Cumhurbaskani Erdogan’in Sivas Toplu Açilis Töreni’nde yaptigi konusmasinin tam metni
… bugün bir kez daha sizlerle birarada olmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Bu vesileyle, Sivas’ın yiğit evladı Muhsin Yazıcıoğlu kardeşimi bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Muhsin Yazıcıoğlu kardeşimle beraber terörle mücadelede, sınır ötesi operasyonlarda ve 15 Temmuz darbe girişiminde şehit olan tüm Sivaslı yiğitlere Allah’tan rahmet diliyorum.
Evet, yiğitlik Sivaslının mayasında vardır. Sivaslı bir şairimizin dediği gibi:
“İçini sevda yakmış, dışını ayaz…”
Ben zannettim ki, ismet Bey şiir okuyacak, ama okumadı, onun için okumam lazım.
“Baş eğmez haksızlığa, delidir biraz.
Dudağında bir türkü, elinde bir saz,
Onun adına bizde Yiğido derler.
Aç kalsa da etmez kullara eyvallah,
Yiğitliği soyundadır evvel Allah.
Akşamdan dediği değişmez bir sabah,
Onun adına bizde Yiğido derler.”
Evet, Sivas’ın tüm ilçelerindeki, mahallelerindeki Yiğidolara buradan selam ediyorum.
Bizim Sivas’la muhabbetimiz, sevgimiz, gönül bağımız bambaşkadır. Nitekim Sivas 16 Nisan halkoylamasında yüzde 71’in üzerindeki evet oyuyla bize olan güvenini ve ülkesinin geleceğine sahip çıktığını dünya alem herkese ilan etti. Bu desteğiniz için de her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.
Ne diyor o güzel Sivas türküsünde:
“Siyah saçım dolam dolam…” Biliyor musunuz bunu? “Evet.” Söyleyin bakayım ya.
“Siyah saçım dolam dolam,
Boynunda kurbanın olam,
Eğer baka yar seversen,
Bu ellerde nasıl duram?”
Evet, biz Sivas’la birbirimizi öyle sevdik ki aramıza kimseyi sokmayız. Rabbim muhabbetimizi daim kılsın.
Kardeşlerim; bugün Sivas’ta önce işte şu muhteşem salonda AK Parti İl Teşkilatımızın Olağan 6. Kongresini yaptık, şimdi de toplu açılış törenini bu muhteşem kalabalıkla birlikte gerçekleştiriyoruz.
Yatırım bedeli 821 milyon lira olan 53 eser ve hizmetin resmi açılışını biraz sonra yapacağız.
Eğitimde 92 dersliği, 2 adet 400 öğrenci kapasiteli pansiyonu, üniversitemizin kütüphane ve mimarlık fakültesi binalarını, Kredi Yurtlar Kurumumuzun merkezdeki 3 bin kişilik ve Şarkışla’daki 400 kişilik yurtlarını buradan resmen hizmete açıyoruz.
Diyanet İşleri Başkanlığımızın Kadı Burhanettin Kur’an Kursu ve hizmet içi eğitim merkezinin resmi açılışlarını da bugün gerçekleştiriyoruz.
Şimdi sporda 25 bin seyirci kapasiteli stadyumumuz gerçi 1,5 yıl önce açıldı. Dedik ki, beklemeyin siz resmi açılışı, başlayın ve o gün-bugün stadyumda müsabakalar yapılıyor. Bugün ise biz sadece resmi açılışını yapmış oluyoruz, hayırlı olsun. Biraz sonra da Sivasspor-Başakşehir maçı var. Şimdi ne diyeyim, yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal. Başakşehir’in Kurucu Başkanıyım, Sivas da canım ciğerim. Herhalde şunu desek iyi olur: İyi oynayan kazansın, anlaştık mı? “Evet.” Yetişebilirsem şöyle bir de uğrayacağım, yoksa böyle bu tür yurt içi müsabakalara girmiyorum, ama şöyle bir uğrayıp şöyle biraz seyredip ondan sonra yola devam.
