Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Grup Toplantisi’nda yaptigi konusmanin tam metni

 

Değerli milletvekili arkadaşlarım, kıymetli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

AK Parti Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısının partimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum. Sizlere meclis çalışmalarında başarılı ve verimli bir hafta geçirmenizi temenni ediyorum.

Geçtiğimiz hafta yaptığımız Grup Toplantımızın ardından Milli Güvenlik Kurulumuzun Kasım ayı olağan toplantısına başkanlık ettik, Çarşamba günü Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın toplu açılış töreninde yatırım bedeli 7,7 milyar lira olan 375 eseri ülkemize kazandırdık.

Bu toplantıda Ana Muhalefet Partisinin başındaki zatın Grup kürsüsünden salladığı kağıtların yalan ve iftira olduğunu milletimize ifade ettik, anlattık. Günlerce kamuoyunu Cumhurbaşkanının yakınları yurt dışındaki bir şirkete milyonlarca dolar para gönderdi diyerek aldatan şahsın ipliğini pazara çıkarttık. Buradan bir kez daha söylüyorum, Cumhurbaşkanının ve yakınının senin şahsında biriken bu tür dolandırıcılıklarla asla alakası ve işi yoktur ve yurt dışına gönderilmiş herhangi bir paraları da kesinlikle söz konusu değildir. Belge diye salladığı ve hepsi de sahte olan kağıt parçalarında zaten bu iddiayı destekleyecek hiçbir bilgi bulunmuyor.

Bu durumda Ana Muhalefetin, diğer adıyla ana hıyanetin başındaki zata çağrımı bir kez daha tekrarlıyorum, şayet iddiasını ispat edebilmiş olsaydı ben Cumhurbaşkanlığı makamından ayrılacak, siyaseti de bırakacaktım. Ortada bu zatın iddia ettiği bir para gönderme işi olmadığına göre, aynı onurlu, haysiyetli, ilkeli tavrı kendisinden bekliyorum.

Salı gününden bu yana CHP’nin başında durduğu her günü, her saati bu zatın sözünü tutamadığı halde gereğini yapmadığı bir zaman olarak kaydediyorum. Gerçi bu zatın daha önce televizyon ekranlarında milletin gözüne baka baka yüzde 40 oy alamazsam, ekranlar buna şahit, bunları gözlerimizle gördük, yüzde 40 oy alamazsam gereğini yaparım dediği ve bunun neredeyse yarısında kaldığı halde kılını kıpırdatmadığını da gayet iyi biliyoruz, buna bütün Türkiye şahit, aslında kendi partisi de şahit.

Bu zat ağzından çıkandan öylesine habersiz ki, mesela geçen hafta Grup konuşmasında uyuşturucu kullanımıyla ilgili Meclis araştırma önergesi verdik, AK Partililer reddetti dedi, öyle mi? Halbuki bu önerge Meclis Genel Kurulunun 2 Kasım tarihindeki oturumunda AK Partili milletvekillerinin desteği ve katkısıyla kabul edilmiş, araştırma komisyonunun kurulmasına karar verilmiştir. Dedim ya, yalanlarla, iftiralarla, eline tutuşturulan kağıtları okumakla öylesine beyni bulanmış ki, gerçek hayatta ne olup bittiğinden haberi yok. Bir başka ihtimal olarak partisi içinden birileri bu konuda da kendisini tongaya düşürdü, artık orasını biz bilemeyiz, meselelerini varsınlar kendi aralarında halletsinler.

Bu zat şimdi de Amerika’nın ülkemize karşı bir silah gibi kullanmaya çalıştığı Zarrab davasıyla ilgili açıklamalar yapacakmış. Madem konuyu bu şekilde gündeme getirdiler, bu meseleyle ilgili birkaç hususu buradan milletimizle paylaşmak isterim.

Değerli arkadaşlar, ekranları başında bizi izleyen sevgili milletim; Amerika’daki dava hukukla, adaletle, ticaretle uzaktan-yakından ilgisi olmayan bir cambaza bak cambaza oyunudur. Bu oyunla bir taşla aynı anda pek çok kuş birden vurulmak hedefleniyor.

