Cumhurbaskani Erdogan’in Sivas 6. Olagan Il Kongresi’nde yaptigi konusmasinin tam metni
Bugün AK Parti Sivas İl Teşkilatımızın 6. Olağan Kongresini gerçekleştiriyoruz. Siz dava arkadaşlarımla biraraya gelmekten duyduğum bahtiyarlığı, memnuniyeti özellikle ifade etmek istiyorum.
Buradan tüm Sivaslı kardeşlerimi, tüm Yiğidoları gönülden selamlıyorum. Sivas’ın ilçelerindeki, köylerindeki, mahallelerindeki her bir vatandaşıma selam ve muhabbetlerimi iletiyorum.
Sözlerimin hemen başında 16 Nisan halkoylamasında yüzde 71.3 ile cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine evet diyen tüm Sivaslı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Sizler 16 Nisan günü bir kez daha tarih yazdınız, sizler yüzde 71.3 oy oranıyla büyük ve güçlü Türkiye’nin yolunu açtınız, Rabbim sizlerden razı olsun. İnşallah Sivaslı kardeşlerim aynı başarıyı 2019 yılındaki cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle ilgili seçimde de tekrarlayacaktır hiç şüphem yok. 2019 seçimlerinde yine Yiğidolara yakışan bir oy oranıyla 16 Nisan’da başlattığımız işi bitireceğimize inanıyorum.
Sivas İl Kongremizin 2019 seferimizde çok önemli bir dönüm noktası olarak görüyorum.
Gerek ana kademimize, gerek kadın kollarımıza, gerek gençlik kollarımıza buradan şükranlarımı ifade ediyorum.
Kongremizin şehrimiz için, tüm Sivaslı kardeşlerim için, hepsinden önemli ülkemiz, milletimiz, bölgemiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Kuruluşundan bugüne kadar AK Parti Sivas teşkilatımızda vazife üstlenmiş tüm kardeşlerime en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Ahirete irtihal etmiş olanlara Rabbimden rahmet ve mağfiret diliyorum.
Bugün görevi devreden dava arkadaşlarıma partim adına teşekkür ediyor, bayrağı devralan kardeşlerime de Mevla’dan muvaffakiyetler diliyorum.
Biraz sonra açılışını yapacağımız toplam yatırım bedeli 800 milyon lira olan, yani 800 trilyon lira olan 53 eser ve hizmetin Sivaslı kardeşlerime hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Bu eserleri şehrimize ve ülkemize kazandıran tüm kurumlarımızı, bakanlıklarımızı, belediyelerimizi gönülden tebrik ediyorum. AK Parti olarak 2002 yılında başladığımız hizmet seferimizi durmak yok yola devam diyerek devam ettireceğiz. Gecemizi gündüzümüze katarak Türkiye’yi 2023 hedeflerine inşallah adım adım taşıyacağız.
Peygamberi Zişan Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam ne buyuruyor: “İki günü birine eşit olan zarardadır, ziyandadır.” Öyleyse bu tavsiyeyi kendimize rehber kılarak çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
Kardeşlerim; son yıllarda bölgemizde meydana gelen hadiseler millet ve ümmet olarak ne kadar ağır bir imtihandan geçtiğimiz ortaya koyuyor. Sizlerin de takip ettiği gibi, ülkemizin merkezinde yer aldığı coğrafya gerçekten kasvetli günler yaşıyor, bir sorunu çözmeden yenisiyle, bir badireyi atlatmadan daha büyüyle karşılaşıyoruz. Irak meselesinde mesafe aldığımıza sevinirken, ertesi gün Körfez’den bakıyorsunuz sıkıntılı haberler geliyor. Afganistan’da başarı kazandığımız bir anda, bir anda bu sefer Pakistan’da sıkıntılar nüksediyor. Somali’de açlığa bir nebze olsun çözüm bulduk derken, bu kez Yemen’deki, Arakan’daki mazlumların feryatlarıyla yüreğimiz dağlanıyor. 7 yıldır süren ve 1 milyon kardeşimizin canına mal olan Suriye krizini hal yoluna koymak için adım attığımız günlerde, bir bakıyorsunuz Kudüs’te yeni bir provokasyon önümüze çıkıyor. Türkiye, barış, istikrar ve güvenlik için çalıştıkça, birileri de çatışma ve savaş için gayret gösteriyor. Biz akan kanı durdurmak için imkanlarımızı seferber ederken, birileri de İslam dünyasını gözyaşına boğmak için uğraşıyor.