Stadyumumuz ile biraz önce şu il kongresini yaptığımız muhteşem salonlardan bir tanesi 6 bin kişilik. Bu kapalı spor salonumuzu da bugün resmen hizmete açıldı, ilk defa bir kullanım. Ve 118 milyon liralık bu yatırıma çok iyi sahip çıkmalısınız. Sivasspor’un iddia sahibi olması en büyük arzumuzdur.
Sivas’ın pehlivanı da çok, Ahmet Ayık, Hamza Yerlikaya, Taha Akgül gibi bayrağımızı dünyada gururla dalgalandıran, İstiklal Marşımızla salonları inleten Sivaslı güreşçilerimize teşekkür ediyoruz.
Açılışını gerçekleştirdiğimiz spor salonunda yapılacak ulusal ve uluslararası düzeydeki yarışmalardan da madalya haberleri bekliyoruz.
Ve şimdi bu kapalı spor salonumuzun adını da buradan ilan ediyorum, gururumuz, kim olabilir? “Taha Akgül.” Referandumu yaptık, kamuoyu yoklamasından çıkan şu: Kapalı spor salonumuzun adı Taha Akgül, tamam, anlaştık? Şöyle bir elleri göreyim ya, elleri göreyim. Maşallah, oybirliğiyle iş bitti.
Taha, gel bakalım. Hadi şimdi bir de Taha’nın kolunu ben kaldırayım. Gerçi son şampiyonada böyle bir ufak kaza oldu, ama inşallah onu gidereceğiz, yine bundan sonra olimpiyat, dünya devam, tamam.
Hayırlı olsun.
Açılış listemize TOKİ tarafından inşası tamamlanan 512 konutla devam ediyoruz. Bu konutların hak sahiplerine hayırlı olmasını diliyorum.
İl Özel İdaremiz 108 milyon liralık bir yatırımla köylerimize asfalt yol, kilitli parke, içme suyu, tarım sulaması ve spor tesisleri inşa etti, bunların açılışını da buradan yapıyoruz.
Orman Su İşleri Bakanlığımızın Şuşehri’nde yaptığı tabiat parkıyla merkezde kurduğu orman fidanlığı ve meteoroloji radarının resmi açılışları da gerçekleştiriyoruz.
Ayrıca, diğer kurumlarımız tarafından yapılan çok sayıda yatırım var, onları da resmen hizmete açıyoruz.
Kardeşlerim; belediyelerimizin birçok hizmetleri var, Sivas Belediyemizin şehrin trafik sorununun çözümüne önemli katkı sağlayacak olan Mevlana Tünelinin birinci kısmında ışığı gördük, dolayısıyla tünelin tümüyle tamamlanıp hizmete girmesine az kaldı. İnşallah önümüzdeki yıl bu tüneli Sivaslıların hizmetine sunuyoruz, şimdiden hayırlı olsun.
Sivas Belediyemizin Paşabahçe Mesire Alanı 5. Etap düzenlemesi, Yukarı Tekke kavşağı altgeçidi, Gazi Lisesi kavşağı altgeçidi ve makine ikmal tesislerinin resmi açılışlarını da buradan yapıyoruz.
İmranlı Belediyemizin altyapı işlerini, içme suyu ve depo tesisiyle çok amaçlı spor salonunu da buradan hizmete açıyoruz.
Kangal, Koyulhisar, Ulaş Belediyemizin yatırımları var, bunların resmi açılışlarını da buradan gerçekleştiriyoruz.
Diğer taraftan, 33 milyon liralık bir yatırım olan Sivas iş geliştirme merkezinin de resmi açılışını bugün buradan yapıyoruz.
Tüm bu eser ve hizmetlerin Sivas’a, Sivaslılara ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.
Bu yatırımların şehrimize kazandırılmasında emeği geçen bakanlıklarımızı, kurumlarımızı, belediyelerimiz, yüklenici firmalarımızı özellikle huzurlarınızda mimarı, mühendisi, işçileriyle tebrik ediyorum.