Bunlardan biri, Türkiye’nin tüm dikkati ve ilgisi bu davaya çekilerek Suriye ve Irak’ta ülkemiz aleyhine yürütülmek istenen projeye hız verilmek istenmesidir. Davanın projesi Amerikan yönetimi içindeki bir gruba aittir, malzemelerinin temini görevi de FETÖ’ye ve CHP’ye verilmiştir. Amerika’da ülkemizdeki 28 Şubat dönemine benzer bir süreç yaşanıyor. Kritik kademelerde söz sahibi olan eski yönetim bakiyesi bir grubun ülkemiz konusunda sandıktan çıkan Trump yönetiminin idaresine aykırı olarak bambaşka bir politika izlediği anlaşılıyor. Bizim muhatabımız, demokrasiye olan saygımız sebebiyle seçimle işbaşına gelmiş olan yönetimdir, yani Sayın Trump’tır ve öyle de kalacaktır.

Bizi İran’la ticaretimiz sebebiyle yargılamaya kalkanların niyeti, sınırlarımızın boyunca kurmaya çalıştıkları on binlerce kişilik terör ordusunu gözlemektir. Nitekim seyrine baktığımızda bu davanın ülkemizi bölgedeki iddialarından ve kazanımlarından vazgeçirmek için bir şantaj aracı olarak kullanılmak üzere gündemde tutulduğu açıkça görülüyor. Öyle ki, bize karşı en küçük bir muhabbetleri olmadığını bildiğimiz kişiler dahi bu aleni tezgah karşısındaki isyanlarını dile getirmekten kendilerini alıkoyamadılar.

Öncelikle bu davanın gerçekte ne olduğuna şöyle bir bakmakta fayda var. İddianameye bakılırsa davanın konusu, Amerika’nın İran’a uyguladığı yaptırımların delinmesine yönelik bir planın ortaya çıkartılmasıdır. Yine iddianameye göre, Türkiye İran’dan aldığı doğalgazın parasını kendi bankalarında tutmak yerine, birtakım yol ve yöntemlerle asıl alacaklıya, yani İran’a aktarmış. Davanın sanıkları bu amaçla Amerika’yı dolandırmak, ilgili yasaları ihlal etmek, kara para aklamak gibi işlemler için komplo kurmakla suçlanıyor. Esasen Amerika’nın İran’a yaptırımlarını en başta kendi şirketleri olmak üzere Batının değişik ülkeleri delmiştir, bundan ya haberleri yok ya da burada da aynı şekilde bir provokasyon devam ediyor. Bu konuda pek çok banka Batıda suçlamalarla karşılaşmış ve milyarlarca avro ödeme yapmışlardır.

Ekonomik bir suçun cezasının da ekonomik olacağı ilkesi sebebiyle, haksız bile olsa bu yöndeki işlemlerin takibinin ve tartışmasının kendi zemininde yapılması gerektiğine inanıyoruz. Ancak, burada İran’a yaptırımların ihlaliyle ilgili diğer süreçlerden farklı bir yol izlenmiş, ceza davası açılması yoluna gidilmiştir. Duruşmalarda da davanın asıl konusu üzerinde neredeyse hiç durulmadan, ülkemizi uluslararası alanda karalamaya yönelik bir mizansen sahnelenmektedir. Davalıların beyanlarından savcıların sorularına, delil diye salonda gösterilen materyallere kadar her şey bu mizansenin bir parçasıdır.

Bu davanın Amerikan kamuoyundaki, medyasındaki yansımalarına baktığımızda ise bambaşka bir manzarayla karşılaşıyoruz. Amerikan medyası Zarrab davasını, Rusya, Flynn, Trump başlıklarıyla birlikte değerlendiriyor. Bir başka ifadeyle, bu dava Amerikan iç siyasetindeki büyük çekişmenin, büyük kavganın bir malzemesi olarak da algılanıyor. Avrupa medyasındaki analizlerin de aynı yönde şekillendiğini görüyoruz.

