüşe sahip dostlarımızla birlikte vermemiz gereken bir mücadeledir.

İnsanlık garip yerlere gidiyor. İşte buyurun, şu anda Kudüs’ün İsrail’in başkenti olma projesi, Amerika diyor ki, ben büyükelçiliğimi Kudüs’e alacağım. Bunlar Ortadoğu’yu tamamen karıştırma projesidir. Bugün grup konuşmamda da ifade ettim, bu Türkiye için bir kırmızı çizgidir. Burada diplomasi olarak ne gerekiyorsa A’dan Z’ye bunu yapacağız. İslam İşbirliği Teşkilatının Dönem Başkanı olarak bizler burada bir liderler zirvesini de süratle toplayacağız, çünkü buna duyarsız kalamayız, sessiz kalamayız. Ve Amerika’nın atacağı bu adımı asla sessiz olarak değerlendiremeyiz, elimizden ne geliyorsa sonuna kadar bunu yapacağız.

“Ben yaptım oldu” anlayışıyla dünyada artık devletler konum belirleyemez. Geçtiğimiz 15 yıldaki demokratik tecrübeleriyle Türkiye bu mücadeleye öncülük edebilecek, rehberlik edebilecek bir ülkedir. Zira bu ülkenin mücadeleci kadınları, demokrasinin ve özgürlüklerinin ne kadar vazgeçilmez olduğunun en yakın şahitleridir. Sizlerden diğer çalışmalarınız yanında bu meseleye de eğilmenizi istirham ediyorum.

Biz bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da kadınlarımızın her alanda en büyük destekçisi olmayı sürdüreceğiz. Bilhassa iş dünyasında girişimci kadınlarımıza her türlü imkanı sunmaya devam edeceğiz.

Ben bu düşüncelerle sözlerime son verirken, bir kez daha İkinci Uluslararası İşte Kadın Zirvesinin tüm kadınlarımız için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum.

Bugün ödül alan kadınlarımızı başarıları, gayretleri ve emekleri için gönülden tebrik ediyorum. İnşallah onların bu başarı hikayelerinin diğer kadınlarımıza da örnek olacağına, ilham vereceğine inanıyorum.

Katılımcılara katkıları için teşekkürlerimi sunuyorum.

AK Parti Kadın Kollarımızı bu güzel etkinlik için de tebrik ediyorum.

Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin, kalın sağlıcakla. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.