Böylece geçtiğimiz 15 yılda Sivas’a yaptığımız yatırımların toplam bedeli ne biliyor musunuz? Değerli kardeşlerim, 20 katrilyon.
Ankara-Sivas yüksek hızlı demir yolu projesinde teknik sebeplerle biraz gecikmemiz var, ama aşacağız. Projeyi adım adım takip ediyorum, bu projede daha fazla gecikmeye yol açanlardan bunun hesabını da bizzat kendim soracağım. Tabi bu tren hattı Sivas’ta kesilmeyecek, buradan inşallah Erzincan, Erzurum ve Kars’a uzanacak, oradan ta Pekin’e demir İpek Yolu hattına bağlanacak.
Geçtiğimiz günlerde biliyorsunuz Kars-Tiflis-Bakü demir yolunu açtık, Sivas-Erzincan bölümünün inşası sürüyor, inşallah adım adım bu projeyi de hayata geçireceğiz.
Değerli kardeşlerim, bir de Malatya istikametine bir hat var, ayrıca Samsun’dan Sivas’a gelen hattı da modernize ediyoruz, böylece Sivas’ı tüm demir yolu ağlarının merkezine yerleştiriyoruz. Ülkemizin yük vagonlarının üretim merkezi olan Sivas’a bu yakışır.
TÜDEMSAŞ’ı ülkemizin ihtiyaçları yanında ihracata yönelik olarak da güçlendiriyoruz. Ülkemizi dünyanın, Sivas’ı da ülkemizin en büyük ekonomileri arasına sokmakta kararlıyız. Bizim kimseden bir eksiğimiz yok, tam tersine her alanda ziyadesiyle alanlarımız var. Bunları değerlendirebilmemiz anacak nereye bağlı? Bir olmamıza, iri olmamıza, diri olmamıza, kardeş olmamıza, hep birlikte Türkiye olmamıza bağlı. Sivas’ın tarihi misyonuna uygun şekilde bu büyük birlikteliğin lokomotifi olacağına inanıyorum, sizler de inanıyor musunuz? “Evet.” Mesele yok. Öyleyse hep beraber Türkiye’nin bu gücünü Rabia’mızla şöyle bir ifade edelim. Maşallah, tuttu tuttu.
Kardeşlerim; hep birlikte, tek millet… Tek bayrak… Tek vatan… Tek devlet…
Bizi bölmeyecekler, ezanlarımızı susturamayacaklar, vatanımızı parçalayamayacaklar. Onun için inşallah Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Abhaza’sıyla, Boşnak’ıyla biz tek milletiz.
Bayrağımız şehidimizin kanından rengini alıyor, hilal bağımsızlığımızın ifadesi, yıldız şehitlerimizin ta kendisi.
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. 780 bin kilometrekareyle tek vatan, vatanımızı parçalayamazlar. O hani birileri var ya paralel yapıymış, şu yapıymış, bu yapıymış, yok PKK’ymış, yok şuymuş, yok buymuş, ne olursanız olun, Cudi’de, Gabar’da, Kandil’de, Beslerderesi’nde, tüm terör odaklarının olduğu yerlerde, ne dedik? İnlerine gireceğiz. Girdik mi? Girdik evelallah.
Ve değerli kardeşlerim; şu anda Silahlı Kuvvetlerimiz, polisimiz, jandarmamız, güvenlik korucularımız hep birlikte en ücra köşeye kadar onlar kaçıyor biz kovalıyoruz, bitine kadar kovalayacağız. Halkımızın huzurunu yok edemeyecekler, bu milletin refahını yok edemeyecekler, onun için de yeter ki biz birbirimize inanalım. Ve birbirimizi niçin seviyoruz, makam için mi? "Hayır." Para için mi? "Hayır." Biz birbirimizi Yaratan’dan ötürü seviyoruz.
Ve tek devlet, bizim Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka devletimiz yok, orada bütünleştik, orada toplandık, mesele budur.