Kardeşlerim, bu fotoğraf bize şunu anlatıyor: Ortada FETÖ’nün ve ana muhalefetin güdümündeki birtakım çevrelerin iddia ettiği bir yolsuzluk soruşturması, bir yolsuzluk davası yoktur. Amerika’daki davanın özünde de böyle bir iddia söz konusu değildir, zaten de olamaz. Nasıl 17-25 Aralık’ta yolsuzluk görüntüsü altında ülkemizdeki anayasal düzeni emniyet-yargı darbesiyle yıkma çabası varsa, Amerika’daki davada da aynı amacı uluslararası alanda gerçekleştirme niyeti vardır. Davanın iddianamesindeki komplo iddiası doğrudur, ama bu komplo Amerika’ya değil, Türkiye’ye karşı kurulmuş bir komplodur. Bu dava 17-25 Aralık ve 15 Temmuz’un devamı olan FETÖ’nün sürecin tam göbeğinde olduğu bir uluslararası darbe girişimidir.

Şimdi ben buradan Amerika’ya sesleniyorum: Hala 15 Temmuz FETÖ darbe girişimini anlayamadınız mı, anlamayacak mısınız? Şu anda Türkiye’nin yargısı, başta FETÖ olmak üzere bunların bütün suçlularını yargılayıp ağırlaştırılmış müebbet hapse, müebbet hapse mahkum ederken, bunların dosyaları da sizlere gelirken, hatta bunların çok ciddi bir kısmı Amerika’ya ve Batıya kaçmışken, siz hala neyi gizlemeye çalışıyorsunuz? Ve şu anda görmekte olduğunuz bu dava ile bunların da ilişkisinin olmasını görmeniz lazım ve onlar da şu anda bu davaları da ayrıca takip ediyorlar.

Ayrıca, hiç kimsenin Türkiye gibi bir ülkeyi Amerikan iç siyasetindeki çekişmelerin, Amerika’nın bölgemizdeki politikalarına ilişkin görüş ayrılıklarının malzemesi haline getirmeye de hakkı yoktur.

Geçtiğimiz günlerde ülkemize sığınılan ve bu sığınmayla beraber de PYD, YPG yöneticisi Suriye’de Amerika’nın bu terör örgütünü korumak, bunun altını çiziyorum, bu terör örgütünü korumak, kollamak, büyütmek için neler yaptığını hiçbir inkara meydan vermeyecek açıklıkta anlatmıştır. Bunu zaten bizler de görüntülerle, her şeyle tespit etmiş vaziyetteyiz, bunları biliyoruz. Sırf Türkiye’nin operasyonlarına engel olmak için bu teröristleri ve silah gücünü Amerikalı personelin koruması altına alan bir müttefikin müttefikliğini biz nasıl kabul edeceğiz, böyle müttefiklik olur mu?

DEAŞ bahanesiyle yürütülen bu sinsi oyunun gizlenebilecek tarafı kalmamıştır. Bize kimse DEAŞ’la mücadele konusunda ahkam kesmeye kalkmasın, çünkü Türkiye DEAŞ’la fiilen savaşan net NATO ülkesidir.

Şimdi buradan bir şeyi aklıyorum; Rakka operasyonundaki DEAŞ militanlarının sürüleceği yer neresi biliyor musunuz? Evet, Mısır Sana Çölü, oraya ve orada onlar istihdam edilecekler, görevlerini daha sonra yakından takip edeceğiz. Masaya oturunca, lafa gelince hassasiyetlerinize saygı duyuyoruz deyip de sahada Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerine karşı her türlü ihaneti yapan bir müttefikle kendimize nasıl ortak bir gelecek kurabiliriz?

Biz terör örgütünün Suriye’deki uzantılarını bugün olmazsa yarın, ama çok yakında mutlaka tamamen imha edeceğiz. Bugüne kadar dost kabul ettiğimiz güçlerin personeline zarar vermeme hassasiyetiyle çok dikkatli hareket ettik, bunun devamı ancak bizim hassasiyetlerimize riayet edilmesiyle mümkündür. Yaptırımları ihlal etme iddiasıyla bizi Amerika’da çarmığa germeye çalışanların burnumuzun dibinde terör devleti kurma girişimini herhalde eli kolu bağlı seyredecek değiliz, bunu da böyle bilsinler.