Bu amaçla etnik ve mezhebi farklılıkları kışkırtıyorlar. Bu amaçla terör örgütlerini en modern silahlarla donatıyorlar. Bu amaçla sahte duvarlar üzerinden ülkemize ekonomik ve siyasi saldırılar düzenleniyorlar. Kirli planlarını gerçekleştirmek için asırlardır altında kendi imzaları olan Birleşmiş Milletler kararlarını dahi ayaklar altına almaktan çekinmiyorlar. Son 7 yılda gözlerimizin önünde işlenmeyen vahşet kaldı mı? Paçavraya çevrilmeyen prensip, ilke, değer kaldı mı? Kardeşi kardeşe düşürmek için yapılmadık provokasyon kaldı mı? Maalesef hepsi de yapıldı.
İnsanlık son birkaç yılda gördüğü çifte standarda, vicdanların oluk oluk kanadığı gelişmeler tarihinin pek az döneminde şahit olmuştur. Sözde ileri demokrasinin beşiği ülkeler ne yazık ki en temel hak ve özgürlükler buralarda fütursuzca katlediliyor. Bizden bu tabloya sessiz kalmamızı istiyorlar, köşemize çekilmemizi, adaletsizliğe boğun eğmemizi, çocukların kanları üzerine inşa ettikleri zulüm düzenine rıza göstermemizi bekliyorlar. Bizden değerlerimizi ayaklar altına alarak teslimiyet yolunu seçmemizi talep ediyorlar.
Kardeşlerim; Müslüman, hele de bu Müslüman Türk ise cesur insandır, bu böyle biline. Biz, kim var diye seslenilince sağına ve soluna bakmadan fert fert ben varım diye haykırmayı hayatının merkezine yerleştirmiş insanlarız. Bizim için zalimin de, mazlumun da kim olduğunun önemi yoktur. Tavrımızı muhataplarımızın kimliğine, diline, dinine, gücüne göre değil, haklı mı, haksız mı olduğuna bakarak belirleriz, zalim öz kardeşimiz de olsa karşısına dikilmekten çekinmeyiz; tarihimizde bunun sayısız örneği vardır. 1492 yılında, ey İsrail, Yahudiler İspanya’dan göçe zorlandığında onlara kapılarını açan biz olduk, bizim ecdadımız oldu. Osmanlıya Yahudi göçleri bu tarihlerle sınırlı değildir. 19. yüzyılda Yahudiler Rusya’da yaşadıkları baskılar karşısında yine kurtuluşu Osmanlıya sığınmakta buldular. İkinci Dünya Savaşında zulümden kaçanlara kucağını açan yine biz olduk.
Bakınız, bu konuda bir Alman seyyah şöyle bir tespitte bulunuyor: “Yeryüzünde Yahudiler herhangi bir memleketten kovuldular mı doğru Türkiye’ye sığınırlar.” Gerçekten de Anadolu asırlarca zulüm gören herkes için bir eman yurdu, bir güven kapısı olmuştur, bu çok anlamlıdır. Bu topraklar adına ve şanına yaraşır bir şekilde tüm ihtiyaç sahiplerinin sığındığı yegane sığınaktır. Bu milletin geçmişinde ey İsrail, asla holokost yoktur, soykırım yoktur, bunu böyle biliniz. Bu milletin tarihinde etnik temizlik yoktur, katliam, zulüm, işkence yoktur. Bu devletin mazisine sömürgecilik yoktur, işgal ve talan yoktur. Çok şükür çiğ süt içmedik ki karnımız ağrısın, Allah hamdolsun alnınız ak, başımız dik, böyle yürüdük, böyle yürüyoruz. Biz bugün haksızlık karşısında tepkimizi en net şekilde ortaya koyabiliyorsak, bunu şanlı tarihimizden aldığımız kuvvetle yapıyoruz. Zalimler karşısında sesimizi yükseltirken, gücümüzü ecdadımızın bize bıraktığı o tertemiz sicilden alıyoruz. Ecdat nasıl geride hala hayırla yad edilen bir miras bırakmışsa, bizim de evlatlarımıza her daim iftihar edecekleri bir miras bırakmamız gerekiyor. Şüphesiz bunun yolu da bu tür zor zamanlarda sağlam bir duruş sergilemekten geçiyor. Türkiye, hakikatin hatırını çıkar hesaplarına kurban etmeyecek kadar güçlü bir ülkedir. Bu millet, tavrını birilerinin cüssesine göre belirlemeyecek kadar cesur bir millettir.