Şimdi Türkiye olarak bir yandan kalkınma, büyüme, güçlenme gayretlerimizi sürdürürken, diğer yandan da bölgemizde yaşananları görüyorsunuz. Suriye ve Irak’ta olanlar terör bahanesiyle sergilenen vandallığı, yıkımı, şiddeti, dökülen kanları asla unutmadık, unutmayacağız. Buralarda uygulamaya konan senaryoları Fırat Kalkanı Harekatında olduğu gibi evvel Allah ezip geçeceğiz, inşallah daha fazlasını da yapacak, kendimizle birlikte tüm kardeşlerimiz için güvenli, huzurlu, müreffeh bir gelecek inşa edeceğiz.
Tabi bütün bu mücadeleyi verirken şimdi önümüze bir şey çıktı, nedir o? Kudüs. Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir, Kudüs üzerindeki oyunlara asla müsaade etmeyeceğiz. Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma ve büyükelçiliğini taşıma kararı işte bunun son örneğidir. İslam dünyasının Kudüs konusundaki hassasiyeti bilindiği halde, alınan bu karar bölgede zaten sürekli örselenen barışa, huzura, güvenliğe yönelik bir kışkırtmadır.
Kardeşlerim; 1980 yılında 478 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı ve altında Amerika’nın da imzası olan belgeye göre, İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etme kararı geçersizdir. Ey Trump, sen 1980’de 478 sayılı bu kararı tek başına nasıl yok farz ediyorsun ya, senin böyle bir yetkin var mı? Sen kendin tek başına bir emlak mı alıp satıyorsun? Büyük bir devlete yakışan nedir? Barışı sağlamaktır, çatışmasızlıktır, karmaşa çıkarmak değildir. Bu kadar bu bölgedeki hassasiyetler bilindiği halde, nasıl oluyor da böyle bir şeyi yapıyorsun? Buna yetkin yok.
Ve 1947’den itibaren zaten Filistin hep işgale uğramıştır, İsrail bir işgalci devlettir, İsrail bir terör devletidir. Ey Trump, senin düştüğün bu yanlışa biz düşemeyiz. Biz beklerdik ki, bu konuda böyle bir düşüncen varsa bu bizimle önce paylaş. Şu anda Tayyip Erdoğan Türkiye İslam İşbirliği Teşkilatının Dönem Başkanıdır, bizimle bunu paylaşman gerekirdi ve hiç paylaşmadan böyle bir adım atamazsın. Kaldı ki, ben günlerdir hem İslam dünyasını, hem Hristiyan dünyasının ileri gelenlerini tek tek telefonla aradım. Şimdi Çarşamba günü inşallah İstanbul’da böyle bir zirve yapıyoruz, buradan inşallah bir sonuç bildirgesi açıklayacağız ve ondan sonra da etkinliklerimizi devam ettireceğiz. Yani Trump ben yaptım oldu demesiyle olmuyor. İstediğin kadar sen oraya büyükelçiliğini taşı, istediğin kadar İsrail orayı başkent ilan etsin, ne olur biliyor musunuz? Sadece İsrail yaptıklarıyla kalır, Amerika da aldığı bu adaletsizce kararıyla baş başa kalır, çünkü bu hukuk tanımaz bir adımdır. Hukuk tanımaz bir adımı bizim kabul etmemiz mümkün değil, çünkü Kudüs ve Filistin meselesi yeni değildir. İsrail yönetimi Müslümanların Kudüs’teki varlığını sınırlandırmaya ve hatta sonlandırmaya yönelik kötü niyetini bölgeyi işgal ettiği 1947’den beri her fırsatta gösteriyor.
Kudüs’te şehirdeki genel baskıların yanında, özellikle Mescid-i Aksa’nın ve Kubbet-üs Sahra’nın içinde bulunduğu Harem bölgesine yönelik tacizlerin ve saldırıların ardı, arkası kesilmiyor. Müslümanların Harem’e girişlerini engellemek için İsrail güvenlik güçleri yıllardır akla, hayale gelmeyecek yollara başvuruyor. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar dahil tüm Filistinlileri baskıya, kendi topraklarından kaçırmaya yönelik bir politika bilinçli olarak ve insafsızca yürütülüyor.