Teröriste hangi isim verildiğinin, hangi üniforma giydirildiğinin, hangi paçavranın altında saklandığının bizim için bir önemi kalmamıştır. Vatanımızın güvenliği, devletimizin egemenliği, milletimizin bağımsızlığı söz konusu olduğunda bizim için diğer her şey teferruattır. Sakın ha PYD demeyin, sakın ha YPG demeyin, sakın ha PKK demeyin, ne deyin, Suriye Demokratik Güçleri, SDG deyin; yutarlar, tezgah bu. Bu tezgahı da iyi bilelim. Ya biz Özgür Suriye Ordusunu ey Amerika, seninle beraber kurduk ya, bunun adımını sizden önceki Obama yönetimiyle beraber kurduk. O zaman SDG diye bir şey yok, PYD vardı, YPG vardı, ama hepsinin anası-babası PKK vardı. Ve beraber Özgür Suriye Ordusu’nu DEAŞ’a karşı kurduk, ama siz şimdi yeni bir manevrayla Özgür Suriye Ordusunu da bir tarafa koyun, eee ne olacak? SDG’yi kurduk. Onunla yeni bir aldatmaca; artık bunu bize yutturma mümkün değil.

Efendim? Bu arada Tayyip dedeler, torunlar çoğaldı maşallah.

Türkiye’ye sahada her türlü tuzağı kurarken politika arenasında her türlü riyakarlığı sergileyenlere daha fazla tahammül etmek zorunda değiliz. Bu konu bizim için bir taktik değil bir beka meselesidir. Bundan sonra kimin nerede ne dediğine değil sahada kimin ne yaptığına bakacak ona göre hareket edeceğiz.

Bu vesileyle çok önemli bir konuya değiniyorum; Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı almaya hazırlandığı yönündeki haberlerle ilgili üzüntülerimi bir kez daha ifade etmek istiyorum. Sayın Trump, Kudüs Müslümanların kırmızı çizgisidir. Filistin halkının yaraları kanamaya devam ederken, her gün hak ihlalleri, zulümler, baskılar sürerken İsrail’e destek mahiyetinde böyle bir kararın alınması, sadece uluslararası hukukun ihlali değil aynı zamanda insanlık vicdanına da vurulmuş ağır bir darbedir.

İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olarak bu konunun sonuna kadar takipçisiyiz. Eğer böyle bir adım atılacak olursa, hemen 5-10 gün içerisinde İslam İşbirliği Teşkilatı liderler zirvesini İstanbul’da toplayacağız. Ve sadece bununla da kalmayacağız, bu liderler zirvesiyle beraber de çok daha önemli etkinliklerle tüm İslam dünyasını o zirvede hareketlendireceğiz. Zira sıradan bir olay değil bu olay. Amerika bütün işleri bitirdi de şimdi bu mu kaldı? DEAŞ’la da işi bitirdi, bu mu kaldı? Şu anda Netanyahu İsrail’de kendi içinde iç hesaplaşmalarını bitiremiyor. Ve biz kesinlikle son ana kadar buradaki mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz, kaldı ki bu bizim diplomatik ilişkilerimizi İsrail’le koparmaya kadar da gidebilir. Amerika’yı, bölgedeki sorunları daha derinleştirecek böyle bir adım atmaması konusunda buradan bir kez daha ikaz ediyoruz; böyle bir şey olamaz, böyle bir adım atamazsınız. Zira artık dünya bir bütündür, bu bütünün içerisinde sizler ben istediğim gibi hareket ederim noktasında hareket ettiğiniz takdirde bu bölgede meydana gelecek sıkıntıları göz ardı edemezsiniz.

Kardeşlerim; geldiğimiz şu noktadan itibaren her kim Amerika’daki davayı Türkiye’nin iç siyasetinde bir malzeme olarak kullanmaya kalkarsa, o da aynı ihanetin ortağı demektir. Amerika’daki mahkemede dile getirilen iddiaların değerlendirilmesini bizim yargımız yapmıştır, hükmünü de vermiştir. Bu iddiaların siyasi bir faturası olacaksa, onu kesecek olan da bizim milletimizdir. Meselenin görüşteki sebebi olan İran’la ticaretimizde de haklı olan taraf biziz, kusura bakmasınlar, kiminle ticaret yapacağımızın kararını biz veririz, başkaları değil.