Şarkışla, şu anda çay zamanı değil koşma zamanı. Çayı her zaman içeriz, ama şu anda koşmamız lazım.
Biz birilerinin tehditlerinden yılacak, şantajlarına boğun eğecek bir millet değiliz, olamayız. Bizim bu vasfımızı bakınız istiklal şairimiz Mehmet Akif nasıl anlatıyor:
“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem,
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım,
Boğamazsam da hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam,
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir aşıkım istiklale,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle.
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git diyemem, aldırırım,
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu.”
Evet kardeşlerim; biz mert ile namerdin, korkakla cesurun tevfik olduğu bugünlerde mazlumların yanında olmaya devam edeceğiz. Değerli kardeşlerim; işte bu anlayışla ilk kıblemiz, gözbebeğimiz Kudüs konusunda tüm imkanlarımızı sonuna kadar kullanacağız. Amerika’nın meşum kararını ilan edeceğini açıkladığı Salı gününden bu yana çok yoğun bir telefon diplomasisi yürüttük. Şimdiye kadar Papa dahil birçok devlet ve hükümet başkanıyla görüşmeler yaptım, muhataplarımıza bu meselenin sadece Müslümanları ilgilendiren bir konu olmadığını, bunun yanında Hıristiyanların haklarının gasp edildiğini ifade ettik, hatta bir kısım Yahudilerin de burada söz konusu olduğunu da anlattık. Amerika’nın bu adımının tamamıyla evangelist bir yaklaşım olduğunu da çok açık ve net ortaya koymak durumundayım. Amerika’nın bu adımının ne uluslararası hukukla, ne de diplomasiyle, ne de insanlıkla bağdaşmadığını tüm muhataplarımıza dile getirdik.
Ülkemizin çağrısıyla Çarşamba günü İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olarak, aynı zamanda Arap Ligi Dönem Başkanı Ürdün birlikte İstanbul’umuzda İslam ülkelerinin liderlerini, hükümet başkanlarını, yetkililerini inşallah olağanüstü bir zirvede biraraya getiriyoruz. Burada belirleyeceğimiz yol haritasıyla bu kararın hayata geçirilmesinin hiç de öyle kolay olmayacağını göstereceğiz. Kaldı ki, Trump’ın açıklaması bizim için zaten bir yok hükmündedir, bunun bir kıymeti harbiyesi yoktur. Orayı başkent olarak ilan etmeniz, büyükelçilik binanızı oraya taşımanızın bizim nezdimizde bir kıymeti harbiyesi yoktur, yok hükmündedir. Biz beklerdik ki, büyük ülkelerin liderleri çatışmayı değil, barışmayı, barıştırmayı sağlasınlar. İşte şecaat arz ederken sirkatin ortaya koydular, olay bu kadar basittir.
Yarın akşam ülkemizi ziyaret edecek olan Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’le de hem bu meseleyi, hem de Suriye meselesini etraflıca değerlendireceğiz. Bu gayretlerimizin Filistinli kardeşlerimiz başta olmak üzere tüm İslam alemi için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Buradan günlük siyasetteki farklılıklarını bir yana bırakarak tek vücut olarak Kudüs’e sahip çıkan tüm vatandaşlarıma özellikle teşekkür etmek istiyorum. Her zaman ifade ettiğim gibi, böyle bir milletin evladı olmaktan da iftihar duyuyorum.
Değerli kardeşlerim; şu anda 1947’den günümüze bu işgal devleti İsrail neler yapmış, şimdi sizlere perdede bunları gösteriyorum.