Ey Trump, ey Netanyahu; siz bunları yapsanız da biz sizin düştüğünüz bu acze, bu duruma düşmeyeceğiz, biz çünkü daha vakur, daha onurluyuz. Benim ceddim İspanya’dan Yahudiler sürüldüğü zaman dünya onlara kapısını kaparken, benim ceddim kapısını açtı ve onları burada ağırladı. Nereden sürülürlerse sürülsünler mazlumların el aman dediği anda kapısı neresi oldu? Türkiye oldu, biz böyle bir milletiz, böyle bir ecdada sahibiz. Eğer bizden buna seyirci kalmamız bekleniyorsa, hiç kimse kusura bakmasın, biz böyle bir ayıbı sırtımızda taşımayız.
Bakın, sinagoglarda biz hiçbir zaman orada böyle oluyor diye kalkıp da ülkemizde de karşıtı olsun istemedik ve istemeyiz. Tüm güvenlik güçlerimize, aman ha dikkatli olun, hep bunu deriz. Niye? Çünkü biz inancımıza güveniyoruz, onun için inanç hürriyetinden korkmayız. Biz düşüncemize güveniyoruz, onun için düşünce hürriyetinden de korkmayız, çünkü biz haklıyız, onun için de güçlüyüz. Ama Amerika herhalde pazularına güveniyor, benim pazum var, onun için güçlüyüm. Hayır, değilsin, çünkü haksızsın.
Ve şunu unutmayın: Kudüs bizim ilk kıblemizdir, çünkü Kudüs Peygamber’imizin Miraç’a çıktığı kutsal mekandır, çünkü Kudüs Hazreti Ömer Radıyallahu Anh’ın ümmete emanetidir, çünkü Kudüs ecdadımız Yavuz Sultan Selim’in bize emanetidir. Asırlarca Müslümanların gözbebeği olan bu mübarek beldeye sırtımızı dönmemiz, kendimizi inkar etmemiz demektir. Biz Sultan Abdülhamid’i inkar edebilir miyiz? "Hayır." Onların hiçbir bedel kabul etmeksizin sahiplendikleri bu toprakları biz yok fark edebilir miyiz? "Hayır." Türk milleti aslını inkar eden haramzade olmamıştır, asla olmayacaktır.
Kardeşlerim; şimdi sizlere 1972 yılında Mescid-i Aksa’yı ziyaret eden merhum tarihçi yazar, gazeteci İlham Bardakçı’nın bir hatırasını nakletmek istiyorum. Belki bu hatıra Kudüs’ü niçin sonuna kadar savunmamız gerektiğini anlamayanlara ibret olur.
Mescid-i Aksa’nın avlusunda üzerinde artık lime lime olmuş Osmanlı askeri kaputuyla boyu 2 metreye yakın bir kişi adeta abide misali durmaktadır. Selamlaşmadan sonra, bu kişi kendini şöyle tanıtır: 20. Kolordu 36. Tabur 8. Bölük 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan. Evet, bu kahraman Osmanlı’nın bu mukaddes şehir İngiliz toplarıyla tahrip edilmesin diye Kudüs’ten çekilmek zorunda kaldığı 9 Aralık 1917 tarihinden beri oradadır, kendisi şehirden en son ayrılan birliğin geride bıraktığı nöbetçi onbaşı. Aradan geçen yarım asra aşkın zamana rağmen Iğdırlı bu kahraman görev yerini terk etmemiş, ne olmuş biliyor musunuz? Orada beklemiştir. Bu yiğit komutanın bir sözü üzerine yarım asır orada nöbet beklemişken, biz koskoca Türk milleti olarak Allah’ın emrine, Peygamber Aleyhissalatu Vesselamın hatırasına, ecdadın emaretine nasıl sırtımızı dönüp Kudüs’ten bize ne diyebiliriz?
Burası aynı zamanda Hıristiyan dünyasının da kutsal bir mekanı. Onun için ben Sayın Papa Hazretlerini de aradım, onunla da konuştum, baktım ki o da aynı şeyleri bizimle düşünüyor ve o da mesajların bu şekilde dünyaya açıkladı, yayınlıyor.