Öncelikle Türkiye tüm ülkeler için bağlayıcılığı olan Birleşmiş Milletler kararlarına uymuştur. Öte yandan bilindiği gibi, Türkiye-İran sınırı Amerika’nın kuruluşundan çok önce 1639 yılında belirlenmiştir. Tarihi süreç içinde bu ülkeyle pek çok anlaşmazlığımız, pek çok gerilimimiz olmuştur, bugün de anlaştığımız konular vardır, anlaşamadığımız konular vardır, ama bu ülkenin halkıyla çok kadim, çok derin, insani ve kültürel ilişkilerimiz bulunuyor. İran’la ticaretimizin ana kalemini doğalgaz ithalatımız oluşturuyor, petrol ithalatımız oluşturuyor. Hatta biz, Amerika İran’la petrol ticaretimizle ilgili miktar azaltması yönünde ricada bulunduğunda onları da kırmadık, İran’dan petrol ithalatımızı belli bir oranda da düşürdük, buna karşılık birçok ülke İran’dan petrol ithalatlarını neredeyse hiç azaltmadılar. Bırakın onu, Amerika’nın kendi önemli marka firmalarının bugün İran’da ürünleri var, Batının değişik ülkelerinin bugün İran’da otomobil noktasında çok ciddi oranda oraya mal ihraç ediyorlar, ülkelerin adını vermeyeceğim, ama Batının en güçlü olan ülkeleri. Doğal gaz ise bizim hem sanayideki, hem elektrik üretimindeki, hem konutlardaki yaygın kullanımı sebebiyle stratejik bir ürün. Üstelik yaptırımlar döneminde Türkiye’nin doğalgaz için ikame bir kaynağı da bulunmuyordu. Netice olarak, biz İran’la ilişkilerimizi sürdürürken mümkün olan noktalarda Amerika’nın taleplerini de dikkate aldık. Buna karşılık, Amerika’dan aynı anlayışı göremediğimizi de belirtmek durumundayım.

Türkiye’nin Amerika’ya karşı bir planı yoktur, ama Amerika’nın bize karşı bir planı olduğu artık iyice anlaşılıyor. Buna nereden geliyorsunuz? Nereden gelmeyelim, Kuzey Suriye, en doğusundan al şöyle batıya doğru orada bir terör koridoru oluşturulduğunu görüyoruz ve bu terör koridoru içerisindeki kurulmakta olan üsler, işte geçenlerde de yine söylemiştim hatırlayın, yaklaşık bin 300’dü tır olarak, bu sayılar tırmandı tırmandı tırmandı 2 binin üzerine, 3 binin üzerine çıktı ve tırlarla zırhlı taşıyıcılar, silah, mühimmat bu bölgeye geldi.

Peki, bu silahlar bu bölgeye niye gelir? Nerede kullanacak bunu Amerika, DEAŞ’a karşı mı kullanacak? Ya DEAŞ diye bir şey mi kaldı orada? Yok. Suriye’ye karşı mı kullanacak? Yok, Suriye’yle koalisyonda. Kime karşı kullanacak, Irak’a karşı mı kullanacak? Yok, Irak’tan zaten geldi girdi. Kime karşı kullanacak? Ya İran, ya Türkiye, sıkıysa Rusya, başka var mı? Şimdi ben doğruları söylemek zorundayım, ben bunu Sayın Trump’ın da kendisine söyledim. Nasıl dedi buraya bu kadar silah gelir? Verdikleri bize neydi biliyor musunuz? Bütün seri numaralarını belirledik ve DEAŞ buradan gittikten sonra bu silahları alacağız. Tamam, DEAŞ filan kalmadı orada şimdi, Rakka’dan da gittiler, silahlar hala geliyor, üslerin sayısı artıyor. Niye bu üslerin sayısı artar, neden? Kusura bakmasınlar, adım adım her şeyi takip ediyoruz, biz de gereği neyse bunu yapmanın mecburiyeti içerisindeyiz.