1947’de Filistin neydi görüyorsunuz değil mi? Bakın, 1947’de Filistin ne ve bu topraklar oradan nereye geldi.
Geliyoruz 1947’de Birleşmiş Milletler’in paylaşım planına. Birleşmiş Milletler bir paylaşım planı yapıyor, kurt-kuzu meselesi, aynen işte kuzu Filistin, kurt İsrail ve neredeyse yarıdan fazlası İsrail’e veriliyor.
Geliyoruz 49-67 arasına, oraya bakıyoruz ki Filistin küçülmeye başladı ve işte 1967’de Filistin’in geldiği nokta değerli kardeşlerim, şu yeşil olan yer, İsrail iyice büyüdü.
Ve geliyoruz bugüne, mevcut durum, güncel durum, bakınız… Şu anda bakınız İsrail ne oldu bugün ve Filistin ne oldu. Ya bu Filistin mazlum, mağdur, İsrail tam bir işgal devleti. Dünyanın Birleşmiş Milletler başta olmak üzere almış olduğu bunlar hakkındaki hiçbir kararı bugüne kadar bu İsrail tanımamıştır, tanımaz. Şimdi de bakın Amerika ve İsrail 1980 Birleşmiş Milletler kararı 478 sayılı karar ve Amerika’yla İsrail’in dışında buna bunların dışında uyan yok, ama adam tanımıyor.
Şimdi de bakın şu tabloyu görüyorsunuz, şu hainliği görüyor musunuz, bu İsrail terör devletidir terör. Ve 14 yaşındaki çocuğu gözleri bağlı olarak bu teröristler bakın ne halde sürüklüyorlar. Ondan sonra görüştüğümüz bazı İsrailliler, ya böyle demeseydiniz be. Ne diyecektik ya, ne diyecektik, ne yapacağız? Ya elimizle müdahale edeceğiz, olmuyorsa dilimizle müdahale edeceğiz, o da olmuyorsa kalbimizden buğzedeceğiz, bu da imanın en zayıf derecesidir, lanetullahi aleyh.
Değerli kardeşlerim; buradan bir kez daha herkese şu çağrıyı yapmak istiyorum: Kudüs Müslümanların harim-i ismetidir, Kudüs İstanbul’un kardeşi, Konya’nın, Sivas’ın, Diyarbakır’ın dostudur, kardeşidir. Kudüs bizim gözümüz nurudur. Kudüs’ü çocuk katili bir ülkenin insafına terk etmeyeceğiz. Kudüs’ü işgal ve yağmadan başka hiçbir değeri olmayan bir devletin vicdanına da bırakmayacağız, hukuk ve demokrasi içerisinde mücadelemizi kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.
Peygamber Efendimiz ne buyuruyor: Men sabera zafere, kim ki sabreder zafer onundur. Biz de sabırla çalışacak, mücadele edecek, Allah’ın izniyle zafere ulaşacağız.
Biraz sonra gerçekleştireceğimiz toplu açılış töreninde Kudüs konusundaki görüşlerimi çok daha ayrıntılı olarak milletimle paylaşacağım.
Sizlere Kudüs şairi Nuri Pakdil’in o güzel şiiriyle veda etmek istiyorum, dinliyor musunuz? Gençler, Nuri Ağabeyi iyi okuyun ha.
“Tur Dağını yaşa ki bilesin nerde Kudüs,
Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum.
Ayarlanmadan Kudüs’e boşuna vakit geçirirsin,
Buz tutar, gözün görmez olur.
Gel anne ol, çünkü anne, bir çocuktan bir Kudüs yapar.
Adam baba olunca, içinde bir Kudüs canlanır.
Yürü kardeşim, ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin.”
Evet, her birinize Kudüs gücüyle yürüyeceğiniz günler diliyorum.
Bu düşüncelerle sözlerine son verirken, kongremizde yeni görev alacak arkadaşlarımıza Rabbimden başarılar diliyorum. Bu yarışta bayrağı devredecek kardeşlerime bugüne kadarki hizmetleri için gönülden teşekkür ediyorum.
Rabbim yar ve yardımcımız olsun, Mevla’m yolumuzu, bahtımızı açık etsin. Allah’a emanet olun, kalın sağlıcakla.