Bugün Kudüs’e gittiğinizde bazı kapıların üzerindeki yazıların bulunduğu bölümlerde kurşun deliklerinin izlerini hala görebilirsiniz. Bunlar Osmanlı zarar görmesin diye şehri teslim ettiği halde, sırf içlerindeki kini, husumeti, öfkeyi bastıramadıkları için oraları kurşunlayan işgalcilerin izleridir. Eğer Kudüs’ü sıradan bir şehir sananlar varsa çok yanılıyor. Kudüs diğer pek çok vasfının yanı sıra bir semboldür, hem de öyle bir sembol ki dostu düşman, düşmanı dost yapar.
Bakınız, bu noktada size bir de İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif’in hatırasını nakledeyim.
Tam bir asır önce Mehmet Akif Avusturya’nın Başkenti Viyana’dadır. O günlerde Almanya ve Avusturya’yla Osmanlı aynı ittifakın içinde pek çok cephede birlikte savaşmaktadır. Bu ülkelerin karşısına da içlerinde İngilizlerin yer aldığı ihtilaf devletleri vardır. Mehmet Akif son Osmanlı askerinin Kudüs’ten çekildiği 9 Aralık’tan birkaç gün sonra Viyana sokaklarında gezerken bir anda şehirdeki tüm çanların çalmaya başladığını duyar, belli ki ortada fevkalade bir durum vardır. Hemen yoldan geçen bir Viyanalının kolunu tutar ve çanların çalma sebebini sorar. Çok ilginçtir, aldığı cevap ibretliktir, İngiliz generali bugün Kudüs’e girdi, onu kutluyoruz der. Bu İngiliz Generalinin Yafa Kapısından Kudüs’e girerken Haçlı savaşları nihayet sona erdi dediği de rivayet edilir.
Kardeşlerim; Kudüs işte böylesine önemli, böylesine hayati bir semboldür. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh Kudüs’ü fethettikten sonra sırf Hıristiyanlara olan saygısından dolayı namazını oradaki din adamlarının teklifine rağmen Kıyamet Kilisesinde değil, avlusunda, yani bugünkü Hazreti Ömer Camii’nin bulunduğu yerde kılmıştır, şu inceliğe bak, şu hassasiyete bak. Selahattin Eyyubi asırlar süren işgalin ardından Kudüs’ü yeniden Müslümanlara kazandırdığında tahrip edilen Mescid-i Aksa’yı yıkıntılardan bizzat temizlemiştir. Yavuz Sultan Selim burayı ziyaret ettiğinde manevi önemine hürmeten şehrin Kudüs olan ismini Kudüs’ü şerif olarak değiştirmiştir. Kudüs’ün bugünkü tarihi bölümünü surlarıyla, çarşılarıyla, çeşmeleriyle Kanuni Sultan Süleyman Han inşa ettirmiştir. Sultan Murat şehirde edebe aykırı davranışlarda bulunulmasını yasaklayan bir ferman yasaklamıştır. Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülmecid’in de Kudüs’e çok önemli hizmetleri olmuştur. Kudüs asırlarca Müslümanlar tarafından yönetilmesine rağmen hiçbir zaman diğer dinlerin mensuplarına kapatılmamış, herkesin ibadetini özgürce yerine getirmesi sağlanmıştır. Hatta Kudüs’teki farklı mezheplere bağlı Hıristiyanlar aralarında anlaşamadıkları için şehirdeki en önemli kilisenin anahtarı asırlardır Müslüman aileler tarafından muhafaza edilmektedir. Bir bizim ecdadımızın Kudüs’ü nasıl yönettiğine bakın, bir de bugünkü zorbaların Kudüs’te ne yaptığına bakın.
Kudüs’e asırlarca barış ve huzur şehri olarak yaşatanlarla, daha dün geldikleri Kudüs’te kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler dahil tüm Müslümanlara zulmedenlerin farkı nedir biliyor musunuz? İşte bu aradaki fark bizim medeniyetimizin adeta bir özetidir.