Kardeşlerim; Türkiye şantajlara teslim olup kendisi için hayati önem taşıyan konulardaki tüm iddialarından, tüm kazanımlarından vazgeçmeyle mücadelesini devam ettirme tercihlerinden biriyle karşı karşıyadır. AK Parti olarak biz bu yol ayrımıyla ilk defa karşılaşıyor değiliz, geçtiğimiz 15 yılda pek çok defa teslimiyetle mücadele tercihi bizim önümüze çıktı. Ülkeyi babalarının malı gibi gören vesayet güçleriyle kavgamızda bu tercihle karşılaştık.

IMF anlaşmaları başta olmak üzere, onu da o şekilde bizim önümüze getirdiler, öyle dayattılar bize, şunu yapacaksın, bunu yapacaksın. O ayrıldığım Davos’ta onlara şunu söyledim: Siz paranızın sahibisiniz, siyaset bize aittir dedim. Ve taksitlerinizi alıyor musunuz? Alıyorsunuz. Zaten biz bu ödemeleri bitirecek, ilişkilerimizi de keseceğiz dedik. 2013, IMF’e 23,5 milyar dolarlık borcumuz ne oldu? Bitti. Şimdi ilişkimiz var mı? Yok, mesele bu kadar basit.

Hukukun ve bürokrasinin imkanları kullanılarak esir alınmaya çalışıldığımızda da biz bu tercihle baş başa kaldık. Darbeciler silahlarıyla, tanklarıyla, toplarıyla üzerimize geldiğinde yine bu tercihle karşılaştık, her seferinde mücadeleyi tercih ettik, işte ülkemizi de bugünlere getirdik.

Şimdi buradan milletime soruyorum; bugün bize yapılan şantaja boyun eğip, ülkemizin anahtarlarını bunların taşeronları olan FETÖ’ye ve CHP’ye mi teslim edelim, yoksa her zaman olduğu gibi mücadele yolunu mu seçelim? Bu soruyu gittiğim her yerde, her meydan milletime soruyorum, soracağım. Sevgili gençler, beşer planında hiçbir gücün önünde biz bugüne kadar eğilmedik, eğilmeyiz. Biz sadece ve sadece Rabbimizin huzurunda rükuda ve secdede eğildik, orada eğilmeye devam edeceğiz. Unutmayın, milletin kurduğu ve milletle birlikte yol yürüyerek bugüne gelen AK Partinin Genel Başkanı, ülkemizin doğrudan halkın oylarıyla göreve gelmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak bu sorunun cevabını gayet iyi biliyorum. Milletimiz bugüne kadarki her meselede olduğu gibi, bu şantaj karşısında da mücadele yolunu işaret edecektir, çünkü milletimiz meydanı Gezi’de sokakları ateşe veren vandallara bırakmadı. Ben bu milletle iftihar ediyorum. Çünkü milletimiz çukur eylemlerinde bölücü teröristleri açtıkları o çukurlara gömdü, çünkü milletimiz 15 Temmuz’da FETÖ ihanet çetesinin karşısına canı pahasına dikilip destan yazdı ve Batı vesaire, bunlar en az 3 gün, 4 gün, 5 gün, bir hafta geçtikten sonra bizi aramaya başladılar. Hiç umurlarında bile olmadı, hatta bazıları sevindiler, zil takıp oynayanlar oldu gayet iyi biliyorum, gittiler, gidiyorlar dediler gayet iyi biliyorum; ama onların o hayalleri 16 saat sürdü, 16 saat sonra her şey bitti. Bilmiyorlardı ki bu millet yola çıktığı zaman;

“Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın,

Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın,

Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın,

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.”

Hamdolsun, bu millet işte o akşam tankların, topların, F-16’ların, helikopterlerin karşısına o yürekleriyle çıktı ve onlar püskürttü. Şimdi onlar nerede? Bir kısmı cezaevlerinde, bir kısmı yurt dışında; ama biz buradayız, gazilerimizle buradayız, şehitlerimizle buradayız, ama buradayız.