İşte dün 14 yaşında bir çocuğu gözlerini kapayarak 20’ye yakın, evet, İsrailli alçak, terörist ne hale getirmişler. Bu ne vicdansızlıktır, bu ne kahpeliktir. 14 yaşında bir çocuk ve 20’ye yakın adeta terör estiren polis veya asker. Maalesef Müslüman sıfatı taşıyıp da safları gayet açık olan bu mücadelede hala zalimlerin yanında yer alanların olması bizi çok üzüyor, ama su-i misal emsal olmaz, kötü örnek asla örnek olamaz. Biz doğrunun, iyinin, güzelin, Hakk’ın rızasına uygun olanın peşinde koşacağız. Bu mücadeleyi de zafere ulaşana kadar sürdüreceğiz, men sabera zafera, sabreden kimse zafere ulaşacaktır unutmayın.
Kudüs’ün ilk fatihi Hazreti Ömer bizimdir, Kudüs’ü Haçlıların barbarlığından kurtaran Selahaddin Eyyubi de bizimdir. Kudüs’ü 3 kıta 7 iklim devleti Osmanlı’ya katan Yavuz Sultan Selim Han da bizimdir. Kudüs’teki son nöbetçimiz Iğdırlı Hasan Onbaşı da bizimdir. Kudüs’ü içinde yaşadığı zulüm düzeninden kurtaracak olan Allah’ın izniyle yine biz olacağız.
Kardeşlerim; evet Aşık Veysel ne güzel söylemiş:
“Uzun ince bir yoldayım,
Gidiyorum gündüz, gece.
Bilmiyorum ne haldeyim,
Gidiyorum gündüz, gece.
Şaşar Veysel iş bu hale,
Kah ağlaya, kah güle.
Yetişmek için menzile,
Gidiyorum gündüz, gece.”
Gündüz-gece yürümeye var mıyız? “Evet.” Gitmeye var mıyız? “Evet.” Bizler de kah ağlayarak, kah gülerek, bize biçilen menzile yetişmek için gece-gündüz gidiyoruz, gideceğiz. Önemli olan, bizim için uzun ama, dünya tarihine göre adeta deryada bir damla mesafesinde olan bu yolculuğu nasıl yaptığımızdır. Şahıs olarak, şehir olarak, ülke olarak, millet olarak ümmet olarak, cümle insanlık olarak yaptığımız her güzel iş bizimle beraber ilanihaye kalacaktır. Buna karşılık yapılan zulümler, çektirilen acılar, sergilenen haksızlıklar da aynı şekilde sonsuza kadar faillerinin yakasını bırakmayacaktır.
Rabbimizden bizleri doğru yolda olan kullarından eylemesini, gafletten, ihanetten, tembellikten muhafaza buyurmasını diliyoruz.
Kudüs’ün yüzü elbette bir gün gülecektir. Bu kurtuluşta ne kadar çok payımız varsa, o kadar çok bahtiyar oluruz. Önce biz kendimizi her bakımdan güçlü, kuvvetli hale getireceğiz ki, mazlumların kurtuluşuna da öncülük edebilelim, bunun için hep birlikte gece-gündüz çalışmamız gerekiyor.
Şimdi sesleniyorum, ana kademe, kapı-kapı dolaşmaya var mıyız? “Evet.” Hanım kardeşlerim, kapı-kapı dolaşmaya var mıyız? “Evet.” Gençler, kapı-kapı dolaşmaya var mıyız? “Evet.” Bu imtihan Allah’ın izniyle aşılacak ve 2019’da başkanlık sistemine geçmeye var mıyız? “Evet.” Rabbim yar ve yardımcımız olsun.
Bu duygularla bir kez daha açılışını yaptığımız 820 milyon lira yatırım bedeli olan 53 eser ve hizmetin Sivas’ımıza, Sivaslılara hayırlı olmasını diliyorum.
Teşekkür ediyorum, kalın sağlıcakla.