Milletimiz yıllardır sandık başında bunların siyasi ayaklarına her zaman dersini verdi, çünkü milletimiz bize verdiği destekle dünya 5’ten büyüktür diyerek küresel zulüm düzenine başkaldırmamızı sağladı. 15 yıldır ülkemizin maruz kaldığı saldırılara eyvallah etmeyen milletimiz, inşallah bu şantaj sirkini de tertipçilerinin başına geçirecektir.

Şunu unutmayınız: Türkiye asla şu veya bu coğrafyanın, şu veya bu güç odağının kayıtsız şartsız tabisi olamaz. Şunu da unutmayın: Bu millet bugüne kadar kula kul olmadı, bundan sonra da kula kul olmayacaktır. Biz sadece ve sadece Allah’a kul olduk, Allah’a kul olmaya devam edeceğiz. Elbette Türkiye bunların hepsiyle siyasi, ekonomik ve insani ilişkiler kurar, karşılıklı işbirliği yapar. Ama Türkiye bunların hepsini de kapsayan ve fakat hepsinin de üzerinde olan müstakil tarihi geçmişi, müstakil siyasi gücü, müstakil ekonomik potansiyeli, müstakil hesabı kitabı, politikası olan bir ülkedir. Anlaşılan o ki bizi bir kabile devleti gibi, nevzuhur bir millet gibi görenlere bu gerçekleri zaman zaman hep birlikte ne yapacağız, anlatacağız, hep birlikte anlatacağız. Kapı-kapı dolaşarak anlatacağız. Ana kademe size sesleniyorum; kapı-kapı dolaşarak anlatacağız. Kadın Kollarımıza sesleniyorum; kapı-kapı dolaşarak anlatacağız. Gençlik Kollarımıza sesleniyorum; kapı-kapı dolaşarak anlatacağız.

Türkiye’yi bu şekilde kabul edip eşit şartlarda ilişki kuranlara yüreğimizi ve kollarımızı sonuna kadar açarız.

Değerli arkadaşlar; geçtiğimiz hafta Kars, Iğdır, Ağrı ve Muş illerimizde hem oralardaki vatandaşlarımızla hasret giderdim, hem de partimizin gerçekten çok ama çok coşkulu kongrelerine katıldım. Yani kapalı spor salonları tıklım tıklım dolu, ama dışarıda da en az salon içerisindekiler kadar hamdolsun izleyiciler vardı. Hepsiyle bir olduk. Sinop’a da geleceğim inşallah. Bu ziyaretlerimde bölgede bir dönem oldukça kasvetli hale dönüşmüş olan havanın büyük ölçüde dağıldığını gördüm. Düzce’ye de geleceğim, gelmez olur muyum ya, geleceğim. Rabbim ömür verdikçe, bu can bu tende oldukça evelallah buraların hepsine de geleceğim, ziyaretlerimi devam ettireceğim. İnsanlarımızın gözündeki umut ışığı her zamankinden daha canlıydı. Coşku, heyecan bambaşkaydı, Rabbime hamd ettim; bizlere ya Rab, bugünleri gösterdin. Ve vatandaşlarımızın o dışarıdaki, yollardaki coşkusu bambaşkaydı. Bölücü örgütün ve onun güdümündeki partinin zehir saçan dilinin büyük ölçüde etkisini kaybettiği anlaşılıyor. Bu noktada bize çok büyük görev düşüyor. Dün Merkez Yürütme Kurulumuzda da ifade ettim; güvenlik güçlerimiz bölücü örgütün silahlı unsurlarını birer-birer ortadan kaldırıyor. Hamdolsun şurada geçtiğimiz bir hafta içinde bin terörist etkisiz hale getirildi. Üzerine üzerine gidiyoruz. Hep diyorum ya, ne diyorum? Bunların inlerine gireceğiz dedim ya ve Tendürek’te de, Cudi’de de, Gabar’da da, Beslerderesi’nde de, Kandil’de de biz evelallah F16 oluruz helikopterlerimizle beraber oralara ineriz. Milletimizin huzuru için, refahı için bu adımların hepsini attık atıyoruz. Şehitlerimize bu vesileyle Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize şifalar diliyorum. Durmak yok, durmak yok… Çünkü biz gençler, biz ne olacağız? Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet; Rabia’mız bu, bunu başaracağız. Bunun için de ne yapmamız lazım? Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız, olay bu.

Terör örgütünün emrine girmiş olmaları sebebiyle görevden alınan belediye başkanlarının yerlerine atanan kayyumlar gerçekten çok önemli hizmetlere imza atıyorlar. Şimdi sıra bizde, esasen bu bölgedeki kardeşlerimizle en kolay, en samimi, en güçlü ilişkiyi kuracak olan bizleriz. Milletimizle aramıza girenler çekildiğine göre şimdi çalışma zamanıdır. Milletimizin gönlünü kazanarak yeniden bölgede hak ettiğimiz konuma gelmemiz gerekiyor. Buralardaki kardeşlerimizin kalplerini kazanacak adımları süratle atmalıyız. Bakanlarımızı, milletvekillerimizi, teşkilatlarımızı seferber ederek 2019 yılına kadar yeniden milletimizle hemhal olmalıyız. 2011 seçim kampanyamızın o güzel şarkısını hatırlıyorsunuz değil mi? “Aynı yoldan geçmişiz biz, aynı sudan içmişiz biz, yazımız bir, kışımız bir, aynı dağın yeliyiz biz. Şarkılar bir, türküler bir, hep beraber söyleriz biz. Halaylar bir, horonlar bir, aynı sazın teliyiz biz. Gönüller bir, dualar bir, bir Allah’ın kuluyuz biz. Has bahçemiz yurdumuzdur, aynı bağın gülüyüz biz.” Has bahçemiz olan yurdumuzda kendimize daha müreffeh, daha güçlü, daha güvenli bir gelecek inşa etmek için çalışıyoruz. Bunu başarabilmemiz ise, ülkemizin 81 vilayetindeki vatandaşlarımızın yüreklerini aynı hedefler için atmasını sağlamamıza bağlı; onun için teşkilatımdan bunu bekliyorum. 2019 seçimleri işte bunun için bir imtihan olacaktır; 2019 Mart, 2019 Kasım. Bu konuda ben sizlere güveniyorum. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Sözlerime son vermeden önce, dinliyor musunuz, önemli bir yere geldim. Sözlerime son vermeden önce, yaklaşık 900 bin çalışanımızı ilgilendiren ve kamuoyunda taşeron olarak bilinen alt işveren işçileriyle düzenleme konusundaki düzenlemeye değinmek istiyorum. Kamudaki 450 bin ile belediyeler ve il özel idarelerindeki 400 bin işçimiz çalıştıkları yerlerdeki belediye iktisadi teşekküllerinde istihdam edilecekler. 23 bin mevsimlik işçilerin halen en fazla 5 ay 29 gün olan çalışma süreleri de 9 ay 29 güne kadar çıkartılabilecek. Yine kamuda 4/C statüsünde çalışan kardeşlerimiz de 4/B kadrosuna alınıyor. Böylece kamuoyumuzda uzun zamandır tartışılan bu meseleyi kökten çözmüş oluyoruz. Nasıl? Nasıl? Böylece inşallah bu sorun ortadan kalkıyor, artık bu aradaki komisyonlar, taşeronlar tamamen ortadan kalkıyor, hepsi değerli kardeşlerim böylece işçi kadrosuyla görev alıyorlar. Belediyelerde de belediye şirketlerinin, iktisadi teşekküllerinin inşallah personeli olarak göreve devam ediyor. Yanlış var mı? Hayırlı olmasını diliyorum.

Bu duygularla bir kez daha sizlere Meclis çalışmalarında başarılı verimli bir hafta diliyorum. Taşeron konusunda da gerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanıma, gerek Maliye Bakanıma, tabii ki başta Başbakanım olmak üzere bütün emeği geçenlere de teşekkür ediyorum.

Kalın sağlıcakla. 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.